İslam Tarihi 2 Lisans-YL

Report
Selçuklular’ı meydana getiren Oğuzlar, Orta
Asya’dan Maveraünnehir ve Horasan’a geldiklerinde
bütünüyle İslamiyet’i kabul etmişler ve eski Bozkır
kültürünün İslam’a aykırı olmayan müesseselerini de
muhafaza ederek Türk-İslam kültürü’nün en önemli
temsilcilerinden biri haline gelmişlerdir.
Merkez teşkilatının başlıca unsurları hükümdar,
saray ve hükümet olarak sıralanmaktadır.

Yetkisini Tanrı’dan aldığına
inanılan(kut) hükümdar,
çağdaşı olan diğer
devletlerdekinin aksine sınırsız
yetkiye sahip değildir.
Yönetimde hanedan azası ve
komutanlar ortak söz
sahibidirler.
Nizamü’l-Mülk Siyasetname’de
hükümdarın yapması gerekenleri
şu şekilde kaydetmiştir:
 Kale ve şehirler inşa etmelidir.
 Tarımın gelişmesi için büyük
sulama tesisleri kurmalıdır.
 Köprüler ve yollar inşa etmelidir.

Tüm bunları yerine getiren
hükümdar sultan olabilirdi.

Sultanın, Türkçe adının
yanında İslami isim de
taşıması, Halife tarafından
künye ve lakapların verilmesi
âdettendi. Sultanın hakim
olduğu ülkelerde adına hutbe
okunur ve para basılırdı.

Selçuklularda, maddi ve manevi olmak
üzere, hükümdarın alâmetleri mevcuttu.
Manevi alâmetlerin ilki halife tarafından
verilen unvan ve lakaplardı.
Tuğrul Bey’e Sultanu’l-Muazzam,
Şahenşah ve Ebu Talib gibi ünvanlar
verilmiştir.
Daha sonra gelen Selçuklu sultanları esSultanu’l-Muazzam ve es-Sultanu’lAzam gibi ünvanları kullanmayı
sürdürmüşlerdir.


Manevi hükümdar
alametlerinden bir diğeri ise
‘hutbe’ idi.
Bütün İslam devletlerinde
bağımsızlık göstergesi olarak
Cuma ve Bayram
namazlarından sonra okunan
hutbelerde hükümdarın isim ve
ünvanlarının zikredilerek dua
edilmesi âdetine Selçuklular’da
da uyulmakta idi.




Hükümdarlığın maddi alâmetlerinden olan
sikke, hükümdarın ad ve ünvanının yazılı
olduğu madeni paradır.
Saray, taht ve tac da maddi alâmetlerdir.
Hükümdarların alâmetlerinden
sayılabilecek, emir ve fermanların üzerine
koydurdukları işaretlere ise tuğra ve tevkî
denilmekte idi.
Hükümdar sarayı ile ilgili olan bir diğer
alâmet ise nevbet olup, bando ve günde
beş defa belirli mekanlarda bu devlet
bandosu tarafından verilen konsere
denirdi.




Bayrak(sancak, liva, alem) da
hükümdarların bir diğer maddi alâmeti idi.
Hükümdarların sefer veya başka
yolculuklarda başlarının üzerine tutulan
çeşitli renk ve desenlerdeki şemsiyeye ise
çetr adı verilirdi.
Kenarında hükümdarın isim ve
ünvanlarının özel işaretlerle işlendiği
kumaş ve elbiseye tırâz, hükümdar
tarafından devlet büyüklerine verilen
tırâza da hil’at ismi verilmekte idi.
Bunların yanında kılıç, yüzük, ok, yay ve
gâşiye( hükümdara özel yapılan eyerin
altona konan keçe) de hükümdar
alametleri arasında sayılmaktadır.


