Hava Kirliliği, Asit Yağmurları, Sis Kirliliği Ve Önlenmesi Hedefler

Report
Hava Kirliliği, Asit
Yağmurları, Sis Kirliliği
Ve Önlenmesi
Hedefler
Hava kirliliği nedir?
Hava kirliliği kaynakları nelerdir?
Hava kirliliğinin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkileri
nelerdir?
Hava kirliliğini önlemek için alınabilecek önlemler
nelerdir?
Asit yağmurlarının oluşumu, insan ve toprak üzerindeki
etkileri nelerdir?
Sis nedir? Sis türleri nelerdir?
Hava kirliliği
sağlığına canlı hayatına ve ekolojik
dengeye zararlı olabilecek katı, sıvı, yada
gaz halindeki yabancı maddelerin
atmosferde bulunması, hava kirliliği olarak
tanımlanmaktadır.
 İnsan
Hava, atmosferi meydana getiren oksijen, azot
vb. gazların karışımıdır.
 Bu gazların havadaki dağılımı şöyledir: % 78
azot, % 21 oksijen ve % 1 karbondioksit, su
buharı gibi diğer gazlar.
 Havanın % 21’ini oluşturan oksijen oldukça
reaktif bir gazdır.
 Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız
olanları su buharı ve karbondioksittir.

SABİT
KAYNAKLAR
YAPAY
KAYNAKLAR
HAVA
KİRLİLİĞİ
KAYNAKLARI
HAREKETLİ
KAYNAKLAR
DOĞAL
KAYNAKLAR
HAREKETLİ
KAYNAKLAR
BİRİNCİL KİRLETİCİLER
Kükürt oksitleri (SOx)
Azot oksitleri (NOx)
Karbon monoksit (CO)
Hidrokarbonlar
Civa
Kurşun
Partikül madde
İKİNCİL
KİRLETİCİLER
Ozon
Kloroflorokarbon
Radyoaktif
kirleticiler
Doğal Kaynaklar
 Volkan
faaliyetlerini, orman
yangınlarını, toz fırtınalarını, okyanus
dalgalarını, açık arazide hayvan ve
bitki örtülerinin bozulmasını kapsar.
Yapay Kaynaklar
 Bu
kaynaklar hammaddenin insanların
kullanımına sunabilmek için gereken
süreçler sonucunda oluşurlar. Sabit ve
hareketli kaynaklar olmak üzere ikiye
ayrılır.
Sabit kaynaklar
 Katı, sıvı
ve gaz yakıtların yakılması ile
veya herhangi bir üretim prosesi
esnasında oluşan kirleticilerin bir
baca yoluyla atmosfere emisyonun
yapıldığı kaynaklardır.

Bunlar; petrol rafineleri, petrokimya entegre
tesisleri, kimya sanayi tarımsal mücadele
ilaçları, enerji santralleri, selüloz ve kağıt sanayi,
demir çelik sanayi, çimento sanayi, gübre sanayi,
şeker sanayi, taş toprak sanayi, tekstil sanayi,
plastik sanayi, vernik boya, ev ve iş yerlerinde
ısınma amaçlı kullanılan yakıtlar, bakımsız yollar,
bitki örtüsü yok olmuş açık arazilerdir.
Hareketli kaynaklar
Kara, hava ve deniz taşıtlarının egzozlarıdır.
 Kara, hava ve deniz taşıtlarında mazot,
benzin veya jet yakıtı gibi yakıtlar
tüketilmekte ve taşıtların egzozlarından
atmosfere verilen hava kirleticiler, katı, sıvı
ve gaz yakıtlarının yanmasıyla oluşan
yanma ürünlerinin benzerleridir.

 Hava
kirleticileri, havanın tabi değişimini
değiştiren gaz, sıvı veya katı halde olabilen
kimyasal maddelerdir. Bu hava kirleticileri
belirli bir kaynaktan doğrudan atmosfere
karışan birincil kirleticiler ile
atmosferdeki bazı mekanizmalar sonucu
oluşan ikincil kirleticiler olarak iki grupta
incelenir.
Birincil kirleticiler
Kükürt oksitleri (SOx)
Kükürt limon sarısında ametal, katı, simgesi S
olan kimyasal bir elementtir. Kükürt tatsız,
kokusuz bir katıdır, ısı ve elektriği iyi iletmez.
Kükürt doğada yaygın olarak bulunan bir
elementtir.

Kükürt Oksitler
Kükürt içeren yakıtların yanmasıyla oluşan zehirli gazlardır.
Dikükürt heptoksit S2O7 : persülfat asidi anhidriti,
dayanıksızdır.
2SO3 + O S2O7
 Kükürt monoksit SO : Renksiz bir gazdır, elektrik
deşarjlarının kükürt dioksitle kükürt buharlarından
ibaret bir karışım üzerine tesirinde oluşur:
SO2 + S  2SO


Kükürt dioksit SO2:
Kükürt dioksit elde etmek için, sanayide ya kükürt
yakılır:
S8 + 8O2  8 SO2 + 70.9 kcal
Kükürt dioksit renksiz, ekşi kokulu boğucu yanmaz ve
patlamaz bir gazdır. Astım yapar.
Kükürt dioksit, volkan gazlarında ve fabrikaları çok
büyük şehirlerin havasında bulunur. Çünkü bu gaz
kükürt içeren kömürlerin yanmasıyla oluşur. Kükürt
dioksit suda oldukça fazla çözünür. Havada ki su
damlacıkları ile okside olur.
Fosil kökenli yakıtların yanmasıyla ortaya çıkan
kükürt, havada derhal oksidasyona uğrar. Bu
oksidasyon iki aşamada gerçekleşir:
S + O2  SO2
SO2+ O  SO3
Ortamda herhangi bir katalizör madde
bulunmadığı durumda, kükürt dioksit yavaş bir
reaksiyonla kükürt trioksite dönüşür

Kükürt trioksit SO3:
Kükürt trioksit, sülfürik asidin anhidriti olup bu
asitten su çekmek suretiyle elde edilebilir.
Derişik sülfürik asitle fosfor pentoksitten oluşan
bir karışım ısıtılacak olursa SO3 meydana gelir.
H2SO4 + P2O5  2HPO3 + SO3

Sıcak ve soğuk suda eriyen renksiz bir gazdır.
Atmosferde derhal sülfürik aside dönüşmesinden dolayı,
atmosferdeki kalış süresi çok kısadır. Su ile asit
oluşturması nedeni ile kirletici olarak önem
taşımaktadır.





Kentsel bölgelerde yoğunlaşmış olan akaryakıt kullanımı ve
kükürtten yararlanan sanayi tesisleri de kükürt oksitlerin
oluşumuna yol açan önemli kaynaklardır.
Asit yağmurları, kalp hastalıkları, solunum enfeksiyonları
oluşumuna sebep olur.
Kükürt dioksitleri solunumla alınan madde ve
mikroorganizmaların atılımını engelleyerek enfeksiyona
zemin hazırlar bronşlarda spazm yaparak ani ölüme sebep
olabilir.
Bitkilerin gözeneklerine girmek suretiyle fotosentez
kapasitesini düşürür.
İkincil ürünler kuvvetli asittirler tüm maddeleri korozyona
uğratırlar.
Azot oksitleri (NOX)
Kükürtten sonra en önemli hava kirleticidir.Yakıtın çok
yüksek sıcaklıkta yakılmasıyla oluşur. Bu kirletici de yine
motorlu taşıtlardan ve elektrik enerji santralleri ile
sanayide kullanılan buhar kazanlarının yakım
sistemlerinden kaynaklanır.
Atmosferde kirletici olarak bulunan azot monoksit ve
azot dioksit konsantrasyonları genelde ‘’ azot oksitleri’’
terimi ile ifade edilmektedir.
NO + NO2  NOX
Atmosferde bulunan önemli azot oksit bileşikleri; azot
monoksit (NO), azot dioksit (NO2), diazot oksit (N2O)

Azot monoksit (NO)
Gaz halinde renksiz, kokusuz, suda çözünürlüğü düşük
olan, likit halde iken mavi renkli olan, havanın yapısında
eser miktarda bulunan bir bileşiktir.
Yüksek sıcaklıklarda yanma işlemlerinde ortaya çıkar.
NO sinir sistemine etki ederek solunum felcine neden
olur.

