Fahrettin ÇAĞDAŞ"ın Sunumunu indirmek için Tıklayınız

Report
Fahrettin ÇAĞDAŞ
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi
Genel Sekreteri
Yerel Yönetim Reformunun Nedenleri
Dış Nedenler
A. Küreselleşme
B. AB
İç Nedenler
A.
B.
C.
D.
E.
Ekonomik Yapılanma
Hızlı Kentleşme
Bölgesel Eşitsizlikler
Demokrasi Talebi
Sivil Toplumun Gelişmesi
Tarihsel Süreçte Yerel Yönetimler
• Eski Yunan (cite) ve Roma (municipe) dönemlerinde organize bir şekilde yapılmaya başlanılan
kurumsal yerelleşme girişimleri bu günkü uygulamalara ışık tutmuştur.
• Yerel yönetim geleneğinin
tarihi, geçmişi ortaçağa kadar
inen “komün” geleneğinin
tarihidir. Komün, yerel bir
topluluğa kamu hizmetleri
sağlayan yönetsel, siyasal ve
toplum bilimsel birimlerdir.
• Ortaçağ komünlerini yaratan, belirli toplu gereksinimleri karşılamak ve yerel kimlikli sorunları çözüme
kavuşturmak gereğiydi. Bu açıdan değerlendirilince, komünlerin görevi, kentsel mekân üzerindeki
yaşantının örgütlenmesi ve kentsel topluluğun yönetilmesidir. Bu örgütlü topluluğun yönetilmesini
sağlayan yönetsel birim ise “belediye” (municipality) olarak isimlendirilmiştir.
Osmanlı ‘dan Cumhuriyete,
Cumhuriyet ‘ten Günümüze
Yerel Yönetimler
4
Osmanlı Dönemi Yerel Yönetimlere Genel Bir Bakış
• Osmanlı İmparatorluğu taşrayı eyalet ve sancak sistemine dayanan bir yönetim sistemi ile
yönetmiştir. Her bir eyalet büyük bir vilayet olup, Köyler kazaları, kazalar sancakları, sancaklar da
eyaletleri oluşturuyordu.
• Osmanlıda yerleşim alanlarında toplumun ortak ihtiyaçları genellikle vakıfların sağladıkları
hizmetler ile karşılanıyordu.
• Tanzimat'la birlikte belediye hizmetleri kadılardan alınarak muhtesiplere verildi. Ancak kısa bir
süre sonra vakıfların güç ve önemlerini yitirmesi ile ihtisap müessesesi yerini modern belediye
organlarına bıraktı.
• Sanayi devrimi sonrası Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’daki belediyecilik anlayışı yerleşmeye
başlamıştır.
• İstanbul’da 1855 yılında, Fransız şehircilik anlayışından esinlenerek kurulan ilk Şehremaneti
uygulamasında, Şehremini bakanlar kurulunca önerilip Padişah tarafından atanırdı. Belediye
meclisleri her sınıftan vatandaşlar arasından seçilirdi. Kurulan belediye idaresinin başında
merkezi hükümet tarafından tayin edilen bir yüksek memur bulunuyordu.
Osmanlı Dönemi Yerel Yönetimlere Genel Bir Bakış
• 1871 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi Tanzimat’tan başlayan süreçte yeni bir atılım
olmuştur. Bu düzenlemelerle il genel meclislerinin ilk şekli olan Vilayet Umumi Meclisleri kurulmuş
ve bu yapı günümüze kadar sürdürülmüştür.
• Osmanlı zamanında Kadılar hem mahalli hem yargısal hem de idari görev yapmaktaydı.
• Tanzimat Döneminde kurulan Belediye Daireleri için seçimlerin yapılması II. Meşrutiyet
Dönemi’nde gerçekleşmiştir. Türkiye’de ilk belediye seçimleri 1908 yılında Beyazıt Belediye Dairesi
için yapılmıştır.
• Şehremaneti şehremini, şehir meclisi ve komisyondan oluşuyordu.
Cumhuriyet Dönemi Yerel Yönetimlere Genel Bir Bakış
 1921 Anayasası, yerel meclislerin kendi başkanlarını seçmelerini öngörüyordu.
 1921 Anayasasında yürütme görevi seçilmiş başkan ile meclis idare kuruluna verilmişti.
1924 Anayasası
1924 Anayasası merkeziyetçi geleneksel idari örgütlenmeyi esas almıştır. 1924 Anayasası,
mahalli idarelerin görev ve yetkilerine açıkça değinmemiştir. Yalnızca bunların dayanacağı ilkeler ve
tüzel kişiliklerine işaret eden bu anayasa; yerel yönetimlerin tüzel kişiliklerinin bulunduğuna ve
yerinden yönetim ilkesine göre idare edileceğine değinmiştir
•
89. madde de “Türkiye’nin, coğrafya durumu ve ekonomi ilişkileri bakımından illere, iller
ilçelere, ilçeler bucaklara bölündüğü; bucakların da kasaba ve köylerden meydana geldiği ifade
edilmektedir. “
1924 Anayasasında “idare” ile ilgili hükümler çok kısıtlı olarak yer almakta, yerel
yönetimlerin kuruluş, görev, yetkileri ile ilgili düzenlemeleri kapsamamaktadır.
• 1924 Anayasası incelendiğinde, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında yoğun bir merkeziyetçi
yönetimi benimsediği, 1944 yılına kadar tek parti yönetimi uygulandığından, ülke genelinde her
anlamda yönetimin tek elden yapılmaya çalışıldığı ve aşırı yoğun bir merkeziyetçi vesayetin
varlığı görülmektedir. Bu durum ebetteki yerel yönetimleri de kısıtlamış ve yerel halkın gerekli
hizmeti almasını engellemiştir.
• 1961 Anayasası ile Belediye Başkanları tek kademeli çoğunluk sistemi ile seçilmeye başlanmıştır.
Belediye Başkanlarının İçişleri Bakanlarının onayı ile göreve başlama usulü terk edilmiştir.
1982 Anayasası
1982 Anayasası ise güçlü bir merkezi yönetim kurmuş, İçişleri Bakanlığına belirli
durumlarda geçici olarak yerel yönetim organlarını görevden alma yetkisi vermiştir..
• Türkiye ‘nin idari yapısı 1982 Anayasanın 123. maddesinde,
“ İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve
görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.
İdarenin bütünlüğünden Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapıyı benimsediğini, yerel
yönetimlerin merkezi idarenin gözetim ve denetimi altında faaliyet göstermesinin uygun gördüğünü
anlayabiliriz.
YEREL YÖNETİM
 Bazı görev ve yetkilerin belirli
coğrafi bölgelerde kullanımını
ifade eden yerel yönetim, ülkenin
tüm coğrafi alanında görev ve
yetki sahibi olan merkezi
yönetimden farklı bir yönetim
birimidir.
 Seçimlerle iş başına gelen, belirli
coğrafi bölgede yerel nitelikli
kamusal hizmetleri yürüten ve
merkezi yönetimin etki ve
denetimi altında olan yerel
yönetimler il özel idaresi,
belediye
ve
köylerden
oluşmaktadır.
