Başarıya Götüren Aile

Report
BAŞARIYA
GÖTÜREN
AİLE
SINAV DÖNEMİNDE ANABABALIK
Etkili ve verimli çalışmayı engelleyen en temel
etmenler kaygı, stres ve paniktir.
Kaygı ne kadar büyükse belleğin kapasitesinde o kadar
yer alır.
Timuçin, babasının ve annesinin korkusuyla, kaygı ve
stres içinde, günde 5 saat hazırlanmış olsun. Sınav
gününe kadar bilgi miktarını 500 sayısıyla ifade
ettiğimizde 500 bilginin ancak 120 sini bir saatlik
sınav süresi içinde cevap kağıdına aktarabilir.
A
B
SORU: A noktasından hareket eden araç 60 km hızla B
noktasına kaç saatte varır?
X= V.t
Bizim için önemli olan ne?
Gidilecek yol mu?
Bu yolda gidilen hız mı?
Bu yolu aldığı zaman mı?
HİÇBİRİ…
ÖNEMLİ OLAN ARABAYI KULLANAN KİŞİ…
GİDİLEN YOLU KİM BELİRLEDİ?
BİZ Mİ?
ÇOCUĞUMUZ MU?
Şöyle düşünelim: Adamın arabası var ama bir başkası
direksiyona oturuyor ve direksiyona oturan kişi arabayı
kendi istediği yöne götürmek istiyor.
NEREYE KADAR?
SİZİN İSTEMENİZ, ONU ŞEVKLENDİRMEYE
ÇALIŞMANIZ, ZORLANMANIZ, TEHDİT ETMENİZ,
HEDİYELER VAAT ETMENİZ, TAŞIMA SUYLA
DEĞİRMEN DÖNDİRMEYE BENZER.
 
Şuana kadar çocuğunuzu sürekli denetlemeye alışmışsanız bu
fikre kuşkuyla bakabilirsiniz. “O daha küçük çocuk, nereden
bilsin neyi isteyip istemediğini! Nereden bilsin onun için
neyin iyi, neyin kötü olduğunu!
Peki buna alışan bir çocuk neler düşünüyor?
 Ben kendi yaşamımın direksiyonuna oturma gücüm yok…
 Bunu yaptığım zaman kendini bilmez şekilde davranıyorum annemi
babamı üzüyorum…
 Ben akıllı bir çocuksam onların benim
yaşamımı yönetmelerini kabul ederim
bunun için onlara minnettar olmalıyım…
 Aslında benim yaşamımda neler
olup bittiğini ben değil annem babam bilir...
…
Çocuğumuzun düşünceleri bu yöndeyse direksiyonu eline
aldığında kendini hazır hissetmeyecek ve ailesine karşı nankörlük
yapmış gibi kendini suçlu hissedecektir.

Anne baba olarak sizlerde kaygılısınız hatta öfkelisiniz.
Kaygılısınız; çünkü “ Ya kazanamazsa!”
Siz de çocuğunuzun sınava önceden hazırlanmaya
başlamasını ve sınavda iyi bir okula gidebilecek başarıyı
elde etmesini istersiniz.
Öfkelisiniz; çünkü “ Bu çocukları böyle bir bunalıma sokmak
günah değil mi?”
Siz de okula göndermek için yaptığınız masrafların yanı
sıra, önemli miktarda para harcayarak dershaneye
göndermek zorunda kalmanıza öfkelisiniz.
Hatta bunun üzerine çocuğun umursamaz davranışları
olunca kaygı ve öfkeniz artıyordur. Tıpkı Nihat Bey’ de
olduğu gibi:
 
Nihat Bey işyerinde çok ciddi bir iş hazırlığı içindedir.