Saray, hükümdarın sadece özel yaşamını sürdürdüğü alan olmayıp,
devlet işlerinin yürütüldüğü kısım da mevcuttu. Sultanın saraydaki
hayatı da göz önünde bulundurularak saray Harem ve Selamlık
olarak iki kısma ayrılmakta, Harem sultanın özel hayatını yaşadığı
kısım, Selamlık ise devlet işlerinin yürütüldüğü bölüm olarak
işlemekte idi.
Hükümdar ile devlet işlerinin halledildiği divanlar arasındaki irtibat,
Hâcibü’l-Hüccâb tarafından sağlanırdı.







Sarayda Hâcibü’l-Hüccâb’dan sonraki en rütbeli görevli, sultanın
verdiği cezayı uygulayan Emîr-i Hares idi.
Vekîl-i Has ise hükümdar dairesi halkının işlerini yürütmekle görevli
idi.
Vezir ile sultan arasındaki ilişkiyi sağlayan kişi ise Vekîl-i Der;
Râyet-i Devlet denilen bayrağı koruyup taşıyan kişi Emîr-i Alem;
Hükümdar ve sarayım muhafızı Emîr-i Candar;
Avla ilgili işleri yürüten görevli Emîr-i Şikâr;
Saray ahırları ile ilgilenen kişi Emîr-i Ahûr olarak isimlendirilmiştir.

Merkez teşkilatının en üst organı olan Büyük divan Vezirin
yönetiminde idi. Büyük Divan’ın altında çeşitli işlerle uğraşan bir
kısım divanlar vardır.






Divan-ı İstîfa; mâlî işlerle ilgilenir, başkanlığını da Müstevfî /
Sahib-i Divan-ı İstîfa denilen kişi yapardı.
Divan-ı Tuğra; dış işleri idare etmenin yanında ferman, mektup
ve yazışmalara tuğra çekme görevini yerine getirirdi.
Divan-ı İşraf; Müşrif tarafından yürütülür ve daire genel teftiş
işlerini yerine getirirdi.
Divan-ı Arzu’l-Ceyş ise merkez ve taşradaki ordunun her türlü
iş ve işlemiyle ilgilenirdi.
Divan- ı Berîd; haberleşme ve istihbarat işi ile ilgilenen
dairedir.
Divan-ı Mezalim; diğer mahkemelerde meselesini
halledemeyenlerin başvurduğu üst mahkeme gibi işleyen bir
kurumdur. (Kadıların yönetimindeki adalet teşkilatının dışında
olup, aynı amaca hizmet etmektedir.)
Divan-ı Mezalim’e devletin kuruluş yıllarında doğrudan
sultan başkanlık ederken, daha sonraki dönemlerde vezir,
kadı veya büyük emirler başkanlık etmişlerdir.

Bunların yanı sıra merkezi yönetim birimlerinde farklı
işler yapan daireler de divanlar arasında sayılmaktadır.
Hükümdarın şahsen sahip olduğu araziyi yöneten Divan-ı
Has, vakıfların iş ve işlemlerini yürüten Divan-ı Evkâf-ı
Memâlik, bazı memurların haksız yere edindiği malları
devletleştiren Divan-ı Müsâdere, mirasla ilgilenen Divan-ı
Terekât bunlardandır.



Yöneticilerin Selçuklu hanedanı ile akrabalık
durumuna göre ülke üçe ayrılmakta idi;
İlki doğrudan Selçuklu hanedanına mensup
kişilerce idare edilen,
İkincisi başlarında Türk soyundan gelen kişilerin
bulunduğu;
Sonuncusu da Türk soyundan olmayan kişilerce
yönetilen devlet ve ülkeler idi.


Sivil idarenin amirlerinden bir diğeri de Reis olup,
eyaletin iç idaresi, mâlî, adlî, asayiş ve belediye
işlerini yürütmekle görevli idi.
Müftü ve hatib de isimleri ile müsemma görevlerini
icra ederlerdi.