Yerel
Yönetimler
İl Özel İdaresi
Belediye
Köy
İl
Büyükşehir
İlçe
Büyükşehir
İlçe
Anakent
İlk Kademe
Bütünşehir
İlçe
Mahalle
Yerel Yönetimlerin Varoluş Sebepleri
Yerel yönetimlerin var olması çeşitli sebeplere dayanmaktadır.
 Bunlardan birincisi, demokrasi ve plüralizm yani çoğulculukla ilgilidir. Yerel yönetimler yerel
halkın kendi kendisini yönetme isteğinin tezahürüdür.
Merkezi yönetime her zaman
ulaşamayan, isteklerini ve varlığını hissettiremeyen halk, yerel yönetimler sayesinde merkezle
kendisi arasında köprü vazifesi de görecek ama daha çok müşterek sorunlara yoğunlaşacak bir
idari birimi benimseme eğilimindedir.
 İkinci olarak, yerel yönetimlerin yerel halkın siyasal eğitim ve bilinçlenmesine yaptığı katkı
gösterilebilir. Halk ülke genelindeki olan biten her şeye müdahale etme isteğini bilinçli ve
örgütlü bir şekilde yerel yönetimler üzerinde merkeze duyurma eğilimindedir.
 Üçüncü olarak yerel yönetimlerin halkın ihtiyaçlarına daha iyi ve daha hızlı cevap verebilecekleri
noktasında oluşan konsensüstür. Yerel yöneticilerin halka daha yakın oluşu ve yerel halkın
yöneticinin seçimine etki etmiş ve daha sonra edecek olması yerel yönetimlerin halka daha yakın
davranmaya itmektedir.
• Yerel yönetimlerin varlığının merkezi yönetimi de rahatlattığını ve merkezi yönetime
yönelebilecek bazı tepkilerin yerel yönetimlerce yerinde çözüme kavuşturulduğu göz önüne
alınırsa yerel yönetimlerin varlığı merkezi yönetimler açısından da paratoner vazifesi
görmektedir.
• Merkezi yönetimler ile yerel yönetimler arasındaki ilişkinin ortaklık ilişkisinden, temsilcilik
ilişkisine kadar geniş çerçevede bir arka planı olduğu savunulabilir. Genel ekonomik ve siyasi
eğilimlere göre şekillenen bu ilişki genel olarak bir ihtilafı da gözler önüne sermektedir. Yerel
yönetimler genel ve tabii olarak merkezi yönetimden bağımsız olmak hatta onunla eşit olmak
isterken mali kaynaklarının kendi kontrollerinde olması hedefindedirler. Öte yandan genel ülke
siyasetini yönlendirip yürütmek yetki ve sorumluluğunda olan merkezi yönetimde yerel
yönetimlerin merkezi idarece belirlenen esaslara uymasını ve sapmaların en az oranda olması
için derin bir uğraş içinde olarak yerel güçleri yönlendirme eğilimindedirler.
Bu anlamda yerel yönetimlerle merkezi yönetimlerin farklı siyasal düşüncelere sahip olması
durumunda değişen öncelik durumu, aradaki olması gereken uyumu bozucu etki yaparken bu
defa devreye tarafların karşılıklı güçleri girmektedir. Her ne kadar merkezi yönetimleri daha
güçlü kılan devlet aygıtına hükmetme yani yasa yapma yetkisi varsa da yerel yönetimlerin yerel
bazı güçleri olduğu aşikardır.
Merkezi Yönetim
• Kanun Yapma
• Yerel yönetimlere mali kaynak sağlama
• Yerel yönetimlerin harcama ve vergileme
yetkilerine müdahale edebilme
• Yerel yönetimler için standart
belirleyebilme
• Denetim
• Ulusal seçmen desteği
Yerel Yönetim
• Kendi personeli vasıtasıyla hizmetleri
yürütüme
• Yerel bilgi ve tecrübe
• Yerel hizmetleri bizzat sağlama
• Hizmetleri yürütürken kendi önceliklerini
belirleyebilme ve hizmetler arası kaynak
aktarımı yapabilme
• Yerel seçmen desteği
Yerel Yönetimlerin Olumlu Yanları
1. Yerel yönetimler demokratik sistemin vazgeçilmez ve etkili bir aktörüdür.
2. Yerel yönetimler özerk kuruluşlardır.
3. Yerel yönetimler halk katılımına imkân veren yönetsel birimlerdir.
4. Yerel yönetimler mahallî düzeydeki kamu hizmetlerinin halka doğrudan ve etkin olarak
sağlanmasında merkezî yönetime göre daha başarılıdır.
5. Halka en yakın yönetim birimi olan yerel yönetimlerin mahallî halka, hemşerilere karşı
duyarlılığı ve sorumluluğu yüksektir.
6. Yerel Yönetimler sosyal ve kültürel politikalarıyla farklılıkları bir arada tutarlar.
Osmanlıdan Günümüze Belediye Sayıları
Yılı
Belediye Sayısı
1923 öncesi
389
1923
421
1930
492
1940
549
1950
628
1960
995
1970
1.303
1980
1.717
1990
2.061
2000
3.215
2005
3.225
2008
3.225
2010
2.950
2011
2.950
2012
2.950
Kaynak: TÜİK
Avrupadaki Belediye Sayıları
Ülke
Belediye Sayısı
Nüfus
Fransa
36.789
64.057.000
İspanya
8.097 (17 Bölge)
47.270.000
İtalya
8.088 (20 Bölge)
60.045.000
Polonya
2489 (Povyat 308 Voyvoda
16 Bölge)
38.000.000
Çek Cumhuriyeti
6249 (14 Bölge)
10.287.000
Türkiye
2000 ?
75.627.000
Türkiye’de Yerel Yönetimler
ve
İdari Vesayet
Merkezi yönetimin keyfi uygulamalarından uzak, özerk yapıya sahip, yerel halk ve kamu yararı
çerçevesinde mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlar karşılamakla görevli ve yetkili yerel
yönetimlerin, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasında, yerel ihtiyaçlara en uygun hizmetlerin
kısa sürelerde gerçekleştirilmesinde çok önemli rollere sahip olduğunu söylemek mümkündür.
Yerel yönetimlerin özerk yapıya kavuşması ise yerel yönetimler üzerindeki idari vesayet
uygulamasına demokratik çerçevede sınırlama getirmek, gerekli mali kaynaklara sahip kılmak,
karar organlarının seçimlerle belirlenmesine olanak tanımak başlıca gerekli uygulamalardır ve bu
çağdaş yönetim anlayışının bir gerekliliğidir.
Günümüz dünyasında ortaya çıkan yeni gelişmeler, yönetim ve özellikle merkezi yönetimlerin
yapısında yeni ve köklü değişiklikleri ortaya çıkarmıştır. Yeni Kamu Yönetimi anlayışı çerçevesinde
merkezi yönetimin küçültülmesi ve merkeze ait bazı görev ve yetkilerin yerel yönetimlere
bırakılmasını beraberinde getirmiştir. Yerel nitelikteki hizmet ve ihtiyaçların özerk yerel
yönetimlerce daha etkin ve verimli bir şekilde karşılanabileceği bir gerçektir.