Yorgun argın eve geldiğinde Timuçin’in evde olup
olmadığını sorar. Timuçin, lise son sınıf öğrencisi ve bu yıl
üniversiteye giriş sınavına hazırlanıyordu. O akşam Timuçin
evde yoktu. Baba burnundan soluyordu:
- Ne demek arkadaşlarıyla buluşma, onun şimdi oturup
dersine çalışması gerek.” dedi.
Timuçin’in ablası da üç yıl önce liseden mezun olmuştu.
üniversite sınavında ilk yıl başarılı olamamıştı. İkinci yıl ise
bir meslek yüksek okuluna girmeye hak kazanmıştı. Hiç
kimse bu durumdan memnun olmasa da ablası istemeye
istemeye başka bir şehre teyzesinin yanına gidip eğitimine
orada devam etmeye başlamıştı.
 
Nihat Bey aynı durumun şimdi Timuçin’in başına
gelmesinden korkuyordu. Güç hiyerarşisi içinde güçlüden
güçsüze doğru farkına varmadan bir eziyet etme, bunaltma
mekanizması başlatır ve tüm aile özellikle sınava girecek
olan çocuk bundan nasibini alır.
Eğer ailede gerçekleri algılama konusunda sorunlar
varsa, “ Çalışırsa yapar.” düşüncesi gittikçe artar ve
sınavdaki başarısızlığın nedeni “Çocuğun yeterince
çalışmaması” olduğu düşünülür.
Nitekim Nihat Bey’de belli etmese de düşündüğü buydu:
“Biraz daha çalışsaydı 4 yıllık Fakülte kazanabilirdi!
Günde 4-5 saat ders çalışma performansına katlanan
öğrenciler olduğu gibi bu durumu kaldıramayanlar da
oluyor.
Bir psikologun başından geçen bir olay:
Bir baba seminer sonrası
psikologun yanına gider ve şöyle der: “Kızımın
kendini niçin öldürdüğünü ancak şimdi anladım.
Kızım ölmeden önce dershaneye gelen
konuşmacının söyledikleriyle bu hale gelmişti.”
Söylenenler:”Sınava 2 milyona yakın kişi
katılacak ve bunlardan ancak 250 bini
üniversiteye yerleşebilecek. Öğrenciler zamanını
ve enerjilerini dikkatli kullanmalılar.”demişti.
17 yaşındaki genç o gün kendini öldürmüştü
…
Baba önce bütün suçu dershaneye ve konuşmacıya atmıştı.
Daha sonra neden başkalarının çocuğu değil de benim
çocuğum intihar etti?
Hiçbir anne baba bile bile
kötülük yapmak istemez.
Babanın annenin niyeti kızının
oğlunun gözünü biraz
korkutmak, derslerine daha ciddi
çalışmasını sağlamaktı; o nedenle
kızının oğlunun yapılan
fedakarlıkların farkına
varmasını istemişti.
Nihat Bey’de kızına bir şey söylemese de yüzü kaygı ve
öfkeyi gizleyemiyordu. Şimdi oğlunun başarılı olması için
“Çok çalış oğlum!” demenin ötesinde elinden bir şey
gelmiyordu.
Anababalar sınava hazırlanan çocuklarının başarısı için onlara
çok önemli katkıda bulunabilirler.
Peki nasıl?
Çocuğun başarısı için maddi durumunuzu
zorlayarak tüm olanakları kullanıyorsunuz. Hatta
kendi harcamalarınızı kısarak çocuğun eğitimi için
olanaklar yaratıyorsunuz.
İyi bir eğitim= İyi başarı
Bizim çocuklardan beklediğimiz şeyler ve bu
yönde çocuklarda kurduğumuz ilişki çocuğun
özünü, karakterini, yaşama bakışını
biçimlendirir.
Biz çocuklarımızdan ne
bekliyoruz?
Başarı nedir?
DERS VE OKUL
BAŞARISI MI?
MESLEK VE
İŞ BAŞARISI MI?
YAŞAM BAŞARISI MI?