Azot dioksit (NO2)
NO2 ise kırmızımsı kahverenkli, keskin kokulu bir
gazdır. 21,1 derece kaynama noktasına sahip NO2’nin
düşük kısmi basıncı, atmosferde yoğunlaşmasını önler.
Korozyona neden olur.Yüksek derecede
oksitleyicidir.
 Kırmızımsı kahverenkli olmasından ötürü kendisi ile
kirlenmiş havanın görüş mesafesini azaltıp aynı
zamanda havanın renginin de değişmesine sebep olur.
 NO2 gazının atmosferik ömrü yüzyıldan fazladır.

Asidifikasyona neden olur.Yağmur genel olarak
hafif asidiktir, pH değeri 5-6 arasında değişir.
Ancak NOx ’in HNO3 formuna dönüşmesi ile
oluşan asit yağışının pH değeri 4- 4,5 gibi
düşük bir seviyededir.
 NO2 bitkilere zarar verir. 0,3 ppm gibi düşük
konsantrasyonlarda, büyümeyi engeller. Daha
yüksek konsantrasyonlarda ise, hassas
bitkilerin yapraklarında gözle görülür
bozulmalara neden olur.

Karbon monoksit (CO)
 Renksiz kokusuz ve havanın ortalama mol ağırlığına
eşit mol ağırlığında olan bir gaz olan karbon
monoksit, bu yüzden hem kaynaklandığı nokta
etrafında iyi dağılmayan hem de varlığı kolay fark
edilmeyen zehirli bir gazdır.
 Atmosferde kolay kolay yok olmaz ve ömrü 2-4 ay
kadardır.
 CO’ in en önemli kaynağı sigara ve otomobil
egzozudur.
Birincil bir hava kirletici olan karbon monoksit,
oksijen eksikliği, tutuşma sıcaklığı, yüksek
sıcaklıkta gazın kalıcılık zamanı ve yanma odası
türbülansı gibi etkenlerden birinin eksikliğinde
tam olmayan bir yanma sonucunda CO2 yerine
meydana gelmektedir.
 Karbon monoksit kanda alyuvar hücrelerine
girerek hemoglobin ile sıkıca bağlanarak
oksijenin bağlanmasını önler. Dokulara oksijen
taşınmaması baş dönmesi, baş ağrısı ve
halsizliğe sebep olur.

Hidrokarbonlar
 Hidrokarbonlar, havadaki diğer kirleticilerin
birbirleri arasındaki reaksiyonlarda rol
oynamaları nedeni ile kirletici olarak önem
kazanmaktadırlar. Hidrokarbonlar
adlandırılmalarından da anlaşılacağı gibi, karbon
ve hidrojen atomlarından meydana gelmişlerdir.
Karbonun değişken kimyası nedeni ile tabiatta
metandan uzun zincirli polimerlere kadar
değişik hidrokarbonlar mevcuttur.





Fotokimyasal sise yol açtıklarından kirliliğin
artmasında önemli rol oynarlar.
Havadaki hidrokarbonlar genellikle çöp fırınları gibi
büyük tesislerde atık maddelerin atılmasından,
sanayide kullanılan çözücülerin buharlaşmasından ve
odun kömürünün yakılmasından kaynaklanır.
Ama en önemli etken, buharlaşma yoluyla ve içten
yanmalı motorların egzozundan havaya karışan
benzindir.
İnsan sağlığına zararı göz ve kulaklarda rahatsızlıklar
oluşturur.
Kanser riski bulundurur.
Cıva
Gümüş renkli, ağır bir metal olan cıva, oda
sıcaklığında (25°C) sıvı halde bulunan elementtir. Cıva
zehirli ve pahalı bir maddedir.
 Petrol ve kömür yakılması, maden çıkarılması gibi
faktörlerle cıva buharı havaya karışır.
 Cıva oldukça yüksek bir toksik metaldir. Eğer yeterli
hava kirliliği kontrolü yapılmazsa, cıvanın yakılarak
bertaraf edilmesi havadaki emisyon oranını ciddi bir
şekilde artırabilir.
 Havadaki cıva miktarının artması böbrekte ve sinir
sisteminde tahribata ve ölümlere yol açar.

Kurşun

Kurşunun kolay işlenebilen, yaygın bir metal olması ve
erime derecesinin düşüklüğü (327.5 °C) nedeniyle iş
yaşamında çok yaygın olarak kullanılır.

Kurşun, hava, su ve toprak yoluyla, solunumla ve
besinlere karışarak biyolojik sistemlere giren son derece
zehirleyici özelliklere sahip bir metaldir.
Yüzbinlerce ton kurşun, kurşunlu petrolden elde edilen ve
kurşun tetra etil ((CH3CH2)4Pb) eklenerek oktan sayısı
arttırılan yakıtlarla çalışan içten yanmalı motorlardan
çıkan gazlarla dünya atmosferine boşaltılmaktadır.
Atmosferden kurşun (büyük oranda metal oksitleri ve
tuzları şeklinde) yağmurla tekrar yeryüzüne inerek
çevremize her geçen gün daha fazla yayılmaktadır.

Partikül madde
 Ana kaynakları, maden kömürü, linyit, motorin,
benzin fueloil, benzin emisyonları yol ve boş
alanlardan kalkan tozlardır.
 Yanma, sanayi prosesleri ve doğal
kaynaklardan atmosfere verilen
molekülden büyük (>0.0002µm) ve
500µm'den küçük kati veya sıvı halde
bulunabilen maddelerdir.
Görüş mesafesini kısaltır.
 Güneş ışınlarının enerji taşıdığı dalga
boylarında etkili olarak gelen enerji
akışını değiştirir.
 insan, hayvan ve bitki sağlığına
olumsuz etki yapar.

İkincil kirleticiler
Ozon


Ozon gazı zehirli, renksiz bir gazdır ve
atmosferin üst katmanlarında yer alır.
Gökyüzünün mavi renkte görünmesi bu gaz
sayesinde olmaktadır. Sıvı halde lacivert renge
dönüşen ozon gazı, dünyayı güneşten gelen
morötesi radyasyona karşı korumaktadır.
Ama bu gaza maruz kalındığında gözleri,
burnu ve boğazı tahriş ederek solunum
sistemini tahrip eder.
Kloroflorokarbon
Başlıca kloroflorokarbonlar CFC-11 ve CFC12‘dir. Bunlar için doğal kaynak yoktur, doğada
kendiliğinden oluşmazlar. Troposferde CFC’ lerin
konsantrasyonlarını azaltıcı herhangi bir etken
yoktur. Atmosferik ömürleri CFC-11 için 65 yıl,
CFC-12 için 130 yıl civarında olduğu tahmin
edilmektedir.
 Spreylerdeki püskürtücü gazlar, soğutucu
aletlerde kullanılan gazlar, bilgisayar
temizleyiciler, bu gazların başlıca yapay
kaynaklarıdır. Küresel iklim değişimindeki payları
%22 oranındadır.
 CFC emisyonlarının cilt kanserlerinde dramatik
artışlara, iklim de ise katostrofik değişikliklere yol
açacağını tahmin edilmektedir.

Radyoaktif kirleticiler
Maddenin temel yapısı atomlardan oluşmaktadır.
Atom ise proton ve nötronlardan oluşan bir çekirdek
ile bunun çevresinde dönmekte olan elektronlardan
oluşmaktadır.
 Herhangi maddenin atom çekirdeğindeki nötronların
sayısı proton sayısına göre oldukça fazla ise, bu tür
maddeler kararsız bir yapı göstermekte,
çekirdeğindeki alfa, beta, gama gibi çeşitli ışınlar
yaymak suretiyle parçalanmaktadır.

Çevresine bu şekilde ışın saçarak parçalanan
maddelere ‘’Radyoaktif Madde’’, çevreye yayılan
alfa, beta, gama gibi ışınlara ise ‘’Radyasyon’’ adı
verilmektedir.
 Özellikle 2. Dünya savaşından sonra nükleer
çalışmalarda sağlanan gelişmeler, Dünyanın
radyoaktivitesine çok büyük oranda etki
ederek yapma radyoaktivitenin birikimine ve
radyoizotoplardır.