Selçuklu Devletinde hukuk şer i hukuk ve örfi hukuk
olmak üzere iki kısımdan oluşuyordu.
1-Şer’î Hukuk
Şer’i hukuk sisteminde kadılar, din ve hukuk ile
ilgili işlerde yetkili idiler. Evlenme, boşanma,
nafaka, miras, hırsızlık gibi davalara kadılar bakar,
kadıların başkanına kadiü’l kudat denirdi.
Başkentte oturan kadiü’l kudat, bütün kadıları denetleme
yetkisine sahipti.
2-Örfî Hukuk
Asayişin bozulması ve yasalara karşı gelinmesiyle ilgili
davalara bakıyordu. Örfî yargıdan Emir-i Dad
sorumluydu. Ayrıca askeri davalara Kadı Asker (Kadıy-ı
Leşker) bakmaktaydı. Veziri ve divan üyelerini yargılama
ve tutuklama yetkisi vardı.
Ordunun başında bizzat Hükümdar, o yoksa Sipahiler
bulunurdu.
 Ordu merkezde olduğu gibi taşrada da daimi ve geçici
kuvvetlerden oluşmakta idi.
 Selçuklu ordusunu diğerlerinden ayıran bir özelliği de
gezici hastane ve çerge denilen hamamlarının olması idi.







Sipahiyan da denilen Hassa Ordusu mensupları, sâlâr adı verilen
komutanlar idaresinde hizmet veririlerdi.
Sipehsâlâr ünvanını taşıyan kişi, bu ordunun en başındaki isimdir.
Hassa Ordusu mensuplarının askerlik dışında başka bir işle
uğraşmaları yasaktı.
Askerî teçhizatları, mühimmatları, iaşe ve ibadetleri için gereken
her şey Divan-ı Arzu’l-Ceyş tarafından karşılanmakta idi.
Hassa Ordusunun yanı sıra sayısal olarak daha fazla olan,
vilayetlerdeki arazilerinin başında bulunan, çağrıldıklarında
savaşa katılan sipahiler de vardı. Bu ordu mensupları
memleketlerine göre isimlendirilirlerdi; Asker-i Horasan, Asker-i
Fars gibi.
Yine savaş zamanlarında Sultan’ın uğradığı bölgelerden
toplanarak orduya katılan Haşer adı verilen birlikler de
muharipler arasında yer almakta idi.



Selçuklu Devletinde ilk deniz aşırı sefer Kirman
Melik’i Kavur Bey tarafından Uman’a yapılmıştır.
İlk gemi, Sultan Berkyaruk zamanında Basra
idarecisi Emir Kumaç’ın naibi İsmail b. Arslancık
tarafından yaptırılmıştır.
Selçuklular’da donanma kumandanları Reisü’lBahr, Melikü’s-Sevahil, Emir-i Sevahil şeklinde
isimlendirilmişlerdir.



Selçukluların ordu için gerçekleştirdikleri en
önemli düzenleme ikta sistemidir.
Bu düzenlemeye göre devlet dahilindeki arazi üç
kısma ayrılmakta, bu toprakların öşür ve vergileri
hizmet karşılığı olarak ümerâ ve askerlere pay
edilmekte idi.
İkta sahiplerinin öncelikli görevi belirli sayıda
asker besleyip yetiştirmek ve toprağı imar
etmekti. Bunları yerine getirmeyenlerin iktaları
ellerinden alınmakta idi ki, bu da beraberinde
disiplinli bir uygulamayı getirmekte idi.
Selçuklu Devletinin iktisadi hayatı tarım, ticaret ve sanayiye
dayanmakta idi. Tarım ve hayvancılık göçebelerin ve
köylülerin geçim kaynağı idi. Şehir halkı ise meyvecilik ve
bağcılıkla uğraşıyordu. Dokumacılık ve dericilik bu dönemde
çok gelişmişti. Maden işçiliğiyle daha çok Hristiyan halk
(Rum-Ermeni) uğraşıyordu.
 Ticaret devletin ana politikasını belirleyen başlıca
meselelerden biriydi.
 Türkiye Selçukluları ticaretin gelişmesi amacıyla tüccarların
konaklaması için kervansaraylar yaptırmışlar, Avrupalı
tüccarlara düşük gümrük vergisi uygulamışlar, Sinop, Alanya
ve Antalya gibi liman şehirlerini fethetmişlerdir. Ayrıca
tüccarların mallarını, zarar görmelerine karşı koruyan sigorta
sistemini uygulamışlardır.