Ayşe zeki, başarılı bir kızdı. Annesi
hekim, babası başarılı bir iş adamıydı. Her ikisi
de meşgul olsalar da istedikleri kadar kızıyla
vakit geçirmese de çocuklarının iyi bir eğitim
alması için her şeyi yapıyorlar. Para
kazanmalarının altında kızları için iyi olanak
yaratmak yatıyor.
İlk ve ortaokulu başarılı bir şekilde
bitiren Ayşe iyi bir lise başarısından sonra
üniversite giriş sınavlarından da yüksek not
alarak gözde bir üniversite de istediği bölüme
burslu olarak başladı.
*Ayşe başarılı bir öğrenci mi?
*Peki Ayşe’nin anne babası başarılı
bir anne baba mı?
Nihat Bey kızının başarısızlığını kendi başarısızlığı
olarak görüyor:
Nerede yanlış yaptım?
Çok mu yumuşak davrandım?
Acaba annesini dinlemeyip daha çok mu baskı
yapsaydım? gibi sorular aklına geliyor.
Birçok ailede bu şekilde düşünmektedir.
Bütün bu duygu ve düşüncelerinin altında okul
başarısını çok önemsemek yatar.
Annesi ev hanımı, babası devlet memuru
olan Ahmet okul hayatı boyunca ailesinin yüzünü
hep güldürdü. Annesi ve babası çocuklarının başarılı
olmasını çok istiyor ve her fırsatta dile getiriyor.
Ahmet iyi bir üniversiteyi birincilikle bitirdi ve
burslu olarak yurt dışında yüksek lisans diploması
aldı ve Türkiye’ye döndü.
Ahmet başarılı mı?
Ahmet’in ailesi başarılı bir aile mi?
Hikayenin devamı:
Ahmet’in annesi ve babası çocuklarının okul
başarısı için evde öyle bir disiplinli hava yaratmışlar
ki Ahmet iyi bir öğrenci olmanın dışında hiçbir
değeri olmadığını düşündü ve özgüvenini ve
özsaygısını geliştiremedi.
Nitekim işe başladığında da ürkek, emir kulu
bir tavır içinde sıradan bir ömür tüketti.
Ahmet mesleğinde başarılı bir iş
adamı mı?
Ya ailesi…?
Nihat Bey yine de okul başarısını
veya meslek başarısını ister miydi?
Bütün bu başarılara kişinin aile yaşamındaki
mutluluğu yatıyor.
Nitekim okul başarısında anlatılan Ayşe’nin öyküsünün
devamında:
Ayşe gittiği üniversiteden ikinci yılında ayrıldı.
Öyle bir arkadaş gurubuna girdi ki arkadaşlarıyla
birlikte uyuşturucu kullanmaya başladı ve bağımlı hale
geldi. Aile bunun farkına varınca çocuklarını o gözde
üniversiteden aldılar ve kendi şehirlerinde bir
üniversiteye yazdırdılar. Fakat Ayşe bu bağımlılıktan ve
çevreden kurtulamadı. Yüksek dozdan komaya girerek
hayatını 20 yaşında kaybetti.
…
O halde
başarı demek
yaşam başarısı mı?
Yaşam başarısı bütün başarılara anlam verir.
Okul başarısı ya da iş başarısı
saplantı haline gelirse yaşam
başarısı engellenir. İntihar eden ve
uyuşturucu kullananlarla ilgili
birçok araştırma sonuçları bunu
destekler nitelikte.
Bizler
gerçekten ne istediğimizin
farkına varmalıyız!
Elbette yaşam başarısı için kişinin
ekonomik özgürlüğü kazanabilme
becerisi olmalıdır.
Başarılı bir çocuk istiyorsak;
Çocuğumuzun yaşamında keşkeleri değil, iyi kileri
çok olsun.
Bir kişi yaşamında bütüne değil bir yönüne
odaklanırsa, okul başarısı, meslek başarısı, iş
başarısı gibi bir saplantı geliştirirse sonunda o
hayatta keşkeleri çok olur.