Radyoaktif maddelerin zararları
X ışınları, ultraviyole ışınlar, görülebilen
ışınlar, kızıl ötesi ışınlar, mikro dalgalar,
radyo dalgaları ve manyetik alanlar,
elektromanyetik spektrumun parçalarıdır.
 Elektromanyetik parçaları, frekans ve dalga
boyları ile tanımlanır.

Ultraviyole ve x ışınları çok yüksek
frekanslarda olduğundan, elektromanyetik
parçalar kimyasal bağları kırabilecek enerjiye
sahiptir. Bu bağların kırılması iyonlaşma diye
tanımlanır.
 İyonlaşabilen elektromanyetik radyasyonları,
hücrenin genetik materyali olan DNA’yı
parçalayabilecek kadar enerji taşımaktadır.
 DNA’nın zarar görmesi ise hücreleri
öldürmektedir.

Ayrıca radyasyon, canlılarda genetik
değişikliklere de yol açmaktadır.
 Radyasyonun etkisi; cins, yaş ve organa göre
değişmektedir. Çocuklar ve büyüme çağındaki
gençler ile özellikle göz en fazla etkilenen
organ olup; görme zayıflığı katarakt ve göz
uyumunun yavaşlamasına sebep olmaktadır.
 Deri ise, radyasyona karşı daha dayanıklıdır.

Hava Kirliliğinin Kaynakları
Isınmadan Kaynaklanan Hava
Kirliliği:
 Ülkemizde özellikle ısınma amaçlı, düşük
kalorili ve kükürt oranı yüksek kömürlerin
yaygın olarak kullanılması ve yanlış yakma
tekniklerinin uygulanması hava kirliliğine
yol açmaktadır.
1.
2. Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava
Kirliliği:
 Nüfus
artışı ve gelir düzeyinin
yükselmesine paralel olarak, sayısı hızla
artan motorlu taşıtlardan çıkan egzoz
gazları, hava kirliliğinde önemli bir faktör
oluşturmaktadır.
3. Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği:
 Sanayi tesislerinin kuruluşunda yanlış yer
seçimi, çevre korunması açısından gerekli
tedbirlerin alınmaması, uygun teknolojilerin
kullanılmaması, enerji üreten yakma
ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü
yakıtların kullanılması, hava kirliliğine sebep
olan etkenlerin başında gelmektedir.
Hava Kirliliğinin İnsan Sağlığı ve
Çevre Üzerindeki Etkileri
İnsan sağlığına etkileri


1950’ler den beri hava kirliliğinin insan sağlığına
etkilerini gösteren kanıtlar vardır. 1980 sonları
1990’lar da ise yeni epidemiyolojik çalışmalarla
hava kirliliğinin sağlığa etkileri gösterilmiştir. Bu
çalışmalar önce ABD ve Avrupa ülkelerinde
yapılmış, daha sonra pek çok ülkede de benzer
çalışmalar ile sağlığın olumsuz etkilendiği
gözlenmiştir.
Bu çalışmalarda ölümler, hastaneye başvurular gibi
sağlık göstergeleri ile havadaki kirleticilerin
konsantrasyonunun ilişkisi aranmış ve her ikisinin
birlikte artış veya azalış gösterdiği belirlenmiştir.



Hava kirleticilerindeki günlük artışlar çeşitli akut
sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Örneğin
kirletici konsantrasyonunda artma astıma
ataklarında artışa yol açmaktadır.
Kirleticilere uzun süreli maruz kalım ile sağlıkta
kronik etkiler ortaya çıkmaktadır. ABD ve
Hollanda'da yapılan çalışmalarda hava kirliliği
olan bölgelerde yaşayanların ömrünün, kirliliğin
olmadığı bölgelerde yaşayanlara göre 1-2 yıl daha
kısa olduğu belirlenmiştir.
Yalnızca gelişmekte olan ülkelerde havada bulunan
partiküler madde ve kükürt dioksit nedeniyle
yılda 500,000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.
Havadan solunan karbon monoksit, kandaki
oksijenin yerini alarak vücuttaki hücrelere
taşınan oksijen miktarının azalmasına yol açar.
 Kentlerin havasında bulunma miktarına göre
karbon monoksit,zihinsel yetilerin gerilemesine
ve en sağlıklı insanlarda bile tepkilerin
ağırlaşmasına neden olur.
 Ayrıca kansızlık,kalp yetersizliği ve kronik
akciğer rahatsızlığı çeken insanlar üzerinde
normalden fazla olumsuz etkiler meydana
getirir.

Doğaya etkileri
İklim üzerindeki etkileri;
 Hava kirliliğinin iklime etkisi lokal ve küresel
olmak üzere iki şekildedir.
 Lokal düzeyde,şehirlerde havada bulunan
kirleticiler yüzeye ulaşan güneş ışınlarını
yansıtmakta,dağıtmakta ve azda olsa absorbe
etmektedir.
Küresel düzeyde kirlilik ise bütün dünyayı
etkilediğinden çok daha önemlidir.
 Bu tür küresel düzeyde hava kirliliğinin iki
örneği sera etkisi ve ozon tabakasındaki
bozulmadır.

Sera etkisi
 Evren,dünyadan yansıyan güneş ışınlarıyla ısınır.
Bu yansıyan ışınlar başta
karbondioksit,metan,ozon ve su buharı olmak
üzere atmosferde bulunan gazlar tarafından
tutulur,böylece dünya ısınır. Işınların bu gazlar
tarafından tutulmasına denir.
Ozon tabakasındaki bozulmalar
 Hava kirlenmesinden kaynaklanan ve 1980‘lerin
ortalarında gündeme gelen bir başka önemli
tehlike olan ozon katmanının incelmesi
havalandırma sistemlerinde, spreylerde
otomobillerde ve buzdolaplarında kullanılan
kloroflorokarbon(CFC) kökenli kimyasal
maddelerin yol açtığı delinme kutup
bölgelerinde yoğunlaşmıştır.
Eşyalara etkileri
Eşyalar ve binalar üzerine etkileri günlük
yaşamda pek fark edilmemekle birlikte hava
kirliliğinin kullandığımız eşyalar, giysiler ve
yapılar üzerinde de etkileri vardır.
 Kirletici gaz ve tozlar havanın nemi ile
birleşerek ortamda asidik etkiler yaratır. Kumaş,
metal ve ahşap eşyalar üzerinde etkili olur.
Binaların dış cephelerinin kararmasına ve
aşınmasına neden olur.

Hayvan ve bitkilere etkisi


Hayvanların hava kirliliğinden etkilenmesi solunum
yoluyla ve beslenme sırasında aldıkları kirletici
maddelerden kaynaklanmaktadır. Gıdalar yoluyla
alınan kirleticilerin etkisi havadan solunum yoluyla
alınandan daha önemlidir.
Özellikle gıdaların büyük payı vardır.
Kirleticilerden etkilenen yörelerde yetiştirilen
yem bitkileri kirletici kimyasal maddeleri emilme
yoluyla etkilemekte, bitki dokusunda biriken
kirleticiler beslenme sırasında hayvanların
vücuduna girmektedir
Hava kirliliğini meydana getiren gazlar,bitkilerin
solunumu sırasında gözeneklerden içeri
girerek fotosentezi yavaşlatır.
 Özellikle tarımsal bitkilerdeki bu olumsuz etki,
bir ölçüde ürün azalmasına neden olur.
 Ağaçların yapraklarında görülen renk
bozulmalarına neden olur.
 Hava kirliliğinin bitkilere olan etkisinin en iyi
örneği,asit yağmurlarının geniş orman
alanlarına verdiği zarardır.

