toprak co*rafyası

Report
TOPRAK COĞRAFYASI
Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ
Toprağın Tanımı
• Toprak, kayaların ve organik maddelerin, iklim,
organizmalar ve topografyanın çok uzun süreli
etkileri altında, çeşitli derecelerdeki fiziksel
parçalanma, kimyasal ve biyolojik ayrışma
ürünlerinden meydana gelen, içinde geniş bir
canlılar topluluğu barındıran, bitkilere durak
yeri ve besin kaynağı görevi yapan, belli
oranda su ve hava içeren, farklı özellikte
katmanlardan kurulu, aktif, dinamik, üç
boyutlu doğal bir maddedir.
Toprak Fazları
• Toprak esas itibariyle 4 farklı yapı
maddesinden meydana gelmiştir.
• Daha çok inorganik ve az miktarda da organik
maddelerden ibaret katı kısım genel toprak
hacminin yaklaşık yarısını oluşturur.
• Katı Faz: % 50
1- İnorganik maddeler: % 45
2- Organik Maddeler: % 5
• Geriye kalan kısım ise, birbirlerine karşı
değişen oranlarda su ve hava içeren gözenek
boşluklarıdır.
• Gözenek Boşlukları: % 50
3- Sıvı faz: % 25 (Sıvı faz)
4- Hava fazı: % 25 (Gaz faz)
• Şu halde doğal kompozisyonu içerisindeki bir
toprak kütlesi katı, sıvı ve gaz kısımlarından
ibaret bir karışım olup, üç fazlı bir sistem
niteliği taşır.
• Toprağı oluşturan bu kısımların oranı oldukça
büyük değişiklikler gösterir.
• Özellikle su ve hava oranları sürekli olarak
değişir.
• Toprağın genel kompozisyonu tekstür (bünye),
strüktür, organik madde miktarı, bitki örtüsü,
mevsimler, derinlik, toprak işleme durumu ve
şekline göre büyük ölçüde değişiklik gösterir.
• Bu etkenlere bağlı olarak toprakta en fazla
değişikliğe uğrayan unsur toprağın porozitesi,
yani gözenek miktarı ve tipidir.
Tekstür (Bünye)
• Toprağın katı fazını kil, mil, silt ve kum
boyutundaki malzemeler teşkil eder. Bu çeşitli
boyuttaki malzemelerin toprak kitlesi içindeki
nispi miktarları ve bunların birbirlerine göre
olan oranları, toprağın tekstürünü ifade eder.
• Başka bir ifade ile toprak kütlesindeki
parçacıkların nispi durumunu gösteren tekstür,
toprağı oluşturan katı maddelerin inceliğini ve
kabalığını gösterir.
Strüktür (Yapı)
• Toprak tekstürü, toprakta bulunan
parçacıkların boyutunu verir; strüktür ise
toprak parçacıklarının bir araya gelerek
oluşturduğu sıralanma ve bunların duruş
şekillerini ifade eder.
• Dolayısıyla strüktür, kum, mil ve kilden ibaret
toprak parçacıklarının birleşme (agregasyon)
özelliklerini veya bunların küme, demet halini
alma biçimlerini içerir.
• Toprak strüktürü granüler (taneli) tip ile
blokumsu tip arasında değişir.
• Taneli, kırıntılı, levhamsı, blokumsu, Yarı köşeli
bloklu, prizmamsı, sütunumsu strüktür tipleri
vardır.
• Toprak strüktürü, topraktaki boşlukların
şekillenmesi açısından son derece önemli
olup, toprakta su ve havanın dolaşımını tayin
eder.
Katı faz
• Katı faz kaya, kum, mil, silt gibi değişik mineral
parçacıklar olup kimyasal bileşim bakımından
da farklılık gösterir.
• Katı fazın diğer bir kısmını da ana materyalden
ileri gelen tuzlar oluşturur.
Sıvı Faz
• Toprağın sıvı fazı toprak suyudur.
• Sıvı faz, katı fazın tanecikler arasında yer alan
hava dolu gözenek boşluklarını, toprağın nem
içeriğine göre kısmen veya tamamen doldurur.
• Gözenek hacmi tamamen su ile doymuş olan
topraklara sature topraklar adı verilir. Bu
topraklar hava içermezler.
• Topraktaki canlı yaşamı için su mutlak surette
gereklidir.
Gaz Fazı
• Toprağın gaz fazı toprak havasıdır.
• Topraktaki gözeneklerin su tarafından işgal
edilmemiş kısmını oluşturur.
• Toprak havası atmosferik havadan biraz
farklıdır. Daha fazla CO₂ ve nem, daha az O₂
içermektedir.
• Toprak havası da canlı yaşamı için mutlak
gereklidir.
Toprak Ana Materyali
• Üzerinde toprağın oluştuğu gevşemiş kaya
veya az çok jeolojik ayrışmaya uğramış tortul
ya da birikmiş organik materyalden ibarettir.
• Ana kaya ise toprak ana materyalini meydana
getiren kaya olarak tanımlanabilir.
• Doğada topraklar her zaman yerinde
parçalanmaya uğramış kayalar üzerinde
oluşmazlar.
• Dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılarak taşınır ve
belli yerlerde biriktirilir. Bu şekilde birikmiş
materyal üzerinde de toprak oluşabilir. Bu
durumda toprağı oluşturan madde taşınmış
materyalden ibarettir.
• Doğada toprak oluşumu şu sırayı izler.
• KAYA→AYRIŞMIŞ KAYA→HAM TOPRAK→
OLGUN TOPRAK
• Toprak ana materyali toprakların oluşumuna etki
yapan faktörlerden sadece biridir.
• İklim, topografya, organizma ve zaman faktörleri
ile birlikte düşünülmelidir.
• Bu faktörlerden biri veya birkaçı hakim etkiye
sahiptir. Bu nedenle aynı ana materyalden her
zaman aynı topraklar meydana gelmez.
• Dünyanın değişik yerlerinde benzer ana
materyalden çok farklı topraklar meydana
gelmektedir.
Toprak Ana Materyalinin
Sınıflandırılması
• Topraklar esas itibariyle iki çeşit materyalden
meydana gelmiştir.
• 1- Mineral ana materyal
(kayalar ve mineraller)
• 2- Organik ana materyal
1- Mineral Ana Materyal
• Mineral maddeler 2 gruba ayrılarak incelenebilir.
1- Yerli (rezüdiyal) materyal: Üzerinde toprak
oluşacak kadar uzun bir zaman süresince yerinde
kalmış, başka bir yere taşınmamış materyaldir.
2- Taşınmış (transported) materyal: Orijinal
yerlerinden su, rüzgar, buzul veya yerçekimi
kuvvetleri tarafından aşındırılarak başka bir yerde
biriktirilmiş materyaldir.
2- Organik Ana Materyal
• Bitki gelişmesinin fazla olduğu fakat su veya
düşük ısı derecesi sebebiyle ayrışmanın yavaş
bulunduğu yerlerde kısmen ayrışmış organik
madde birikmeye başlar.
• Daha çok Turba olarak adlandırılır
• Norveç, İsveç, İrlanda, İskoçya, Kuzey Almanya,
Rusya ve Hollanda’da gibi ülkelerde yaygın
olarak görülür.
• Bataklıklar, durgun sular ve taban suyunun yüzeye
çok yakın olduğu çayırlıklar organik maddenin
birikmesi bakımından uygun koşullar taşır.
• Su, bitkilerin hava ile temasını keser. Ayrışma
daha çok mantarlar, anaerobik bakteriler, algler
ve mikroskobik su canlıları tarafından yapılır.
• Bu ayrışma işlemi ilerlerse organik madde gerçek
organik toprak profiline döner ve turbalıklar
oluşur.
Toprağı Oluşturan Faktörler
•
•
•
•
•
1- Ana Materyal
2- Organizmalar (canlılar)
3- İklim
4- Topografya (relief)
5- Zaman
1- Ana Materyal
• Ana materyal, toprak oluşumunda birinci belki
de en önemli faktördür.
• Kayalar; sıcaklık değişiklikleri, donma-çözülme,
suların sürüklemesi, eritmesi, rüzgar ve
buzullar aracılığı ile parçalanırlar.
• Ayrışma başladıktan sonra meydana gelen
malzeme buzul, akarsu ve rüzgarlarla taşınarak
depolanır ya da bir kısmı taşınmadan olduğu
yerde kalarak ayrışmaya devam eder.
• Fiziksel ve kimyasal ayrışmanın ilk ürünü ana
materyal olup, bundan sonra toprak gövdesi
gelişir.
• Ufalanmış, küçük parçalara ayrılmış ana
materyal üzerine fiziksel ve özellikle kimyasal
olaylar daha fazla etkili olur.
• Böylece ana maddeyi oluşturan mineraller
kum, silt ve kil boyutundaki toprak
taneciklerine dönüşürler.
• Devamlı su ile doygun koşullar altında biriken
bitki artıkları ise organik topraklar için ana
materyaller oluştururlar.
2- Organizmalar (Canlılar)
• Toprak oluşumu ve gelişimi bitkilerin varlığı ile
başlar. Organik maddenin katılması ile C
horizonundan, A horizonu gelişerek toprak
profili belirginleşir.
• Bitki kökleri gevşek yapıdaki ufalanmış
materyal içine veya kayalar arasındaki boşluk
ve çatlaklara girerek oradan su ve besin
maddeleri alırlar.
• Kökler ana madde üzerinde hem fiziksel hem
de kimyasal olmak üzere iki türlü etki ederek
hava ve suyun girebileceği yolların açılmasına
yardım ederler.
• Bitki kökleri ve dökülen yaprakları, mikro
organizma veya küçük hayvanlar kendilerine
besin sağlamak amacıyla parçalamaya başlar.
Kimyasal süreçler de bunların daha fazla
ayrışmasını sağlar.
• Böylece yeni yetişen bitkilerin beslenmesine
hizmet eden mineral ve besin maddeleri serbest
hale geçer. Bu olay süreklidir ve miktarı çoğalan
organik maddeler mikroorganizma faaliyetinin de
artmasına sebep olur.
• Bunun sonucu kimyasal ve biyokimyasal işlemler
daha da hızlanır. Bütün bu olaylar yavaş yavaş
toprakların meydana gelmesini sağlar.
3- İklim
• İklim, toprak oluşu ve bitki örtüsünün
gelişmesiyle çok daha yakın ilişkisi olan aktif
bir faktördür. Belirli topraklar, belirli bitki
örtüsü ve iklim koşuları altında meydana
gelmektedir.
• Toprak oluşumunda iklimin etkisi özellikle
yağış miktarı ve bunun yıl içerisindeki
dağılışına bağlıdır.
• Toprağa girerek, horizonlar arasından geçen
suyun miktarı, topraktaki bazı bileşiklerin
taşınarak profili terk etmesine veya alt
katlarda birikmesine sebep olur.
• İç Anadolu Bölgesi, yıllık ortalama yağışın
artışına bağlı olarak toprak profilinin
gelişimindeki farklılıkları açıklamak
bakımından iyi bir örnektir.
• Karapınar-Tuz Gölü çevresi ülkemizin en az
yağış alan kesimidir (250-300). Yağışın çok az
olması toprakta kireç birikim seviyesinin
yüzeye yakın olmasına sebep olmaktadır.
• Göller Yöresi’nde yağışın artmasına bağlı
olarak (400-450mm) kireç birikim seviyesi
daha aşağılara inmektedir.
