olağanüstü borç yönetimi işlemleri

Report
DEVLET BORÇLARI
DOÇ.DR.HALUK EGELİ
&
DOÇ.DR.AHMET ÖZEN
I.BÖLÜM
DEVLET BORÇLARI KAVRAMI VE
ÇEŞİTLİ YÖNLERİ
Modern devlet anlayışı içinde ihtiyaçlar her gün daha
fazla artmaktadır.Bu çerçevede devlet daha fazla
harcamaya
gereksinim
duymaktadır.Kamu
harcamaları genel olarak vergi,resim,harç,mülk ve
teşebbüs,para cezaları vb. kamu gelirleri ile
karşılanmaktadır.Ancak
devletin
bu
olağan
harcamaları dışında bazen beklenmedik şekilde ya da
daha büyük miktarlarda harcamalar yapması gerekir
ki bunların yukarda sayılan gelirlerle karşılanması
imkanı söz konusu değildir.Bunun için devlet ihtiyaç
duyduğu parayı ya da kaynakları borçlanma yoluyla
sağlamaktadır.Ancak devletin büyük yatırımlar ve
savaşlar haricinde yıllık bütçe açıklarını kapatmak için
de borçlandığı çok görülmektedir.
Günümüzde önemli bir kamu geliri olan
borçlanma kamu maliyesi içerisinde ayrı bir
disiplin olarak yer almakta ve kamu kredisi olarak
da ifade edilmektedir.Kamu kredisi sadece
merkezi devletin değil mahalli idareler ile diğer
idari
kuruluşların
da
borçlanmalarını
kapsamaktadır.
Bir devletin borçları gerek halk arasında gerekse
basında sürekli ilgi çeken ve tartışılan bir
konudur.Bu
borçların
hangi
amaçlarla
yapıldığı,hangi kaynaklardan sağlandığı, devlete
ve vatandaşlara nasıl yükler oluşturduğu, ne
şekilde kullanılıp yönetildiği ve milli ekonomi
üzerindeki etkileri günlük hayatta üzerinde sıkça
tartışılan konular arasındadır.
I. Devlet Borcunun Önemi
• Günümüz sosyal refah devleti anlayışı içerisinde devletin
görev ve fonksiyonlarının artış göstermesi nedeniyle
devletin ihtiyaçları daha da artmaktadır.Bu nedenle daha
fazla kamu harcamasına ve karşılığı kamu gelirine
ihtiyaç duyulmaktadır.Borçlanma artık olağan üstü bir
kamu geliri olmaktan çıkıp olağan bir kamu geliri haline
dönüşmüştür.Özellikle vergi gelirlerinin yetersizliği
durumunda devletin en önemli alternatifi borçlanma
gelirleri olmaktadır.Nitekim devlet borçlanmadan elde
ettiği gelirleri geçici ve kesin bütçe açıklarını kapatmanın
dışında (hazine işlemleri) ekonomik konjonktüre bağlı
olarak oluşan atıl fonları ekonomide tekrar aktif fonlar
haline getirmek amacıyla da kullanmaktadır.Bu nedenle
devlet borçları gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan
ülkelerde hacim olarak büyük boyutlara ulaşmaktadır.
Öte yandan devlet borcundan söz edildiği zaman
borç verenle borç alan arasındaki ilişkiden çok
işin parasal yönü önem kazanmaktadır.Çünkü
borçlanma, maliye, para ve sermaye piyasaları
üzerinde önemli rol oynamaktadır.Şöyle ki;
sermaye ve gelirlerin yeniden dağılımını
düzenlemekte ve borç yönetimi olarak sosyal ve
ekonomik
yapıya
derinden
etkide
bulunmaktadır.Sonuç olarak bir kamu geliri olarak
borçlanma aynı zamanda maliye politikasının bir
aracı olarak başta ekonomik hedefler olmak
üzere sosyal, mali ve politik hedeflere ulaşma
yönünden de önemli bir politika aracı olarak
kullanılmaktadır.
II.KAMU GELİRLERİ İÇİNDE
BORÇLANMANIN YERİ
Borçlanma,
verginin
başlıca
alternatifi
olarak
görülmektedir.Vergilerin yetersizliği veya vergilerle
finansmana gidilemediği durumlarda borçlanmaya
başvurulmaktadır.Bu durumda borçlanma aslında verginin
ertelenmesine yol açmaktadır.Kamusal faaliyetlerin
maliyetiyle vergi ve diğer gelirlerin toplamı arasında fark
oluştuğunda
devlet
borçlanarak
aradaki
farkı
karşılamaktadır.Esasen borçlanmaya başvurmak bir
bakıma ileride toplanacak vergi gelirlerinin önceden
kullanılması anlamına gelmektedir.Ancak burada önemli
olan bir ülkede borçlanmaya başvurabilmek için o ülkenin
vergi potansiyelinin tam olarak vergilendirilmesidir.Ülkenin
vergi rezervleri değerlendirilmeksizin borçlanmaya gitmek
yanlış bir politikadır. Özellikle vergi kaçakçılığının yaygın
olması durumunda borçlanmaya başvurmak daha da kötü
sonuçlara yol açabilir.Çünkü artan borç yükü ileride
yeniden vergi gelirleriyle karşılanmak zorunda kalacaktır.
III.BORÇLANMA VE VERGİ ARASINDAKİ
FARKLILIKLAR
Devlet, siyasi ve ekonomik koşullar
çerçevesinde vergi ile borçlanma arasında
hangisi
uygunsa
onu
kullanabilmektedir.Kısacası borçlanma ve
vergileme arasındaki tercih iktisadi ve
siyasi
oportüniteye
göre
belirlenmektedir.Kamu
borçlanmasının
vergiden ayrıldığı temel noktalar şu şekilde
belirtilebilir.
•
•
•
•
•
Vergi, kesin bir gelir kaynağıyken borçlanma geçici bir gelir
kaynağıdır.
Vergi belirli kanunlara dayanılarak zorla tahsil edildiği
halde borçlanma istisnalar hariç iki taraf arasında yapılan
bir rıza sonucu oluşmaktadır.
Vergi genelde ülke içi kaynaklardan karşılanırken
borçlanma hem ülke içi hem ülke dışı kaynaklardan
karşılanmaktadır.
Borçlanma genelde olağanüstü büyük harcamalar için
yapılırken vergiler normal ve cari harcamalar için
kullanılmaktadır.
Devlet borçlanmaya giderken sağlayacağı parayı nereye
harcayacağını belli eder iken vergi geliri genel bütçeye
girdikten sonra bir bütün içinde kaybolur ve belli bir
finansmanın yapılması diye bir sınırlılık söz konusu
olmaz.Devlet topladığı vergileri istediği yere harcayabilir.
• Devlet, borçlanırken alacaklıya belli bir faiz
ödemeyi ve belli bir süre dolduğunda borcun
tamamını
(anaparasını)
ödemeyi
taahhüt
eder.Zaten borçlanma iki yanlı bir rızayla
doğduğundan bu yükümlülükler de bu rızanın
gerçekleşmesi için zorunludur.
• Vergiler fertlerin tüketim ve yatırımlarının
azalmasına sebep olduğu halde borçlanma genel
olarak ödenen faizden ötürü kişisel kazançların
artmasına yol açmaktadır.
• Vergi yükü genelde yaşayan nesiller üzerinde
kalır iken borçlanmanın yükü gelecek nesiller
üzerinde kalabilmektedir.
IV.KAMU GELİRLERİ ARASINDA
TERCİH SORUNU
Günümüzde devlet, vergi ile borçlanma arasında tercih yaparken
şartlara göre hareket etmektedir.Bunlardan hangisini seçeceğine
dair karar vermesinde etkili faktörlerden biri kamu harcamalarının
amacıdır.Öncelikli amaç vergilerden yararlanmak olmakla birlikte
günümüzde borçlanma da verginin önemli bir alternatifi haline
gelmiştir.Vergileme ve borçlanma arasındaki tercih aslında iktisadi
konjonktüre bağlı olarak da şekillenebilmektedir.O halde bu iki
finansman metodu arasındaki tercih ekonomik ve siyasi şartlara
göre belirlenmektedir.Borçlanmayla finansman halinde devlet
borcun nitelik ve bileşimi üzerinde ayarlama yapabilir ve artan
harcamalarını borçlanma ile finanse ederek bu borçlanmayı da yeri
geldiğinde para basımı ile karşılayabilir.Bu durumda borç faiz
getirmeyen sürekli bir borç halini alır.Dolayısıyla devlet bu şekilde
sağladığı gelirlerle özel kesimin tasarruflarını kullanarak
ekonomideki mevcut kaynaklar üzerinde etkili olabilmektedir.
