son ekonomik krizin ispanya-yunanistan ve

Report
EKONOMİK KRİZ
 Ekonomik kriz, herhangi bir mal, hizmet, üretim
faktörü ya da döviz piyasasındaki fiyat ve / veya
miktarlarda kabul edilebilir bir değişme sınırının
ötesinde gerçekleşen şiddetli dalgalanmalar olarak
tanımlanabilir.
KRİZİN NEDENLERİ
 2007 yılında Amerika Birleşik Devletleri konut
piyasasında ortaya çıkan, kısa sürede önce tüm ABD
finansal sistemini ve sonra da diğer ülke ekonomilerini
olumsuz etkileyen ve
dünya finans tarihinin en büyük krizlerinden biri
olarak kabul edilen kriz, 21. yüzyılın küresel ölçekte
yaşanan ilk finansal krizidir.
1- Makro Ekonomik Nedenler
2- Borçlanma Çılgınlığı
3-Borcun Bulaşma Özelliği (Contagion), Menkul
Kıymetleştirme ve Faiz
4- Faiz Olgusu
5- Kamu Otoritelerinin Basiretsizliği ve Yasaların
Önleyici Olamaması
6- Klasik Kuralların ve İlkelerin Göz ardı Edilmesi
7- Menfaat Çatışması (Conflict Of Interest)
8- Finans Kurumlarının Amacından Sapması
9- Modern Firavunlar, CEO’lar
10-Küresel Sahtekârlık
11-Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları
İSPANYA
 2008 yılında patlak veren ABD merkezli ekonomik krizin
hızla Avrupa’ya yayılması Euro bölgesini tehdit etmeye
başlamıştır. İrlanda’da başlayan, önce Portekiz’e daha
sonra da Yunanistan’a yayılan kriz son olarak da Euro
bölgesinin 4. büyük ekonomisi İspanya’yı etkisi altına
almıştır. Avrupa’nın içinde bulunduğu ekonomik
durumundan ağır şekilde etkilenmesi,İspanya’da Kasım
2011’de yapılan seçimlerde 2004 yılından beri iktidarda
olan Sosyalist Parti’nin büyük bir yenilgiye uğramasının
ve oyların yaklaşık yüzde 44’ünü alan merkez sağcı Halk
Partisi’nin iktidara gelmesinin de temel nedenidir.
 Ancak ülkenin içinde bulunduğu durum göz önüne
alındığında yeni iktidarın işinin oldukça zor olacağı
açıktır, nitekim 25 Haziran’da İspanya resmi olarak
bankalarının kurtarılması için AB’den yardım talebinde
bulunmak zorunda kalmıştır. Bundan sonrası için
uzmanların bir kısmı yardım talebinin bankalarla
sınırlı kalmayacağı ve İspanya’nın Yunanistan gibi
kurtarma paketine ihtiyaç duyacağını savunurken,
diğer bir kısım da İspanya’nın sorunu kendi içinde
aşabileceği görüşündedir.
 İspanya’
nın ekonomik olarak içinde bulunduğu
durumla ilgili olarak sorulması gereken ilk soru,
Avrupa’nın 5. , dünyanın 13. büyük ekonomisinin nasıl
bu duruma geldiğidir. İkinci soru ise ekonomik krizin
aşılması için bundan sonra ne yapılması gerektiğidir.
 Euroya geçişle birlikte faizlerin düşmesi ülkede emlak
sektörünün canlanmasına yol açmıştır. Özellikle
mortgage kredilerinde talep patlaması yaşanmıştır.
İspanyol nüfusunun göçlerle birlikte 2000-2008 yılları
arasında 40 milyondan 45 milyona yükselmesi de
konut, dolayısıyla kredi talebini artırmıştır. Konut
talebindeki yükseliş inşaat sektörünü de tetiklemiştir.
Bu dönemde inşaat sektöründeki istihdam oranı,
ülkenin toplam istihdam oranının %13’üne, inşaat
sektörünün GSMH içindeki payı ise %11,5’e ulaşmıştır.
Ancak konut ve inşaat sektörlerinde yaşanan bu hızlı
yükseliş 2008’de konut sektörü balonunun patlamasına
yol açacaktır.