Hava kirliliğini önlemek için alınabilecek
önlemler
1. Sanayi merkezlerinin sebep olduğu hava kirliliğinin azaltılması
amacıyla, sanayi ve iş merkezlerinin toplu yerleşim alanlarının
dışına çıkarılması,
2. Kişisel vasıta kullanımı yerine toplu taşımacılığın
yaygınlaştırılması,
3. Egzoz gazlarından çıkan kirletici etkenlerin azalmasını sağlayacak
tedbirlerin hayata geçirilmesi ve uygulamaların denetlenmesi,
4. Ömrü dolmuş motorlu taşıtların trafikten men edilmesi,
5. Araba yakıtı olarak kurşunsuz benzin kullanımının özendirilmesi,
6. Konutlarda yakıt yakma tekniklerinin modernleşmesi ve
özellikle sanayi alanlarındaki bacalara, hava filtrelerinin veya baca
gazlarının havaya karışmasını engelleyici baca süzücülerinin
takılması,
7. Isınmak için kaliteli kömür ve tercihen doğal gaz
kaynaklarının kullanılması, merkezi ısıtma sistemlerinin
yaygınlaştırılması,
8. Şehir merkezlerindeki yoğun trafiğin çevre yollara
aktarılması,
9. Ağaçlandırma çalışmalarının artırılması, hava kirliliğinin
yoğun olduğu yerlerde yeşil alanların oluşturulması,
10. Şehir yerleşim planlarında meteorolojik faktörlerin
özellikle rüzgar durumunun göz önünde bulundurulması,
11. Şehir çöplüklerinin, şehirlere ve diğer yerleşim
bölgelerine uzak yerlerde oluşturulması ve çöplerin uygun
yöntemlerle imha edilmesi,
12. Hava kirliliği ve nedenleri konusunda bilinçlendirme
programlarının hazırlanması.
Sis nedir?
Sis,su buharının yoğuşması veya donarak
kristalleşmesi sonucu oluşan çok küçük su
damlacıkları veya buz kristallerinden meydana
gelmiştir. Sis içinde çisenti biçiminde çok hafif
yağış görülebilir.
 Sis genellikle gece vakti ve sabahın erken
saatlerinde ,alçak,çukur kara parçaları üzerinde
veya su yüzeyinde görülür.Bu durumun sebebi
soğuk hava akımının, kara parçasının veya
suyun daha sıcak yüzeyine sürtüşmesidir.

Sis türleri
Radyasyon Sisi: Açık ve durgun gecelerde ısı kaybı
sebebiyle yer yüzeyi ve yüzeye yakın hava
soğur.Yerden yukarı doğru yükseklik arttıkça
atmosferde ters bir sıcaklık dağılımı ortaya
çıkar. Alt seviyelerde
hava soğuktur.Yükseklik arttıkça sıcaklık da
artar. Soğuma havanın çiğ noktasına kadar
inerse sis meydana gelir. Gece başlar, gündüz
hava ısınınca, öğleden sonraya doğru ortadan
kalkar.
Adveksiyon(yatay hava hareketi) sisi: Sıcak ve nemli
havanın soğuk bir yüzey üzerine hareketi ile alt
katmanların soğuyarak su buharının
yoğunlaşması sonucu oluşan sislerdir.
Oroğrafik(yer şekilli) sis:Yatay hareket eden
havanın yer şekli etkisiyle yükselerek soğuması
neticesinde oluşan sislerdir.
Cephe sisleri: Karşılaşan iki farklı hava
kütlesinden sıcak olanın soğuk olan üzerinde
yükselerek soğuması neticesinde oluşan
sislerdir.
ASİT
YAĞMURLARI
TARİHÇESİ;
Asit yağmuru terimi ilk olarak 1852’de İskoç
kimyager Robert Angus Smith tarafından
Endüstri Devrimi’nin önemli şehirlerinden
Manchester’a (İngiltere) düşen yağıştaki asit oranının
artmasını tanımlamak için kullanılmış. Smith,
sanayileşme ve kullanılan fosil yakıtlar sonucunda
artan hava kirliliği ile asit yağmurları arasındaki ilişkiyi
keşfetmiş. Asit yağmurları 1852 yılında keşfedildiği
halde 1960’ların sonuna kadar bu olgu hakkında
geniş çaplı gözlem ve araştırma yapılmamış.Ta ki
bilim insanları nehirlerdeki ve göllerdeki asitlik artışını
ve büyük sanayi bölgelerinin çevresindeki bitkilerde
meydana gelen tahribatı gözlemleyene kadar.
ASİT YAĞMURLARI NEDİR?

Asit yağmurları, kükürt ve azot
dioksitlerin atmosferdeki nemle birleşerek
sülfürik ve nitrik asitli yağmur, kar yada
dolu oluşturması biçiminde kirliliğe verilen
genel addır. Bu tür yağmurda tanecikler
siste asılı olarak süspansiyon oluşturabilir
yada en kuru halde birikebilirler.
SÜSPANSİYON:
Bir katının sıvı içerisinde yada havada (sis
içinde)çözünmeden dağılmasıyla oluşan
heterojen karışımlardır. ayran, kahve, tebeşir
tozu +su…
Başka bir deyişle;
Normalde yağmur suyu asit
özelliğindedir, ph’sı 5,5-5,6 arasında
değişir. Bu atmosferde bulunan
karbondioksitin (CO2) yağmur
suyuyla etkileşime girerek karbonik
asit (H2CO3) meydana
getirmesinden kaynaklanır.
H2O(s)+CO2(g)
H2CO3(s) ph’sı normal
yağmur suyunun sahip olduğu 5,5-5,6’lık ph
düzeyinin altında olan yağmurlar asit yağmuru
olarak tanımlanır.

Asit yağmurlarının verdiği ileri sürülen zararın
bir bölümünün aslında bazı doğal nedenlerden
kaynaklandığı yapılan araştırmalar sonucunda
anlaşılmışsa da, petrol ve kömür yanmasından
oluşan kükürt dioksit ile otomobil
motorlarından çıkan azot oksitin, asit yağmuru
sorununu büyük ölçüde şiddetlendirdiği
kesindir.

Kirliliğe yol açan tanecikler, kaynaklarından
binlerce kilometre uzağa rüzgarla taşınabilir.
Sözgelimi ABD’nin kuzey doğusundaki asit
yağmurlarına, Kanada’dan yayılanlar katılmış,
Kanada’nın doğusundaki kükürt içeren yağış,
ABD’den kaynaklanmıştır.

Bilim adamlarının tümü asit yağmurlarının
denetlenmesi için biran önce yasalar
çıkarılmasını istemektedirler.Ne var ki söz
konusu yasaların yol açacağı harcamalar çok
yüksektir,bu yüzden de sorunun çözülmesi
sürekli ertelenmektedir.
ASİT YAĞMURLARI NASIL OLUŞUR?
Fosil yakıt atıklarının doğal su döngüsüne
karışmasıyla oluşur. Kömür petrol gibi fosil
yakıtların yakılması sonucu atmosferde kükürt
ve azot içeren gazlar birikir. Bu gazlar havadaki
su buharı ile birleşince bir kimyasal tepkime
meydana gelir. Bu tekime sonucunda sülfürik
asit ve nitrik asit damlaları oluşur.

Güneş ışığı bu tepkimelerin hızını artırır.
Yeryüzündeki sular Güneş’in etkisiyle ısınınca,
bunların bir kısmı buharlaşarak yükselir ve
atmosfere karışır. Böylece yükselen nemli
havadaki su buharı yoğunlaşarak yeniden sıvı
durumuna geçer. Bunlar da bulutları oluşturur.
Sonuçta oluşan, çok miktarda kükürt ve azot
içeren bu tip yağmurlara asit yağmurları denir.

Atmosferdeki asit, yalnızca yağmurlarla değil,
kar, sis, havadaki gazlar ve tanecikler yoluyla da
yeryüzüne iner.
ASİT YAĞMURLARININ İNSAN VE
TOPRAK ÜZERİNE ETKİLERİ

Yıllardır ayrıntılı araştırma konusu
olmamış konulardan birisi olan asit
yağmurları, son yıllarda yurdumuzda da
etkisini hissettirmeye başlayan,
meteorolojik hadiselerle atmosferden
yeryüzüne inen ve insanlar üzerinde
olumsuz etki bırakan kirletici elementler
içeren yağmurlar olarak bilinir.