V.DEVLET BORCUNUN HUKUKİ
DAYANAĞI
Tıpkı vergi koymak gibi borçlanma yetkisi de devletin egemenlik
hakkının bir gereğidir.O halde devlet borçlanması da her ülkenin
kendi
anayasasının
çizdiği
sınırlar
dahilinde
kanunla
belirlenmiştir.Ülkemizde
devletin
borçlanma
yetkisi
anayasalarımızda belirlenmiştir.Ancak uygulamada hükümetlerin
borçlanma kanunlarını (örneğin ülkemizde borçlanma konusunda
başvurulan temel yasalar başta bütçe kanunu olmak üzere ağırlıklı
olarak 4749 sayılı Kamu Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında
Kanundur) genelde bütçe kanunuyla birlikte geçirdikleri
görülmektedir.Borçlanmanın karşılıklı bir akde dayandığı bilindiğine
göre söz konusu durum alacaklılarla devleti çoğu zaman karşı
karşıya getirmektedir.İstisnai haller dışında borçlanma tarafların
birbirlerinin şartlarını kabul etmesiyle gerçekleşir.Burada önemli olan
devletin ne şekilde borçlanırsa borçlansın koşullarını önceden
belirlemesi ve devlete borç veren tasarruf sahiplerinin buna
uymasıdır.
VI.KAMU BORCU İLE ÖZEL BORÇLAR
ARASINDAKİ FARKLAR
• Kamu borcu kamu hizmetlerinin görülmesi için alınır ve genellikle
özel borçlardan büyüktür.
• Özel borçlanma genellikle yurt içinde gerçekleşir, kamu
borçlanmasında dış borçlanma giderek daha çok önem kazanmıştır.
• Özel borçların genellikle kısa süreli olmasına karşılık, kamu
borçlanmasında süre daha uzundur.
• Kamu borçları zaman zaman cebri ya da yarı cebri sağlandığı halde
özel borçlanmada böyle bir durum yoktur.
• Devlet borcunda maliyet ve karlılık gibi faktörler ön planda değildir,
özel borçlanmalarda ise kar amacı ön plandadır.
• Devlet borçlarında özel borçlarda olduğu gibi borçlunun varlığıyla
borç arasında herhangi bir ilişki yoktur,borcun reddi halinde alacaklı
borcunu almak için devletin varlıklarına müracaat edemez.
• Devlet borçlanma şartlarını tek taraflı kendisi tespit ederken özel
borçlanmada şartları borç alan ile veren birlikte görüşerek
belirlemektedir.
VII.DEVLETİN BORÇLANMA
NEDENLERİ
•
•
•
•
•
Olağanüstü harcamaların finansmanı için yapılan borçlanma (Savaşlar,
doğal afetler, ekonomik krizler v.b.)
Kamu yatırımlarının finansmanı için yapılan borçlanma (Otonom yatırımlar
olarak bilinen paralı otoyol, köprü, elektrik santrali ve metro v.b.)
Bütçe gelirleri ve giderleri arasında uyum sağlamak amacıyla (Geçici bütçe
açıkları için-kısa vadeli ve kesin bütçe açıklarının finansmanı için uzun
vadeli yapılan borçlanma)
Mevcut borçların ödenmesi için yapılan borçlanma (Bu yöntemle devlet eski
borcunu yeni aldığı borçla kapatmaktadır.Refinansman adı verilen bu durum
devlet için geçici bir rahatlık sağlamakla birlikte faiz yükünde de bir artışa
neden olmaktadır.)
Maliye politikası aracı olarak yapılan borçlanma (Maliye politikası
hedeflerini gerçekleştirmek ve ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla devlet
borçlanma politikalarına başvurmaktadır.Nitekim ekonomi enflasyonist bir
ortamdaysa para şişkinliğini gidermek ve fiyat istikrarını sağlamak söz
konusu olur, depresyon dönemlerinde ise ekonomide yüksek olan likidite
tercihini düşürmek ve âtıl fonları harekete geçirmek amaçlanır.)
VIII.DEVLET BORCUNUN
KAYNAKLARI
İÇ KAYNAKLAR
•
•
Bireyler: Ekonominin bulunduğu seviye, devleti bireylerden borçlanmaya
yöneltebilir.Eğer bireylerin ellerinde tasarruf yığılması varsa, bunların
yatırımlara akışını temin etmek için devlet borç talep edebilir.Bireyler bu
borç verme işlemini bankalar aracılığıyla hazine bonosu alarak
gerçekleştirebilmektedir.Ancak zaman içinde kısa vadeli borçlanma
enstrümanlarının değerindeki düşüş ölçüsünde bireylerin satın alma
taleplerinde düşüş olabilecektir ve bu da söz konusu enstrümanlara olan
isteği zayıflatacaktır.
Bazı
Sosyal
Güvenlik
Kuruluşları
ve
ekonomik
kurumlar:
Devlet, sosyal güvenlik kurumları ile kamu iktisadi teşebbüslerinin sahip
oldukları kaynaklardan bir bölümünü devlete borç vermeleri hususu ilgili
kurum ya da kuruluşların yasalarında yer almaktadır.Ancak günümüzde
özellikle ülkemizde bu kurumlar borçlanmaya ayıracakları fonların
yetersizliğinden yani sermaye birikiminin azalmasından ötürü ve kurumların
finansman yöntemi olarak dağıtım yöntemine geçmelerinden dolayı devlete
borç vermekten çok borç alan durumuna düşmüşlerdir.
İÇ KAYNAKLAR
• Ticari
Bankalar:
Devlet
tahvillerinin
en
büyük
alıcısı
bankalardır.Genel olarak bu bankaların ellerindeki fazla rezervlerin
kullanılmasında devlet tahvilleri alımına başvurulur.Özellikle
ekonominin durgun olduğu zamanlarda kamu borçlanmasının büyük
yararları vardır.Bankalarda âtıl duran fonlar devlete borç verilmek
suretiyle ekonomiye aktarılmaktadır.Böylece ekonomi üzerinde
genişletici etkiler ortaya çıkmaktadır.
• Merkez Bankaları: Günümüzde Merkez Bankalarının Hazineye
avans şeklinde borç vermesi parasal disiplinin sağlanması ve fiyat
istikrarının sağlanması ve emisyona yol açmamak gibi amaçlar
doğrultusunda yasaklanmıştır.Ancak Merkez Bankaları dolaylı olarak
hazinenin borçlanma senetlerini açık piyasa işlemlerine başvurarak
satın alabilmektedir.Sonuç olarak devletin merkez bankasıyla
alacak-borç ilişkisi içinde olması ekonomide likiditeyi kontrol etme
açısından önemli olduğu gibi merkez bankasına da fonksiyonel bir
özellik kazandırmaktadır.
DIŞ KAYNAKLAR
• Devlet dış kaynaklardan da borçlanma yoluna gidebilir.Devletin dış
borca başvurmasının iki nedeni vardır.Birincisi, kamu harcamaları
için gerekli olan vergi ve benzeri gelirlerin yeterli olmasına rağmen,
yapılacak kamu hizmetleri için gerekli olan malların yurt dışından
ithal edilmesi zorunluluğunun bulunması, başka bir ifade ile döviz
ihtiyacının olmasıdır.İkincisi ise, iç kaynakların yetersiz olması,
başka bir ifade ile iç kaynaklardan sağlanan gelirlerde en son sınıra
ulaşılmış olmasıdır.Devletlerin dış borçlanmaya gitmesi ekonomik
siyasi ve mali nedenlerle ortaya çıkabilmektedir.Ama esas neden
ekonomide tasarruf açığının oluşmasıdır.