Yerel yönetimler çoğulcu demokrasinin bir gereğidir. Yerel halkın ihtiyaçlarını giderme görevini
üstlenmiş olan yerel yönetimlerin yürütme organlarının yerel halk tarafından seçilmesi, vatandaşın
istek ve beklentileri çerçevesinde kaliteli ve hızlı hizmet üretmenin gereğidir. Yerel yönetimler, bu
hizmetleri merkezi yönetimin baskısı altında yerine getirirse, etkinlik ve verimlilik tam olarak
sağlanamaz. Bu baskı yerel yönetimlerin merkezin taşra örgütüne dönüşmesine neden olmaktadır.
Bu gibi olumsuz durumların ortaya çakmaması, ancak yerel yönetimlerin özerk bir yapıya sahip
olması ile mümkündür.
Her ne kadar 1982 Anayasasında “Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri,
yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.” ifadesine yer verilmişse de günümüz
şartlarında Türkiye ‘de Özerk Yerel Yönetimlerden bahsetmek mümkün olmamaktadır.
İdari Vesayet
Merkezi idarenin yerel yönetimler üzerinde uyguladığı vesayet şöyle açıklanmaktadır ; Devletin
temel yapısının bir unsuru olan yerel yönetimlerin merkezi idarece denetlenmesi yönetim
anlayışının bir gerekliliğidir. Yerel yönetimler üzerindeki denetim, merkezi yönetim ile yerel
yönetim birimi arasındaki koordinasyonsuzluğu ve çatışmayı, yerel birimlerin yetkileri dışına
çıkıp ülke birliğinin ve hizmet sunumundaki sürekliliğin bozulmasını önlemektir.
Fakat yerel yönetimlerin halk tarafından seçilerek göreve geldiği gerçeğinden yola çıkarak,
amacıyla beraber bu vesayetin, halk iradesini yok saydığını söyleyebiliriz. Kısacası yerel
yönetimler üzerindeki vesayet sistemi arttıkça hem demokratik katılım azalmakta hem de yerel
yönetimlerin özerkliği küçülmektedir.
İdari Vesayet
1982 anayasasının 127. maddesinde ; “merkezi idarenin, mahalli idareler üzerinde, mahalli
hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin
sağlanması, toplum yararının sağlanması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması
amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir” şeklinde
bir hüküm getirilmiştir. Anayasa hükmünden anlaşılacağı üzere vesayet yetkisi her zaman
kullanılamamaktadır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin bir kararýnda da, merkezi yönetimin yerel
yönetim kuruluşları üzerindeki bu denetleme yetkisini, yerel yönetimlerin özerk yapılarına
dokunmadan, bu birimlerin eylem ve işlemleri, kararları, organları ve görevlileri üzerinde
kullanılabileceği belirtilmektedir.
Dolayısıyla kendi içinde çelişen bir sistemden (anayasadan) ve merkezi yönetimin yerel
yönetimlere duyduğu bir güvensizlikten bahsetmek mümkündür.
YEREL YÖNETİMLER ÜZERİNDEKİ
DENETİM BİÇİMLERİ
Yerel yönetimler üzerindeki vesayet
denetimi, yerel birimlerin almış
olduğu kararlar üzerinde, kaldırma
ve erteleme seklinde, eylemleri,
işlemleri ve personeli üzerinde ise,
fiili
denetim
şeklinde
uygulanmaktadır. Yerel yönetimler
üzerindeki bu denetim yetkisini
ağırlıklı olarak İç İşleri Bakanlığı
kullanmaktadır. Bakanlık bu yetkiyi,
mülkiye müfettişleri ve mahalli
idareler kontrolörleri aracılığıyla
yerine getirmektedir. Ayrıca hem
Maliye Bakanlığı müfettişleri hem
de Çalışma Bakanlığı müfettişleri, bir
yerel
yönetim
birimi
olan
belediyelerin eylem ve işlemleri
üzerinde
denetleme
yetkisine
sahiptir.
Siyasal Denetim (Parlamento Denetimi)
Parlamentonun yerel yönetimler üzerindeki denetiminin şiddetini şu yetkileri ortaya
koymaktadır; yerel topluluğun zaman içinde değişen ihtiyaçlarını karşılayacak yasal düzenlemeleri
Parlamento yapar. Dolayısıyla yerel yönetimler, yasama organı tarafından kendilerine verilen
görevleri yerine getiren veya yetkileri kullanan uygulamacı birimler olup, bunun dışındaki
herhangi bir yetkiyi kullanamazlar.
Belediyelerin Denetimi
Belediyelerin malî işlemleri Sayıştay; diğer iş ve işlemleri ise idarenin bütünlüğüne,
kalkınma plânı ve stratejilerine uygunluğu açısından İçişleri Bakanlığı, vali veya görevlendireceği
elemanlarca denetlenmektedir.
Sayıştay, belediyeler üzerinde dört tür denetim yapmaktadır. Bunlar; ön denetim, işlemin
veya olayın her aşamasındaki denetim, performans denetimi ve harcamadan sonra yapılan
denetimdir. İçişleri Bakanlığının denetimi ise; genel teftiş, özel teftiş ve özel denetim biçimlerinde
yapılmaktadır.
Belediyelerin Denetimi
Belediyeler üzerindeki bu vesayet sistemi, Kesin Karar Alma imkanlarını yok etmektedir, başka
bir deyişle belediyelerin mali iş ve işlemlerde, yerel halkın sorunlarının belirlenmesi ve çözüm
getirilmesinde, personel yapılanmasında ağır bir şekilde hissedilen merkezi vesayet
bulunmaktadır. Bu durum belediyelerin etkili ve verimli çalışmasını engellemekte, seçilerek
yönetimine geldikleri yerel halkın beklentilerini tam anlamıyla karşılayacak hizmeti
sunamadıkları gibi, yerel halkın yaşam tarzına paralel beklentilerine de merkezi hükümetin
vesayetinden dolayı sağlıklı cevap verememektedirler.
Bunun yanında mülki idare amirlerinden ilde valinin, ilçede ise kaymakamın, yerel yönetim
birimleri üzerinde küçümsenmeyecek şekilde denetleme yetkileri bulunmaktadır.
5393 Sayılı Belediye Kanunu ;
Madde 6- Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin
onayı ile kesinleşir.
Belediyelerin Denetimi
Madde 23 - “Meclis kararları kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en
büyük
mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idare amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez.
Mülkî idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine idarî yargıya başvurabilir.
Madde 26 - Belediye başkanınca meclise sunulan bir önceki yıla ait faaliyet raporundaki
açıklamalar, meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik
kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkan vekili tarafından mahallin mülkî idare
amirine gönderilir.