Bir hafta kadar havada asılı kalabilen bu
kirleticiler, atmosferde çok uzaklara
taşınabilmekte, atmosferdeki su ile
tepkimeye girerek sülfüröz asit (H2SO3),
sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit(HNO3)
gibi çevre için çok zararlı kimyasal
maddelere dönüşmektedir.




Bu tepkimeler şöyledir;
SO2 + H2O
SO3 + H2O
NO2+ H2O
H2SO3 (sulfüröz asit)
H2SO4 (sülfürik asit)
HNO3 (nitrik asit)

Asit yağmurları,toprağın yapısında bulunan
kalsiyum,magnezyum gibi elementleri yıkayarak
taban suyuna taşımakta,toprağın zayıflamasına
ve verimin düşmesine neden olmaktadır.
Toprağın asitleşmesine en çok katkıda
bulunan maddeler, atmosferde birikme
sonucu toprağa geçen kükürt bileşikleridir.
Azot bileşikleri ise bitkilerin
özümseyeceği miktardan fazla olduğu
zaman toprağın asitleşmesinde rol
oynamaktadır.

Asitleşmenin çevre üzerinde dolaylı
olmakla birlikte yine çok önemli
etkilerinden biri de, endüstriyel faaliyetler
sonucu oluşan asit nemidir. Toprağa yada
göl yataklarına inmiş cıva, kadmiyum yada
alüminyum gibi zehirli maddelerle
tepkimeye girebilmekte ve normal
koşullar altında çözünmez sayılan bu
maddeler, asidik nemle tepkimenin
sonucunda, besin zinciri yada içme suyu
yoluyla bitki, hayvan ve insana ulaşıp toksik
etkiler yaratmaktadır.
Asitli su ,topraktaki bitkiler için besin
kaynağı olan önemli minerallerin çözünmesine
yol açar ve bitkilerin bunları alabilmesini
engeller. Zamanla, yaprakların dökülmesi gibi
gözle görülebilir zararlar ortaya çıkmaya başlar.

1989’da Almanya’daki
ormanların %52’sinin hasta
olduğu belirlenmiştir. İsveç’te
ise asit yağmurları nedeniyle 18
bin göl zarar görmüştür.4 bin
göl ise artık ölü sayılmaktadır.

Ülkemizde özellikle asit yağmurları
yüzünden etkilenen yerlerimizin başında
Samsun- gelemen , Muğla- yatağan,
Murgul-göktaş gelmektedir.

Asit, yalnızca canlılara değil, aynı zamanda
binalara ve arabalara da zarar verir. Asit
özelliğindeki maddeler kimyasal ayrışmayı
artırırlar. Bu da asitin herhangi bir yüzeye
değdiğinde, onun özelliklerini değiştirmesi
anlamına gelir.

Örneğin; asit yağmuru oluşan bölgelerde
bulunan bronz, mermer ve kireçtaşından
heykellerin bozulmasına neden olur.

Atmosferde bulunan sülfatlar da aldığımız
solukla birlikte bedenimize girerek astım ve
bronşit gibi solunum yolu hastalıklarına neden
olur.
ASİT YAĞMURLARININ ETKİSİNİ EN AZA
İNDİRMEK İÇİN ALINABİLECEK
ÖNLEMLER:
Enerji üretiminde kullanılan termik santrallerin
yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı
yaygınlaştırılmalıdır. (Güneş Enerjisi, Jeotermal
Enerji, Rüzgar Enerjisi vs.)
Orman yangınları engellenmeli, yeşil alanlar
yaygınlaştırılmadır.
Şehir içi ulaşımlarda özel araçların yerine
toplu taşıma araçları kullanılmalıdır.
Havayı olduğundan fazla kirleten kaçak
kömür kullanımının önüne geçilmelidir.
Hedefler
Sera gazları ve önemi nedir?
 Sera etkisinin oluşumu nasıldır?
 Başlıca sera gazları nelerdir?
 Sera etkisine sebep olan diğer gazlar
nelerdir?