•
Devlet borcunun dış kaynakları; yabancı sermaye piyasaları,
yabancı devletler, uluslararasi kuruluşlar ve uluslararası
bankalardan oluşmaktadır.Yabancı devletlerden borçlanma, borç
alan ülkelerin ya milli paraları veya dövizle ödenmesi gereken
borçlar biçimindedir.Devletlerin dış kaynaklar olarak müracaat
edebileceği başlıca mali kuruluşlar şunlardır:
DIŞ KAYNAKLAR
• Dünya Bankası Grubu (Uluslar arası finansman
Kurumu, Uluslar arası kalkınma birliği, Uluslar
arası mali işbirliği kurumları)
• IMF (Uluslar arası Para Fonu)
• Avrupa Kalkınma Bankası
• Asya Kalkınma Bankası
• İslam Kalkınma Bankası
• Uluslar arası Kalkınma Ajansı
• Avrupa Yatırım Bankası
2000
Toplam Ödeme
I- Anapara
A- Tahvil
B- Bono
I- Faiz
A- Tahvil
B- Bono
Toplam Borçlanma
I- Tahvil
II- Bono
Net Borçlanma
I- Tahvil
II- Bono
Borç Stoku
I- Tahvil
II- Bono
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
37.574,9
164.360,8
141.059,2
166.357,4
183.553,1
174.491,1
157.551,6
155.732,9
138.546,7
144.927,4
183.731,6
18.968,1
123.876,6
97.590,7
113.721,4
133.500,3
135.221,5
118.892,9
114.193,2
94.030,2
98.165,3
141.583,1
12.006,3
96.418,3
48.178,1
45.653,4
76.802,6
82.650,7
92.139,3
94.830,6
83.268,2
78.890,4
119.529,3
6.961,8
27.458,2
49.412,6
68.068,0
56.697,7
52.570,9
26.753,6
19.362,6
10.762,0
19.275,0
22.053,8
18.606,9
40.484,2
43.468,5
52.636,0
50.052,9
39.269,6
38.658,7
41.539,7
44.516,5
46.762,0
42.148,4
16.966,5
34.608,5
30.991,3
35.495,3
39.170,8
33.088,3
36.207,4
39.693,3
43.736,3
44.711,4
40.688,2
1.640,3
5.875,8
12.477,2
17.140,6
10.882,1
6.181,3
2.451,3
1.846,4
780,2
2.050,6
1.460,2
32.468,5
209.613,2
125.303,1
158.238,4
163.596,5
155.520,5
125.581,1
118.033,1
113.547,5
153.342,6
164.419,7
26.685,9
164.183,3
58.900,0
101.777,2
102.039,7
115.404,2
107.051,5
102.130,1
94.941,2
134.010,2
146.877,1
5.782,7
45.429,9
66.403,1
56.461,2
61.556,8
40.116,2
18.529,6
15.903,0
18.606,3
19.332,5
17.542,6
13.500,5
85.736,6
27.712,4
44.517,0
30.096,2
20.298,9
6.688,2
3.839,9
19.517,3
55.177,3
22.836,6
14.679,5
67.765,0
10.721,9
56.123,8
25.237,1
32.753,6
14.912,2
7.299,5
11.673,0
55.119,8
27.347,8
-1.179,1
17.971,7
16.990,5
-11.606,8
4.859,1
-12.454,6
-8.224,0
-3.459,6
7.844,3
57,5
-4.511,2
36.420,6
122.157,3
149.869,7
194.386,7
224.482,9
244.781,9
251.470,1
255.310,0
274.827,3
330.004,6
352.841,1
34.362,9
102.127,9
112.849,8
168.973,6
194.210,7
226.964,3
241.876,5
249.176,0
260.849,0
315.968,8
343.316,5
2.057,7
20.029,3
37.019,9
25.413,1
30.272,2
17.817,6
9.593,6
6.134,0
13.978,3
14.035,8
9.524,6
II.BÖLÜM
DEVLET BORÇLARININ
SINIFLANDIRILMASI
• Devlet
borçları
çeşitli
özelliklerine
göre
sınıflandırılabilmektedir.Ancak bu özellikler her ülkenin
bünyesine göre değişebilmektedir.Örneğin gelişmiş
ülkelerde iç ve dış borçlar ayrımı çok önem taşımazken
özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu ayrımın önemi
daha büyüktür.Hemen her ülkede uygulama kolaylığı
gösteren bir başka ayrım da borçların süreleri
yönündendir.Yine ülkemiz yönünden de son yıllarda
önemi artan bir başka ayrım da cebri ve ihtiyari şeklinde
yapılan ayrımdır.Çünkü bu tür borçlar ülkelerin siyasi
yapısına göre de şekillenebilmektedir.Şimdi bu ayrımları
kısaca incelemeye başlayabiliriz.
DEVLET BORÇLARININ
SINIFLANDIRILMASI
• Zorunlu (Cebri) ve Gönüllü (İhtiyari)
• Kısa vadeli (Dalgalı) ve Uzun Vadeli
(Konsolide)
• İç ve Dış Borçlar
II.1.1. Zorunlu (Cebri) ve Gönüllü
(İhtiyari) Borçlar
• Bilindiği gibi borçlanma ile vergilerin birbirinden ayrılan niteliği,
vergilerdeki cebir unsuruna karşılık borçlanmaların rızaya bağlı,
gönüllü olarak verilmesidir.Ancak bazı borçlanmalarda bu nitelik
kaybolur. Zorunlu borçlanma üç şekilde incelenebilir.
• Cebri Borçlanma:Devlet, borç verecek kişilerin gönüllü olup
olmadığına bakmaksızın o kişileri borç senetlerini almaya zorlar.Bu
takdirde cebrilik unsuru hem vergide hem de borçlanmada
vardır.Farklılık ise, vergilerin kesin finansman kaynağı olmasına
karşın, zorunlu borçların vade sonunda alacaklıya iade edilecek
olmasıdır.Bu tür borçlanmada devlet tek taraflı hareket eder,ancak
ilerde devletin yeniden borçlanması söz konusu olduğunda yeterli
ölçüde borçlanacak kaynak bulmakta zorlanabilir.Çünkü bu durumda
kişiler devlete kendi rızaları olmaksızın tekrar borç vermek
istemezler.
II.1.1. ZORUNLU BORÇLANMA
• Manevi Cebre Dayalı Borçlanma:Savaş veya olağanüstü
hallerde başvurulan ancak daha ziyade totaliter
rejimlerde uygulanan bir borçlanma türüdür.Burda da
cebri borçlanmada olduğu gibi devlet tek taraflı olarak
borçlanma şartlarını belirler ancak borç verilen fonların
karşılığında faiz oranları çok düşük tutularak borçlanma
nispeten vergiye yaklaştırılmış olur.Esasen bu tür
borçlanmalarda vatandaşların duygularıyla harekete
geçirilerek tahvillerin satışı kolaylaştırılmaktadır.Örneğin;
ABD’de II.Dünya Savaşı yıllarında bu çeşit tahvillerden
olan tasarruf bonolarını satın almasının bir çeşit
yurtseverlik borcu olduğu Başkan Roosevelt tarafından
önemle vurgulanmıştır ve önemli miktarda tahvil satışı
gerçekleştirilmiştir.
II.1.1. ZORUNLU BORÇLANMA
• Cebri tasarruf oluşturarak borçlanma:Bu tür borçlanma halkın satın
alma gücünü azaltmak ve kişisel tasarruflardan elde edilen fonların
belirli amaçları gerçekleştirmek üzere kullanılması şeklinde
yapılmaktadır.Örneğin ülkemizde cebri tasarruf oluşturmak yoluyla
devlet borçlanmasına kaynak sağlama ilk olarak tasarruf bonoları
sistemiyle getirilmiştir.1961 yılında uygulanmaya başlayan bu
sistemde belirli sektörlere destek olmak ve ekonomik istikrarı
sağlamak hedeflenmiştir.Ancak daha sonra uygulamada karşılaşılan
bazı sorunlardan ötürü uygulama başarılı olamamış ve bu bonolar
1970 senesinden sonra uygulamadan kaldırılarak mali denge vergisi
haline dönüştürülmüştür.Bir diğer örnek ise 1988’de çalışanların
tasarruflarını teşvik etmek amacıyla başlatılmış ve çalışanların
aylıklarından veya ücretlerinden yapılan kesintiler nemalandırılmak
suretiyle ülke ekonomisindeki tasarruf ve sermaye birikimine katkıda
bulunulmak istenmiştir.