Yaşamın bir bütün olduğunun bilinci ön planda
tutulmuşsa iyi kileri çok olur.
Çocuğunuzun karakter yapısı onun nerde ve nasıl
başarılı olacağını etkiler.
İki tür karakter düşünebilirsiniz. Biri kurnazlık
ve açıkgözlülük diğeri ise vicdanının sesini
dinleyerek doğru olanı yapma ahlakıdır.
Belki, Hayır! “Benim çocuğumun hakkı
yeneceğine, onun başkasının hakkını yemesini tercih
ederim.” diyebilirsiniz.Ama zamanınız varsa
yüzlerce yıldır ayakta olan kültürlere ve ticari
kurumlara baktığımızda üretken, güçlü ve akıllı
insanların yönetimindeki kurumların hayatta
kaldığını görürüz.
Çocuğumuz kendisine güvenmeyen ve kimsenin
güvenmediği, bilgisi ve diploması olan ama
pısırık ve şevksiz çalışan biri değil özgüveni ve
özsaygısı olan “Ben yapabilirim! Duygusu güçlü,
girişken ve sorumlu birisi olsun.
Ayşe’nin kendine güveni olsaydı uyuşturucunun
tutsağı olmazdı, o tür arkadaş grubuna saplanıp
kalmazdı. Ya da Ahmet’in durumu…
Ahmet’in ya da Ayşe’nin hayatında ailesiyle
bolca can cana vakit geçirme imkanı yoktu.Ahmet o
ailede ona verilen mesaj: “Bizim gözümüzde sen
okul başarın kadar varsın ve değerlisin.”dir.
Ve izin verin çocuğunuz yaşamını tribünlerde
seyirci olarak değil, sahada oyuncu olarak
geçirsin.
Yaşam başarısını gönlünce geçirememiş kişiler
ömürlerinin sonunda “Bu hayatta ben var mıydım?”,
“Bu hayat benim gönlümün istediği hayat mıydı?”
diye sorduklarında “Hayır! Yoktum cevabını verirler.
ÇOCUKLARIMIZI DEĞERLENDİRELİM
Kendi yaşamının sorumluluğunu alabiliyor mu?
Sumru 5 yaşında ve annesi yemek yemesi için
önüne dört köfte koyar. Sumru ikisini yer ve
doydum der. Anne “Hayır, doymadın. İki köfteyle
doyulur muymuş. Hepsini bitirmelisin!”
Sumru bu sefer dışarı çıkmaya karar verir. Anne
“Hırkanı giy!” der. Sumru, “Üşümüyorum, hava
sıcak.” dediğinde, “Sana hırkayı giy dedim, yoksa
dışarı çıkamazsın!”
Sumru hayatı boyunca sen bilmezsin, büyükler daha
iyi bilir! Mesajına inanır ve ömrü boyunca başkaları
tarafından yönetilmeyi bekler. Kendi yaşamı için
karar vermekten aciz hale gelir. Yaşamının
direksiyonuna oturmaması gerektiğine karar verir.
Peki sorumluluk konusunda nasıl davranmalıyız?
Elbette ki her şey çocuğun istediği gibi
olmamalı. Sumru iki köfteyle doymuşsa sofradan
kalkabilir; fakat bir sonraki yemek saatine kadar
abur cubur yemeyeceğini ve acıksa da bekleyeceğini
bilir. Bu kurallar açık seçik anlatılmıştır.
Tıpkı direksiyona oturan kişi nasıl ki aklına
geldiği gibi arabayı kullanamıyorsa çocuklarda
hayatlarının sorumluluğu eline verildiğinde nasıl
davranacaklarını kuralların neler olduğunu kendileri
yaşayarak öğrenecekler ve ona göre yaşayacaklar.
Ödevler ne zaman yapılır?
Nasıl ders çalışılır?