SERA GAZLARI VE ÖNEMİ
Yeryüzünün güneşten aldığı enerji
kadar enerjiyi uzaya vermesi gerekir.
Güneş enerjisi yeryüzüne kısa dalga
boyu radyasyon olarak ulaşır.
Gelen radyasyonun bir bölümü, yer yüzünün
yüzeyi ve atmosfer tarafından geri
yansıtılır.Ama bunun büyük bölümü,
atmosferden geçerek yeryüzünü ısıtır.
Yeryüzü bu enerjiden, uzun dalga boyu , kızıl
ötesi radyasyonla kurtulur.
Gezegenimizin yüzeyi tarafından yukarıya salınan
kızıl ötesi radyasyonu büyük bölümü atmosferdeki
su buharı, karbondioksit ve doğal olarak oluşan
diğer sera gazları tarafından emilir.
Bu gazlar enerjinin, yeryüzünden geldiği gibi
doğrudan uzaya geçmesini engeller.
Birbiriyle etkileşimli bir çok süreç
(radyasyon,buharlaşma) enerjiyi atmosferin
en üst tabakalarına taşır ve enerji oradan
uzaya aktarılır.
Bu daha yavaş ve dolaylı süreç bizim için
bir şanstır; Çünkü yeryüzünün yüzeyi
enerjiyi uzaya hiç engelsiz
gönderebilseydi, o zaman yeryüzü soğuk
ve yaşamsız bir yer, Mars gibi çıplak ve
ıssız bir gezegen olurdu.
Atmosferdeki gazların gelen güneş ışınımına
karşı geçirgen, buna karşılık geri salınan uzun
dalgalı yer ışınımına karşı çok daha az
geçirgen olması nedeniyle yer kürenin
beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan
ve ısı dengesini düzenleyen bu doğal süreç
sera etkisi olarak adlandırılmaktadır.
Kömür, doğalgaz, fuel gibi fosil yakıtlar,
yüksek basınç altında oluşmuş ve
CO2 içeriği bakımından çok zengin
organik maddelerdir. Bu yakıtların
kullanımı sonucunda açığa çıkan CO2
gazı atmosfere karışır.
Havanın başlıca iki bileşeni olan oksijen ve
azot gazları güneşin gözle görülebilen dalga
boyu ışınlarını yansıtır ve mor ötesi
ışınlarının bir kısmını soğurur.Bu kızılötesi
ışımalar, oksijen veya azot gazı tarafından
soğurulmaz.
Ancak havada bulunan karbondioksit (CO2) ve
kloroflorokarbon (CFC) gazları, kızılötesi
ışımaların bir kısmını soğurarak, atmosferden
dışarı çıkmalarını engeller.Bu soğurma olayı
atmosferin ısınmasına yol açar.Bunun
sonucunda Dünya, Güneşin altına park edilmiş
bir araba gibi ısınır. İşte bu etkiye sera etkisi
denir.
SERA ETKİSİNİN OLUŞUMU
Güneş’ten gelen ışınların bir bölümü
ozon tabakası ve atmosferdeki gazlar
tarafından soğurulur.Bir kısmı
litosferden,bir kısmı ise bulutlardan
geriye yansır.
Yeryüzüne ulaşan ışınlar geriye dönerken
atmosferdeki su buharı ve diğer gazlar
tarafından tutularak Dünya’yı ısıtmakta
olduğundan yüzey ve troposfer, olması
gerekenden daha sıcak olur.Bu olay, güneş
ışınlarıyla ısınan ama içindeki ısıyı dışarıya
bırakmayan seraları andırır; bu nedenle de
doğal sera etkisi olarak adlandırılır.
SERA ETKİSİNİN ÖNEMİ
Sera etkisi doğal olarak oluşmakta ve iklim
üzerinde önemli rol oynamaktadır.Endüstri
devrimi ile birlikte,özellikle II.Dünya
Savaşı’ndan sonra insan aktivitesi sera
gazlarının miktarını her geçen yıl arttırarak
yüksek oranlara ulaştırmıştır.Bu etkinin
yokluğunda dünyanın ortalama sıcaklığının
-18°C olacağı belirtilmektedir.
BAŞLICA SERA
GAZLARI
-Ozon (O3)
-Su Buharı
-Karbondioksit (CO2)
-Metan (CH4)
-Azot oksit gazları (NOx)
-Kloroflorokarbonlar (CFCs)
Su Buharı:
Küresel ısınmada sera etkisi bakımından en
başta gelir.Ancak yeryüzüne yakın atmosfer
içindeki miktarı çok nadir hallerde yükselir.Bol
miktarda bulunduğu atmosfer miktarı genellikle
bulutların oluşturduğu yükseklerdeki atmosfer
tabakalarındadır.O nedenle Daha çok
güneşten gelen ışınları tutmada ve yükseklere
yansıtmada etkilidir.
Karbondioksit (CO2):
Dünyanın ısınmasında önemli bir rolü olan
CO2 Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşması
sırasında bu ışınlara karşı geçirgendir.Böylece
yeryüzüne çarpıp onları soğurur.Yapılan
ölçümlere göre atmosferde CO2 miktarı
1958den itibaren %9 artmıştır.
Metan (CH4):
Oranı binlerce yıldan beri değişmemiş olan
metan gazı, son birkaç yüzyılda iki katına
çıkmış ve 1950’den beri de her yıl %1
artmıştır.Bu değişiklik CO2 seviyesindeki artışa
göre az olsa da, metan CO2 den 21 kat daha
kalıcı olduğu için en az CO2 kadar dünyamızı
etkilemektedir.
SERA ETKİSİNE SEBEP OLAN DİĞER
GAZLAR
Dioksin:
100’ün üzerinde çeşidi vardır.Bitkilerin ve böceklerin tahribatı
için kullanılır.Çoğu çeşidi çok tehlikelidir; kansere ve daha bir
çok hastalığa neden olmaktadır.
Polimerler:
Doğal ve sentetik çeşitleri bulunmaktadır.Doğal olanları
Protein
ve nişasta içeririler.Sentetik olanları ise plastik ürünlerinde ve
el yapımı kumaşlarda bulunup naylon, teflon, polyester gibi
adlar alırlar.
Kurşun, Cıva:
Vinilklonit:
PVC elde etmek için kullanılan bir gaz karışımıdır.
Kükürt dioksit(SO2):
Bu gaz sülfürün, yağın, çeşitli doğal gazların ve
kömürle petrol
gibi fosil yakıtlarının yanması sonucu açığa çıkar.
Kükürt dioksit
ve azot oksidi birbiriyle reaksiyonu sonucunda asit
yağmurlarını
oluşturan sülfürik asit oluşur.
NEHİR SUYUNDAN İÇME
SUYUNA
Su canlıların yaşamlarını
sürdürebilmeleri için gerekli ve vazgeçilmez
olan tatsız ve kokusuz bir maddedir. Su, canlı
yaşamının en temel maddesidir. Dünya
üzerinde farlı şekillerde bol miktarda
bulunur.
Su hidrojen ve oksijen atomlarından oluşmuş
H2O formülüne sahip moleküler bir maddedir.
Su 0°Cnin altında buz 100°Cnin üstünde
buhar(gaz) olarak bulunur 0°C ve 100°C
arasında ise sıvı halde bulunur.
İçme Sularının Özellikleri
İçme ve kullanma suyunun kalitesindeki
bozulmalar çeşitli hastalıklara yol
açabilmektedir. Bu yüzden içme suyunun
belirli özelliklere sahip olması gerekir. Bu
özellikler kısaca şöyledir.
-Su; tortusuz, kokusuz, renksiz, berrak ve
içimi hoş olmalıdır
-Sularda fenoller, yağlar gibi suya kötü koku
ve tat veren maddeler bulunmamalıdır.
-Yeterli derecede yumuşak olmalıdır.
-İçme suyu için en uygun sıcaklık 8-12°Cdir.
-Su; hastalık yapan mikroorganizma
içermemelidir.
-Sular kullanma amaçlarına uygun olmalıdır.
Arsenik, kadmiyum, krom, kurşun, cıva gibi
bazı kimyasal maddeler zehirli etki yapabilir.
Bunun yanında baryum, nitrat, florür,
radyoaktif maddeler, amonyum, klorür gibi
maddeler sınır değerlerinin üzerinde sağlığa
olumsuz etkileri olan maddelerdir.
Su Kaynakları
Yüzey sularının arıtılmadan içme suyu olarak
kullanılması uygun değildir. Bu nedenle
yeryüzü sularını içme suyu olarak
kullanmanın maliyeti oldukça yüksektir.
Diğer bir içme suyu kaynağı da kuyulardan
pompalanan yeraltı sularıdır.Yeraltından
pompalanan su, yüzey sularına göre oldukça
temizdir. Ancak yine de içerdiği kum vb. yabancı
maddelerden temizlenmesi dezenfekte edilmesi
gerekir.
Yumuşak ve Sert Sular
İçerisinde kalsiyum, magnezyum katyonları
bulundurmayan ya da çok az miktarda
bulunduran sular yumuşak sudur. İçerisinde
fazla miktarda kalsiyum ve magnezyum
katyonları bulunduran sulara sert su denir.
Kireçli su olarak da adlandırılan sert suların
tadı acıdır. Ancak sağlık açısından tehlikeli
değildirler. Hatta Ca+2 iyonu kemik gelişimi
için önemli olduğundan bazı durumlarda
sert sular faydalı dahi olabilir. Ancak sert