 2008 yılında patlak veren krizin daha iyi anlaşılabilmesi
için İspanya’daki bankacılık sektörüne göz atmak faydalı
olacaktır. İspanya’daki bölgesel tasarruf ve kredi bankaları
oransal olarak İspanyol bankacılık sisteminin yarısına
tekabül etmektedir. Bu bankalar halka açık olmayıp yerel
yöneticilerin kontrolündedir. Bu bankaların müşterileri ise
genellikle aileler, KOBİ’ler, STK’lar gibi ödeme güçlüğü
çekme ihtimali daha yüksek olan kesimdir. Ayrıca
diğerlerinin tersine söz konusu bankaların borç karşılığı
teminat, geri ödeme karnesi, kredi tutarının gayrimenkul
değerine oranı gibi bilgileri bildirmek zorunda olmaması
hükümetin kriz öncesi bu bankaların durumu hakkında
bilgi sahibi olmasını engellemiştir.
 2009 yılına kadar söz konusu bankalar ülkedeki
mortgage’ın %56’sına sahip hale gelmiştir. Dolayısıyla
2009 yılında konut piyasası çöküp borçlular iflas
ettiğinde bundan en büyük zararı bu bankalar
görmüştür. Bankalara milyonlarca euro borçlanan
inşaat firmaları birbiri ardına iflas etmeye başlamıştır.
Bu dönemde İspanya Bankası 2010 ortalarına kadar
ödenmeme riski bulunan borcun 180,8 milyar euro
olduğunu açıklamıştır.
 Bunun dışında tüm mal varlıklarını kaybetmemek
adına banka borçlarını ödemeye çalışan İspanyol
halkının diğer sektörlere ve yatırıma ayıracak parasının
kalmaması ülke ekonomisinin durgunlaşmasına neden
olmuştur. 2007 yılında %8,3 olan işsizlik oranı 2011’de
%20’ye çıkmıştır. 2008 yılında istihdam edilenlerin
%11’inin inşaat sektöründe çalıştığı göz önüne alınırsa
işsizlik oranındaki artış daha iyi anlaşılacaktır.
 Ayrıca İspanya’
nın federatif yapısını oluşturan yerel
yönetimler ve özerk bölgeler izledikleri gevşek mali
politikalarla hem kendi bütçelerini hem de merkezi
hükümetin bütçesini zora sokmuştur. Devlet bu kötü
bütçelemeyi büyük miktarda borçlanmayla sürdürmeye
çalışmaktaydı. Ancak Yunan krizinden sonra uluslararası
bankalar özellikle Güney Avrupa ülkeleri tahvillerinden
uzak durmaya başlayınca, İspanyol bankaları, Avrupa
Kurtarma Fonları’na dayanarak bilançolarını İspanyol
devlet tahvilleriyle doldurmuştur. Bu durum İspanya’ya
vakit kazandırmakla birlikte bu kez de devlet borcu var
olan sorunu aynı zamanda bir bankacılık krizine
dönüşmüştür
KRİZİ AŞMA ÇABALARI
 İspanyol hükümeti nezdindeki krizle mücadele
uygulamalarına bakıldığında ilk olarak halkın büyük
tepkisine yol açan sıkı bir kemer sıkma politikası göze
çarpmaktadır. Buna göre, bakanlıkların harcamalarında bir
önceki yıla oranla yaklaşık yüzde 17′lik kesinti
öngörülmekte ve birçok bakanlığın destek ve kalkınma
fonları kaldırılmaktadır. Öte yandan nüfusları 5 milyonu
bulan göçmenlerin entegrasyonu için ayrılan destek
bütçesinin kesilmesi, sağlık ve eğitim harcamalarının
azaltılması, sosyal hizmetlerde bütçe kesintisine gidilmesi
ve acil durumda kamu çalışanlarının maaşlarının
dondurulması kararı alınmıştır.
 İspanyol hükümeti kurumlar vergisinde büyük
işletmelere getirilen artışla ek 12,3 milyon euro gelir
sağlamayı da hedeflemektedir. Başbakan Mariano
Rajoy 2013 sonunda kamu açığının yüzde 3'e
düşürülmesi hedefinin ''zorunluluk'' olduğunu
bildirmiştir. Ayrıca hükümet, borçlarını
ödeyebilmeleri amacıyla belediye ve özerk yönetimlere
35 milyar euroluk destek sağlama kararı almıştır.