Yemek ne zaman yenir?
Çocuklar ve gençler bunun farkında
olmalıdır.
Ne yaptım?
Neleri iyi yaptım?
Neleri daha iyi yapabilirdim?
Peki, bu deneyimden ne öğrendim?
Timuçin kullandığı arabada onun beynidir ve kendi
beyninin nasıl çalıştığını bilmeli, yani beynini
tanıma fırsatı verilmeli. İnsan beyninin bir hedefe
ulaşma isteği yoksa görevini gereği gibi yapamaz.
Bu istekle sorumluluklarının farkına vararak ortaya
çıkar.
Çok mu çalışmalı, verimli mi çalışmalı?
Birçok anababa iki çalışma arasında verilen
molanın öneminin farkında değildir. öğrenci iki saat
çalışsa neden üç saat çalışmıyorsun, üç saat çalışınca
neden dört saat çalışıyorsun diyor ve bunun sonu
yok…
Zavallı çocuk ben yemeyeceğim,
uyumayacağım, tuvalete gitmeyeceğim, bu odadan
hiç çıkmadan 24 saat çalışacağım! Dese. Babası,
nereye neden 25 saat çalışmıyorsun ki? diyecek. 
Ya da sınavdan 98 alır eve gelince bunu büyük bir
sevinçle söyler anne babanın verdiği cevap “Neden
100 almadın!” demesi çocuğun bütün sevincini
kursağında bırakır.
Önemli olan çok çalışmak değil, verimli çalışmak.
Niçin çalışıyorum?
Ne zaman çalışmalıyım?
Ne kadar çalışmalıyım?
Hangi aralıklarla çalışmalıyım?
Bu soruların cevabını kendi veren çocuk bütün
sorumluluğu üzerine alır ve buna uygun verimli
çalışmalarını sürdürür.
Ailenin denetleyici olmasının karşısında bazı ailelerde
çocuk evde var mı, yok mu? Yemeğe geç mi gelmiş,
istediği paraysa verilir… aşırı serbest olan ailelerde
çocuklar sınırları ve sorumlulukları, danışmayı,
soruşturmayı, fikir almayı öğrenemez. Tercih günü
geldiğinde uzman birinden yardım almak aklına
gelmez. Denetleyici ailede ise tercih döneminde
çocuğun fikri sorulmadan aile karar verir.
Her iki tutumda sağlıksız bireyler geliştirir.
KAYGIYI
ARTIRAN DİĞER
AİLE TUTUMLARI
Ailenin çocuğu araç olarak görmesi
“Ben olamadım, bari şimdi o olsun!”
yanlışı
Ben istedim, parasızlıktan okuyamadım.
Bari şimdi o okusun!
Ve çocuklar –mış gibi yaşamak zorunda
kalırlar…
Yediğin önünde yemediğin ardında, bir tek işin
var, çalışmak! yanlışı.
Çocuklarına çok emek verdiklerini, iyi bir
yere gelmesini ona ana babalar tekrar tekrar
söylemeye başlayınca bu sözler ilgi ve şevkat
sözleri olmaktan çıkıyor çocuk üzerinde yoğun
baskı oluşturduğu için kaygıyı artırıyor.
Dershane dedin gönderdik, özel ders dedin
aldırdık, cep telefonu dedin, verdik. Yediğin
önünde yemediğin ardında! denildiğinde
çocuklar verilenin başlarına kakılmış olduğunu
hissediyor. Ve oradaki sevgi alışverişe dönüyor.
Kıyaslama: “ Cemal Bey’in oğlu Fen
Lisesi’ni kazanmış!” yanlışı.
Kıyaslama aile içinde biriyle olabilir: “Bak
ablan yaptı sen de yapabilirisin.” Aile dışı
kıyaslamalar çocukların hevesini kırar.
Aile ortamı:”İlgi ve sevgi yerine para
verme” yanlışı.