• Bu özellik toprak profili içerisinde hareket
eden su miktarı ile ilgilidir.
• Yağış ve sıcaklık topraktaki organik madde
miktarı, dolayısıyla mikroorganizma
faaliyetlerini de etkilemektedir.
• Bunun yanı sıra yağış ve sıcaklık kil
minerallerinin oluşumunu da etkilemektedir.
• Ülkemizin az yağış alan bölgelerinde fiziksel
ayrışma koşulları baskın olup, kimyasal ve
biyolojik olaylar önemli ölçüde sınırlanmıştır.
4- Topografya (Rölyef)
• Topografya faktörü toprak oluşumunda, iklim,
doğal bitki örtüsü ve zamanın etkilerini
değiştirecek kadar önemli bir faktördür.
• Topografyanın toprak oluşuna katkısı birinci
derecede yüzey eğiminin drenaja,suyun arazi
yüzeyinde akımına, dolayısıyla toprak profili
içerisine sızabilen miktarına ve erozyon
derecesine olan etkilerinden ileri gelmektedir.
• İkinci derecede etkisi ise güneş ve rüzgarlara karşı
olan yönlerdeki farklılıklardan dolayıdır.
• Topografya şekillerindeki önemli değişmeler farklı
toprakların oluşumuna sebep olur.
• Suyun toprak profili içerisinde hareketi ve eğim
toprak farklılıklarının temel nedenidir.
• Çukur alanlarda oluşan topraklar yüksek taban
suyundan etkilenir. Kurak bölgelerde tuzlu
toprakların oluşumuna neden olur. Çok yağışlı
bölgelerde ise organik toprakların oluşumuna
neden olur.
• Düz ve düze yakın eğimli alanlarda toprak profili
kalınlığı daha fazladır. Eğimli alanlarda ise sığ
topraklar oluşur.
• Bakı da toprak gelişiminde önemli bir faktördür.
• Güneye bakan yamaçlar daha fazla güneş
radyasyonu aldıklarından toprak oluşum dönemi
de daha uzundur.
• Örneğin; Toros dağlarının güney yamaçlarında
toprak oluşu ve toprağı meydana getiren işlemler,
kuzey yamaçlara göre daha hızlıdır.
5- Zaman
• Toprak oluşumunda zaman faktörü, diğer
oluşum faktörlerinin ana materyaller üzerinde
etkili olabildiği sürenin boyutunu gösterir.
• Toprak oluşumu için gerekli zaman süresi
rölyef koşullarına, drenaj, ana maddeye
organizmalara bağlı olarak değişir.
• Kuvars gibi ayrışmaya dirençli olan
minerallerin baskın olduğu yerlerde toprak
oluşumu son derece yavaştır.
• Çok fazla eğimli yerlerde erozyon hızı, toprak
oluş hızına eşit olabilir ve böyle yerlerde
oluşan topraklar aynı hızla taşındığından,
sürekli olarak topraklar genç veya doğuş
devresinde kalmaktadır.
• Kötü drenaj, aşırı kuraklık, yüksek veya düşük
sıcaklık koşulları altında toprak oluşumu
yavaştır.
Toprakların Sınıflandırılması ve Dünya
Toprak Coğrafyası
• Toprak sınıflandırma sisteminde tutunan ve
dünya çapında olanı, genetik sınıflandırma
sistemidir.
• Genetik sınıflandırma sisteminde, toprak oluş
faktörlerinden iklim, bitki örtüsü, topografya,
ana materyal ve zaman dikkate alınır.
• Bu faktörlerin etkisi altında toprak belirli
horizonlar ve dolayısıyla da morfolojik bir
görünüm kazanır.
• Toprak kökeni ve sınıflandırılması konusunda
ilk olarak Rus jeolog DOKUCHAIEV çalışmıştır.
• 1882-1900 yılları arasında yaptığı
çalışmalarda, toprak özelliğinin geniş ölçüde
iklim ve vejetasyon tarafından tayin edildiğini
belirtmiştir.
• Rus toprakçı GLİNKA toprak profilinde
horizonlaşma kavramı üzerinde durmuştur.
Eski Toprak Sınıflandırma Sistemi
• “1949 Toprak Sınıflandırma Sistemi” de
denilen bu sınıflandırma sisteminde topraklar;
I- Zonal
II- Azonal
III-İntrazonal
olmak üzere üçe ayrılmaktadır.
I. Zonal Topraklar
• İyi gelişmiş profil özelliğine sahip bu takımdaki
topraklar, toprağı oluşturan aktif faktörlerden
iklim ve vejetasyon özelliklerine göre
oluşmuştur.
• Zonal topraklar yeryüzündeki iklim ve
vejetasyon kuşaklarına genellikle uymaktadır.
• Ancak, bu toprakların oluşması için, arazinin
düz ve ve düze yakın, su sızmasının (drenajın)
iyi olması gerekir.
Tundra Toprakları
• Tundra ikliminin hüküm sürdüğü özellikle
Kuzey Yarımküre’de yaygındır.
• Bu iklimi karakterize eden şiddetli soğuk ve
uzun kışlar, yılın büyük bir bölümünde
toprakların donmuş halde kalmasını sağar.
• Bu şartlar altında toprak çok yavaş oluşur.
• Bitki artıklarının çok yavaş ayrışması, bol
miktarda ham humusun oluşmasını sağlar.
• Tundra topraklarının derinliğini, altta uzanan
devamlı donmuş halde bulunan tabaka
(permafrost) etkiler.
• Yaz devresinde çözülen Tundra topraklarının
kalınlığı 1-2m arasında değişir.
Çöl Toprakları
• Orta enlemlerdeki ve tropikal çöllerdeki topraklar, renk
esasına göre iki gruba ayrılır.
1- Gri Çöl Toprakları (Sierozemler): Humus miktarı çok az
olan topraklardır.
• Aşırı derecede birikmiş olan kalsiyum karbonat,
toprağın 30cm’den daha az derin olan kesimlerinde
kaliş veya kireç kabuğu şeklinde bulunur.
• Kireçli kabuk, kılcallık (kapillarite) olayı ile yavaş olarak
yüzeye yükselen taban suyunun kurak devre sırasında
buharlaşması sonucunda suda çözünür halde bulunan
alkali maddelerin yığılması ile oluşur.
• Alkali toprak: Yüksek derecede alkalen
reaksiyon (pH 7’den fazla-baz özelliği gösteren
hidroksil iyonu fazla) gösteren toprak. Bu
topraklarda sodyum ve potasyum miktarı
fazladır.
• Kurak ve yarı kurak bölgelerde oluşan bu
toprağın alt katında birikmiş bol miktarda
alkali madde bulunur (kireç kabuğu ve kaliş).
• Sierozemlere gelince, A ve C horizonlu kireçli
topraklardır. Alkalen reaksiyon gösterirler. Mil
bakımından zengindir. Humus çok azdır.
Üzerinde kserofit (kurakçıl) bitkiler yetişir. Yıllık
yağış miktarı 400mm civarında ve altında olan
sahalarda görülen topraklardır.
2- Kırmızımsı Çöl Toprakları: Çok sıcak tropikal
çöllerde bulunur. Humus miktarı son derece azdır.
Böylece toprak oluşumunda etkili olan bitki
faktörü en düşük noktadadır ve toprak faunasının
faaliyeti de son derece sınırlıdır.
• Bu toprakların rengini ise çok az miktarda olan
demir oksit verir.
• Gri çöl topraklarında olduğu gibi, bu topraklarda
da kalsiyum karbonat birikmesi mevcuttur.
Kestane ve Kahverengi Topraklar
• Bu topraklar, orta enlemlerin yarı kurak bozkır
sahalarına giren Kuzey Amerika ve Asya’da
bulunur.
• Kestane renkli topraklar, orta kuşağın yarı kurak
alanlarının nispeten nemli bölgelerinde,
kahverengi topraklar ise yarı kurak bozkır
bölgelerinde oluşur.
• Bu topraklar, genel olarak birbirine benzerler.
Ancak kahverengi topraklar daha açık renklidir.
İçindeki humus oranı kestane renkli topraklara
göre daha azdır
• Kireç birikimi ise kahverengi topraklara
nazaran kestane renkli topraklarda daha alt
seviyelerde yar alır.
• Yağış miktarı arttıkça kireç birikim katı da daha
alt seviyelere iner.
• Her iki toprakta hakim pedojenik süreç
kalsifikasyondur.
Kırmızımsı Kestane ve Kırmızımsı
Kahverengi Topraklar
• Dünyanın yarı kurak, yarı nemli tropikal ve
subtropikal bölgelerinde bu topraklar çok
yaygındır.
• Yüzeyde kırmızımsı kahverenginde olduğu halde,
alt horizonlara doğru açık kırmızımsı kahverengini
alır.
• Alt toprakta kireç birikim zonuna geçilir. Onun için
bu topraklar karakteristik pedokallerdir (CaCO₃’ın
biriktiği topraklar).
• Dünya toprak haritasında kırmızımsı preri
toprakları olarak gösterilir.
• Kuzey Amerika, Muson Asya’sı, Avustralya, Kuzey
Afrika ve Ortadoğu’da görülür.
• Bu toprakların bulunduğu alanlardaki vejetasyon,
uzun boylu otlar (preri), kısa boylu bozkırlar,
savan, çalı ve muson ormanlarından ibarettir.
• Bu sahalardaki topraklar, çeşitli dereceden hüküm
süren kuraklıktan etkilenir.
• Topraktaki kırmızı renk demir bileşiklerin toprakta
birikmesi ile ilgilidir.
Çernozyom Toprakları
• Orta kuşağın yarı kurak bölgelerinin nispeten
nemli kesimlerinde görülen topraklardır. Artan
yağış ve gür bir ot vejetasyonunun etkisi
altında gelişirler.
• Bu topraklar organik madde bakımından
zengin olduğundan kara topraklar da denir.
• Çayırların hemen altından başlayan kara/siyah
renkli bir tabaka olan A horizonu bulunur.
• A horizonu organik madde (humus)
bakımından zengin kireç birikimi bakımından
fakirdir. Nötr veya hafif asit reaksiyon gösterir.
• B horizonu kahverengidir. Kireç birikimi
görüldüğünden CaCO₃ bakımından zengindir.
• Ukrayna, kuzeyde Karadeniz çevresi, ABD,
Kanada, Arjantin, Avusturalya, Çin ve
Türkiye’nin KD’sunda çernozyomlar bulunur.
• Çernozyom topraklarının bulunduğu alanlarda
genellikle yazın sıcak, kışın soğuk iklim şartları
hüküm sürer.
• Şiddetli buharlaşmanın hüküm sürdüğü kurak
devrede topraklar kurur. Bundan dolayı bu
alanlarda orman yetişmez.
• Çayırlar, bozkır bitkileri, preriler
çernozyomların doğal vejetasyonudur.
• Genellikle verimli olan çernozyomlar buğday,
arpa, yulaf, çavdar gibi tahılların yetiştirilmesi
bakımından elverişlidir.
• ABD, Kanada, Ukrayna ve Arjantin’de bu
topraklar üzerinde bol miktarda tahıl yetiştirilir
ve bu tahılların önemli bir kısmı ihraç edilir.
Podzol Toprakları
• Soğuk nemli iklimlerin hüküm sürdüğü
alanlarda görülür.
• A horizonunun en üstünde çürümüş bitki katı
bulunur. Bu katın hemen altında organik katla
kesin olarak ayrılmış bir başka kata geçilir.