II.1.1. ZORUNLU BORÇLANMA
– 1988’de başlayan Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabı uygulaması tıpkı Tasarruf Bonolarında olduğu
gibi
30
Mayıs
2000
tarihinde
yürürlükten
kaldırılmıştır.Çalışanların tasarruflarının biriktirildiği
fon hesabı ise alacaklıların ödemeler konusunda
yaptığı başvurular üzerine 2003 tarihinde bir geri
ödeme planına bağlanmıştır.Buna göre hesap,
Hazine tarafından ilk yıl için sadece anapara
ödemesi, diğer yıllarda 2006 yılı Haziran ayı sonuna
kadar olmak üzere, nema ödemesi şeklinde toplam
10 taksit şeklinde yapılarak kapatılmıştır.
II.2 VADELERİ BAKIMINDAN
SINIFLANDIRMA
• Devlet borçları vadeleri bakımından değişik
gruplandırmalara tabi tutulmaktadır.Genellikle
kısa ve uzun
vadeli borçlar olarak ikiye
ayrılmaktadır.Ancak bu ikili ayırım dışında
Kısa,Orta ve Uzun vadeli olmak üzere üçlü bir
ayırıma da yer verilmektedir.En fazla 2 yıla
kadar olanlar Kısa, 2-5 yıl arasında olanlar Orta
ve 5 yılın üzerinde olanlar Uzun vadeli olarak
nitelendirilmektedir. İkili ayırıma göre ise 5 yıla
kadar olanlar kısa, 5 yılı aşanlar ise Uzun vadeli
olarak kabul edilmektedir.
II.2.1. KISA VADELİ BORÇLANMA
• Kısa Vadeli Borçlar (Dalgalı Borçlar): Bu borçlar; sürekli azalış ve
yükseliş göstermesi,çok kısa sürelerde el değiştirmesi ve likidite
olanağını arttırması gibi nedenlerden ötürü dalgalı borçlar olarak da
ifade edilmektedir.Bu borçlar genellikle para piyasalarından temin
edilmektedir.Faiz oranı düşük olduğundan piyasada şartlar müsait
olduğu takdirde devlet kısa vadeli borçlanmayı tercih
etmektedir.Kısa vadeli borçlanmaya devletin bütçe dengesinin
sağlanması yönünden başvurulabilmektedir.Şöyle ki; bütçenin geçici
açıkları
kısa
vadeli
borçlanmaya
başvurularak
kapatılmaktadır.Devlet bu durumda bütçede zaman bakımından
ortaya çıkan dengesizliği gidermek için hazine işlemleri yoluna
başvurmaktadır.Ayrıca uzun süreli borçlanmaya hazırlık ve
koşulların dalgalı borçlara daha elverişli olması nedeniyle
başvurulabilmektedir.Bunun için de değişik enstrümanlardan
yararlanılmaktadır.Bu
enstrümanlar;hazine
bonoları,
hazine
kefaletini haiz bonolar, avanslar,müteahhit bonoları, bütçe
emanetleri ve kısa vadeli dış borçlar şeklinde belirtilebilir.Şimdi
sırayla bu enstrümanlar incelenecektir.
II.2.1. KISA VADELİ BORÇLANMA
•
Hazine Bonoları:Hazine bonoları hazine işlemleri açısından bütçe giderleri ile gelirleri
arasında zaman açısından bir uyuşmazlık olduğunda çıkarılan bir tür borç
senedidir.Hazine bonolarının vadeleri ve ihraç miktarları özel bir kanunla veya bütçe
kanunu ile belirlenmektedir.Bu bonolar ile başta bankalar olmak üzere mali kuruluşlar,
firmalar ve gerçek kişilerden en çok bir yıl vadeli borç alınmaktadır.Hazine bonoları,
Maliye Bakanlığı’nın bütçe kanunu ile her yıl aldığı yetkiye dayanarak ve aynı kanunla
her yıl belirlenen tavanı aşmamak üzere çıkardığı ve bankalara iskonto ettirdiği kısa
vadeli borç senetleridir.Eski uygulamada bu bonolar vadelerinin dolmasına en çok 9
ay kalanlar Merkez Bankası tarafından reeskonta tabi tutulurken yeni uygulamaya
göre vadesine en çok 4 ay kalanlar reeskonta kabul edilmektedir.(4651 Sayılı Kanun)
Ülkemizde hazine bonolarının satışı genel olarak ihale yöntemiyle yapılmaktadır.İhale
bütçe kanunundan alınan yetkiye dayanılarak Hazine Müsteşarlığınca ilgili bakanlığın
onayı (Ekonomi Bakanlığı) alındıktan sonra yapılmaktadır.Satış işlemi ise Merkez
Bankası’nca
gerçekleştirilmektedir.Hazine
bonosu
gelirlerinin
vergi
dışı
tutulması,çeşitli kamu ihale sözleşmelerinde teminat olarak gösterilmesi gibi
avantajlarından ötürü en çok talep edilen enstrümanların başında gelmektedir.Ancak
ülkemizde kamu borç yönetiminin yeniden düzenlenmesi ile birlikte hazine
bonolarının ihracı eskisi kadar sık yapılmamakta, onun yerini ağırlıklı olarak tahvil
ihracı almış bulunmaktadır.
II.2.1. KISA VADELİ BORÇLANMA
• Hazine Kefaletini Haiz Bonolar:Bu bonolar,
genellikle KİT şeklinde oluşturulan kuruluşların
sermaye
yetersizliğini
karşılamak
üzere
çıkarılmıştır.Bu bonolar en çok 6 ay vadeli
olabilir.Esasen özellikleri itibariyle ve sağladıkları
avantajlar itibariyle hazine bonolarına yakın
özellikler gösterebilen bu bono uygulaması,
4651 sayılı Merkez Bankası Kanunu ve 4749
sayılı Kamu Borç Yönetimi kanunu ile
yürürlükten kaldırılmıştır.
• Avanslar: Hazinenin yıl içinde gelir gider
dengesizliklerinden ötürü Merkez Bankasından
kısa vadeli borçlanmasıdır.Merkez Bankası
hazineye miktarı cari yıl ödeneklerinin belli bir
oranını geçmemek üzere kısa vadeli avans
hesabı açmaktadır.Ancak 2001 yılında çıkarılan
4651 Sayılı Kanunla Merkez Bankası Kanununun
56.Maddesinde değişikliğe gidilerek Bankanın
Hazineye avans kullandırma imkanı ortadan
kaldırılmıştır.Teoride avans uygulaması 3 şekilde
uygulanmaktadır.Bunlar altın ve döviz üzerine
avans, tahvil üzerine avans ve hazineye kısa
vadeli avans şeklindedir.
• Altın ve Döviz üzerine Avans: Bu uygulamada Banka hazineye altın
ve döviz karşılığında avans vermeye yetkilidir.Eski uygulamada
hazine bu hükümden yararlanarak bankadan nakit temin etmekte ve
gelirleri
yeterli
olduğunda
ise
parasını
ve
dövizini
kurtarmaktaydı.Ancak yeni yasayla bu uygulama yürürlükten
kaldırılmıştır.
• Tahvil üzerine Avans: Merkez Bankası devlet tahvilleriyle borsada
kayıtlı sağlam tahviller karşılığı borsa değerinin en çok %80 değeri
oranında 4 ay süreyle bankalara avans verebilmekteydi.Ancak yeni
yasayla bu uygulama yürürlükten kaldırılmıştır.
• Kısa Vadeli Avans: Merkez Bankasının cari yıl ödenekleri toplamının
belli bir oranını geçmemek üzere hazineye açtığı nakit hesap olarak
ifade edilebilir.Özellikle kısa vadeli borçlanmada en sık başvurulan
uygulamalardan biri olan kısa vadeli avanslar 2000 yılı sonuna kadar
%15’ten başlayıp %3’e varan oranlara kadar Hazineye
açılmıştır.Ancak son yapılan yasal düzenlemeyle ve AB standartlarına
uyum sağlanması amacıyla söz konusu oran 2001 yılından itibaren
%0’a indirilmiş ve hazinenin merkez bankasından kredi kullanması
oranı sıfıra indirilmiştir.
• Müteahhit bonoları:Hazinenin kaynak yetersizliği
durumunda kamu kurumları adına bazı büyük inşaat
ve bayındırlık projelerini yürüten müteahhitlere
vadeleri 1,5-10 yıl arasında değişen bonolar
vermesiyle gerçekleştirilen bir uygulamadır. İç borç
stoku içinde önemsiz bir miktarda yer alan bu
bonolar esasen vadeleri uzun olduğu için kısa
vadeli kabul edilmemesi gerektiği halde devlet
tarafından sağlanan bazı imtiyazlar ve merkez
bankasının bu bonolara likidite kazandırması
karşılığında avans vermesinden ötürü kısa vadeli
borç özelliğine sahiptir.İç borç stoku içinde önemsiz
bir miktarda yer almaktadır.