Devletin gelir kaynakları:
1-Arazi vergisi olan HARAÇ
2-Ziraat vergisi olan ÖŞÜR
3- GANİMET
4-Bağlı devletlerin hediye ve yıllıkları idi.

Ticaret ve ekonomi alanında geliştirilen yeni modellerle birlikte
şehir ve bölgeler arasında sermaye aktarımı kolaylaştırılmıştı.

Bu dönemde kullanılan çek ve suftace yöntemi para
ekonomisinde yürürlüğe konmuş olan ileri düzeydeki anlayışı
ifade etmekte idi. Daha sonra bu yöntem çek kelimesiyle
birlikte Avrupa’ya aktarılmış ve modern bankacılığın bir
uygulaması olarak bugüne kadar gelmiştir.

Selçuklularda işleyen ekonomik kurumlardan bir diğeri de
fütüvvet teşkilatıdır. Buna göre her zanaat kolu, bir lonca
teşkilatına bağlı olup, bu loncalar, meslek ve erbabını kontrol
altında tutardı.
Selçuklu devletinde siyasi ve askeri yönden
hakimiyeti ellerinde tutan Türkler içtimai hayatta da
üstün durumda idiler. Saray teşkilatı kadroları ile
askeri sınıf mensupları Türklerden oluşmaktaydı.
Hükümet teşkilatında İranlılardı. Şehirde büyük nüfuz
sahibi aileler vardı. Aydın zümreyi din adamları ve
tarikat şeyhleri temsil etmekte olup bunlar halk
üzerinde nüfuz sahibi idiler.

Türkiye Selçukluları Anadolu’da yaşayan gayri
Müslim topluluklara, Müslüman halka kesin bir zarar
vermedikleri sürece bütün geleneklerine karşı
hoşgörü ile davranmışlardır. Rum olmayan
Hristiyanlar artık Bizans kilisesinin sıkıcı baskısından
kurtulmaları sebebiyle genellikle Türklerin hakimiyeti
altında yaşamaktan memnundular.




Selçuklularda toplumun çoğunluğunu oluşturan
Müslümanların dinî durumuna baktığımızda
hanedan ve Türklerin daha çok Hanefî mezhebine
bağlı oldukları görülmektedir.
İkinci sırada kabul gören mezhep Şafiîlik olmakla
birlikte Suriye, Halep, Kûfe, Kum gibi bölgelerin Şiî
oldukları dikkat çekmektedir.
Bu dönemde dinin birleştiriciliğine önem verilmiş,
bu bağlamda İslam karşıtı bir oluşum olan
Bâtınîlikle mücadele edilmiştir.




İlk olarak Tuğrul Bey zamanın açılan medreselerin en
önemlisi Vezir Nizamülmülk tarafından Bağdat’ta
açılan Nizamiye Medresesidir.
Nizamiye Medresesi dünyanın ilk Üniversitesi sayılmaktadır ve
sonraki devletlere örnek teşkil etmiştir.
Nizamiye medreselerini Medreselerde din konularının yanı sıra
matematik felsefe dil ve edebiyat gibi dersler de okutuluyordu.
Ayrıca Vezir Nizamülmülk tarafından
oluşturulan Siyasetname adlı eser de hükümdarlara devlet
yönetimi ve düzeni hakkında bilgi veren bir eser niteliği
taşımaktadır.
Selçuklu Devletinde bilim alanında Astronomi
dalında da önemli çalışmalar mevcuttur.
 Melikşah döneminde önce Isfahan'da, sonra
Bağdat'ta birer gözlemevi kuruldu. Buralarda
yapılan çalışmalar sonucu Ömer
Hayyam tarafından oluşturulan bir kurulla
C e l a l î T a k v i m i yapıldı.
 Bu takvim Sultan Melikşah’ın Celaleddin
lakabına nispetle bu isimde hazırlanmıştır.