• A horizonunun alt kısımları aşırı yıkanmadan
dolayı ağarmış ve kül rengindedir.
• B horizonu birikme horizonu olduğundan
kahverengimsidir.
• Podzolların B horizonunda oluşan sert tabaka
(hard pan), bitki köklerinin alt horizonlara
inmesini engellemektedir.
• Podzollar genellikle düşük verimli topraklardır.
Bitkiler için gerekli olan besin maddeleri
topraktan yıkanarak uzaklaştırılmışlardır.
• Podzollara kireç ve gübre verilmesi ile toprak
tarım yapılabilir hale gelmektedir.
Gri Kahverengi Podzolik Topraklar
• Nemli soğuk iklimlerin ikinci büyük toprak
grubudur. Bunlar podzollara göre daha az
yıkanmıştır. Asit reaksiyon gösterir.
• B horizonu kahverengindedir. Kireç birikimi
görülür.
• Yapraklarını döken ormanlar (meşe, kayın,
akçaağaç), bu topraklar üzerinde iyi gelişir.
• Bu topraklara kireç ve gübre verildiğinde verim
yükselir ve tahılların yetişmesine uygun hale gelir.
• Batı Avrupa’nın büyük bir bölümünde gri
kahverengi podzolik topraklar gelişmiş olup,
bu sahalar üzerine tarım yapılır.
• KD Amerika’da da yaygın olarak görülen
topraklardır.
Kırmızımsı-Sarı Podzolik Topraklar
• Bu toprakların bulunduğu sahalardaki sıcak yazlar
ve ılıman kışlar, bakteri faaliyetini artırır. Bu
bakımdan diğer podzolik topraklara göre humus
içeriği düşüktür.
• Kırmızımsı-sarı podzolik toprakların oluşumunda
hem podzollaşma hem de lateritleşme süreci
hakimdir.
• Kırmızı ve sarı renkler demirin oksitlenmesinden
ileri gelir.
• ABD, Japonya, Yeni Zelanda ve Türkiye’de görülür.
Kırmızı Akdeniz Toprakları
(Terra Rossa)
• Akdeniz iklim şartlarının hüküm sürdüğü
alanlarda deniz kıyısından başlayarak ormanın
üst sınırına kadar çıkar.
• Kireçtaşlarının yaygın olduğu bölgelerde
görülür. Topraktaki CaCO₃ önemli ölçüde
yıkanmıştır.
• Toprağa kırmızı rengini demir bileşikleri verir
(Fe₂O₃).
• Bu topraklar, kil bakımından zengindir,
toprakta derin çatlaklar ve kaya parçaları bol
miktarda bulunur.
• Toprak oluşumunda dekalsifikasyon süreci
hakimdir. Kireçli kayalar üzerine oluşmasına
rağmen topraktaki kireç yıkanma sonucu
topraktan uzaklaştırılmıştır.
• Bu topraklarda hava ve su dolaşımı iyidir.
• Bu özelliği ile pedalferler grubuna girer.
• Büyük kireçtaşı bloklarının bulunduğu
alanlarda toprak sığdır. Daha ince blokların
bulunduğu alanlarda ise toprak derinliği
fazladır.
• İspanya, İtalya, Yugoslavya, Yunanistan ve
Türkiye’de yaygındır
Latasollar
• Nemli tropikal ve ekvatoral bölgelerin
toprakları, Latasol (Lateritik) topraklar olarak
isimlendirilmiştir.
• Nem ve sıcaklık elverişli olduğundan kimyasal
ve mekanik çözülme hızlıdır.
• Sıcak bir iklimde yer alan topraklar
olduğundan bakteri faaliyeti çok hızlıdır. Buna
bağlı olarak topraktaki humus miktarı azdır.
• Demir bileşiklerinin varlığından dolayı toprak
kırmızı renklidir.
• Kırmızımsı sarımsı podzolik topraklarda da
lateritleşmenin etkisi görülmesine rağmen,
bunlar gerçek manada Latasol olarak
sınıflandırmak mümkün değildir.
• Topraktaki bitki besin maddeleri aşırı
yıkandığından tarımsal verimi düşüktür.
• Bununla beraber, bu topraklar, geniş yapraklı
devamlı yeşil yağmur ormanların büyümesi
bakımından elverişlidir.
• Bu topraklar üzerinde demir ve alüminyum
bakımından zengin tuğla biçiminde yumrular
(kesekler) oluşmaktadır. Bu şekillere Laterit adı
verilir. Bunların yüzeye çıkıp kuruyup
sertleşmesi ile bloklar halini alır.
• Boksit, demir ve manganez yatakları
bakımından zengin olan topraklardır.
• Endonezya’da bina yapımında tuğla olarak
kullanılır.
II. İntrazonal Topraklar
• Bu takımda bulunan toprakların oluşmasında
topografik faktörler, drenaj ve ana materyal
etkilidir.
• Bu nedenle toprak oluşumu yeteri kadar
ilerlememiş olup tam bir horizon teşekkülü
gelişmemiştir.
• Genellikle A ve C horizonlu topraklardır.
Oluşumu için yeterli zaman geçmediğinden
ana materyalin özelliğini yansıtırlar.
Halomorfik Topraklar
• Bozkır, çöl ve ve kapalı havzalarda görülürler.
• Buharlaşma sonucunda suyun içindeki tuzun
çökelmesi sonucunda oluşurlar.
• Sığ göl havzaları ve playaların son derece düz olan
tabanlarında suların buharlaşması ile terk edilen
tuzlar, çok defa ince bir tabaka haline gelir.
• ABD Utah’da Büyük Tuz Gölü Türkistan, Büyük
Sahra, İran ve Türkiye’de bu tip topraklar görülür.
• Bu topraklar üzerinde tuza karşı dayanıklı
(halofit) ve tuzu seven (halofil) bitkiler yetişir.
• Sulamayla tuzlar uzaklaştırılmadıkça tarım
yapmak mümkün değildir.
Hidromorfik Topraklar
• Bataklık, sazlık ve drenajı iyi olmayan alanlarda
oluşan topraklardır. Çeşitli tiplere ayrılırlar:
• Bog Toprakları: Soğuk ve nemli karasal
iklimlerde bataklık (bog) vejetasyonu altında
oluşan topraklardır.
• Çayır (meadow)toprakları: Drenajın bataklık
sahalarından biraz daha iyi olduğu alanlarda
gelişen topraklardır. Genellikle otlak olarak
kullanılırlar.
• Humik-gley toprakları: Yarı bataklık alanlarda
oluşurlar. Toprakta organik madde miktarı
fazladır ve altta bir gley zonu gelişmiştir.
• Gley: Uzun süre su altında kalan organik
madde bakımından zengin killi toprak.
Kalsimorfik Topraklar
• Kireç bakımından zengin ana materyaller
üzerinde oluşan topraklardır.
• Rendzina Toprakları: Kireçtaşı ve marnlı
arazilerde oluşurlar. AC horizonlu topraklardır.
• A horizonu bitkisel atıkların karışmasından
dolayı daha koyu renklidir. C horizonu ise
anakayanın etkisinde olduğundan açık
renklidir. Üzerinde tarım yapılabildiği gibi otlak
olarak da kullanılır.
• Gromusollar (Vertisollar): Kireç bakımından
zengin killi, marnlı çökeller üzerinde
bulunurlar.
• Genellikle ağır bünyeli ve kireçli olan bu
topraklar AC horizonludur.
• Bu topraklara dönen topraklar, taş doğuran
topraklar ve kepir gibi isimler de verilmektedir.
III. Azonal Topraklar
• Bu takıma giren topraklar, eğimli yamaçlarda,
devamlı taşkına uğrayan ovalarda, genç
alüvyal ve volkanik depolar üzerinde bulunur.
• Bir taraftan erozyon diğer taraftan birikme
toprakta horizonlaşmaya izin vermemektedir.
• Horizonlaşma için zaman da yeterli değildir.
• Litosollar, regosollar, kolüvyal ve alüvyal
topraklar bu grupta yer alır.
Toprak Taksonomisi (1975)
• 1975 yılında ABD Tarım Bakanlığı Toprak
Muhafaza Servisi tarafından yayınlanmış olan
toprak sınıflandırma sistemidir.
• Pedojenez: Toprak oluşumu demektir.
1. Entisollar
• Entisol; yeni toprak anlamına gelir.
• Bu takımdaki topraklar, yakın bir geçmişte
oluşmaya başlamış olan genç topraklardır.
• Genç topraklar olduğundan horizonlar
oluşmamıştır. Horizonlar başlangıç
safhasındadır.
• Alüvyaller, regosollar ve litosollar bu grupta
yer alır.
Entisollerin oluşumunu sağlayan
başlıca faktörler
• 1- Toprak aşınmasının devam etmesi, özellikle
eğimli ve engebeli alanlarda çözülen ana
malzemenin devamlı süpürülmesi,
horizonlaşmaya imkan vermemektedir.
• 2- Özellikle taşkın ovalarında ve yamaçların
eteklerinde meydana gelen birikme,
toprakların devamlı örtülmesine neden
olmakta ve horizonlaşma olmamaktadır.
• Ayrıca kurak bölgelerde devamlı hareket eden
kumullar ve deniz kenarlarındaki kumsallarda
birikme ve taşınma olayları horizonlaşmaya
imkan vermemektedir.
• 3- Devamlı su altında kalma
• 4- Taşkın alanları horizonlaşmaya imkan
vermemektedir.
2. İnseptisoller
• Genç topraklar anlamına gelmektedir. Yeni
gelişmekte olan topraklardır.
• İnseptisollar, entisollardan daha yaşlı topraklardır.
• İnseptisolların genç olmasını sağlayan faktörler;
Ana materyalin ayrışmaya karşı dirençli ve eğim
şartlarının fazla olmasıdır.
• Bunun yanında genç volkanik alanlar ve eski delta
alanları yeterli zaman geçmediğinden
inseptisolleri oluşturur.
3. Aridisollar
• Kurak topraklar anlamına gelmektedir. Organik
madde ve nem miktarı az olan topraklardır.
• Bu topraklar kireçli ve tuzlu topraklardır. Tuzlar
suyun buharlaşması sonucunda toprağa
çökelmiştir. Kireç ise yıkanma sonucunda yüzeye
yakın bir derinlikte bir katman oluşturur (kaliş).
• Kserofitler hariç diğer bitkilerin yetişmesine
uygun değildir. Tarım yapılabilmesi için sulanması
gereklidir.
• Organik madde az olduğundan toprak koyu renkli
değildir. Toprakta geniş ve derin çatlaklar vardır.
4. Mollisollar
• Yumuşak toprak anlamına gelir.
• Kurak bölgelerin dışında genellikle yağış
miktarının fazla ve ot vejetasyonunun yaygın
olduğu bölgelerde oluşan topraklardır.
• Tarıma uygun olan verimli topraklardır
(kestanerenkli, çernezyom ve preri). Önemli tahıl
özellikle buğday üretim sahalarını oluşturur.
• Organik madde bakımından zengin olduğundan
toprak koyu renklidir.
• Yağış miktarı yeterli olmakla birlikte aşırı
yıkanmadığından kireçli topraklar grubuna
girer.
• İyi agregatlaşmış toprak strüktürü, toprağın
yumuşak olmasına yol açmıştır.
5. Spodosollar
• Kül renginde olan topraklar anlamına gelir.