sular temizlik amacıyla kullanıldığında
sabunun köpürmesini engeller.
Su Arıtımı Nedir, Nasıl Yapılır?
İçilmesinde, kullanılmasında veya çevreye
bırakılmasında sakınca bulunan suların,
kirletici parametrelerinden ayrılmasına ''Su
Arıtma'‘ denir. Su arıtımı fiziksel ve kimyasal
olmak üzere iki aşamada yapılır.
Fiziksel Arıtma İşlemleri
Yer altı ve yer üstü sular içinde doğal olarak
çeşitli büyüklükte katı partiküller bulunabilir.
Fiziksel arıtım işlemleri bu taneciklerin cinsi
ve boyuna göre değişir. Fiziksel arıtma
işlemleri 5 grup altında toplanabilir.
-Mekanik ve Ön Temizleme İşlemi
-Sedimantasyon
-Koagülasyon
-Flotasyon
-Filtrasyon
1)Mekanik Ön Temizleme İşlemi: Ham
suda bulunan tahta parçaları, ağaç dalları ve
bunlara benzer irilikteki yabancı maddeler
elek veya ızgaralarda tutulur. Su içinde yüzen
iri parçaları tutmak üzere çeşitli ızgara tipleri
geliştirilmiştir.
2)Sedimantasyon: Su içinde bulunan katı
partiküllerin çökelmesi için sedimantasyon
havuzunda çok küçük bir hızla geçirilir. Bu
sırada askıdaki katı maddelerin bir kısmı ile
daha iri çözünmemiş yabancı maddeler
kendi ağırlıklarıyla dibe çökerilir.
3)Koagülasyon: Çökeltme havuzlarında
suya bir koagülant (pıhtılaştırıcı) katılması ile
askıdaki katı maddelerin çökeltilmesi
kolaylaştırılır. Koagülant olarak kullanılan
başlıca kimyasal maddeler alüminyum, sülfat,
demir-III klorür, demir sülfat ve sodyum
alüminattır.
4)Flotasyon: Su içinde süspansiyon halinde
bulunan düşük yoğunluklu katı partiküllerin
çökelme hızı çok yavaştır. Bunların
sedimantasyon tankı içinde kısa sürede
çökeltebilmek mümkün olmaz. Bu tanecikler
en kolay şekilde flotasyon yapılarak sudan
uzaklaştırılabilir.
5)Filtrasyon: Çökelme havuzlarının
üstünden alınan duru suyun içinde kalan
küçük taneciklerin süzülerek tutulması
gerekir. Bu amaçla kum filtreleri kullanılır.
Kum filtreleri ya yavaş çalışan ışık filtreler
yada kapalı fakat çabuk süzen filtreler olmak
üzere 2 tiptir.
Kum Filtre Çeşitleri
a) Yavaş süzen kum filtreleri: 827 yılında
Simpson tarafından kullanılmıştır. Bu
süzgeçler 2.5-3 metre derinliğinde
betonarme havuzlar olup, bir tesisteki
süzgeç yüzeyleri toplamı 1000-6000 m2’dir.
Süzgeç olarak kullanılan kum havuzlarının
önce altından basınçlı su verilerek hava
habbeciklerinin çıkması ve kumların iyice
yerleşmesi sağlanır. Sonra 12 saat
dinlendirilir ve süzülecek kadar alttan su
bırakılmaz. Bu su 24 saat bekletilir ve ondan
sonra vanalar açılarak üstten ham su
gönderilerek süzgeç çalıştırılır.
Bu süzgeçlerden geçen su oldukça berraktır.
Mikropların yaklaşık %98’i tutulmuştur.
Geriye kalan %1-2 bile olsa mikrop ihtimali
düşünülerek ilaçlanması gerekir.
b) Hızlı süzen kum filtreler: Bunlar ilk
defa 1885 yılında uygulandı.Yavaş süzen
süzgeçlere göre daha küçük çaptadır. Bu
süzgeçler kimyasal metodlarla ilk temizliği
yapılmış suları süzer. Bazen de ilk süzgeç
olarak kullanılırlar.
Bu süzgeçler diğer süzgeçlerden 20-30 misli
küçük olduğu halde süzme hızı 10 defa daha
çoktur. Bu süzgeçlerden geçen sular iyice
kokusuz, renksiz ve gayet berraktır.Yalnız
mikrop tutma kabiliyeti %70-80 kadardır.
c) Küçük filtreler: Bunlar az masraflı
küçük süzgeçler olup, az bir su ihtiyacını
karşılamak için kullanılır. Bu süzgeçlerin
süzücü kısmı, taş, kömür, porselen, selüloz
gibi maddelerden yapılır.
Filtrelerin Temizlenmesi: Belli süre
kullanılan kum filtreleri kum-çakıl tabakası
zamanla tıkanır kullanılamaz hale gelir. Bu
durumda yük kaybı en yüksek değerine
ulaşır. Dolayısıyla kum tabakasının periyodik
olarak temizlenmesi gerekir.
Filtre Tabakası: Filtre tabanı her bir
merkezi kanala bağlı ve üzerinde hava
delikleri bulunan birçok enli borudan oluşur.
Standart filtre yatağı toplam 100cm
derinlikte olup çaytaşı, çakıl ve kum
tabanlarından oluşur.
Filtre Yıkanması: Kum yatağı zamanla
tortu nedeni ile tıkanır. Filtre tabakasına
tortu birikmesi nedeniyle tıkanma süresi
suyun bulanıklık derecesine ve filtre hızına
bağlıdır. Genellikle filtrelerin 24 saatte bir
yıkanması gerekir.
Kimyasal Arıtma
Doğal sular içinde çeşitli cins ve miktarda
safsızlık bulunabilir. Kullanım amacı göz
önüne alınarak suların kimyasal olarak
arıtılması ve içinde bulunan safsızlıkların
giderilmesi veya belli sınırların altına
düşülmesi gerekir.
Suların kimyasal olarak arıtılması 2 ana grupta
toplanabilir;
1. Kimyasal çöktürme yoluyla yapılan arıtma
işlemleri
a) Soğuk kireç-Soda yöntemi
b) Sıcak kireç-Soda yöntemi
2. İyon değiştiriciler ile yapılan arıtma işlemleri
a) Katyon değiştiriciler ile sertliğin
giderilmesi
b) İyon değiştiricilerle demineralizasyon
1. Kimyasal Çöktürme ile
Arıtma
Suda sertliği meydana getiren kalsiyum ve
magnezyum iyonlarının suda çözünmeyen
bileşikler haline getirilerek çökeltilmesi veya
bu iyonların sodyum iyonu ile yer
değiştirmek suretiyle uzaklaştırılması
işlemine suların yumuşatılması denir.
Suların sertliği aşağıdaki amaçlarla giderilir;
 Su içindeki kalsiyum ve magnezyum iyonları
sabun ile birleşerek suda çözünmeyen iyonlar
oluşturur. Bu iyonların tamamı sabunla
birleşinceye kadar suda sabun köpüğü
oluşmaz.
 Sert sular kaynatıldıkları kapların diplerinde bir
taş tabaksı meydana getirirler.
 Gıda endüstrisinde kullanılan sular ürün
kalitesi üzerinde olumsuz etki yapar.
Soğuk kireç-Soda yöntemi
Bu yöntem kalsiyum karbonatın ve
magnezyum hidroksitin sudaki
çözünürlüklerinin küçük olma temeline
dayanır. Uygun miktarlarda suya katılan kireç
ve soda suya sertlik veren magnezyumla
kalsiyum iyonları ile reaksiyona girerek
magnezyum hidroksit ve kalsiyum karbonat
bileşiklerini oluşturur. Oluşan bu bileşikler
çamur haline çökerek suda ayrılır.
a)
b)Sıcak kireç –Soda yöntemi
Sıcaklık arttıkça kalsiyum karbonat ve
magnezyum hidroksitin çökelme hızları artar.
Su önceden ısıtılır ve böylece geçici sertliğin
bir kısmı giderilmiş ve serbest hidroksit de
uzaklaştırılmış olur. Böylece çökertmek için
gerekli olan kireç miktarı da azaltılmış olur.
Oluşan çamur sürekli dışarı atılırken elde
edilen yumuşatılmış su süzme ünitesine
gönderilir.
2. İyon Değiştiriciler ile Yapılan Arıtma
İşlemleri
İyon değiştirici maddelerde aranan bazı özellikler
şunlardır;
1. Yüksek bir değiştirme kapasitesi
2. Sudan etkilenmemesi
3. Rejenerasyon için az miktarda maddeye ihtiyaç
duyulması
4. Bulunma ve üretimin kolay ve ucuz olması
5. Suda bulunan bulanık vb. yabancı maddelerden
etkilenmemesi.
Katyon değiştiriciler ile sertliğin
giderilmesi
Bunlar poroz yapılı olup bünyelerinde negatif
yük taşıyan reçinelerden oluşur. Taşımış
oldukları sodyum iyonlarını su içinde
bulunan Ca ve Mg iyonları ile değiştirebilir.
Katyon değiştirici olarak kullanılan ilk
sentetik reçineler fenolformaldehit ile
sodyumsülfitin kondensasyonundan elde
edilmiştir.
a)
b) İyon değiştiricilerle
demineralizasyon
Sularda yalnız sertlik yapıcı iyonları değil su
içinde bulunan diğer iyonları da