• Bütçe Emanetleri: Tahakkuk edip ödeme emrine
bağlandığı
halde
muhasebe
yetkilisince
alacaklılara ödemesi yapılmamış tutarlar olarak
ifade edilebilir.Buna göre yıl içinde herhangi bir
nedenle bütçe yılı sonuna kadar parası
ödenmemiş olanlar yıl sonu itibarıyla gider
kaydedilerek
emanet
hesabına
alınmaktadır.Ödenmeyen bu paralar gelir ve
giderler arasında zaman bakımından oluşan
dengesizliği gidermede geçici bir kaynak olarak
kullanılabilmektedir.Haliyle Hazine bu kaynakları
yeni yıl bütçesinden ödeninceye kadar faizsiz bir
kredi gibi kullanabilmektedir.
• Kısa vadeli dış borçlar:Özellikle II.Dünya Savaşından
sonra önem kazanmış olup genellikle uluslar arası mali
kuruluşların
gözetiminde
para
piyasalarından
sağlanmaktadır.Günümüzde pek çok ülke uluslar arası
ekonomik ilişkilerin de gelişmesiyle beraber bir kaynak
sağlama tekniği olarak kısa vadeli dış borçlara büyük ilgi
göstermektedir.Kısa sürede bir rahatlama ve nakit akışı
sağlama açısından önemli olan bu tür borçlar biriktirildiği
takdirde ödeme güçlüğüyle karşılaşılabilmekte ve bu da
dış
ekonomik
ilişkilerin
bozulmasına
yol
açabilmektedir.Ülkemizde de 1950’li yıllarda değişik
dönemlerde alınan kısa vadeli dış borçlar bir müddet
sonra ödenemez hale gelmiş ve 1959 yılında Paris’te
imzalanan konsolidasyon anlaşmasıyla bu borçlar uzun
vadeli borç haline getirilmiştir.
II.2.2.UZUN SÜRELİ BORÇLAR
Uzun süreli borçlar vadesi 5 yıldan fazla olan
borçlardır.Bunlar genellikle sermaye piyasasınca, daha
açık bir deyişle uzun süreli işler ve yatırımlara ayrılması
gereken fonlarca beslenir. Genel bir ilke olarak uzun süreli
borçların sermaye piyasasından, kısa süreli borçların da
para piyasasından temin edildiği söylenebilir.Ayrıca devlet
olağanüstü harcamaların finansmanı ve ekonomik
konjonktürün gerektirdiği sorunlardan ötürü de uzun vadeli
borçlanmaya gidebilir.Örneğin ekonominin depresyon
döneminde
devlet
borçlanmayı
uzun
vadeye
yayabilmektedir.Çünkü
bu
dönemde
ekonomide
yatırımlara
gitmeyen
çok
sayıda
fon
söz
konusudur.Enflasyon dönemlerinde ise devlet kısa
dönemde toplam talebi azaltıcı uzun dönemde ise toplam
arzı artırıcı bir politika izlemektedir.Bu da borçlanmanın
uzun dönemde yapılmasının ekonomik açıdan daha
uygun olduğunu göstermektedir.
• Uzun süreli borçlar iki gruba ayrılır:
• a) Daimi borçlar (süresiz istikrazlar): Devletin bir
vadeye bağlamadığı ve ödenmesini taahhüt etmediği
borçlardır.İstikrazda bulunan devlet de yalnız faizi ödemek
zorunda olup anaparayı ödeme zamanını seçmekte
serbesttir.Bu borç tahvillerini ellerinde bulunduranlar,
ödünç verilen ana parayı istemek hakkından yoksun olup,
sadece faizini isteme hakkına sahiptir.Bu nevi borçlarda
tasarruf sahibini teşvik eden faktör taahhüt edilen faizin
yüksekliğidir.Bu tür borçlanmalar merkezi hükümet
tarafından tercih edilmekte olup diğer kamu ve
kurumlarının bu tür borçlanmaya gittiği görülmemektedir.
gerekir.
b) Süreli borçlar:Devletin borcu alırken vereceği
faizi ve anaparanın ödenme zamanını başlangıçta
belirlediği ve belli bir plan dahilinde ödemeyi kabul
ettiği borçlardır.Bu borçlar belirlenen süre
sonunda
tamamen
ödenerek
kapatılmış
olur.Devlet süreli borçları öderken iki yola
başvurabilir.Devlet belirli bir süre geçmeden itfa
yapmamayı tercih edebileceği gibi süreli borçları
bazen vadesinden önce ödeyerek de kapatmayı
tercih edebilir.Bunun için borç senedinde devlete
verilen yetkiden faydalanılır.Ancak devletin erken
ödemeye gidebilmesi için hazinenin nakit
imkanının müsait olması ve toplayacağı tahvillerin
faiz miktarlarının yüksek olması gerekir.
II.2.3.HAZİNENİN UZUN VADELİ
BORÇLANMA TÜRLERİ
• Ülkemizde uzun vadeli borçlar,kamu
borçlanma tahvilleri, konsolide borçlar
tasarruf bonoları ve kur farkından doğan
borçlar
olarak
dört
şekilde
incelenebilir.Bunlardan tasarruf bonoları ve
kur farkından doğan borçlar günümüzde
uygulama alanı bulmadığı için bunlar
hakkında çok kısa bilgi verilecektir.
•
•
Kamu borçlanma tahvilleri: Bu tür tahviller geçmişte istikrazlar şeklinde
karşımıza çıkmaktadır.Bunlar değişik adlar altında (Savunma, Demiryolu) v.b.
borçlanmalardan oluşmaktadır.Özellikle bütçenin yıl sonu kesin açıkları ilgili
bütçe kanunlarında belirtilen limitler dahilinde devlet tahvili ihraç edilerek
kapatılmaktadır.
Konsolide borçlar: Kamu kuruluşlarından bazılarının bir kısım kısa vadeli
borçlarının konsolide edilerek hazinece üstlenilmesinden doğan borçlar
olarak tanımlanabilir.Özellikle tahkim borçları kalemi altından incelenen bu
borçlar ülkemizde değişik dönemlerde uygulanan kanunlar gereği uygulama
alanı bulmuştur.Bu borçlardan bazıları kısmi af ve ertelemeyi içeren işlemleri
de içermektedir.Bu tür tahkim borçlarına gidilmesinin genel amacı ekonomik
ve mali istikrar tedbirlerinin etkinliğini artırmak ve kamu kurum ve
kuruluşlarının
birbirine
olan
borçlarını
konsolidasyona
tabi
tutmaktır.Ülkemizde çıkarılan çeşitli tahkim kanunları incelendiğinde borçlu
kurumların çoğunu KİT’lerin oluşturduğu görülmektedir.Bu kuruluşların kamu
kuruluşu olması nedeniyle Hazine’ye olan borçlarını ödemekte ağır
davrandıklarını ve Hazine’nin bunların borçlarını sürekli üstlenmesine neden
olduklarını görmekteyiz.Bu nedenle başta belediyeler olmak üzere bankalar
da dönem dönem bu tür tahkim yasalarından yararlanarak borçlarını uzun
döneme yayma çabası içine girmişlerdir.Sonuç olarak devletin bu kadar
büyük miktarda borçlarını konsolide etmesi Hazinenin borç yükünü aşırı
ölçüde artırmıştır.
• Tasarruf bonoları:Ülkemizde ödemeleri 1983 yılına kadarki
dönemde bütçe içerisinde görülen ve 1961 tarihli 223 sayılı
kanunla yürürlüğe giren tasarruf bonoları tarım sanayi ve
ulaştırma
sektörlerinde
yapılacak
yatırımların
finansmanında kullanılmak üzere teşkil edilen yatırımların
finansman fonunu beslemek gayesini taşımıştır.Tasarruf
bonoları başlıca gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin
vergiye esas olan gelir ve kazançlarından gayrimenkullerin
satış değerinden veraset ve intikal vergisi matrahından ve
çeşitli ikramiyelerden alınmıştır.Tasarruf bonoları Türkiye’de
ilk zorlayışlı borç örneğini teşkil etmektedir.Tasarruf
bonolarının asıl amacı, sabit gelirlilerin birikimlerini
yatırımlara akıtmak olduğu halde, bonoların yüksek gelirli
spekülatörlerde toplandığı görüldü.Öte yandan tasarruf
bonolarının ilerde hazineye yük olacağı ve ciddi problemler
oluşturacağı kısa zamanda ortaya çıkmıştır.Devlet bu
durumda hem tahsilattan vazgeçmemek hem de anapara
ve faiz ödemesini ortadan kaldırmak amacıyla tasarruf
bonoları 1972 yılında çıkarılan bir kanunla mali denge
vergisi haline getirilmiştir.Bu bonoların ödemesi 1982
yılında tamamlanmış ve 1983 yılı bütçesinde yer
verilmemiştir.