Selçuklularda yönetimin oluşturmaya gayret ettiği siyasi ve ekonomik
istikrar ortamı, Anadolu’da da ilim ve fikir hayatını canlandırmıştır.
Bu anlamda Muhyiddin Arabî (ö.1240), Mevlana (ö.1273), Sadreddin
Konevî (ö.1274) ve Yunus Emre (ö.1320) gibi şahsiyetler 13. yy Anadolusunu
fikrî açıdan oldukça hareketlendirmişlerdir.

Farabi: 870-950 yılları arasında yaşamış olan Farabi Pozitif bilimlerin
başlangıcını oluşturmuştur. Matematik, fizik, astronomi, mantık, psikoloji ve
siyaset alanlarında eserler vererek bilimleri ilk kez sınıflandırmıştır.
Farabi Batıda Alfarabius adı ile ünlenmiş ve eserleri Latin diline çevrilmiştir.
Ayrıca Aristo mantığını en iyi yorumlayan bir bilim adamı
olduğundan Muallim-i Sani yani İkinci Öğretmen adını almıştır.
İbni Sina: Özellikle Tıp ve felsefe alnında eserler vermiş ve 982-1037 yılları
arasında yaşamış olan İbni Sina, Batıda Avicenna adı ile tanınmıştır. El Kanunu Fit-Tıp adlı kitabı Batı dillerine tercüme edilerek ünivesitelerinde
okutulmuştur.
Tıbbın Hükümdarı diye anılan İbni Sina, Hipokrat’tan sonra tıbbın ikinci babası
olarak kabul edilmiştir.





Türk -İslam devletlerine ait
sayısız sanat eserinin çoğu
günümüze kadar gelmiştir. Bu
eserlerin çoğunu saraylar,
camiler, mescitler, hanlar,
kervansaraylar, hamamlar,
medreseler, kümbetler,
imaretler ve çeşmeler
oluşturmaktadır.
Büyük Selçuklular döneminde
özellikle mimaride büyük
gelişme görüldü. Merv, Rey,
Isfahan, Hemedan, Nişabur gibi
kentler çeşitli mimari eserlerle
donatıldı.


Selçuklularda, hükümetin imar ve inşaat işlerini
Emir-i Mimar yönetiminde bir heyet kontrol ve
nezaret ederdi.
Ayrıca büyük abidevî eserlerin, ihtiyaçları vakıf
gelirinden karşılanan, daimi mimarları da
bulunurdu.
H.Horst, Die Staatsver Waltung der Grosselğuqen und
Horazmşahs. (1038-1251).
Eine Untersuchung nach Urkundenformularen der/il,
Wiesbaden, 1964, s. VIII.
 Bu eser giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.
 Girişte ‘Sasanilerin başlangıcından Selçukluların
yıkılışına kadar’ devlet idaresinin inkişafını (s. 1-6) ve
kaynakları bahis konusu etmektedir, (s. 7-13)
 Esas esere gelince Dr. Horst, ilk bölümde (s. 14-96)
devlet idaresini ele almış, ikinci bölümde ise (s.99-170)
ilk bölümü işlerken istinat ettiği kaynakların Almanca
tercümelerini bazen hemen hemen aynen, bazen de
kısaltarak dercetmiştir.

1.
2.
3.
4.
5.
6.
İslam Tarihi, Grafiker Yayınları
www.tarihportali.org
www.meb12k.meb.gov.tr
www.kpssci.com
www.gozlemci.net
www.akademik-tarih.blogspot.com.tr

similar documents