Madde 44 – Belediye Başkanının, Mazeretsiz ve kesintisiz olarak yirmi günden fazla görevini
terk etmesi ve bu durumun mahallin mülkî idare amiri tarafından belirlenmesi, başkanlığını
sona erdirir. ( Belediye Başkanı Valinin Memuru)
Merkezi Yönetimimin Yerel Yönetimler Üzerindeki
Kısıtlamaları İle İlgili Örnekler
ÖRNEK 1:
Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Kontrol Daire Başkanlığı’nın yapmış olduğu bütün işlerde
Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü üst denetçi konumundadır. Bunu da 2872 sayılı Çevre Kanuna
dayanarak yapmaktadır. 5216 sayılı Büyükşehir Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve yeni
büyükşehir belediye kanunu bazı düzenlemeler getirse de maalesef anayasal hak olarak
baktığımızda Çevre Kanunu bir üst kanun pozisyonundadır. Örneğin hafriyat sahalarını açmak,
açtırtmak, işletmek, işlettirmek 5216 sayılı kanunda yer almaktadır. Fakat Yerel Yönetimler
2872 sayılı kanundan dolayı belediyeler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan izin almak
durumundadır. Aksi takdirde Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı, 2872 sayılı kanuna dayanarak cezai
işlem uygulayabilmektedir.
ÖRNEK 2:
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Yerel Yönetimleri kısıtladığı başka bir alan da atıklardır,
örneğin tıbbi atıkların çok ciddi bir geliri söz konusu ama tıbbi atıklara ceza kesme yetkisi
devlet kurumları tarafından gerçekleştirilmektedir. Yerel Yönetimler kesilen cezalardan pay alsa
da, ceza ve denetimler konusunda tek başına karar verememektedir.
Bir başka dikkat çekici husus da madenlerdir, yeni büyükşehir yasasıyla Yerel Yönetimlerin
yetki alanları il sınırı olarak belirlenecektir. Fakat bu sınırlar içerisinde ki madenlere büyükşehir
belediyeleri hiçbir şekilde müdahil olamayacaktır. Çevre Ve İl Müdürlüğü madenlerin
denetimini yaparak ruhsat ve ÇED’i verecektir.
ÖRNEK 3 :
Suriçi’nde TOKİ ile Vilayetin birlikte yürütmek istediği bir kentsel dönüşüm projesi
gündeme geldi. Tarihi Suriçi’nde 5 ve 6 katlı toplu konut yapılması öngörülüyordu. Suriçi’nin geri
dönülemez şekilde yok edilmesi anlamına gelen bu projeye Büyükşehir Belediyesi olarak karşı
çıktık. Konuyu Kent Konseyi’ne götürüp tartıştık. Neticede Suriçi’ndeki eski imar planını Koruma
Amaçlı İmar Planı yapılıncaya kadar askıya aldık.
Bu arada hükümet belediyelerin imar yetkilerini TOKİ lehine bypass eden TOKİ
Yasası’na bir madde ekledi. Ancak TOKİ ile Vilayet Suriçi’nde toplu konut yapma projelerini
askıya aldı. Biz de tarihi ve kültürel varlıkları korumak ve görünür kılmak amacıyla yürütülecek
dönüşüm projelerine “Koruma Amaçlı İmar Planı”na uyum şartıyla ortak olduk.
TOKİ’nin uyguladığı kentleşme modeline yönelik bir başka eleştiri;
TOKİ, hazineden bir bedel ödemeden çok büyük miktarda arazi alıyor. Denilebilir ki bunda ne
var? Madem konut yapıyor, elbette hazineden de arazi alacaktır. Ancak hazine kentsel hizmet
üreten yerel yönetimlere arazi verme konusunda bu kadar cömert davranmıyor. Belediyenin bir
araziye ihtiyacı olduğunda hazine arazinin emsali fiyatı ile satıyor.
TOKİ, tek bir kuruş ödemeden milyonlarca metrekare araziyi hazineden devralıyor. Arazinin imar
planını yapıyor ve küçük bir bölümüne konut, hastane yapıyor. O araziye değer katıyor. Ardından
büyük bir bölümü için Ankara’da ihale açarak satıyor.
Eğer araziyi TOKİ değil de hazine satmış olsa idi, yasa gereği satış bedelinin yüzde 50’sini (yüzde
30 ilçe belediyesi doğrudan, yüzde 10 il belediyesine doğrudan, yüzde 10’u gecekondu dönüşüm
fonuna-belediyelerin kullandığı-) belediyelere vermek zorunda olurdu. Ancak TOKİ bu tür
vergilerden muaf olduğundan sattığı arazinin parasının tamamı kendi kasasına giriyor.
ÖRNEK 4:
Bakanlığın yürüttüğü, “Yeniden Kentleşme” projesi kapsamında yıkım çalışmaları başlamış ve bu
çalışmalar çerçevesinde ciddi gelirler söz konusu olmuştur. Kentlerin İmar Planları ile ilgili yerel
yönetimler yetkili iken yıkım çalışmaları ve izinleri hala bakanlık tarafından verilmektedir. Yıkımı
gerçekleştirecek müteahhitler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan belge almak durumundadırlar.
AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI
Türkiye’nin Çekince Koyduğu Maddeler
• Yerel makamları doğrudan ilgilendiren tüm konulara ilişkin planlama ve karar alma süreçleri
içinde, kendileriyle olanaklar ölçüsünde zamanında ve uygun biçimde danışılacaktır.
• Kanunla düzenlenmiş daha genel hükümlere halel getirmemek koşuluyla, yerel makamlar
kendi iç idari örgütlenmelerini, bunları yerel ihtiyaçlarla uyumlu kılmak ve etkin idare
sağlamak amacıyla, kendileri kararlaştırabileceklerdir.
• Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve faaliyetler kanunla veya
temel hukuki ilkelere göre belirlenir.
• Yerel makamların idari denetimi, denetleyen makamın müdahalesinin korunması amaçlanan
çıkarların önemiyle orantılı olarak sınırlandırılmasını sağlayacak biçimde yapılmalıdır.
• Yerel makamlara sağlanan kaynakların dayandığı mali sistemler, görevin yürütülmesi için
gereken harcamalardaki gerçek artışların mümkün olduğunca izlenebilmesine olanak
tanımaya yetecek ölçüde çeşitlilik arz etmeli ve esneklik taşımalıdır.
AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI
Türkiye’nin Çekince Koyduğu Maddeler
• Yeniden dağıtılan kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda,
kendilerine uygun bir biçimde danışılacaktır.
• Mümkün olduğu ölçüde, yerel makamlara yapılan hibeler belli projelerin finansmanına tahsis
edilme koşulu taşımayacaktır. Hibe verilmesi yerel makamların kendi yetki alanları içinde
kendi politikalarına ilişkin olarak takdir hakkı kullanmadaki temel özgürlüklerine halel
getirmeyecektir.
• Her devlet, yerel makamların ortak çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için birliklere üye
olma ve uluslararası yerel makamlar birliklerine katılma hakkını tanıyacaktır.
• Yerel makamlar, kanunla muhtemelen öngörülen şartlar dahilinde, başka devletlerin yerel
makamlarıyla işbirliği yapabilirler.
• Yerel yönetimler kendi yetkilerinin serbestçe kullanımı ile anayasa veya ulusal mevzuat
tarafından belirlenmiş olan özerk yönetim ilkelerine riayetin sağlanması amacıyla yargı yoluna
başvurma hakkına sahip olacaklardır.