• Üstteki mineral toprakla kesin bir sınır
meydana getiren organik örtü hariç tutulursa,
açık renkli (kül renginde) topraklardır.
• Soğuk ve nemli iklim ortamlarında oluşmuştur.
• Podzollaşma süreci hakimdir.
• Spodosolların üst katında organik madde
birikmesi görülür. Toprak aşırı yıkandığından,
asit reaksiyon gösterir.
• Yıkanma sonucunda demir, alüminyum, kil,
fosfor ve manganez gibi unsurlar, A
horizonundan taşınarak B horizonunda
biriktirilerek çimentolaşması sonucunda sert
bir kat (hard pan) oluşur.
• Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’nın tundra
alanlarının güneyinde hakimdir.
• Üzerinde iğne yapraklı ormanlar ve çalı
formunda bitkiler iyi yetişir.
• Spodosolların aşırı yıkanması, toprakta
bulunan bitki besin maddelerinin çoğunun
topraktan uzaklaşmasına yol açmıştır.
• Verimi düşük olan topraklardır. Eğimli yerlerde
orman örtüsünün ortadan kaldırılması arazi
degredasyonuna yol açar.
6. Alfisollar
• Al ve Fe bakımından zengin olan topraklardır.
• Bu topraklar baz saturasyonlu orman örtüsü
altında gelişir.
• Toprağın yüzeyi humus bakımından zengin
olduğundan kahverengimsidir. B horizonunda kil
birikmesi vardır.
• Karbonatlar da toprağın üst kısmından yıkanmış
ve demir bileşikleri serbest hale geçmiştir.
• Nemli karasal iklim, kıtalarında batısındaki denizel
iklim ve Akdeniz ikliminin hakim olduğu alanlarda
yaygındır.
7. Ultisollar
• Toprak yıkanmasının son safhası anlamına gelir
(Ultimus-Lat. Son demektir).
• Nemli tropikal bölgeler iklim değişmeleri
geçirmemiş; geçirse de çok az etkilenmiştir.
• Bu yüzden nemli tropikal bölgelerde özellikle düz,
bol yağış alan ve yüksek sıcaklık altında uzun bir
süre devamlı olarak ayrışmaya uğramıştır.
• Bu şartlar altında Ultisol ve Oksisol takımlarına ait
topraklar oluşmuştur.
• Bu topraklar çok fazla ayrışmış ve yıkanma
faaliyetlerinin son safhaya ulaştığı topraklardır.
• Ultisollarda etkin olan yıkanma süreci,
toprağın bazlar yönünden fakirleşmesine
sebep olmuştur.
• Ancak bu topraklar üzerinde gür bir bitki
örtüsünün bulunması, toprağı organik madde
yönünden beslemekte ve toprağın bazlar
yönünden aşırı fakirleşmesini engellemektedir.
• Ultisol olarak sınıflandırılan toprakların çoğu
eski sınıflandırma sisteminde kırmızı-sarı
podzolik toprakları karşılamaktadır.
• Ultisollar nemli subtropikal ile tropikal nemlikurak iklimler arasında uzanır.
• Bu topraklar Brezilya’nın güneyinde, Amazon
ormanlarında, Avrupa’nın batısında ve
Hindistan’da yaygın olarak görülür.
8. Oksisollar
• Oksitli topraklar anlamına gelmektedir.
• Oksisollar demir yönünden çok zengindir.
• Eski toprak sınıflandırma sisteminde Latasollar bu
gruba girer.
• Tropikal, ekvatoral ve subtropikal bölgelerde yaygındır.
• Bitki besin maddeleri yönünden fakirdir. Alüminyumda
bu topraklarda görülebilen elementlerdendir. Killi
(kaolinit) topraklardır.
• Ormanların ortadan kaldırılması ile oluşan tarlaların
verimi düşüktür. Tarım yapmak için gübreleme ve
kireçleme yapılmalıdır.
9. Vertisollar
• Dönen topraklar anlamında gelmektedir.
• Killi kireçli ana materyal üzerinde gelişmiş AC horizonlu
topraklardır.
• Ağır bünyeli killi topraklardır. Belirgin bir yıkanma ve
birikme mevcut değildir.
• Toprak ıslandığında büyük ölçüde şişme ve
kuruduğunda geniş ve derin çatlaklar meydana gelir.
• Toprağın şişme ve büzülmesine bağlı olarak “gilgai”
denilen hafif dalgalı bir mikro relief oluşur. Anadolu’da
taş doğuran toprak, Trakya’da kepir adı verilmiştir.
• Hakim kil türü montmorillonittir.
• Doğal bitki örtüsü yüksek boylu çayırlardır.
• Türkiye’de Ergene Havzası, Muş Ovası, Güney
Marmara ve Van Gölü’nün kuzeyinde görülür.
• Vertisollerin işlenmesi zordur. Gübrelenmesi
ve derin sürülmesi gereken topraklardır.
Genellikle otlak olarak kullanılır.
10. Histosollar
• Organik toprak anlamına gelmektedir.
• Organik madde yığılmasının, organik maddenin
ayrışmasından fazla olduğu su ile doygun ve oksijen
sirkülasyonunun yetersiz olduğu ortamlarda oluşur.
• Böyle bir durumun gerçekleşmesi için de zemin
suyunun birikmesini sağlayacak derecede geçirimsiz
olması ve bu ortamda yetişen bitki artıklarının yığılması
gerekir.
• Bu şartlar genel olarak tabanları geçirimsiz ve taban
suyu seviyesi yüksek olan lokal çukurluklarda
gerçekleşir.
• Taban suyu seviyesinin yüksek olduğu; bataklık,
sazlık ve çayırlık alanlar bu tip toprakların geliştiği
ideal alanlardır (turba).
• Histosollerin oluşumu diğer topraklardan farklıdır.
Diğer topraklarda horizonlaşma yukarıdan aşağıya
doğru gelişirken, histosollarda aşağıdan yukarı
doğru gelişir.
• Histosollarda tarım yapılabilmesi için, suyun
tamamen drene edilmesi gerekir. Bu topraklar
üzerinde sebze ve meyve tarımı yapılabilir.
11. Andisollar
• Koyu renkli toprak anlamına gelir. Bazalt ana
kayası üzerinde oluşan malzemelerin ayrışması
ile meydana gelmiştir.
• Volkanik camlarca zengindir.
• GD Anadolu’da Karacadağ çevresinde yaygın
olarak görülür.
EROZYON OLGUSU VE TEMEL
NEDENLERİ
• Erozyon: Toprakların, doğal ya da dış kuvvetlerin
etkisiyle, oluştukları yerden aşındırılıp taşınması
ve başka yerlerde biriktirilmesidir.
• AŞINMA+TAŞINMA+BİRİKME = EROZYON
• Erozyon doğal ve hızlandırılmış erozyon olarak
ikiye ayrılır.
• 1- Doğal Erozyon (Jeolojik erozyon, toprak
kazanımı).
• 2- Hızlandırılmış erozyon (Toprak kayıpları). Su,
rüzgar, buzul, dalga erozyonu.
1. Doğal Erozyon
• Doğanın kendi dengesi ve kuralları içerisinde
meydana gelen erozyondur.
• Bu erozyon türü sayesinde aşınma ve taşınma
alanlarında yer alan topraklar ve araziler kendi
kendilerini yenileyebilmekte ve
gençleşebilmektedirler.
• Yüksek arazilerden doğal erozyonla taşınan
materyallerin, daha alçak kesimlerdeki alanlara
çok uzun yıllarda depolanmaları ve olgunlaşmaları
sonucunda oldukça verimli yeni araziler
oluşmaktadır.
• Oluşan bu yeni araziler, sahip oldukları özellikler
nedeniyle tarımsal üretimde başarı ile
kullanılabilecek, son derece kıymetli arazilerdir.
• Sözü edilen bu araziler binlerce yıldır süregelen
doğal erozyon süreçleri sonucunda oluşan alüvyal
ovalardır.
• Son derece yavaş oluşan doğal erozyon, tüm
dengeler ve ekosistemler açısından son derece
yararlı bir olaydır.
Hızlandırılmış Erozyon
• Doğanın kendi dengesi içerisinde, kendine
özgü kurallarla sürdürdüğü erozyon
bölgelerine insan elinin değmesi (hatalı ve
yanlış arazi kullanımı) ile oluşan erozyondur.
• Hızlandırılmış erozyonla kaybedilen toprak
miktarı, toprak oluşum sürecinde çeşitli ana
kayaların ayrıştırılması ile oluşan toprak
miktarından her zaman daha fazladır.
• Bundan dolayı hızlandırılmış erozyonun
yaşandığı yerlerde toprağın giderek yok
olacağı unutulmamalıdır.
• Toprağın olmadığı yerde tarım yapılamayacak,
makro ve mikro birçok canlı türü yok olacaktır.
• Başka bir ifadeyle hızlandırılmış erozyon; “gen
kaynaklarının” ve “biyolojik çeşitliliğin”
azalmasına ve birçok ekosistemin ortadan
kalkmasına sebep olacaktır.
• Genel bir ifadeyle 1cm kalınlığındaki bir
toprağın 500 yılda oluşabildiği ve bitkisel
üretim yapılabilecek bir toprağın 15-20 bin
yılda oluşabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.
• Hızlandırılmış erozyonu etkileyen en önemli
dış kuvvetler su ve rüzgardır.
Su Erozyonu
• İklim özelliklerine bağlı olarak herhangi bir
bölgeye düşen yağışın bir kısmı toprak tarafından
emilerek toprakların derinliklerine iletilirler.
• Toprağın emmediği yağış suları ise eğimli arazi
boyunca yüzeysel akışa geçerek daha aşağıdaki
arazilere doğru akar.
• Suyun toprak tarafından emilmesi olayına
infiltrasyon adı verilir. Toprakların infiltrasyon
kapasiteleri önemli farklılıklar gösterir.
• Su erozyonu, özellikle bitki örtüsünden yoksun
eğimli arazilerde, yağmur ve eriyen kar
sularının, toprakların infiltrasyon kapasitesinin
aşılması sonucunda yüzeysel akışa geçerek
toprağı aşındırıp taşıması olayıdır.
• Oluşacak erozyonun şiddeti, toprağa düşen su
miktarı, suyun akış hızı, eğim, toprağın yapısı
ve infiltrasyon kapasitesi, bitki örtüsü ve arazi
kullanım şekli tarafından kontrol edilmektedir.
• Dünya nüfusundaki hızlı artış ve buna bağlı
olarak besin maddelerine daha fazla
gereksinim duyulması, mevcut tarım
arazilerine ek olarak, orman, çayır ve mera gibi
doğal bitki örtüsü ile kaplı bulunan pek çok
alanın, insanlar tarafından tahrip edilerek, yeni
tarım arazilerine dönüştürmelerine sebep
olmuştur.
• Bu sayede, söz konusu bu alanlarda yer alan
topraklar erozyona açık yüzeyler haline
gelmekte ve en basit bir yağış veya yüzeysel
akış sonucunda bu topraklar aşındırılıp
taşınmaktadır.
• Diğer taraftan çayır ve mera alanlarında aşırı
ve bilinçsiz otlatma da erozyonu artırmaktadır.
• Su erozyonu çeşitli şekillerde ortaya
çıkmaktadır.
Yağmur damlası erozyonu
• Bu erozyon türü, bitki örtüsünden yoksun,
çıplak toprakların yüzeyine yağmur
damlalarının şiddetle çarpması sonucu
oluşmaktadır.