uzaklaştırmak için iyon değiştirici
reçinelerden yararlanılır. Bu reçineler
yardımı ile su içinde bulunan katyonlar ile
iyonlarda değiştirilir.
Suların Mikroplardan
Temizlenmesi
a) Kaynatma: Sudaki mikropları
öldürebilmek için en iyi metod kaynatmadır.
5-10 kaynatma ile mikropların hepsi ölür.
Yalnız bu metod , ev ve hastane ihtiyacı için
geçerlidir.
b) Ultraviyole ışınlar ile
dezenfeksiyonu
Dalga uzunluğu 100-3900 Ao olan
ultraviyole ışınlar kullanılır. Bu ışınlar her
türlü mikrobu öldürürler.
c) Ozonla dezenfeksiyon
Ozon havayla karışım halinde suya verilir.
Havanın metreküpünde 5 gr ozon olmalıdır.
Ozonlanan suyun tadı ve lezzeti bozulmaz,
çok masraflı bir metotdur.
d) Klorla dezenfeksiyon
Kolay uygulanabilmesi ve ucuz oluşu sebebiyle
şehir sularının dezenfeksiyonunda en çok
kullanılan metotdur. Kullanma sularının patojen
mikroplarını yok edebilmek için yeteri kadar klor
suya katılmalıdır. Fakat suyun lezzetini ve
kokusunu bozacak kadar olmamalıdır. Eğer fazla
klor varsa suyun havalandırılması ile bu fazlalık
yok edilebilir. Eğer klor kokusu bu yolla da
gitmiyorsa aktif kömürden geçilmekle veya uygun
miktarda tiasulfat tuzu ilave etmekle giderilebilir.
e) Kireç kaymağı ile dezenfeksiyon
Bu maddenin kullanılması çok eskidir. Kireç
kaymağı suya ilave edildiği zaman ortamda
Ca, OH, Cl ve ClO iyonları meydana gelir.
Kireç kaymağı 1 litre suya 2.5 çorba
kaşığı(40 g) kireç kaymağı kullanarak
karıştırılır ve yarım saat bekletilir. Üstteki
berrak kısmı alınır. Bu ‘’ ana eriyik ‘’ tir. Bir
şişeye alınır ve ışıktan korunarak 2 hafta
süreyle bozunmadan kullanılabilir.
İyon Değiştirme
İyon değiştirme, bir iyonun diğer bir iyonla yer
değiştirmesidir. Bu işlem için reçineler kullanılır.
Reçineli iyon değiştiriciler sülfonatlarla çevrilmiş
polistrenlerin sentetik organik polimerleridir.
Bunlar taneli ve boncuğa benzer şekilde imal
edilirler.
Distile Su
Distile su, kaynama kazanında, paslanmaz
çelik ısıtıcılar buhar haline getirilen suyun,
soğutma suyunun dolaştığı serpantinde
yoğunlaştırılmasıyla elde edilir. Distilasyon,
ısıtma ve soğutma yoluyla iki ya da daha fazla
maddedin sıvı ya da buhar karışımlarının
saflaştırılması amacıyla küçük bileşenlere
ayrılması işlemi olarak tanımlanır.
Ters Ozmoz(Reverse Osmosis)nedir?
Ters ozmoz,sudaki istenmeyen maddelerin,özel bir
membrandan belli bir basınç altında geçirilerek filtre
edilmesi işlemidir.Ters ozmoz sistemleri,su kalitesini
iyileştirmek ve atık suları arıtmak amacı ile
uygulanmaktadır.
Kullanım amaçları
Ters ozmoz sistemleri;
Çok tuzlu deniz suyunu veya hafif tuzlu suyu içme
suyuna dönüştürmek,Endüstriyel işletmelerde
çözünmüş tuzları geri kazanmak ,Buhar
kazanlarında kazan taşı oluşumunu
önlemek,Sulardaki sertliği gidermek,Kimyasal
işletmelerde daha kaliteli su kullanmak amacı ile
geniş olarak kullanılır.
Kullanım alanları
Ters ozmoz sistemleri,laboratuarlar,kozmatik ve
ilaç sanayi,akü üretimi,diyaliz
merkezleri,fotoğrafçılık endüstrisi,batarya
sanayi,buz yapımı,biyomedikal uygulamalar,alkollü ve
alkolsüz içecek sanayi,cam sanayi,tekstil sanayi,yağ
üretim sanayi ve son yıllarda ise daha kaliteli içme
suyu üretiminde uygulanmaktadır.
Ters ozmoz’dan önce ön arıtma gerekli midir?
İyi dizayn edilmiş ön arıtma sistemleri ile
membranların gözeneklerinin tıkanması azaltılarak
membranların ömrünün uzatılması
sağlanabilir.Bulanıklık verici askıda katı maddeler
membranlara ulaşmadan önce besleme suyundan
giderilmelidir. Bulanıklık seviyesi limitleri aşarsa
sistem çalışması durdurulmalıdır.Silt ve kir gibi
askıda katı maddeler membranlarda tutulduğu
zaman membranların gözenekleri tıkanır.Arıtılmış
suya zarar verir.
Ön arıtma sistemleri
FİLTRASYON:Genel bir arıtım sisteminin olması
gereken ana ünitesi, filtrasyon ekipmanlarıdır.Çünkü
kendisinden sonra uygulanacak arıtım elemanlarının
da tortudan mutlaka korunması gerekir.
 Aktif Karbon Filtre
Aktif karbon filtre,ön arıtma spesifik organikleri ve
toplam organik karbonu(TOC) gidermek için
kullanılır.
 Kartuş Filtre
Membran bazlı bütün ana arıtma sistemleri 5-10
mikrondan büyük partiküllerin tutulması için ihtiyaç
duyarlar. Kartuş filtre suyun kirliliğine göre çeşitli
zaman aralıklarında değiştirilirler.
1.
2.Ultra Filtrasyon Üniteleri
Membran filtrasyon yöntemlerinden biridir.
Nanofiltrasyon ve ters ozmoz teknolojileri gibi
benzeri arıtım yöntemlerinin aksine suyun kimyasal
yapısında herhangi bir değişiklik yapmadan ,suyun
tüm fiziksel özelliklerinde maksimum düzeyde
iyileştirme yapar.
3.Su yumuşatma
Su yumuşatma sistemleri sudaki sertliği gidermek
için kullanılır.Halk arasındaki kireç yada kireçli su
sudaki kalsiyum ve magnezyum iyonlarından
kaynaklanmaktadır.Sertlik geçici sertlik ve kalıcı
sertlik olmak üzere 2‘ye ayrılır.
Suyun sertliğinin çeşitli mahsurları vardır;Sert
sularda sabun sarfiyatı fazladır,sabun geç
köpürür.suyun içindeki magnezyum ve kalsiyum
sabun içinde bulunan sodyum ve potasyum ile yer
değiştirdikten sonra köpürür.
Sert suların kullanıldığı dokuma sanayisinde
boyaların dokular içerisine tam olarak nüfuz
etmesi güçleşir.
Sert sular mutfak işleri içinde uygun değildir.
Isıtma tekniği bakımından da uygun değildir.
Su yumuşatma işlemi reçine ile
yapılır.Yumuşatma sistemlerinde suda
çözünmeyen dev moleküllere reçine denir.
4.EVYE ALTI ÜNİTELERİ
Kompakt tipte dizayn edilen bu ünite 20 ve 5
nikron olmak üzere iki kademeli tortu filtre,
blok aktif karbon filtre ve reverse ozmoz
ekipmanlarından oluşmaktadır.Bu sayede
minerallerden %95-99.9 oranında arındırılmış
su elde etmek mümkün olur.
ÇÖKTÜRME
Kimyasal çöktürme işleminde çözeltide bulunan
kolloidal tanecikler çökelek içinde hapsedilerek
temizlenme sağlanır.Bu işlem esnasında,oluşan
çökeleğin hızlı çekebilmesi için,ortama
yumaklanmayı sağlayıcı bir kimyasal madde ilave
edilebilir.Bunun beraberinde de yumuklaşma
sonrası irileşen tanecikler filtrasyon ile ayrılması
kolaylaşır.
HAVALANDIRMA SİSTEMİ
Yetiştirme tanklarındaki su havalandırma
ünitesinde havalandırılır.Havalandırmanın amacı
suyu çalkalamak ve hava taşları yardımıyla
içindeki oksijen miktarını istenilen seviyeye
getirmektir.
KLORLA SU DEZENFEKSİYONU
İçme suyu dezenfeksiyonunda kullanılacak
yöntemler teknik ve ekonomik olarak su arıtma
uygulamalarına uygun olmalıdır.Klor
dezenfeksiyonu ve gerektiğinde amonyak ilavesi
diğer yöntemlere göre daha basittir.Klorla
dezenfeksiyon işlemi tüm içme su arıtma
sistemlerine uygulanabilmektedir.Sonuç olarak;Su
gerçekten hayattır.Bedenimizin %65’i sudan
oluşur.Su yaşamımızı sürdürebilmesi için temel
besinlerdendir.Bedenimizin ısı dengesi,hücre içi
yaşamın devamı,besinlerin yakılması,sindirilmesi
suya bağlıdır.Suyun arıtılmaması önemli sağlık
sorunlarına yol açar.Bu yüzden arıtma hayatımızda
önemli yer tutar.
HAZIRLAYANLAR;
MERVE ALTUNYURT
HALİME BÜLÜÇ
NURTEN SEZGİN
EBRU DELİBAŞ
DAMLA SAĞLAM
MEHMET EMİN AYKAÇ
İBRAHİM GÖKÇE

similar documents