ÖZERKLİĞİN KOŞULLARI
Özerk kuruluşlar, serbestçe oluşturdukları karar organları aracılığıyla özgürce karar
alabilmekte ve aldıkları kararları hiçbir baskı olmaksızın uygulayabilen kuruluşlardır. Yerel
yönetimler, yerel ihtiyaçlara daha duyarlı olabilmekte, yerinde tespit yaparak zorunlu ihtiyaçları
daha net belirlemekte ve en uygun çözümleri getirebilmektedir.
Bunun için yerel yönetimlerin ;
1) Kesin karar alma yetkisi
2) Organlarının bağımsızlığı ve organlarının seçimle iş başına gelmesi
3) Yeterli ve bağımsız Mali kaynaklara sahip olması gerekmektedir.
Örneğin;
Fransa ‘da yapılan düzenlemelerle yerel yönetimlere kesin karar alma ve merkezi
yönetime bağlı olmadan hareket edebilme özgürlüğü getirilmiştir.
Almanya ‘da Yasama yetkisi, federal devlette olmakla beraber yürütme yetkisi, eyalet
ve yerel yönetimlerdedir. yerel yönetimlerin özerkliği federal anayasa tarafından güvence altına
alınmıştır. Yerel yönetimlerin, yapacağı hizmetler oranında mali kaynaklara da sahip olacağı yine
anayasada düzenlenmiştir.
ÖZERKLİĞİN KOŞULLARI
Amerika da ise
Amerika Birleşik Devletleri’nin federal yapısının belirleyici özelliğini, “adem-i
merkeziyet” anlayışının bütün yönetim mekanizmalarına hakim kılınması oluşturmaktadır. Bu
anlayışın bir gereği olarak, görevleri, mali kaynakları ve sorumlulukları Anayasada tanımlanmış
olsa da, ikinci düzey yönetim kademeleri olan eyaletler içişlerinde tümüyle serbesttirler. Üçüncü
düzey yönetim kademesini oluşturan yerel yönetimler de yine aynı şekilde güçlü adem-i
merkeziyet anlayışının etkisi ile şekillenmişlerdir.
ABD mahalli üniteleri, idari düzen açısından, esas itibariyle yerel kendi kendini yönetim
ilkesinin bir sonucu olan demokratik ademi merkeziyet ilkesine göre kurulmuşlardır. Böylece
Amerikan yerel yönetim sistemi, tek merkezli bir niteliğe sahip olmaktan son derece uzaktır.
ÖZERKLİĞİN KOŞULLARI
Örnek :
4. madde 2. paragraf ; Yerel Yönetimler, kanun tarafından belirlenen sınırlar içerisinde, yetki
alanlarının dışında bırakılmış olmayan veya başka herhangi bir makamın görevlendirilmemiş
olduğu tüm konularda faaliyette bulunmak açısından tam takdir hakkına sahip olacaklardır.
Denmektedir fakat ülkeler yerel yönetimlerin sınırları içerisinde başka kurum/kuruluşlara
verdikleri yetkilerle bu maddeyi boşa çıkarabilmektedir.
Yerel yönetimlerin özerkliği ve etkinliği için bir çok ülkenin üye olduğu Avrupa Konseyi gibi
oluşumların etkisi elbette ki küçümsenemez fakat netice itibari ile ülkelerin yerel yönetimlere
bakış açısı ve verdiği önem nihai belirleyicidir.
Türkiye ve benzeri ülkelerde, Yerel yönetimleri tehdit eden en büyük etken mali olarak merkezi
hükümete bağlı olmalarıdır. Örneğin Almanya, Fransa gibi ülkelerde yasa yerel yönetimlere ,
yasayla belirlenen sınırlar içinde, vergilerin miktarını ve oranlarını belirleme yetkisi vermektedir.
Yine Fransa ‘da yerel yönetimler, kendilerini borç altına sokan kararlarda merkezi hükümetten
izin almamaktadırlar.
Türkiye ‘de ise yerel yönetimler bütçelerinin büyük bir kısmını merkezi hükümetin il geneli
topladığı vergilerden pay şeklinde almakta. Bu durum iller arasında büyük bir uçuruma sebep
olmaktadır.
Örneğin : 2012 yılı Aralık sonu itibari ile Genel Bütçe Vergi Gelirlerinde 7 büyükşehir belediyesini
aşağıdaki tabloda incelersek ;
İLLER İTİBARİYLE GENEL BÜTÇE VERGİ GELİRLERİ (1) (3)
2012 YILI ARALIK SONU İTİBARİYLE
İLLER
BRÜT
BRÜT
TAHAKKUK
TAHSİLAT
ANTALYA
5.954.405.750 4.531.024.636
DİYARBAKIR 1.288.042.731
984.036.388
ESKİŞEHİR
1.846.480.757 1.525.956.876
157.041.579.64 140.153.779.22
İSTANBUL
4
9
İZMİR
38.827.980.923 34.693.238.031
KAYSERİ
2.561.726.399 2.128.975.024
KOCAELİ
39.636.547.124 37.150.300.219
TAHSİLAT
ORANI
(%)
76,1
76,4
82,64
89,25
89,35
83,11
93,73
Diyarbakır 2012 yılı itibari ile Tahakkuk ve Tahsilatta 7 il içerisinde en düşük paya sahiptir,
üstelik en yakın tahsilatı yapan Eskişehir ‘in neredeyse ancak yarısı kadar tahsilat yapılmıştır.
Belediye gelirlerinin büyük bir kısmının bu gelirlerden geldiğini göz önünde
bulundurduğumuzda aradaki eşitsizliği görmemek mümkün değildir.
Türkiye genelinde çeşitli sebeplerden dolayı en çok mağdur olan iller Doğu ve Güneydoğu
illeridir. Dolayısıyla yerel yönetim gelirleri ve buna bağlı şekillenen yerel halkın yaşam
standartları arasındaki eşitsizliğin giderilebilmesi için bu illerimize kısa ve orta vadede diğer
illere göre daha çok yatırım yapılmalı ve daha çok mali kaynak aktarılmalıdır. Fakat uzun
vadede yerel yönetimlerin merkezi hükümetin vesayetinden çıkarılması, tam anlamıyla
bağımsız bir mali kaynakla kendini yönetmesinin önü açılmalıdır.
Siyasal Sorunlar
Yürütme görevini kullanan hükümetler, yerel yönetimlerin varlığı üzerinde çok büyük
etkiye sahiptir. Yerel yönetimlerin merkezle ilişkisi çoğunlukla hükümetle olmaktadır. Yerel
yönetimler üzerindeki vesayet denetimi hükümetçe kullanıldığı gibi onların görev ve yetkileri,
kaynak ve gelirleri dorudan merkezi yönetimce kararlaştırılmaktadır. Bu durumun varlığı,
hükümetlerin kendine yakın olan yerel yönetim kuruluşlarına daha fazla önem vermesine diğer
bir ifadeyle kayırmacılığa neden olmaktadır. Yerel yönetimlerin geleceğinin hükümetlerin şahsi
inisiyatiflerine bağlı olması yerel özerklik ve demokratik ilkelere çok ters düşmektedir.