• Yağmur damlalarının çarpma etkisiyle toprak
strüktürü bozulmakta ve dağılan agregatlardan
(kümelerin) açığa çıkan küçük parçacıklar,
toprakların gözeneklerinin tıkanmasına neden
olmaktadır.
• Gözenekleri tıkanan toprakların infiltrasyon
yetenekleri azalmaktadır.
• Bu yeteneğini kaybeden toprakların yüzeyine
düşen yağışın büyük bir kısmı akışa geçmekte ve
koparılan toprak parçacıklarını beraberinde
sürüklemektedir.
• Yapılan bilimsel araştırmalara göre, ortalama
32km/h’lik bir hızla yere düşen bir yağmur
damlasının toprağa çarpması sonucunda, bir
tarlada bulunan toprak tanecikleri 60cm dikey ve
100-150cm yatay bir hareket yapabilmektedir.
• Yağmur damlasının çarpması ile 1 yılda 1
dekarlık (1000m²) arazide yer değiştiren
toprak miktarının 25 ton ve daha fazla
olabileceği hesaplanmıştır.
• Toprak işleme derinliğinde (20cm) yaklaşık 250
ton toprak bulunduğu dikkate alınacak olursa
yağmur damlası erozyonun boyutları daha iyi
anlaşılabilir.
• Bundan dolayı toprak yüzeyinin çıplak
bırakılmaması ve hatalı tarım tekniklerinin
uygulanmasından vazgeçilmesi gerekmektedir.
Tabaka (Yüzey) Erozyonu
• Tabaka erozyonu, hafif veya orta derecede eğimli
ve infiltrasyon yeteneğini kaybetmiş arazilerde,
yüzey akışları ile arazi yüzeyindeki ince toprak
materyallerinin bir tabaka halinde taşınması
olayıdır.
• Son derece yavaş seyreden bir erozyon türü
olduğundan kolay fark edilemez.
• Daha çok tarım topraklarında meydana
geldiğinden çiftçilerin çok dikkatli olması
gerekmektedir.
Parmak Erozyonu
• Bütün eğimli arazilerde yağışlarla ve yağmur
damlalarının çarpma etkisi ile toprakların yüzey
özellikleri bozulmakta, infiltrasyon kapasiteleri
zayıflamakta ve yağış sularının önemli bir kısmı
akışa geçmektedir.
• Hatalı ve yanlış tarım uygulamaları da bu akışı
hızlandırmaktadır.
• Yüzeysel akışa geçen sular, zaman içerisinde arazi
üzerinde çok sayıda irili ufaklı kanallar
oluşturmakta ve bu kanallarda akmaya
başlamaktadır.
• İşte toprakların bu şekilde aşındırılması ve
taşınması olayına parmak erozyonu veya oluk
erozyonu adı verilmektedir.
• Parmak erozyonu yüzey erozyonunun ilerlemiş
bir aşamasıdır.
• Bu erozyon türü ile arazi üzerinde 5-10cm’lik
oyuklar meydana gelmekte ve toprak
bulunduğu yerden koparılarak başka yerlere
taşınmaktadır.
Sel Yarıntısı (Gully) Erozyonu
• Parmak erozyonu ile ortaya çıkan oluklar
gerekli önlemler alınmadığı taktirde, zamanla
derinleşip genişleyerek sel yarıntıları şeklini
almaktadır.
• Sel yarıntılarının büyüklükleri, yağışın
miktarına, şiddetine, sıklığına, toprağın
direncine, arazinin eğimine, toprağın
derinliğine vs bağlıdır.
• Sel yarıntısı erozyonu ile araziler birkaç metre
ile onlarca metre genişliğinde ve derinliğinde
oyulabilmekte ve böylece erozyonun boyutları
da artmaktadır.
• Ayrıca sel yarıntısı erozyonu ile yüksek
yerlerden taşınan toprak, aşağı kesimlerdeki
verimli arazinin üzerini örtmekte ve üretim
kapasitelerini düşürmektedir.
Rüzgar Erozyonu
• Rüzgar erozyonu, toprağın rüzgar kuvveti ile
aşındırılıp taşınması olayıdır.
• Özellikle kurak iklim bölgelerinde (İç ve GD
Anadolu gibi) meydana gelen bu erozyon türü,
genellikle tarım arazileri üzerinde etkili
olmaktadır.
• Toprak materyallerinin rüzgarlar tarafından
taşındığı ve taşınan bu materyallerin depolandığı
alanlardaki arazilerin özellikleri hızla bozulmakta
ve üretim kapasiteleri düşmektedir.
• Doğal yollarla oluşan rüzgar erozyonu, özellikle
depolanma bölgelerinde “lös” adı verilen
toprakların oluşmasına neden olur.
• Çin’deki lös topraklar ile Amerika’nın Missisippi ve
Missouri civarında uzanan lös yığınları, eski
çağlara ait tipik rüzgar erozyonu örnekleridir.
• Ülkemizdeki rüzgar erozyonu ise hatalı ve yanlış
arazi kullanımlarına bağlı olarak ortaya çıkmakta
ve gerek İç Anadolu ve gerekse GD Anadolu
Bölgelerinde ciddi çevre sorunları arasında yer
almaktadır.
• İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Karapınar
yöresi rüzgar erozyonuna tipik bir örnektir.
• Rüzgar erozyonu, arazi yüzeyinin genellikle
kuru ve bitki örtüsünden yoksun bulunduğu
kurak ve yarı kurak bölgelerde çok aktiftir.
• Rüzgar erozyonunun neden olduğu toprak
taşınması üç tip hareket ile meydana
gelmektedir.
• 1- Hava akımlar ile uçma (Süspansiyon)
• 2- Sıçrama
• 3- Yüzeyde sürüklenme
Arazi Kullanım ve Erozyon İlişkisi
• Arazi kullanımı ile erozyon arasında doğrudan bir
bağlantı vardır.
• Toprakların hangi kullanım şekilleri altında,
onların doğal özelliklerine zarar verilmeden en
yüksek faydayı temin edeceklerine ilişkin
hususların iyi bir şekilde planlanması
gerekmektedir.
• Bilim adamları ve uzmanlar tarafından, arazilerin
nasıl kullanılması gerektiğine bilimsel ve teknik
yöntemlerin kullanılarak karar verilmesine İdeal
Arazi Kullanım Planlaması denilmektedir.
Arazi Yetenek Sınıflaması
• Bu sınıflandırma sisteminde; yeryüzündeki tüm
araziler 8 sınıfa ayrılarak incelenir.
• Söz konusu sınıftan ilk dördü tarım ve toprak
uzmanların önerdiği kullanım ve amenajman
tekniklerinin dışına çıkılmamak kaydıyla işlenerek
tarımsal üretim yapılabilecek alanlar olarak
gözetilmektedir.
• Diğer dört sınıf içerisinde yer alan araziler ise
işlemeli olarak tarımsal üretime uygun olmayan
alanlardır.
Arazi Yetenek Sınıfı
Kullanım Biçimi
I. Sınıf Araziler
Tarımsal üretimde (en iyi)
II. Sınıf Araziler
Tarımsal üretimde (iyi-orta)
III. Sınıf Araziler
Tarımsal üretimde (orta)
IV. Sınıf Araziler
Tarımsal üretimde (yetersiz)
V. Sınıf Araziler
Özel sınıf
VI. Sınıf Araziler
Orman, çayır, mera, fundalık
VII. Sınıf Araziler
Orman, çayır, mera, fundalık
VIII. Sınıf Araziler
Şehir, sanayi, turizm ve diğer
• I. Sınıf araziler, kullanımları yönünden
sorunsuz sayılabilecek tarım arazilerdir.
• II. Sınıftan, IV. Sınıfa kadar olan arazilerde,
tarımsal üretimin gerçekleştirilmesinde
giderek artan oranda sorunlar mevcuttur.
• Her türlü bitkisel üretim güvenceyle
yapılamamaktadır.
• Bu tip arazilerde koruma önlemleri alınmadan
tarımsal faaliyetlerin yapılması sakıncalıdır.
• Özel sınıf olarak belirtilen V. Sınıf araziler, daha
detaylı araştırmalara dayalı ıslah projeleri
uygulandığında özellikleri iyileşebilecekse
tarım arazileri haline dönüştürülmesi gerekir.
• Eğer özellikleri ıslah edilemeyecek düzeyde ise
doğal hayata terk edilmesi gereken arazilerdir.
• VI. ve VII. Sınıf Araziler, orman, çayır, mera, otlak,
maki, fundalık gelişimine uygun alanlardır.
• Söz konusu bu arazilerde bitki örtüsü tahrip
edilerek yapılacak tarım, erozyona neden
olacaktır.
• VIII. Sınıf Araziler, ekolojik ve ekonomik anlamda
tarım yapılamayacak arazilerdir.
• Yerleşim, sanayi, turizm alanları ile çıplak
kayalıklar bu gruba dahil edilir.
Türkiye’nin Arazi Varlığı ve Kullanım
Biçimleri
• Türkiye’de tarım yapılabilecek toplam arazi
miktarı 26.5 milyon hektardır.
• Bu değer toplam arazi miktarının % 34.6’sına
denk gelmektedir.
• Türkiye’deki arazilerin 1/3’ü tarıma elverişlidir.
• Bunu 27 milyon hektara çıkarmak mümkün
değildir.
• Çünkü 1cm kalınlığındaki bir toprağın
oluşabilmesi için 500, 40 cm derinliğinde tarım
toprağının oluşabilmesi için de 20 000 yıl
gereklidir.
Arazi Yetenek Sınıfı
Hektar
%
I. Sınıf Araziler (sorunu yok veya çok az)
5 012 537
6.5
II. Sınıf Araziler (bazı sorunlara sahip)
6 758 702
8.8
III. Sınıf Araziler (ciddi sorunlara sahip)
7 574 330
9.7
IV. Sınıf Araziler (çok ciddi sorunlara sahip)
7 201 016
9.5
Tarım Arazisi Toplamı
26 546 585
34.6
V. Sınıf Araziler
165 547
0.2
VI. Sınıf Araziler (Genellikle dik eğimli)
10 238 533
13.3
VII. Sınıf Araziler (Genellikle çok dik eğimli)
36 288 553
47.4
Orman, Çayır, Mera Arazisi Toplamı
46 692 633
60.09
VIII. Sınıf Araziler
3 455 513
4.6
Toplam Arazi Varlığı
76 694 731
100.0
• Ülkemizde 6 milyon hektardan fazla arazi (işlenen
arazinin % 23’ü), hatalı ve yanlış kullanılmaktadır.
• Bu araziler özellikle VI. ve VII. Sınıf arazilerdir.
• Orman, Çayır, Mera Arazisi olması gereken bu
alanlar tarım alanları olarak kullanıldığından, bu
durum hızlandırılmış erozyonu artırmaktadır.
• Bu tür araziler dik ve çok dik eğime sahip,
toprakları yeterince derin olmayan arazilerdir.
Türkiye’nin Erozyona Olan Duyarlılığı
• İklimsel Duyarlılık
• Türkiye’nin büyük bir bölümü kurak ve yarı
kurak iklim rejimine sahiptir.
• Türkiye’deki yağışlar genellikler kısa süreli ve
sağanak şeklindedir.
• Türkiye’nin Toprak ve Arazi Özellikleri
• Topraklarımız aşırı derecede yorulmuştur.