SONUÇ
 İspanya’
nın kurtarma paketine gerek duymadan krizden
çıkması Euro bölgesinin geleceği açısından büyük önem
arz etmektedir. Zira İspanya’nın tahvillerin karşılığını
ödeyememesi ve kurtarma paketine ihtiyaç duyması
halinde yatırımcılar zor durumdaki Avrupa ülkelerine olan
inançlarını kaybedecek ve yatırımlarını farklı yerlere
kaydırarak bu ekonomilerin daha güç duruma düşmesine
yol açacaktır. Ayrıca Euro bölgesinin en etkin, ekonomik ve
demografik anlamda en büyük ülkelerinden birinin tahvil
sahiplerine karşı yükümlülüğünü yerine getirememesi
Euro bölgesinin etkinliğini ve inandırıcılığını
zedeleyecektir.
YUNANİSTAN
 Kriz en şiddetli Yunanistan’ı etkilemiştir. Yunanistan
dışında pek çok ülke de bu “küresel finansal kriz”den
etkilenmiştir ancak Yunanistan’ın iflasa kadar
sürüklenmesi onu bu süreçteki en hasarlı ülke
yapmıştır. Yunanistan zaten ekonomik ve sanayi
açıdan sürekli olarak diğer Avrupa ülkelerine bağımlı
bir tutum sergilediği için krizdeki en zayıf halka
olmaktan kurtulamamıştır.
 Yunanistan’ın bu kadar hasar almasındaki nedenlere
bakılacak olursa, öncelikle AB üyesi olmalarıyla
birlikte değiştirilen para biriminin yarattığı etiklerden
bahsedilebilinir. Ortak para birimi olan Euro, Avrupa
Merkez Bankası aracılığıyla kontrol edilmekte, akışı
tek bir yerden sağlanmaktadır. Bu da bir ülkede
rastlanan finansal sorunun diğer ülkeleri de aksatması
demektir. Bir makine gibi işleyen para akışı,
Yunanistan’ın kısa sürede etkilenmesine sebep
olmuştur. Yani Yunanistan kendine ait bir para
birimine sahip olsaydı, devalüasyon yoluna gidip
hasarını en aza indirmeyi deneyebilirdi.
 Yunanistan bu durumdan kurtulmak için çeşitli
reformlar yapmayı planladıysa da krize hazırlıksız
yakalanmıştır. Mali kaynaklarının dış borçlara akması,
böyle bir süreçte finansal zorlukları daha da
arttırmıştır. Yıllardır süregelen borçlar, tasarruf
planlarını ertelemeye neden olmuş, ithalat ihracat
gelir dengesini bozmuş ve zaten yapılandırılması
gereken finansal durum kriz de gelince tamamen
bozulmuştur. Özellikle vergiler konusunda ve kamu
yatırımındaki yetersizlikler bu küresel kriz
ortamından önce çözülmüş olsaydı yararlı olabilirdi;
vergi oranlarının ve KDV’nin düzenlenmesi, borç
ödemelerinin yapılandırılması, istihdam
düzenlemeleri ile yaşanan işsizlik ve iflaslar
önlenebilirdi.
 Yunanistan’ın dış borçlarının artmasına neden olan kamu
harcamaları halkın da öfkesini arttırmıştır. Artan işsizlik,
yükselen enflasyon, iflas eden bankalar, kanallar ve
şirketler derken halk da ayaklanmalara başlamıştır. Öyle
ki her gün yayınlanan intihar, protesto ve isyan haberleri,
olayların başladığı tarihten günümüze dek katlanarak
devam etmektedir. Uluslar arası medyada hemen hemen
her gün Yunanistan’da kriz sonrası problemlerin haberleri
yer almaktadır. İlk olarak 2008’de polis tarafından
öldürülen bir Yunan genciyle yankı bulmaya başlayan bu
haberler, kriz halindeki halkın içinde bulunduğu kötü
durumu tüm dünyaya açıkça göstermektedir. Halk bu
durumun sorumlusunun açıkça “beceriksiz hükümet ve
sermaye çevreleri” olduğunu savunmakta ve “faturanın
kendilerine kesilmesine” karşı çıkmak için basında yer
bulan olaylara başvurmaktadırlar.