Türkiye geleneksel olarak merkeziyetçi bir yapı çerçevesinde örgütlenmiştir. Bu tür
örgütlenmenin bir sonucu olarak sorunların çözüm yeri hep başkent olmuştur. Merkez,
geleneksel olarak yetkilerini elinde tutmaya çalışmış, yerel
yönetimlerle paylaşma yoluna pek gitmek istememiştir. “Kamu hizmetlerine ilişkin olarak
planlama, programlama, kaynak yaratma ve bunları hizmetlere tahsis etme ve uygulama
bakımından çok sayıda tercihin yapılması ve kararların alınmasına ilişkin olarak yetkilerin”
merkezi yönetimce kullanılması hizmet sunumunda içinden çıkılmaz bir duruma neden
olmaktadır. Yerel yönetimlerin hizmet sunumuna merkezi yönetimin müdahale etmesi sorunları
da beraberinde
getirmektedir. “Yönetime müdahale olgusu, duruma göre yerel bürokrasi ile politikacılar
arasında da çatışmalara neden olmakta ya da bürokratları partizanlığa veya eylemsizliğe
itmektedir.
MERKEZİ İDARENİN BAZI KONULARDA BELEDİYELER
ÜZERİNDE YAPTIĞI KISITLAMALARA
ÖRNEK VERECEK OLURSAK
YEREL YÖNETİMLERİN KENT İÇİ ULAŞIMA YÖNELİK YETKİLERİ ve MERKEZİ
İDARE VESAYETİNİN YARATTIĞI SORUNLAR
Günümüzde çoğu gelişmiş ülkede hizmetlerin sunulmasında yerel yönetimlere ağırlık
verilmektedir. Merkezi yönetimin etkisinin mümkün olduğu kadar küçültülmesi böylece hem
daha demokratik bir yönetim anlayışına hem de daha kaliteli ve taleplere cevap veren hizmet
anlayışının geleceği genel kabul gören bir gelişmedir.
Bugün Türkiye'de şehir içi trafik hizmetleri dendiğinde daha çok belediyelerin
bulunduğu il ve ilçe merkezlerinde yapılan her türlü hizmet kast edilmekledir. Bunun yanında
polis teşkilatı taşra birimlerince (trafik şube müdürlükleri) şehir içi trafik denetleme ve tescil
hizmetleri gerçekleştirilmektedir.
Dolayısıyla önemli alt yapıyı belediyeler yerine getirmekte sadece denetleme ve araç
tescilini merkezin temsilcisi polis teşkilatı yapmaktadır. Dolayısıyla burada bir hizmet alanı
çatışması olduğu bir gerçektir.
Ülkemiz de ulaşım ve trafik hizmetlerinin sunumu açısından ortaya çıkan sorunları
aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.
 Ulaşım ile ilgili planlama, uygulama, yönetim ve denetim faaliyetlerinde bir görev ve yetki
karmaşası koordinasyon zayıflığı ulaştırmaya ilişkin kararların alınmasını ve uygulanmasını
güçleştirmekte, geciktirmekte ve dolayısıyla yönetim etkinliğini ortadan kaldırmaktadır.
 Belirtilen nedenler ile ortaya çıkan koordinasyon eksikliğini gidermek üzere UKOME
kurulmuştur. İlgili bütün kurumların UKOME kararlarına uymaları zorunludur. Ancak bu kurulun
yetkileri ile İl Trafik Komisyonunun yetkileri çatışmaktadır.
 Trafiğin denetimi şehir içinde yasal olarak sadece Emniyet Genel Müdürlüğünün taşradaki
temsilcisi il ve ilçe trafik zabıta kuruluşlarına verilmiştir. Söz konusu kuruluşlar gerek eleman,
gerek fiziki imkan yetersizliği nedenleriyle bu göreve yetişememektedir.
 Ulaşımda planlama, projelendirme, yapım ve işletme aşamalarında yol gösterecek, hedef amaç
ve ilkeler oluşturulamamış, standardizasyon sağlanamamış; gerekli yasal çerçeve
kurulamamıştır.
• Merkezi ve yerel düzeyde kentiçi ulaşım projelerinin finansmanına yönelik tutarlı bir politika
bulunmamaktadır. Kentiçi ulaşım yatırımlarının yapılabilirliğini belirleyen bilimsel ve objektif
ölçüt ve standartlar geliştirilememiş
•
Öte yandan gerek 5216 Büyükşehir Belediye Kanununa gerekse diğer ilgili mevzuatı
incelediğimizde, Ulaşım hizmetlerinde de Merkezi Yönetimin, Yerel Yönetimler üzerinde
uyguladığı ağır vesayeti görmekteyiz.
5216 Büyükşehir Belediye Kanununu 9. Maddesinde;
• Koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve
kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
• Büyükşehir belediyelerine bu Kanun ile verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında,
13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu Kanuna aykırı hükümleri
uygulanmaz.
DENMEKTEDİR.
Belirtilen nedenlerle ulaştırma ve trafik sisteminin etkin biçimde hizmet verebilmesi
için çok başlılığın Giderilmesi, ulaştırma sisteminin ve trafiğin etkinliği açısından trafiğin tek
merkezden yürütülmesi gerekmektedir. Bu merkezin yerel yönetim önderliğinde ve yerel
yönetimle organik bir bağlılık içinde bulunması yerel yönetim işlevlerinin gereğidir. Çeşitli
kuruluşlara bölünmüş yetkinin koordinasyon amacına yönelik olarak belediyede odaklanan bir
merkezde toplanması örgütsel yapının yeniden düzenlenmesini ve mevzuatta değişiklik
yapılmasını gerektirmektedir.
Bu bağlamda:
"Belediye Sınırları İçerisinde Ulaşım ve Trafik Hizmetleri Hakkında Kanun" adıyla bir kanun
çıkarılmalıdır. Bu kanunla esas itibariyle kent içi tüm trafik hizmetleri belediyelere
devredilmelidir.
YEREL YÖNETİMLERİN SOSYO-KÜLTÜREL İŞLEVLERİ ve MERKEZİ İDARE
VESAYETİNİN YARATTIĞI SORUNLAR
Yerel yönetimlerin sosyal politika alanındaki rolünün ortaya konulması, sosyal politikanın,
gerek kavram gerek kapsam ve gerekse bu politikaların belirlenmesi ve uygulanmasında rol alan
kurumlar bakımından sınırları kesin çizgilerle belirlenememiş bir çalışma alanı olması nedeniyle
oldukça güçtür.
En genel tanımla yerel yönetimler, köy, kent gibi belirli bir coğrafî alanda bir arada yaşayan
topluluk üyelerinin en fazla ihtiyaç duydukları ortak hizmetleri sağlamak amacıyla meydana
getirdikleri yönetim birimleridir.
Yerel yönetimlerin türlerini, biçimlerini, yetkilerini ve yönetim usullerini merkezî yönetim
tek taraflı olarak istediği gibi belirleyebilir. Bu kurumlar sadece merkezî yönetimce çizilen çerçeve
içinde yerel ihtiyaç ve taleplere cevap vermeye yetkili kılınmışlardır. Daha net bir ifadeyle, yerel
yönetimler anayasal güvenceden yoksun olup, bu kurumların yapı, görev ve sorumlukları ile
fonksiyon nitelikleri yasama organı tarafından belirlenmektedir.