• Bilinçsiz, plansız ve amaç dışı arazi kullanımları
çok artmıştır.
• Yeni araziler kazanma arzusu arazi kullanım
şekillerini olumsuz etkilenmiştir.
• Türkiye’nin Topografik Yapısı
• Ülke yüzölçümünün % 83’ü, % 8 ve daha dik
eğimlere sahip arazilerden oluşmaktadır.
• Ülke arazilerinin yarısına yakın bir kısmında ise
eğimler % 45 ve daha diktir.
• ***Toprak yüzeyinin bitki örtüsü ile kaplı
olmadığı ve arazi eğiminin % 2’yi geçtiği
alanlarda erozyonun başladığı bilinmektedir.
• Türkiye’nin Bitki Örtüsü
• Kaçak kesimler, yakmalar ve bakımsızlık
nedeniyle ormanlar yok edilmektedir.
• Çayır ve meralarda bilinçsiz ve aşırı otlatma
sonucu bozulmalar ortaya çıkmaktadır.
• İnsanların Etkileri
• Hatalı, yanlış ve amaç dışı arazi kullanımı
sonucunda tarım toprakları kaybedilmektedir.
Türkiye’de Erozyonun Boyutları
• Türkiye toprakları neolitik dönemden bu yana
bitkisel üretim amacıyla yoğun bir şekilde
kullanılmıştır.
• Gerekli koruma önlemleri alınmadan ve
yeteneklerine de uygun olmayan bir şekilde, uzun
yıllardır işlenen bu topraklar, doğal olarak
günümüzde önemli sorunlarla karşı karşıyadır.
• Özellikle 20. yy’da nüfusun artışına bağlı olarak
çayır-mera ve ormanlık alanlar ciddi bir şekilde
tahrip edilerek tarım arazisine dönüştürülmüştür.
• Ülkemizde I. Sınıf tarım arazileri (5 milyon ha)
dışında kalan topraklarda çeşitli derecelerde
erozyon sorunu bulunmaktadır.
• I. Sınıf topraklarımızın oranı sadece % 6,5’tir.
• Geriye kalan arazilerimizin % 93,5’inde (71,6
milyon ha) ise başta erozyon olmak üzere pek
çok sorun vardır.
• Türkiye’de erozyonla ortaya çıkan yıllık toprak
kayıpları yaklaşık 500 milyon tondur.
• Kaybolan bu toprak miktarı ülkemizin sadece
büyük akarsuları tarafından taşınarak denize
götürülen topraklardır.
• Küçük dereler de eklenecek olursa bu miktar
1,5 milyar tona çıkmaktadır.
• Yıllık toplam taşıdığı toprak miktarı en fazla
olan akarsularımız Fırat, Kızılırmak ve
Yeşilırmak’tır.
• Bunda ormanlar tahrip edilmiş olması, yanlış
ve hatalı arazi kullanımları etkilidir.
• Erozyonla yok olan 500 milyon ton toprak 200
000 hektar arazinin 20-25cm’lik bölümüne
denk gelir.
• 1995 yazında Isparta Senirkent’te meydana
gelen çamur akıntısında 76 kişi hayatını
kaybetmiştir.
• Isparta Senirkent’te VI. Ve VII. Sınıf dağlık
arazilerde yetenek sınıflarının özellikleri gereği var
olan doğal bitki örtüsü korunması gerekirken bu
alandaki ağaçlar kesilerek ev yapımında ve
yakacak olarak kullanılmıştır.
• Bir ev yapımı için ortalama 300-400 ağaç
kesilmiştir.
• Kesilen ağaçların yerine yenisi dikilmediğinden
oluşan çamur akıntıları can ve mal kaybına yol
açmıştır.
Orman-Erozyon İlişkisi
• Ormanlar toprak erozyonunu azaltıcı bir etkiye
sahiptir.
• Orman ağaçları ince köklerden, çok kalın köklere
kadar değişik çap ve uzunlukta köklere sahiptir.
• Bunlar toprağı bir ağ gibi sarar ve toprağın dış
kuvvetlerle taşınmasını engeller.
• Bazı orman ağaçlarının 1m³ hacmindeki toprağı
100km uzunluğunda binlerce kökle sardığı
belirlenmiştir.
• Bir ladin ormanının 1 ha alanda 90 ton, bir
kayın ormanının ise 40 ton ağırlığında kök
geliştirdiği bilinmektedir.
• Söz konusu bu ormanların kök yayılış
mekanında 1 ha alanda 200-250 ton toprak
humusunun, 10 000 ton mineral toprağın
tutulduğu belirlenmiştir.
• Böylece orman toprağı erozyonu engellemiş
olmaktadır.
• Orman ağaçları, toprakla temas ettiği yerde kalın
bir kök boğazı geliştirir.
• Ağacın en büyük çapa sahip olduğu bu bölgesinde
yüzeysel akışla gelen suların akış hızı mekanik
engelleme azalır.
• Böylece suları hem sürükleyici gücü azalır, hem de
toprağa sızan miktarı artar.
• Ormanın mekanik etkilerle erozyonu azaltması
üzerinde, yalnız gövdeleri değil, dal ve yaprakları
da önemli rol oynar.
• Yapraklar yağmur damlacıklarını karşılayarak,
doğrudan doğruya toprağa vurmasını engeller.
• Böylece yağmur damlalarının darbe etkisi
azalır ve erozyon engellenir.
• Orman ağaçları, yaprak dökümüyle 1ha orman
toprağına her yıl 3-4 ton organik madde
kütlesi vermektedir.
• Bunlar orman toprağının üzerini bir yorgan gibi
örter. Buna “ölü örtü” adı verilir.
• Bu ölü örtü milyonlarca toprak organizmasını kışın
soğuğundan korur ve bu toprak canlılarının besin
kaynağını oluşturur.
• Toprak canlılarının besin elde etmek için ölü
örtüden ayrıştırdığı humus denen koyu renkli,
şekilsiz kadife yumuşaklığında bir organik madde
kütlesi meydana gelir.
• Humus toprağa karışınca, toprak sünger gibi
gözenekli ve yumuşak bir nitelik kazanır.
• Böylece toprak suyu daha kolay emer ve depolar.
• Bolu yöresinde yapılan bir araştırmaya göre;
ormanda açılmış % 45 eğime sahip bir yamaçta
bulunan fındık bahçesi ile aynı arazi koşullarına
sahip çok yakınındaki ormanlarla kaplı bir
yamaçta karşılaştırmalı sonuçlar elde edilmiştir.
• Elde edilen ortalama değerlere göre fındık
bahçesinde 1 ha (10 dönüm) alanda 1 yılda 3,1
ton toprak materyali erozyonla taşınırken;
ormanlık alanda erozyonun ölçülemeyecek kadar
az olduğu tespit edilmiştir.
• Orman ekosistemleri, rüzgarın hızını yavaşlatmak
ve yönünü değiştirmek suretiyle, rüzgar
erozyonunun şiddetini azaltmaktadır.
• Rusya’da yapılan bir araştırmaya göre; Açık alanda
7m/sn hızla esen bir rüzgarın hızı, orman içinde
3,2m/sn olarak ölçülmüştür.
• Rüzgar erozyonu nedeniyle çölleşmiş bir bölgenin
bitkilendirme yoluyla yeniden eski durumuna
kavuşabileceğine gösteren tipik örnek olarak
Konya-Karapınar yöresi verilebilir.
Mera-Erozyon İlişkisi
• Meralar, eğimli, engebeli ve taban suyu
derinde olan kıraç arazilerde, seyrek ve kısa
boylu bitkilerin oluşturduğu yem alanlarıdır.
• Meralar, taban suyunun derinde olduğu veya
mera bitkilerinin yaygın olduğu düz alanlarda
da gelişebilir.
• Özellikle hayvan otlatmakta yararlanılır. Seyrek
otlardan oluştuklarından sorunlu alanlardır.
• Çayırlar da aynı tür vejetasyon oluşumlarıdır.
Ancak çayırlar, düz ve taban suyu yakın
alanlarda, dere kenarlarında gür gelişen sık ve
uzun boylu bitkilerden oluşan yem alanlarıdır.
• Çayır vejetasyonu iklim ve toprağın özel
ekolojik koşullarına göre oluşmuş otsu bitkiler
topluluğudur.
• Çayır toprağın yılın büyük bir kısmında
nemlidir ve toprağı sıkı bir şekilde tutar.
• Meralar da aşırı ve zamansız otlatma ot
kalitesinin düşmesine, rüzgar ve su
erozyonunun artmasına neden olmaktadır.
• İyi vejetasyonlu bir mera alanının su emme
gücü 62,5mm/saat iken, zayıf bitki örtüsü ile
kaplı alanlarda bu miktarın 12,5mm/saat
olduğu görülmüştür.
Türkiye’nin Başlıca Genetik Toprak Tipleri
I. Zonal Topraklar
• Kırmızı Renkli Akdeniz (Terra-Rossa) Toprakları
• Bu topraklar Marmara Bölgesi’nin güneyinde, Ege
Bölümü’nde, Akdeniz Bölgesi’nde, Doğu
Anadolu’nun güneyinde ve GD Anadolu
Bölgesi’nin karstik sahalarında görülür.
• Hava ve su dolaşımının mükemmel şekilde
sağlandığı kireçtaşları üzerinde diğer ana kayalara
göre daha kırmızımsı veya kızıl renkli topraklar yer
alır.
• Kireçtaşları üzerinde gelişmiş olan kırmızımsı
topraklarda düz ve düze yakın olan sahalarda
rastlanır.
• Buna karşılık eğimli sahalardaki kireçtaşlarında
toprak yüzeyde değil, kireçtaşlarının çatlakları ve
tabakalaşma yüzeyleri boyunca görülür.
• Toprağın çatlaklar ve tabakalaşma yüzeyleri
boyunca oluşması, buralarda yağış sularının
tutularak ayrışma olaylarının meydana gelmesi ile
ilgilidir.
• Toprağın en iyi geliştiği yerler, ayrışmanın kolayca
gerçekleştiği ince tabakalı kireçtaşlarıdır.
• Buna karşın tabakaların kalın ve çatlakların çok
ince veya zayıf olduğu kısımlarda ise toprak
oluşumu son derece fakirdir.
• Karstik çukurlukların tabanlarındaki toprakların
çoğu çevredeki alanlardan aşınan toprakların
birikmesi ile değil ayrışma sonucunda oluşmuştur.
• Killi olan bu toprakların ayrışması zor
olduğundan toprak oluşumu çok uzun bir
zaman alır.
• Ancak bazı polyelerin kenarlarında yamaçlar
boyunca taşınmış kolüvyal depolar yer alır.
• Caco₃ önemli ölçüde yıkanmıştır.
• Katyon değişim kapasitesi ve dolayısıyla bitki
besin maddeleri yönünden zengindir.
• Yeni toprak sınıflama sisteminde Alfisol ordosu
içinde yer alır.
• Toros dağlarının 1000m’den daha yüksek
kesimlerinde kırmızı Akdeniz topraklarının
rengi koyulaşarak kırmızımsı kahverengi ve
kahverengine dönüşür.
• Bunda sıcaklığın düşmesine bağlı olarak
organik madde miktarının artması etkilidir.
Kahverengi Orman Toprakları
• Bu topraklar, Karadeniz Bölgesi’nde, İç Anadolu’da
1200m’den yüksek alanlarda ve GD Toros
sisteminde özellikle şistler üzerinde, Trakya’nın
kuzey kesiminde ve İçbatı Anadolu’da görülür.