• Kur farklarından doğan borçlar:Konsolide borçlar içinde yer
alan kur farkları 1970 tarihli Türk parasının kıymetini koruma
Kanunu çerçevesinde Merkez Bankasının aktif ve
pasifindeki altın ve dövizlerin mevcut ve alacakları üzerinde
hasıl olan aleyhteki kur farkı borçlarını ifade etmektedir.Kur
farklarından doğan bu farklar Hazine ile Merkez Bankası
arasında yapılan protokoller gereğince 25-30 yıllık
dönemlerde
Hazinece
Merkez
Bankasına
ödenmekteydi.1980 sonrası dönemde kur politikasının
değişmesi yani sabit kurdan esnek kura geçiş nedeniyle bu
borçlar miktar olarak da büyümüştür.1994 yılında yaşanan
ekonomik kriz sürecinde fiyat artışları ve dış açığın
büyümesi nedeniyle Türk Lirası değer kaybetme sürecine
girmiştir.Alınan ekonomik önlemler çerçevesinde kur
farklarından doğan borçlar 1995 yılından itibaren azalma
göstermiş ve 1996 yılından itibaren de sıfırlanmıştır.
II.2.4 HAZİNE DIŞINDAKİ KAMU KURUM
VE KURULUŞLARININ UZUN VADELİ
BORÇLARI
• Bu borçlar, Hazine dışındaki kamu kurum ve
kuruluşlarının
uzun
vadeli
borçlarını
kapsamaktadır.Merkezi idare dışındaki kamu kurum ve
kuruluşlarının uzun vadeli finansman ihtiyaçlarını
gidermek
için
hazinenin
kefaletini
alarak
gerçekleştirdikleri
tahvil
ihracı
şeklindeki
borçlanmalardır.Bu borç kaynağı altında geçmişte Devlet
Yatırım Bankası,Ziraat Bankası ve çeşitli KİT tahvilleri
ihracı yapılarak uzun vadeli borçlanılmıştır.Ancak 4749
sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Hazinenin
kefaletinin alınması suretiyle bu tür borçlanmaların
önüne geçilmiştir.Günümüzde Hazine KİT ve diğer kamu
kurumlarının
uzun
vadeli
borçlarına
kefil
olmamaktadır.Belli garanti sınırları ve şartlar dahilinde bu
borçlanmalar gerçekleştirilmektedir.
II.2.5 BAŞBAKANLIK ÖZELLEŞTİRME
İDARESİNİN BORÇLARI
• Bu tür borçlar yasal dayanağını 2986 sayılı 1983 yılında yürürlüğe
giren Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması
hakkındaki kanundan almaktadır.Buna göre Merkez Bankası
nezdinde kurulan ve daha sonra Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı
Fonu yönetmeliğine göre tasarruflarının teşviki ve kamu
yatırımlarının hızlandırılması çerçevesinde gelir ortaklığı senetleri
çıkarılmıştır.Bu senetler işletme hakkının devri ve kamu yatırımlarını
halka ortak etmek amaçlı baraj, otoyol, köprü v.b. senetler şeklinde
ihraç edilmiştir. Söz konusu tahviller Kamu Ortaklığı İdaresi
tarafından ve Hazine kefaletini haiz özelliği taşıdığı için kamu tahvili
özelliği taşımaktadır.Bu tür borçlanmalar genellikle 90’lı yılların
sonlarına kadar devam etmiş olup özellikle özelleştirme
uygulamaları çerçevesinde kendini göstermiş olup 1997 yılı sonunda
168.5 Trilyon TL’ye ulaşmış daha sonra süratle azalarak 2000
yılından itibaren ise bu tür borçlanmalara girişilmemiştir.
III.SAĞLANDIKLARI KAYNAKLAR
AÇISINDAN BORÇLANMA
• Devlet borçlanmaya iki şekilde başvurmaktadır.Bunlar iç ve dış
kaynaklardan borçlanmadır.Ancak ülkeler öncelikle iç kaynaklardan
borçlanmayı tercih etmekte olup iç kaynakların yetersiz olması
durumunda da dış kaynaklardan borçlanma yoluna gitmektedir.Az
gelişmiş ülkelerde ağırlıklı olarak dış borçlar, gelişmiş ülkelerde ise
iç borçlar ön plana çıkmaktadır.Bir ülkenin iç borçlanma veya dış
borçlanmaya yönelmesinin temelde iki nedeni vardır.Birincisi ülke
ekonomisinin dışa bağımlı olması ve ülkeye döviz girişinin
yetersizliği nedeniyle ithalatı gerçekleştirecek döviz rezervine sahip
olmamasıdır.İkincisi ise iç kaynakların yetersizliğinden ötürü ülke
ekonomisinin
ihtiyaç
duyduğu
fonların
karşılanmasındaki
güçlüktür.Devletin iç kaynaklardan gelir toplama imkanlarının
sınırlarına gelindiğinde dış kaynaklara başvurma ihtiyacı bir
zorunluluk haline gelmektedir.
III.1 İÇ BORÇLANMA
•
İç borçlar devletin ülke sınırları içindeki kişi ve kurumlara milli para
cinsinden borçlanmasıdır.Bu borçlanmanın ekonomik niteliği satın alma
gücünün özel ve kamu kesimi arasında el değiştirmesidir.Bir borcun iç borç
olup olmadığını belirleyen temel unsur borcun ihraç yeri ve borcun milli
gelirle karşılanıp karşılanmadığıdır.İç borçlar gayrisafi yurt içi hasılanın bir
bölümünden alındığından milli gelirin büyüklüğü,yapısı ve dağılımıyla son
derece ilgilidir.İç borçlar vadelerine göre kısa orta ve uzun vadeli olmak
üzere üçe ayrılır.Kısa vadeli borçlanmaya devletin faiz yükünü hafifletmek
amacıyla ve para piyasalarından başvurulurken uzun vadeli borçlanma ise
iç tasarrufların sermaye birikimini arttırmaya yönelik olarak sermaye
piyasalarından tedarik edilmektedir.Devletin iç borçlanması devlet tüzel
kişiliğinin itibarına dayanır çünkü kişiler devlete borç verirken borcun
anapara ve faiziyle birlikte düzenli olarak yatırılacağına inanmaktadır.Bu
güven ortamı sarsıldığı zaman devlet borçlanmayı maddi teminata
bağlamak zorundadır.Burada kast edilen borcun erken ödemeye tabi
tutulamayacağı ya da borç değişimine gidilemeyeceğidir.Son yıllara kadar iç
borçlanmanın boyutları hızlı bir artış göstermiştir.Ancak borç yönetiminin
düzenlenmesi ile ilgili yasa çıkarıldıktan sonra bilhassa kısa vadeli iç
borçlanma miktarında ciddi bir azalış söz konusu olup ağırlık orta ve uzun
vadeli borçlanmaya doğru bir eğilim göstermeye başlamıştır.
III.2.DIŞ BORÇLANMA
III.2. DIŞ BORÇLANMA
•
•
Dış borçlar ve dış yardımlar kavramsal olarak birbirinden kesin olarak ayrılmaz bir
bütünlük göstermektedir.Günümüzde her dış borcun bir dış yardım olduğu ve dış
yardımların da büyük ölçüde dış krediler şeklinde olduğu söylenebilir.Ancak dış
borçları dış yardımların bir parçası olarak kabul etmek daha yerinde olacaktır.