YEREL YÖNETİMLERİN SOSYO-KÜLTÜREL İŞLEVLERİ ve MERKEZİ İDARE
VESAYETİNİN YARATTIĞI SORUNLAR
Görüldüğü gibi yerel yönetimler kamu yönetim aygıtının bir parçasıdır ve merkezî devlet,
yerel yönetimlere yönelik politikalarıyla bu kurumların yapı, rol ve fonksiyonları ve dolayısıyla sosyal
politika alanındaki rol ve etkinliği üzerinde bütünüyle belirleyicidir.
Türkiye ‘de yerel yönetimlerin en önemli sorunlarından biriside bütçeleridir, yerel
yönetimler görevleri ile orantılı kaynaklara sahip olmadıkları için bu işlevlerini yeterince yerine
getirememektedir. Doğal olarak sosyo-kültürel nitelikli işlevler de yerel yönetimlerce istenildiği
düzeyde gerçekleştirilememektedir.
SİYASAL PARTİLERİN
YEREL YÖNETİMLER PROGRAMI
BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ (BDP)
• Yerel yönetimler, özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin temel yönetim
organları olarak yeniden düzenlenecektir.
• Yerel yönetimleri demokrasinin beşiği olarak kabul eden temel paradigmadan hareketle
siyasal yönetimin katılımcılığı temelinde, ekolojik dengenin esas alındığı yerinden
yönetimle, yerel toplumun özgül talep ve ihtiyaçlarına dayanan demokratik
özerklik geliştirilecektir.
• Türkiye’de, milyonlarca insanın geleceğini ilgilendiren tüm ekonomik ve siyasal kararlar bir
avuç azınlık tarafından alınmaktadır. İşçiler, emekçiler, ezilenler, kadınlar ve gençler yok
sayılmakta, toplumsal yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi burada da dışlanmaktadır.
• BDP özellikle kadınların yerinden yönetime katılımını özendirecek, dışarıda bırakılan
kesimleri yerel sürece katacak tedbirleri alacaktır.
• Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı başta olmak üzere ulus üstü sözleşme hükümleri
temel alınarak, yerel yönetimler “mahalli müşterek ihtiyaçları” bütün olarak karşılayan ve
ihtiyaçlara göre kendi inisiyatifi ile karar oluşturabilen kurumlar haline getirilecektir.
BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ (BDP)
• Türkiye’nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ’na koyduğu çekinceler kaldırılarak, yerel
yönetimler halkın söz, yetki ve karar sahibi olduğu demokratik kurumlar haline getirilecektir.
• Türkiye'de yerel yönetimlerin temel sorunu, merkezi yönetimin vesayetini esas alan yasal ve
idari düzenlemelerdir. Yerel yönetimlerin gerçek anlamıyla rollerini oynayabilmeleri için,
merkezin vesayetine son verilerek, yerinden yönetim ilkesine uygun merkez karşısında özerk
bir konum kazanmaları sağlanacaktır.
• Yerel yönetimlere, merkezi yasalarla çelişmemek üzere görev alanlarıyla ilgili konularda
yasama yetkisi de verilecektir.
• Yerel yönetimler mali açıdan merkeze bağlı olmaktan çıkarılacak, merkeze bağımlı olan yerel
yönetimlerin haksız, adaletsiz ve ayrımcı uygulamalara maruz kalmasına son verilecek, bu
açıdan yerel yönetimlerin kendi kaynaklarını kendilerinin yaratması esas alınacak, yerel
ölçekte vergi toplamaları, merkezi hükümetle eş güdüm içinde vergi oranlarını belirlemelerine
olanak tanınacak, idari ve mali yönden özerk hale gelmeleri sağlanacaktır.
BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ (BDP)
• Belediyeler arası eşitsizliklerin giderilmesi ve adaletsiz kaynak aktarımının önlenmesi için
"Ortak Fon" uygulamasına gidilerek güçsüz belediyeler desteklenecektir.
• Genel güvenlik, ulaşım, gümrük ve dış ilişkiler dışındaki tüm hizmetler merkezi yapıdan, yetki
devri ve paylaşımı yöntemiyle yerel yönetimlere devredilecek, bununla birlikte gerekli
kaynak, yetki ve sorumluluk tanınacaktır. Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, konut ve çevre gibi
alanlarda merkezi hükümet makro hedefleri ve genel standartları belirleyecek, kamu
hizmetlerinin sunulması ise yerel yönetimlere bırakılacaktır.
• çok kültürlü belediyecilik temel yaklaşımımız olacaktır. Hizmetlerin etkin ve verimli olması
için yerel dillerde hizmet verilecektir.
ADALET VE KALKINMA PARTİSİ (AKP)
Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin
devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağdır.
Artık demokrasi sadece bir seçme ve seçilme rejimi değil, aynı zamanda katılma ve
işbirliği rejimi olarak algılanmaktadır. Bu katılım ve işbirliğini gerçekleştirecek temel birimler ise
yerel yönetimlerdir.
AKP bu doğrultuda;
* Mahalli idarelere yerel ihtiyaçlara göre yönetim biçimlerini geliştirme yetkisini verecektir.
* Yerel yönetimlerin kendi görevlerini yerine getirebilmeleri için gerekli harcamaları karşılayacak
düzeyde ve çeşitlilikte mali
güce kavuşmalarını sağlayacaktır.
ADALET VE KALKINMA PARTİSİ (AKP)
• Yerel yönetimlerin karar alma süreci ve bazı faaliyetlerine sivil toplum kuruluşlarının
katılımını sağlayacaktır.
• Kendi alanlarıyla ilgili düzenlemelere gidilmeden önce yerel yönetimlere danışılması ilkesini
getirecektir.
• Avrupa yerel yönetimler özerklik şartına uygun olarak, anayasal sistemimize yerel yönetim
hakkının dahil edilmesini sağlayacaktır. yerel yönetimlerin yargı yoluna gidebilme hakkı dahil,
ilgili tüm düzenlemeleri gerçekleştirecektir.
• Yerel yönetimlerin denetim ve gözetiminin, korunmaya çalışılan çıkarların önemi ile orantılı
olması ilkesini gözetecektir.
• Büyükşehir belediyesi kurulmasına objektif kıstaslar getirecektir. Büyükşehir ve ilçe
belediyeleri arasındaki görev-yetki paylaşımını, hizmetlerde aksamaya yol açmayacak şekilde
yeniden düzenleyecektir.
• Belediye sınırlarının mülki sınırlar olarak belirlenmesine yönelik bir değişimin yapılmasını
esas alacak “Yerel Yönetim Reformu ‘nu gerçekleştirecektir.
CUMHURİYET HALK PARTİSİ (CHP)
• CHP, ağırlaşan kent sorunlarının çözümünde yerel yönetimlere makul ölçülerde yeni yetkiler
verecek, yurttaşların yerel yönetimin kararları üzerinde daha fazla söz sahibi olmasını
sağlayacaktır.
• CHP yerel yönetimleri, yerel iktidar odakları olarak değil, yerel demokrasi odakları olarak
görür. Yerel demokrasiyi, ulusal düzeydeki demokrasiye rakip olarak değil, onun
tamamlayıcısı olarak benimser.