• Bu bölgelerde hüküm süren iklim şartlarına bağlı
olarak farklı özellik gösteren ve bazı araştırıcılara
göre sayıları 10’un üzerinde olan kahverengi veya
esmer orman toprakları mevcuttur.
• Bu toprakların oluşumunda iklimin dışında ana
materyal ve eğimde önemli rol oynar.
• Bu sahalardaki topraklar genç bir oluş
safhasında olduğundan genellikle B horizonu
yeterince gelişmemiş ya da yoktur.
• Yağışı fazla olan yerlerde kil fraksiyonunun üst
horizondan önemli ölçüde taşınması
podzolleşmeye neden olmaktadır.
• Genel bir değerlendirme yapıldığında,
kahverengi orman toprakları, ülkemizde
orman örtüsü altında gelişir.
• Yağış miktarının yetersiz olduğu ortamlarda B
horizonunda karbonatların biriktiği kireçli
orman toprakları yer alır.
• Yağışın 600mm’nin üzerinde olduğu alanlarda
kireçsiz kahverengi orman toprakları yer alır.
• Yeni toprak sınıflandırma sisteminde
kahverengi orman toprakları Alfisol ordosunda
yer alır.
Podzolümsü Topraklar
• Bu topraklar, yıllık ortalama yağış miktarının
1000mm’nin çok üstünde olduğu yıllık
ortalama sıcaklığın 8°C’ın altında bulunduğu
çok serin soğuk ortamlarda kayın, sarıçam,
ladin ormanlarının altında gelişme gösterir.
• Karadeniz dağlarının kuzeye bakan
yamaçlarında, Yıldız dağlarında ve Uludağ’ın
kuzey yamaçlarında görülür.
• Yağış miktarının fazla olmasından dolayı toprak
asit reaksiyon gösterir.
• Sıcaklığın düşük olduğu yerlerde toprak
yüzeyinde organik madde birikimi görülür.
• Yeni toprak sınıflandırma sisteminde spodosol
ordosuna girer.
Sierozemler
• Sierozemler, kuraklığın son derece etkili
olduğu İç Anadolu’nun güney kesiminde,
özellikle Konya Ovası’nın doğusunda ve Tuz
Gölü çevresinde bulunur.
• Burada yıllık ortalama yağış 300mm’nin
altından olup, bitki örtüsü yönünden oldukça
zayıftır.
• Bu nedenler toprak organik madde yönünden
fakir olup, açık renklidir (gri).
• Yağış miktarının azlığına bağlı olarak
karbonatlar, A horizonunda yeterinde
yıkanmamıştır.
• Ana materyali kireçli olduğu bu toprakların
bütün horizonları CaCO₃ bakımından zengindir.
• Yeni toprak sınıflandırma sisteminde Mollisol
topraklar grubunda yer alır.
Kahverengi Bozkır Toprakları
• Bu topraklar ülkemizde yıllık ortalama yağışın
400mm’nin altında, yıllık ortalama sıcaklığın 812 °C civarında olduğu İç Anadolu ve Doğu
Anadolu’nun depresyon alanlarında (Erzurum,
Pasinler, Horasan, Malatya) yaygındır.
• Bu alanlar bozkır sahalarına karşılık gelir.
• Üzerinde otsu bitkiler yetişir ve kuru tarım
yapılır.
• Toprağın en önemli özelliği, alt toprak katında
yoğun kireç yumrularının bulunmasıdır.
• Bu özelliği ilse alt toprak katı, A horizonuna
göre açık renklidir.
• Yeni toprak sınıflandırma sisteminde Mollisol
topraklar grubunda yer alır.
Kestane Renkli Topraklar
• Bu topraklar yıllık ortalama yağışın 400mm’nin
üzerinde olduğu, yıllık ortalama sıcaklığın 6-10
°C arasında değiştiği İç Anadolu platolarında,
Doğu Anadolu depresyonlarında, İç Batı
Anadolu platolarında görülür.
• Bu topraklar üzerinde uzun boylu bozkır,
bozkır çayırları ile meşe ve karaçamlardan
oluşan kurakçıl ormanlar yaygındır.
• Bu topraklardaki kireç miktarı kahverengi
topraklardaki kadar fazla değildir.
• B Horizonundaki kireç birikimi de kahverengi
topraklara göre daha alt seviyelerdedir.
• Yeni toprak sınıflandırma sisteminde Mollisol
topraklar grubunda yer alır.
Kırmızımsı Kahverengi Topraklar
• Bu topraklar, karasal yarı kurak iklim şartlarının
hüküm sürdüğü GD Anadolu Bölgesi’nde çok
yaygındır. Topraktaki kırmızı renk sıcaklığın çok
yüksek olmasından ileri gelir.
• Başka bir ifade ile İç Anadolu’daki kahverengi
bozkır topraklarının yerini GD Anadolu
Bölgesi’nde daha kurak ve sıcak iklim şartları
altında oluşmuş kırmızımsı kahverengi
topraklar alır.
• Oligo-Miosen ve Miosen’e ait kırmızı renkli killi
depoların toprak üzerindeki etkisi sonucu da bu
tip topraklar görülür.
• Başka bir ifade ile ana materyal, toprak üzerinde
etkili olmuştur.
• Kırşehir, Avanos, Sarımsaklı, Sarıoğlan, Yalvaç,
Zara ve Şarkışla civarında bu tip topraklar görülür.
• Yeni toprak sınıflandırma sisteminde Mollisol
topraklar grubunda yer alır.
Çernezyomlar
• Van Gölü’nün kuzeyinden başlayarak ErzurumKars Platosu’nu içine alan 1600-2000m
arasındaki uzun boylu çayır vejetasyonu
altında gelişmiştir.
• Yıllık ortalama sıcaklık 3-6 °C, yağış ise 500700mm arasındadır.
• Ana materyal volkano-sedimenter (bazalt,
andezit,tüf, killi kireçtaşı, marn ardalanması)
bazalt ve neojene ait tortullar oluşturur.
• Bu sahada 1m’ye kadar boylanabilen gür çayır
örtüsü ve sıcaklık şartların yetersizliği, toprakta
organik maddenin birikmesine neden olur.
• Yeni sınıflamada Mollisol grubunda yer alır.
II. İntrazonal Topraklar
• Türkiye’deki intrazonal topraklar, eğimli
alanlarda ana materyalin özelliklerini taşır.
• Eğimli alanlarda devamlı olarak toprakların
aşınması ve buna bağlı olarak da toprak
oluşumunun devamlı başlangıç aşamasında
kalması, ana materyalin fiziksel ve kimyasal
etkilerinin ön planda olmasına neden
olmaktadır.
Flişler Üzerindeki Topraklar
• Kumtaşı, marn, killi kireçtaşı, miltaşı
tabakalarının ardalanmalı olarak istiflendiği
tortul kütleye fliş denir.
• Kuzey Anadolu Dağları ve Toros Dağları
boyunca sığ denizel ortamda çökelmiş (Kretase
ve Eosen) flişler yaygındır.
• Böyle yerlerdeki toprağın özelliğini flişlerin
içindeki litolojik yapı belirler.
Andosollar
• Bazalt ana kayası üzerinde gelişmiş
topraklardır.
• Karacadağ, Kula ve KD Anadolu’da (ErzurumKars platoları) yaygındır.
• Katyon değişim kapasitesi yüksek olduğundan
verimli topraklardır.
Volkanik Arazilerdeki Kumlu Topraklar
• Doğu Anadolu’da Sarıkamış çevresinde, İç
Anadolu’da Kapadokya yöresinde, Van
Gölü’nün kuzeyinde, Isparta Gölcük çevresinde
yaygındır.
• Kumlu topraklardır. Silis bakımından zengindir.
• İnfiltrasyon kapasitesi yüksektir. Bundan dolayı
toprak oluşumu zordur (2-3cm).
• Eğimli yamaçlarda sel yarıntıları ve
peribacaları oluşmuştur.
Gnays, Kristalen Şist ve Asit Derinlik
Kayaları Üzerindeki Topraklar
• Kristalen şistler ve gnaysların yer aldığı araziler,
Türkiye’nin aynı zamanda sert kütlelerini
oluşturur. Yıldız dağları, Kaz dağları, SaruhanMenteşe Masifi, Bitlis dağları çevresinde
görülen kumlu topraklardır.
• Granit gibi asit kökenli derinlik kayaları Uludağ,
Kaçkar dağları, Kırşehir Masifi’nde yaygın
olarak görülür.
• Kumlu topraklardır.
Ultrabazik Kayalar Üzerindeki Alkali
Topraklar
• Ülkemizde ultrabazik, yani aşırı bazik kayalar
(peridoit, serpantin, gabro) II.Jeolojik Zaman’da
Tetis Denizi’nin tabanında yayılan lavlardır.
• Peridotit-serpantin-tortul kütle karışımından
oluşan bu kayaç grubuna yeşil karmaşık veya
ofiyolit denilir.
• Kuzey Anadolu, Toros ve GD Toroslarda yaygındır.
• Bitki örtüsünün yetişmesi bakımından verimli
olmayan topraklardır.
Vertisollar
• Muş Ovası, Ergene Havzası, KaracabeyMusatafakemalpaşa ovaları, Harran Ovası’nın
güneyinde, Konya Havzası, Çukurova,
Menemen ve Bornova’da yaygındır.
• Killi topraklardır. Yazın kuruduğunda 3-5cm
genişliğinde 1m derinliğinde çatlaklar oluşur.
• Dönen Topraklar, taş doğuran topraklar ve
kepir adı verilir.
Rendzinalar
• Rendzina Toprakları, düz ve hafif engebeli
yerlerdeki yumuşak killi kireçtaşı, marnlardan
ibaret arazilerde görülür.
• Bu araziler ülkemizde Neojen havzalarında
çökelmiş olan killi kireçtaşı, kumlu kireçtaşı ve
marn depoları üzerinde yaygındır.
• Taşeli Platosu’nda, Kıyı Ege’de, İç Batı Anadolu
platolarında, Güney Marmara’da ve İç
Anadolu’daki killi kireçli (marn) depolar üzerinde
yaygındır.
• Yeni sınıflamada Mollisol grubunda yer alır.
Halomorfik Topraklar
• Bu gruba giren topraklar ülkemizdeki
deltaların deniz suyu etkisinde kalan
kesimlerinde (Evreşe Ovası, Gediz, Büyük ve
Küçük Menderes deltaları) görülür.
• Diğer yerlerde ise taban suyu seviyesinin
yüksek olduğu alanlarda, özellikle Konya
Havzası’nın alçak kesimlerinde, Tuz Gölü’nün
güneyinde ve Erzurum Ovası’nda görülür.
• Tuzlu Topraklar (Solonçaklar): Tuzlu topraklar,
Konya Havzası’nda yer altı suyu seviyesinin
yüksek olduğu çukur alanlarda bulunur.
• Burada yer altı suyunda çözünmüş halde
bulunan tuzların kapillaritenin etkisi ile
toprağın üst katlarına doğru taşınması ve
orada suyun buharlaşması sonucunda
birikmesiyle oluşur.
• Alkali Topraklar: Yer altı suyunda çözünmüş
haldeki sodyum bileşiklerinden ileri
gelmektedir.
• Buradaki sodyum bikarbonat, kireçtaşlarının
çözünmesi ile meydana gelir.