Genellikle dış yardımları gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yapılan her
türlü kaynak transferi olarak da ifade etmek mümkündür.Geniş anlamda dış yardımlar
kapsamına ödeme şartları çok uygun kredilerle birlikte hibe türü krediler ve özellikle
gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmasının dış finansman ihtiyacını karşılamak
üzere verilen değişik koşullu krediler girmektedir.Bunlar, ülkeler arasında ikili veya
çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde ve ödemeler dengesi açıklarının kapatılması
amacıyla nakit şeklinde verilen kredilerdir.Bu tür borçlanmalar genellikle uzun vadeli
ve düşük faizli olduğundan bunlara “imtiyazlı krediler” de denilmektedir. Dar anlamda
dış krediler ise genellikle hibe veya ödeme şartları uygun olan “soft-loans” şeklindeki
sermaye akımları olarak bilinmektedir.Aynı zamanda gelişmiş ülkeler ve uluslar arası
mali kuruluşlar tarafından gelişmekte olan ülkelere kredi şeklinde verilmek üzere
yapılan yardımlar da bağış olarak nitelendirilmektedir.Soft-loan olarak tanımlanan
yardımlar ise faiz oranı %3’ün altında olan uzun vadeli kredilerdir.Bu tür kredilerin
faizleri çok düşük olup ödemesiz dönemleri ve vadeleri diğer kredilere göre daha
uzundur.
DIŞ BORÇLANMA
• Dış borçların iç tasarruflarla yapılabilecek olandan daha fazla yatırım
yapılmasını sağlaması için,elde edilen dış borçların gerçekten de
yatırım amacıyla kullanılması gerekir.Aksi takdirde, örneğin dış
borçların daha önce elde edilen borçların anapara veya
ödemelerinde kullanılması veya ekonomide tüketim eğilimini
artırarak ara ve yatırım malı ithalinden çok, tüketim malı ithalinde
kullanılması halinde, dış borçların iç tasarruflara ilave oluşturma
fonksiyonu önemli ölçüde zayıflayabilecektir.O halde bu açıdan
herhangi bir dönemde sağlanan toplam dış borçlardan (brüt borçlar)
daha çok, “net dış borçlanma” (brüt borçlanma – anapara kredi
ödemeleri) ve hatta “net kaynak girişi (net borçlanma – dış borç
faiz ödemeleri) önem taşımaktadır.Ayrıca net borçlanma veya net
kaynak girişinin iç tasarrufları azaltmadan, ilave kaynak oluşturacak
şekilde kullanılması gerekmektedir.Böylece, sağlanan dış borçlar
yatırımların finansmanı için ek kaynak olarak kullanabildiği ölçüde
ekonomide daha hızlı bir büyüme gerçekleştirilebilecektir.
DIŞ BORÇLANMA
• Dış borçlanmaya gidilirken ekonominin dış borcu massetme
(emme) kapasitesi de dikkate alınmalıdır.Dış borçlar yatırımların
finansmanın kullanıldığında sağlanan sermayenin marjinal
verimliliğinin dış borcun maliyetinden(faiz oranı) yüksek olmasına
dikkat edilmelidir.Bu iki büyüklük eşitse massetme kapasitesinin
tamamı kullanılmış demektir.
• Öte yandan dış borçlanmada dikkat edilmesi gerekli bir diğer husus
borcun geri ödeneceğinin sürekli göz önünde tutulması ve borç
tuzağına düşülmemesidir.Borç tuzağıyla kast edilen yıllık borç
servisinin bir süre sonra elde edilebilecek yeni dış borç miktarını
geçerek borç alan ülkeden dışarıya doğru net kaynak çıkışının
doğmasıdır.Ancak bu tuzağa ne zaman düşüleceği sağlanan
borçların faiz ve vade koşullarıyla ülkenin yeni borç bulma
kapasitesine bağlıdır.
• Dış borçlanmanın nedenleri:
-Devletin dış borca başvurmasının başlıca iki nedeni
vardır.Birincisi, kamu harcamaları için gerekli olan vergi ve benzeri
gelirlerin yeterli olmasına rağmen, yapılacak kamu hizmetleri için
gerekli olan malların yurt dışından ithal edilmesi zorunluluğunun
bulunması, başka bir ifade ile döviz ihtiyacının İkincisi ise, iç
kaynakların yetersiz olması, başka bir ifade ile, iç kaynaklardan
sağlanan gelirlerde en son sınıra ulaşılmış olmasıdır.İkinci sebep
özellikle yatırım projelerini destekleyecek iç tasarruf miktarı yetersiz
kalan ülkeler açısından önemlidir.Çünkü dış kaynaklar ülkenin
sermaye birikimine katkıda bulunmak suretiyle yatırım kapasitesini
arttırmaktadır.Dış borçlanma aynı zamanda iç kaynaklara ilave
kaynaklar sağlaması bakımından da önemlidir.Özellikle döviz
sıkıntısı çeken ülkeler buna çözüm bulmak için dış borçlanmaya
başvurabilirler.Dış borçlar alındıkları zaman ekonomiye reel bir
kaynak sağlamakta ancak faiz ve anapara ödemeleri yapıldığı
zaman ise ülkeden bir kaynak çıkışına neden olmaktadırlar.Ancak
burada bilinmesi gereken husus dış borçlanmayla elde edilen
kaynakların verimli ve üretken yatırımlarda değerlendirilmemesi
halinde yani tüketimde kullanılması halinde ülke ekonomisi üzerinde
negatif bir etkiye neden olacağıdır.
Dış Borçlanma Türleri
•
•
•
•
Dış
borçlar
çeşitli
açılardan
değişik
sınıflandırmalara
tabi
tutulmaktadır.Bunlar kullanılış biçimlerine göre,kaynaklarına göre, borcu
alan kuruluşun statüsüne göre, geri ödeme şekline ve vadelere göre
gruplandırılabilir.
1-Kullanılış biçimlerine göre:
a- Proje ve Program Kredileri: Proje kredisi belli bir yatırım projesinin
gerekli kıldığı ithalatın finansmanında kullanılmak üzere alınan
kredilerdir.Program kredisi proje dışı kredi diye de adlandırılır.Kalkınma
programlarının gerçekleştirilmesi ve ithalatın finansmanında kullanmak
amacıyla belli bir projeye bağlı olmaksızın alınan dış kredilerdir.
b- Bağlı ve Serbest Krediler: Krediyi açan ülke, kredi vermeyi kendi
mallarının satın alınması şartına bağlamışsa, bu çeşit kredilere bağlı
krediler adı verilir.Bağlı krediler kendi aralarında ikiye ayrılır.Borçlanan
ülkenin ancak ilgili ülkeden istediği malları satın alabilmesi durumunda
“ülkeye bağlı kredi”, satın alınacak mallar alacaklı ülke tarafından önceden
belli ediliyorsa “ülkeye ve mala bağlı krediler” olarak ifade edilir. Herhangi
bir şarta bağlı olmayan krediler ise serbest krediler olarak
nitelendirilmektedir.Bu tür kredilerde borçlanan ihtiyaç duyduğu mal ve
hizmetleri uluslar arası piyasalardan kendisi için en uygun şartlarda ve ucuz
bir şekilde temin etme imkanına sahiptir.
Dış Borçlanma Türleri
• c- Borç Erteleme ve Refinansman kredileri: Borç ertelemesi
borçların vadelerinin daha sonraki tarihlerde ödenmek üzere yeniden
düzenlenmesidir. Bir diğer ifadeyle borcun başka koşullar taşıyan bir
başka borçla değiştirilmesidir.Esasen bu kavram tahkimle benzer
anlam taşımakta ancak bazen konversiyonu da içerecek şekilde
uygulanabilmektedir.Bu uygulama daha çok faiz ya da alacaklı
değişmelerine
yol
açan
bir
borç
şeklinde
karşımıza
çıkmaktadır.Refinansman borç ertelemesinin özel bir şekli olup
genellikle borç yükünün hafifletmesinden ötürü başvurulan bir
yöntemdir.Borç ertelemeleri ve refinansman kredileri arasında küçük
bir fark vardır.Borç ertelemesinde süresi gelen borç ödenmeyip
ertelenmekte iken refinansmanda ise vadesi gelen borç alacaklı
ülkenin sağlayacağı yeni bir finansmanla ödenmekte ve yeni
finansman yeni bir borç sayılarak belli bir ödeme planına
bağlanmaktadır.