• Yerel yönetimlerin merkezi hükümetçe belirlenen ilkeler çerçevesinde faaliyet gösterip
göstermedikleri merkezi yönetim tarafından etkin bicimde denetlenecektir.
• yerel nitelikli hizmetlerin yetki ve sorumluluğu, uniter devletin gerekleri dikkate alınarak,
ihtiyaç duyulan yerlerde kaynak ve araçlar da sağlanarak merkezi yönetim tarafından yerel
yönetimlere devredilecektir.
• Demokratikleşmeyi, modernleşmeyi, cağı paylaşmayı, insan onuruna saygıyı, eşitliği temel
alan çağdaş bir yerel yönetim reformu yapılacaktır.
• Merkezi ve yerel idareler arasındaki görev ve kaynak paylaşımı yeniden düzenlenecektir:
Yerel Yönetimlerin Yerine Getireceği Hizmetlerin
Belirlenmesinde Aşağıdaki Ölçütler Dikkate Alınacaktır:
•
•
•
•
Öncelikle Yerel Halkın Gereksinimini Karşılamaya Donuk Hizmetler,
Yerel Halkın Katkısını Gerektiren Ya Da Yerel Katkıya İmkan Veren Hizmetler,
Bölgesel Ya Da Ulusal Düzeyde Eşgüdüm Gerektirmeyen İşler,
Yerel Yönetimlerin Gücünü Aşmayan Yüksek Kaynak Ya Da Özel Uzmanlık Ve Teknik Altyapı
Gerektirmeyen İşler,
• Kaynak Kullanımında Rasyonellik Acısından Daha Büyük Bir Ölçek Gerektirmeyen İşler.
Ayrıca Yerel Yönetimler Tarafından Yürütülen Hizmetler İçin Genel Standartlar Belirlenecektir.
• Katılımcı, Çoğulcu, Etkin, Demokratik, Hesap Veren, Şeffaf, Bilgi Edinme Hakkına Saygılı,
Çağdaş Yerel Yönetimler
• Kapsamlı Çağdaş Hizmete Odaklanmış Yerel Yönetimler
Yerel Yönetimlerin Yerine Getireceği Hizmetlerin
Belirlenmesinde Aşağıdaki Ölçütler Dikkate Alınacaktır:
• Plana, Çevreye, Yeşile Ve İnsana Saygılı Yerel Yönetimler Metropoller Üst Ölçekli Planlama
Kararları İle Yeniden Belirlenecek
• Yerel Yönetimlerin Zaman İçinde Ülkenin Tüm Coğrafyasını Kapsaması, Mümkün Olduğu
Ölçüde Bütün Türkiye'nin Belediyelere Dönüşmesi Hedef Alınacaktır. Bir Yöredeki Köyler,
Gerektiğinde Birleştirilerek, Kırsal Belediyelere Dönüştürülecektir. Ayrıca, Tek Tip Belediye
Modelinden Vazgeçilerek, Görevleri Ve Gelirleri Bakımından Kırsal Alan Özelliklerini Gözeten
Yeni Bir Belediye Modeli Oluşturulacaktır. Turizm Yörelerindeki Belediyeler İle Nüfusları
Mevsimsel Olarak Önemli Farklılıklar Taşıyan Belediyeler İçin De Özel Düzenlemeler
Getirilecektir. Böylece Kendilerine Verilen Çok Sayıda Görev Altında Güçlük Çeken Belediyeler
Yerine, Daha Güçlü Yapılar Oluşturulacak Ve Kırsal Alandaki Yönetim Ve Hizmet Boşluğu
Ortadan Kaldırılacaktır.
• Demokratik katılımcı hizmet için Semt Konseyleri, demokratik katılımlı yönetim için Başvuru
Büroları ile Valilik / Kaymakamlık Koordinasyon Merkezleri kurulacak, halk ile belediyeler
arasında Sürekli İletişim ve Etkileşim Sistemi kanalları oluşturulacak.
Yerel Yönetimlerin Yerine Getireceği Hizmetlerin
Belirlenmesinde Aşağıdaki Ölçütler Dikkate Alınacaktır:
• Güvenlik ve yargı mensupları hariç, Kamu çalışanlarına, kendi görevleri yanında, Belediye
veya İl Genel Meclislerine seçilebilmelerinin onu açılacaktır.
• Mahalle muhtarlıkları belediyelerin uç hizmet birimlerine dönüştürülecek
• İl genel meclisleri ve koy muhtarlıkları yeniden yapılandırılacak: CHP’nin hedefi , kırsal ve
kentsel alanın yerel yönetim acısından bütünleştirilmesidir. Bu amaca yönelik olarak kırsal
yerleşimlerin daha çok nüfusla ve daha geniş alan boyutunda toplulaştırılmaları
özendirilecek;
• CHP, metropol niteliği kazanmakta olan büyük kentler için, kendine özgü koşulları, sorunları
ve beklentileri yanıtlayacak metropol yönetim modellerinin özel yasalarla oluşturulmasını
öngörmektedir.
• Büyükşehir yönetim modeli yeniden yapılandırılacak; büyükşehir ve ilce belediyeleri
arasındaki görev ve yetki karmaşası giderilecektir:
SONUÇ OLARAK
1.
Yerel yönetimlerin idari ve mali özerklikleri Demokratik Yönetimlerin temelidir.
2.
İllerde Belediye Başkanlığı – Valilik ilçelerde Belediye Başkanlığı – Kaymakamlık
sistemi çift başlı bir yönetim yapılanması olup anti-demokratik ülkelerin vesayetçi
anlayışıdır, dolayısıyla bu sistem kaldırılmalıdır.
3.
Sömürgeci anlayışın kavramı olan “ Valiler halk tarafından seçilsin söylemi yerine
Merkezi hükümetçe atansın“ şeklindeki yönetim kavramı kaldırılmalıdır.
4.
Belediyelerin özerkliği mali açıdan yeterliliği ile mümkündür dolayısıyla
Belediyeler kendi kaynaklarını üretmelidirler. Gelirlerinin büyük kısmını merkezden
alan yönetimler demokratik ve özerk olamazlar.
SONUÇ OLARAK
5.
Belediye bürokratlarının partizanlığı hizmet kalitesini düşürür, bürokratlar yereli
esas alan, yerel yönetim alanında uzman olan kişiler olmalıdırlar. Kendilerini karar
erki yerine yürütmenin parçası olarak görmelidirler.
6.
Yerel yönetimler kültür ve sosyal faaliyetlere önem vermeli kentteki yabancılaşma
ve yalnızlaşmaya sosyo-kültürel faaliyetlerle çözümler üretmelidirler.
7.
Günümüzün önemli sorunlarından olan kimlik – kadın – emek ve ekolojik sorunları
yerel yönetimler çözer.
8.
Bilgiyi - Eyleme dönüştüren demokratik yönetsel kararlarda sevgiyi esas alan,
diline, kültürüne, tarihine ve doğal değerlerine sahip çıkan yerel yönetimler diğer
bir ifadeyle öz yönetimler esas Misyonunu yerine getiren başarılı yerel
yönetimlerdir.
TEŞEKKÜRLER
Fahrettin ÇAĞDAŞ
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi
Genel Sekreteri
53

similar documents