 Yunanistan’ın geldiği kriz, AB’nin temel iktisadi
anlayışını derinden sarsıyor. 1981’de AB’ye tam üye olan
Yunanistan, gerek katılım öncesi, gerekse de
katılımdan sonra AB’den milyarlarca Euro (bazı
araştırmalar bu miktarın 300 milyar Euro’nun üzerinde
olduğunu gösteriyor) karşılıksız hibe aldı. Ancak buna
rağmen Yunan ekonomisi bir türlü yeterli üretim
kapasitesine ulaşamadı ve en sonunda kaçınılmaz olan
kriz patlak verdi. Krizin en önemli sebebi AB’nin
verdiği hibelerin, ekonomiyi kalkındırmak için
kullanılmayıp direk ceplere indirilmesi. Yani yolsuzluk.
 Örneğin; AB, 90’ların sonunda ulusal hava yolu şirketi
Olympic Airlines’ın kalkındırılması için Yunanistan’a 2
milyar Euro’nun üzerinde hibe verdi. Fakat, Yunanlılar
bu parayı o kadar güzel kullandılar ki! Olympic
Airlines geçen Eylül ayında iflasını açıkladı ve bir Arap
konsorsiyumuna satıldı.
 Yardım paketleri incelenecek olursa; ilk yardım “AB ve
IMF’den 2010 yılının mayıs ayında toplam 200 Milyar
Euro’luk” bir miktar idi. “2011 temmuz ayında da
yapılan AB zirvesi sonucunda en az 15 yıl ve en fazla 30
yıl vadeli kredi paketi verilmesi kararına” ulaşılmıştır.
En son 25 Mart 2013’te IMF’nin açıkladığı karara göre
“10 milyar Euro’luk bir kurtarma programı
uygulanacağı” açıklandı. Bunun gibi yardım
paketlerine karşılık Yunanistan sadece “%2’lik” gibi
yetersiz bir büyüme ile sorunu çözebilecek kapasiteye
ulaşamamıştır.
 Bu yüzden Yunanistan ek reçetelere yönelmek zorunda
kalmaktadır. Öyle ki geçtiğimiz yılda Yunanistan’ın,
”Lefkoşa, Brüksel, Londra ve Belgrad’da bulunan 4
gayrimenkulünü 41, 1 milyon Euro karşılığında sattığı”
belirtildi. Yunanistan bu gibi nakit kazanımlarıyla ve
2015 yılının sonuna dek yapacağı özelleştirmelerle “50
milyon Euro” civarında bir gelir kazanmayı planlıyor.
Bunlara karşılık Yunanistan’ın halka en az zararla bu
süreci atlatması imkansız gibi görünmektedir.
 Sonuç olarak Yunanistan dolaylı yoldan ama çok ciddi
biçimde etkilendiği bu krizi atlatmaya yönelik
çalışmalarını yaparken Yunanistan halkı birçok zarara
uğramıştır ve uğramaya devam etmektedir. İşten
çıkarmalar ve kamu gayrimenkullerinin
özelleştirilmesi yoluyla sağlanmaya çalışılan tedbirler
halkın tepkisiyle uluslar arası arenada günden güne
sesini arttırmakta ve iflasta olan Yunanistan’ı
sıkıştırmaktadır. Şu an uygulanmaya çalışılan tedbirler
kriz öncesi hayata geçirilmiş olsa idi Yunanistan da
diğer Euro bölgesi ülkeleri kadar az miktarda bir zarar
ile bu süreci atlatma şansına sahip olabilirdi.
PORTEKİZ
 İlk olarak ekonomik alanda yaşanan gelişmeye
baktığımızda, sorunun merkezinde Portekiz'in en
büyük bankası olan Banco Espirito Santo (BES)
olduğunu görüyoruz. Finansal panik, bankanın sahip
olduğu şirketlerden birinin hesaplarında 1.3 milyar
dolarlık bir açığı usulsüz bir şekilde
kapatıldığı spekülasyonu ile patlak verdi. Aslında
sorun yeni değildi, BES'in bağlı bulunduğu holdinge
ait şirketlerdeki sorunlar nedeniyle batabileceği
korkusu Mayıs ayında ortaya çıkmış ancak Portekiz
Merkez Bankası'nın garanti vermesiyle bu sorun geçici
olarak çözülmüştü.
 Sonunda, BES merkezli spekülasyonlar arttı ve yüzde 19
oranındaki düşüşten sonra bankanın borsadaki kağıtlarının
dolaşımı 10 Temmuz'da durduruldu.