Genel olarak ailelerde ama özellikle
parçalanmış ailelerden gelen çocuklarda,
bilinçsiz teknolojik ürün tüketimi görülüyor.
Bilgisayar, cep telefonu gibi araçlara
harcanan para ve çocuğa verilen para
abartılıyor.
Gerçeğe saygı:
“Çok zeki ama çalışmıyor.” yanlışı
Anababanın, çocuğunun gerçek kapasitesini
görmemesinden kaynaklanmaktadır. Çocuğun başarısız
olmasına öfkelenen anne baba çocuğun üzerinde daha
fazla baskı kurmalarına neden oluyor.Burada aileler
daha çok çocuğun başarısızlığını kendi başarısızlığı
olarak görmesi durumu kötüleştiriyor.
Çocuğun yeteneğini gerçekçi olarak değerlendirmek
ve onu gerçek yeteneği çerçevesinde teşvik etmek çok
önemlidir. Ufak dahi olsa her başarı görülmeli. Ve
çocukta bu tuğlaları üst üste koyarak kendi başarı
inşasını oluşturacaktır.
“Ergenlik dönemini görmeme.” yanlışı
Ergenlik dönemi, bireyin yaşamındaki en önemli
aşamalardan biridir. Bu dönemin en belirgin özelliği,
aileden daha bağımsız olmak ve arkadaşlarıyla
ilişkilerine daha çok önem vermektir.
Sınava hazırlık dönemi ergenlik dönemine
rastladığından, öğrencinin aileden uzaklaşma ve
birey olma eğilimlerinin anlayışla karşılanması
gerekir.
Çocuğu tanımaktan kaynaklanan
yanlışlar
Ben çocuğumu tanımaz mıyım? derken öte yandan
“Ablası/ abisi şöyleydi, bu niye böyle? diyebiliyor.
Çocuğun kendine has özellikleri göz ardı ediliyor.
“Çocukla gereksiz çok konuşma” yanlışı
“ Biz konuşuyoruz, bizi dinlemiyor. Sizi
dinler! diyorsanız konuşmalarınızı gözden
geçirmeniz gerekir. Çocukla yerli yersiz
konuşmak sözlerin etkisini yitirmektedir.
Nihat Bey oğlunu tanıma fırsatı bulabilirdi.
Ayşe’ye hayatının sorumluluğu verilmiş
olurdu.
Sumru iki köfte yiyip o sofradan
kalkabilirdi.
Ahmet işinde kimsenin boyunduruğuna
girmeden özgüvenli hayatını
sürdürebilirdi.
KÜÇÜK BİR TEST
1) Çocuğumla ilişkimin temelinde hangi tür başarı
beklentisi olduğunun farkında mıyım?
a) Okul başarısı mı?
b) Meslek başarısı mı?
c) İş başarısı mı?
d) Yaşam başarısı mı?
2) Çocuğumla kurduğum iletişim tarzı, onu nasıl
etkiliyor?
a) Kendini değerli kılan yönde mi?
b) Kendini değersiz kılan yönde mi?
3)Farkına varmadan çocuğumun başarısında nasıl bir
etkim var?
a)Destek mi oluyorum?
b)Köstek mi oluyorum?
4) Farkında olmadan herhangi bir başarı saplantım var
mı?
a) Okul başarısı saplantısı var mı?
b) Meslek veya iş başarısı saplantım var mı?
5)Yaşam anlayışım hangisine daha yakın?
a) “El alem ne der!” mi önemli?
b) Çocuğumun kendi yaşamı için ne istediği mi
önemli?
6)Ailedeki sosyal ortam ve genel olarak çocuğumla
etkileşimim hangi türden?
a) Kaygı, stresi panik yükleyen türden mi?
b) Kaygı, stresi panik gideren veya önleyen türden
mi?
TEŞEKKÜR EDERİZ! 
ELİF YANAR
REHBER ÖĞRETMEN

similar documents