• Kireçtaşlarından kaynağını alan suların
havzada birikerek buharlaşması, sodyum
miktarının artmasına neden olmaktadır.
• Kısaca, Konya Havzası’nda tuzlu ve alkali
topraklar arasında sıkı bir ilişki mevcut olup,
katyonların önemli bir kısmının sodyum
katyonu (Na⁺) olması sebebiyle pek çok tuzlu
toprak aynı zamanda alkali özelliktedir.
• Yeni sınıflamada Aridisol grubunda yer alır.
Tuzlu-Alkali (Çorak) Topraklar
• Çorak Topraklar; ya evaporit kökenli ana
materyallerin toprak aşınması sonucu yüzeye
çıkmasıyla oluşur ya da tuzlu ve alkali
maddeler bakımından zengin olan suların
yüksek yerlerden yer altı suyuna karışarak
birikmesiyle meydana gelir.
• Böyle yerlerde kapillarite ile yüzeye çıkan
tuzlu-alkali madde bakımından zengin
sular,çorak toprakların oluşumuna yol açar.
• Çorak topraklarda hem alkalilik hem de
tuzluluk bir arada bulunduğundan halofil (tuzu
seven) ve halofit bitkiler (tuza dayanıklı)
dışında bitki yetişmez.
• Özellikle kültür bitkilerinin yetişmediği böyle
alanlar çorak arazi (toprak) olarak adlandırılır.
• Oltu, Narman, Aras Nehri Havzası, Çankırı,
Sivas, Ulukışla ve bazı delta sahalarında
görülen topraklardır.
Hidromorfik Topraklar ve Gley
Toprakları
• Bu topraklar, yer altı suyu seviyesinin yüksek
olduğu havzaların alçak kesimlerinde ve delta
alanlarında, ayrıca toprak suyunun sızmasını
engelleyen geçirgenliği çok düşük killi ana
materyallerden ibaret olan sahalarda görülür.
• Adapazarı, Muş, Erzurum Ovası ve delta
alanlarında devamlı su altında kalan sahalarda yer
yer organik madde birikmesinden dolayı organik
topraklara rastlanır.
• Yeni sınıflamada İnceptisol grubunda yer alır.
Yüksek Dağ Çayır Toprakları
• Bu topraklar, orman sınırının üstünde çayır
vejetasyonu özellikle subalpin ve alpin ot örtüsü
altında gelişmiş organik madde bakımından
zengin ve asit reaksiyon gösteren topraklardır.
• Bu sahalarda vejetasyon süresinin kısalığı
pedojenezi de etkiler.
• Asit karakterli ve humus bakımından zengin
topraklardır.
• Kuzey Anadolu dağ kuşağında yaygın olarak
görülür.
Organik Topraklar (Turbalıklar)
• Turbalıklar, genellikle göl kenarlarında suyu
seven bitki artıklarının birikmesi ile oluşur.
• Bitki artıkları su içinde anaerobik yani oksijeni
yetersiz olan şartlarda yavaş yavaş çürüyerek
çürüntü tabakasından ibaret organik kat
meydana gelir.
• Alçak alanlarda yer alanlar; Gavur Gölü
(K.Maraş), Gölbaşı (Adıyaman), Yeniçağa
(Bolu), Karasaz (Kayseri) turbalıklarıdır.
• Yüksek turbalıklar; Abant Gölü, Nur dağları,
Bolu Aldağlar’da, Yalnızçam, Mescit ve Bolkar
dağlarında görülür.
• Yeni sınıflamada Histosol grubunda yer alır.
III. Azonal Topraklar
1- Alüvyal Topraklar
2- Kolüvyal Topraklar
3- Volkanik Regosollar
4- Litosollar (Taşlı Topraklar)
Alüvyal Topraklar
• Bu topraklar, akarsuların biriktirdiği genellikle
ince boyutlu (kum ve mil) malzemelerin
üzerindeki topraklardır.
• Alüvyal topraklar, akarsuların denize
döküldüğü deltalarda, nehirlerin taşkın ve
birikme yaptığı alanlarda, özellikle suların
çekildiği taşkın alanlarında, eski akarsu
yataklarında ve tektonik kökenli olukların
içerisindeki düzlüklerde yer alır.
• Bu toprakların fiziksel ve kimyasal özelliklerini,
alüvyonun kaynaklandığı ana materyalin
özelliği belirler.
• Ana materyal kireçli ise alüvyon da kireçli,
kumlu ise alüvyonda kumlu olur.
• Toprak taksonomisine göre alüvyal topraklar
İnseptisol (AC)ve entisol toprakları kapsar.
Kolüvyal Topraklar
• Dağların eteklerinden ve yamaçlarından gerek
yerçekiminin gerekse yüzeysel akıma geçen
suların etkisi ile taşınan çakıllı, kumlu malzemeler
yamaçların eteklerinde birikir.
• Dağların etekleri ve yamaçlarındaki köşeli çakıllı,
kumlu depolar kolüvyal depo ve/veya kolüvyal
toprak olarak adlandırılır.
• Kolüvyal depolardaki kaba elemanlı seviyeler
şiddetli erozyonu, ince elemanlı ve koyu renkli
seviyeler ise aşınmanın yavaş olduğunu gözterir.
• Ayrıca kolüvyal depolarda yarı olgun toprak
profili de görülebilir. Bu durum yamaç boyunca
erozyonun durduğunu ve pedojenezin
başladığını açıkça gösterir.
• Kum miktarının fazla olmasından dolayı
regosol topraklar olarak da ele alınabilir.
• Yeni toprak sınıflandırma sisteminde entisol ve
inseptisol (AC) ordosunda yer alır.
Volkanik Regosollar
• Patlamalı volkanik püskürmelerle oluşan ve
çoğunluğu kum ebadında asit volkanik
malzemeler ve özellikle tüfler üzerinde kumlu
topraklar bulunur.
• Isparta Gölcük ve Kapadokya yöresinde çok
yaygındır.
• Üzerinde kumlu toprakları seven bitkiler yetişir.
• Yeni toprak sisteminde inseptisol ordosuna girer.
Litosollar (Taşlı Topraklar)
• Çok engebeli dağlık alanlarda aşınma ve ana
materyalin birlikte şekillendiği, meydana getirdiği,
taşlı, çakıllı topraklardır.
• Eğimin fazla olduğu yamaçlarda erozyonunun
aktif olarak devam etmesi, çözülmenin de sürekli
olması taşlı toprakların oluşmasına neden olur.
• Taşeli Platosu, Boz ve Aydın dağlarında yaygındır.
• Yeni sistemde entisollar grubuna girer.
Toprak Oluşumunda Kimyasal ve
Biyolojik Ayrışma Olayları
• Toprak materyalinin kimyasal bileşimini
değiştiren kimyasal ayrışma olayları toprak
oluşumunda en önemli rolü oynarlar.
• Toprak oluşumundan bağımsız olarak cereyan
eden kimyasal olaylar mevcut ise de daha çok
fiziksel ve kimyasal parçalanmayı yan yana
yürüyen ve birbirlerini tamamlayan olaylar
olarak düşünmek gerekir.
• Kimyasal ayrışmada toprak ana materyali fiziksel
parçalanmanın ötesinde daha ileri bir çözünme,
ayrışma ve başkalaşmaya uğrar.
• Toprak ana materyalinden toprağın oluşu
sırasında cereyan eden kimyasal olaylarda en
önemli rolü su oynamaktadır.
• Suyun hidroliz, çözünme ve çökeltme gibi etkileri
kimyasal ayrışmada çok fazla önem taşır.
• Toprak oluşu sırasında cereyan eden kimyasal
olayları şöyle özetleyebiliriz:
• Oksidasyon; oksijenin diğer bir elementle
birleşmesi veya bir bileşikteki oksijen
miktarının artmasıdır.
• Pratik anlamda oksidasyon materyalin
paslanması ya da çürümesidir.
• Oksitlenme, toprak oluşumunda kimyasal
ayrışmaya sebep olan en önemli olaylardan
biridir.
• Redüksiyon; oksidasyonun aksine oksijenin az
olduğu ortamlarda meydana gelir. Bu olay
toprak altında toprak tanecikleri arasındaki
gözeneklerin tamamen su ile dolu olduğu zayıf
drenajlı yerlerde cereyan eder.
• Bu gibi yerlerde havalanma yetersizdir.
• Özellikle organik maddenin havasız koşullarda
ayrışma sırasında karbondioksit, metan ve
kükürtlü hidrojen oluşurken söz konusu olur.
• Hidrasyon; minerallerin ve kimyasal
maddelerin bünyesine su alması ve suyu
kimyasal olarak bağlamalarıdır.
• Dehidrasyon ise tam aksine bu maddelerden
suyun ayrılmasıdır.
• Hidrasyon mineraller üzerinde yumuşatıcı ve
gevşetici bir etki yapar, hacimlerini genişletir.
Böylece minerallerin daha sonraki kimyasal
olaylara karşı direnci azalmış olur.
• Topraktaki kil mineralleri, organik maddeler ve
bazı tuzlar da hidrasyon ve dehidrasyona
uğrarlar.
• Hematitin bünyesine su alarak limonite
dönüşmesi, alçı taşının bünyesine su alarak
jipse dönüşmesi gibi.
• Hidroliz; hidrojen ile bazların yer değiştirerek yeni
bileşiklerin oluşumunu sağlar. Birçok mineralin
bileşimlerinin değişmesinde önemli bir rol
oynamaktadır.
• Karbonatlaşma; toprakta organik maddenin
mikroorganizma faaliyeti ile ayrışması ve bitki
köklerinin solunumu sonucunda açığa çıkan
karbondioksitin toprakta bulunan bazlarla birleşerek
karbonatları meydana getirmesidir. Karbonatlar suda
kolay çözünürler.
• Toprak materyallerinin parçalanmasında en önemli
olaylardan birisidir.
• Çözünme; suyun eritici özelliği kimyasal
ayrışmanın önemli bir kısmını meydana
getirmektedir.
• Topraktaki suyun karbondioksitle veya organik
ve inorganik asitlerle birleşmesi ve çeşitli
tuzlar içermesi çözücülük özelliğini artırır.
• Yıkanma; çözünme özellikle kimyasal ayrışma
sırasında oluşan tuzların ve çözünebilir
maddelerin yıkanarak topraktan uzaklaşması
bakımından önem taşır. Bu durum yağışlı
bölgelerde çok belirgindir.
• Kayalardan çözünen tuzlar okyanuslar, denizler,
göller ve akarsulardaki tuzların kökenini oluşturur.
• Hümifikasyon; organik maddenin orijinal şeklini
kaybederek humus şekline dönüşme olayıdır.
Toprak Oluşum Sürecindeki Önemli
Olaylar
• Podzollaşma: Podzol, soğuk ve nemli iklim bölgelerinde iğne ve
geniş yapraklı orman örtüsü altında teşekkül eden bir topraktır.
• Podzollaşma olayının meydana gelebilmesi için; toprağın A
horizonunda şiddetli bir yıkanmanın mevcut olması ve A
horizonunun asit karakterlerde kül rengi görünümde olması gerekir.
• B horizonunun teşekkül etmesi ve toprağın devamlı yıkanması
sonucunda, bitki besin elementleri topraktan önemli ölçüde
uzaklaşmasından dolayı toprak fakirleşir.
• Lateritleşme
• Kireçlenme (Kalsifikasyon)
• Tuzlaşma (Çoraklaşma)
• Alkalileşme
• Gleyleşme

similar documents