 İkinci olarak siyasi duruma baktığımızda, koalisyon
hükümetinin daha fazla kemer sıkma politikası
uygulamaya mecali kalmadığını görüyoruz. Buna göre 2008
krizinin Avrupa'yı etkilemesi sonrasında iktidardan düşen
sosyal demokratların yerine 2011'den sonra iktidara gelen
mekez-sağ koalisyon hükümetinin temel misyonu AB-IMF
tarafından önerilen kemer sıkma tedbirlerini hayata
geçirmek idi.
 İki yılı aşkın zamandır harfiyen uygulanan programa
rağmen ekonomik durumda kayda değer bir iyileşme
olmaması istifaları tetikleyen önemli unsurlardan biri oldu.
İşsizlik Oranı
 2011'de Portekiz'de kamu açığının milli gelire oranı
yüzde (-) 4.3 idi. İki yıllık program ile bunun
düşürülmesi öngörülmüştü. Program dahilinde, IMF
ve AB'den sağlanan krediler karşılığında, kamu
harcamalarının kısılması, ücretlerin dondurulması,
emeklilik ve sosyal güvenlik gibi hakların daraltılması
ve vergilerin artırılması gibi, geniş toplum kesimlerinin
yaşam koşullarını giderek zorlaştıran tedbirler
uygulandı. Sonuçta varılan noktada kamu açığının
milli gelire oranı azalmak şöyle dursun, daha da arttı:
2013'teki oran yüzde (-) 4.9!
 Tıpkı Bulgaristan krizinde olduğu gibi, ancak her
seferinde daha yüksek bir şiddetle korkulan, bu küçük
finansal dalgalanmaların yeniden tüm finansal sistemi
sarma riski, yani krizin yayılma etkisi. Zira BES'in
kağıtlarının borsadaki işlemlerinin dondurulduğuna
dair haber çıktığı gün Avrupa genelinde borsalarda
düşüş yaşandı, hatta bunun etkileri ABD'de
dahi görüldü.
 Bunun iki nedeni var. İlki finansal piyasaların
bütünleşik yapısı, ikincisi bankacılık sisteminin hala
çok kırılgan olmasıdır. Bu ikisinin gerisinde ise 6 yıldır
süren kemer sıkma politikalarına rağmen hala
ekonomik krizden çıkılamaması yatıyor.
 Sonuçta, Avrupa bölgesinde yaşanan irili ufaklı
bankacılık ve finans krizleri bir gerçeği tekrar gösterdi.
Eğer işçi sınıfı ve daha geniş toplumsal muhalefet
kesimleri ortak hareket ederek bu süreci tersine
çevirmezse kaybeden tüm Avrupa'daki çalışanlar
olacak.
 Portekiz'de 2011 Nisan'da başlayan ve IMF-AB
tarafından sağlanan 78 milyar avro ile desteklenen
kurtarma paketi kısa bir süre sonra sonlandı. Bunun
ardından başbakan Pedro Passos Coelho, finansal
piyasalardan borçlanarak devam edileceğini açıkladı.
Ancak bu duruma biri ekonomik diğeri politik iki
gelişme eklenince, IMF-AB kredi şemsiyesinden henüz
çıkan Portekiz'in durumu tehlikeli hale gelmeye
başladı. Zira henüz krizin etkisi ortadan kalkmış
değildi. İşsizlik oranı düşüşe geçse de hala kriz
öncesinin neredeyse iki katı seviyesinde. Ekonomik
büyüme ise hala yüzde 2'ler düzeyinde bile değil.
Büyüme Hızı
KRİZİN SONUÇLARI
 Küresel finansal kriz sadece ülke ekonomilerini
etkilememiş, sosyal ve kültürel hayatta da son derece
yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Milyonlarca insan işsiz
kalmış ve geniş kitleler yoksullaşmıştır.
 Bu bağlamda ekonomik bunalımı derinden yaşayan
dünya ekonomisinin, yaşanan olumsuz etkileri kısa
vadede gidermesi mümkün görünmemektedir. Krizden
halen tam olarak çıkılamadığı gerçeği ve mevcut tablo,
sağlıklı büyümeyi ve sürdürülebilir sosyal kalkınmayı
merkeze alan yeni bir küresel ekonomik modelin
yaratılmasına yönelik politikalara duyulan ihtiyacıda ortaya
koymuştur.

similar documents