Dış Borçlanma Türleri
• d-İhracat Kredileri:
e-Yap-İşlet-Devret Kredileri
Dış Borçlanma Türleri
•
2-Kaynaklarına göre sınıflandırma:
Gelişmekte olan ülkelerin dış finansman ihtiyaçlarını karşıladıkları kaynaklar; devletler, uluslar
arası kuruluşlar ve özel ticari kredi kuruluşlarından oluşmaktadır.
a-Devletlerarası borçlanma:Dış finansman kaynaklarından birisi sanayileşmiş ülkelerden gelişmekte
olan ülkelere yapılan resmi nitelikteki yardımlardır.Bu fonlar iki ülke arasında yapılan anlaşmalarla
sağlanmaktadır.Genellikle uzun vadeli ödemesiz devreli ve düşük faizli ve bazı dönemlerde de
faiz ve anapara ödemesi bahis konusu olmadığı için önemli ölçüde
yardım niteliği
taşımaktadır.Özellikle kalkınmanın ilk aşamasında olan ülkelere çekici gelmiş olan bu türlü fon
transferlerinin önemi günümüzde gelişmiş ülkelerin karşılaşmış oldukları bütçe açıkları nedeniyle
oldukça azalmıştır.
•
b-Uluslar arası kuruluşlardan borçlanma(Çok taraflı):Uluslar arası kuruluşlar özellikle 2.Dünya
savaşından sonra kurulmuştur.Buradaki amaç ülkelerden direk yardım sağlamak yerine ülkelere
bu tür kuruluşlar aracılığıyla kredi sağlanmasıdır.Bu tür kuruluşlar arasında başta IMF ve Dünya
Bankası olmak üzere çeşitli uluslar arası kuruluşlar sayılabilir.Bu tür kuruluşların sağladıkları
krediler genellikle uzun vadeli kalkınma kredileridir.Ancak kısa vadeli program kredileri de
sağlayabilmektedirler.Bu kuruluşlar bir kısım projelerin gerçekleştirilmesi için danışmanlık
hizmetleri ve teknik destek şeklinde de az gelişmiş ülkelere yardımda bulunabilmektedir ve bunlar
teknik yardımlar olarak adlandırılmaktadır.
•
c-Özel kaynaklardan (Özel Ticari Kredi Kuruluşları) borçlanma:Bu tür kredi işlemleri doğrudan
kredi verme ve tahvil ihracı biçiminde yürütülmektedir.Ayrıca özel satıcı kredileri adı verilen ve
satıcı firmalara alıcı ülkedeki firmalara kredili satış yapma imkanı sağlayan kısa vadeli fonları da
bu gruba dahil edebiliriz.Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve portföy yatırımları da bu gruba
dahil edilebilir.
Dış Borçlanma Türleri
•
•
•
3-Borcu alan kuruluşun statüsüne göre:Dış borçları alan kuruluşa göre,
kamu borçları ve özel borçlar olarak ikiye ayırabiliriz.Dış borçlar alındığında
ister kamu kuruluşları olsun isterse özel kuruluşlar olsun girdiği ülke için bir
gelir artışı meydana getirmektedir.Bu gelir faiz ve anapara ödemelerinde ise
ülke için gider haline dönüşmektedir.Krediyi kamu kurulularının almasıyla
özel kesimin alması açısından bu anlamda bir fark bulunmamaktadır.
a-Kamu borçları: Kamu kesiminin ülke dışından sağladığı borçlardır.Toplam
dış borçların çok büyük bir kısmı kamu kesimi borçlarından
oluşmaktadır.Kamu kesimi borçları içinde konsolide borçlar, hazine
borçları,bütçe dışı kamu kesimi borçları ve merkez bankasının borçları yer
almaktadır.Kamu kesimi borçları çoğunlukla orta ve uzun vadeli olarak
kullanılmaktaysa da seyrek de olsa kısa vadeli olarak gerçekleştirilmektedir.
b-Özel borçlar:Özel kesimin ülke dışından aldığı borçlar da özel borçları
oluşmaktadır.Kuşkusuz toplam dış borçların çok düşük bir kısmı özel
borçlanmalardır.Özel kesimin borçları özellikle yabancı ticari bankalardan ve
bazı finans kuruluşlarından ve firmalardan sağlanan kredilerdir.Özel kesimin
borçları büyük ölçüde kısa vadeli olarak gerçekleşmekte ve bu borçlar kamu
borçlarına oranla daha büyük oranlarda üretken alanlarda kullanılarak
GSMH üzerinde olumlu etkiler meydana getirmektedir.
Dış Borçlanma Türleri
•
•
•
4-Geri ödeme şekline göre:Dış borçların geri ödeme şekillerine göre dövizle
ödenecek dış borçlar ve yerli parayla ödenecek dış devlet borçları olarak
ayrılmaktadır.Dış borçlanmalar genelde dövizle gerçekleştirilmekte olsa da az da olsa
ülkelerin kendi para birimleri ile borçlanabilmekte oldukları görülmektedir.
a-Dövizle ödenecek borçlar:Dış devlet borçları genelde dövizle ödenecek borçlardan
oluşmaktadır.Borç veren ülkeler ya kendi para birimleri ile borç vermekte ya da dünya
piyasalarında geçerli olan para birimi üzerinden borç verme eğilimindedirler.Böylece,
borç veren ülkeler verdikleri borcun aşınmadan geri ödenmesini bir yerde sağlama
yoluna gitmektedirler.Borç alan ülkelerin dövizle ödenecek borçlarının ağırlık
kazanması bu ülkelerin özellikle ödeme dönemlerinde döviz krizlerine sürüklenmesine
yol açabilmektedir.Dövizle ödenecek borçların genelde uzun vadeli olmaları istenir
ancak az da olsa kısa vadeli olarak gerçekleştirildikleri de görülmektedir.
b-Yerli parayla ödenecek borçlar: Dış devlet borçlarında çok fazla görülmeyen
borçlanma şeklidir.Eğer borç veren ülke, kredi vereceği ülkenin para birimine
güvenirse bu borçlanma şekli gerçekleşebilmektedir.Bu tür borçlanma borç alan ülke
yönünden çok cazip olmakta iken borç veren ülkeler getirileri düşeceği için bu tür
borçlanmaya pek fazla itibar etmemektedirler.
Dış Borçlanma Türleri
• 5-Vadelerine
göre:Kamu
borçları,tahvillerin
piyasaya çıkarıldığı tarihten başlamak üzere
vadelerine göre birkaç şekilde gruplandırılır.En
fazla görülen ikili ayrımlardır.Bu ayrıma göre:
• Süresi bir yıla kadar olanlar kısa vadeli,
• Süresi beş yıldan az, fakat bir yıldan çok
olanlara orta vadeli,
• Süresi beş yıldan fazla olanlara da uzun
süreli borçlar denilmektedir.
İÇ VE DIŞ BORÇLANMA
ARASINDAKİ FARKLAR
•
•
•
•
İç ve dış borç ayrımında temel iki kriter bulunmaktadır. Birincisi alacaklının
milliyeti ikincisi ise borcun sağlandığı piyasanın milliyetidir.
Birinci kritere göre devlet borcu kendi yurttaşlarından sağlarsa iç,dış
ülkelerden
veya
piyasalardan
sağlarsa
dış
borç
sayılmaktadır.Örneğin,Türkiye’nin satışa çıkardığı bir borç tahvilini
Türkiye’de oturan yabancı uyruklu bir vatandaş satın alırsa dış borç, buna
karşılık Türkiye’nin dış piyasada satışa çıkardığı borç senetlerini yabancı
ülkelerde oturan vatandaşlarımız aldığı takdirde bu borçlar da iç borç
sayılmaktadır.
İkinci kritere göre ise borcun ulusal piyasadan mı yoksa uluslar arası
piyasalardan tedarik edilip edilmediği önemlidir.Bu ayrıma göre milli
piyasalardan alınan borçlar iç,yabancı piyasalardan alınan borçlar dış borç
olmaktadır.Bu ayrımın uluslar arası ilişkiler açısından taşıdığı önemden
dolayı birinci kritere göre daha uygun olduğu kabul edilmektedir.
Ülkemizde bugün için iç ve dış borç ayrımında piyasanın milliyeti önem
kazanmaktadır.Eğer borç dış piyasalardan sağlanıyorsa dış borç,iç
piyasalardan sağlanıyorsa iç borç kabul edilmektedir.
IV.GELİŞMEKTE OLAN
ÜLKELERDE DIŞ BORÇLANMA
• Gelişmekte olan ülkelerin iç finansman yetersizliği ve
döviz kıtlığı, bu ülkeleri zorunlu olarak dış borçlanmaya
doğru yöneltmiştir.Sanayileşmiş ülkeler ile aralarındaki
mevcut gelişmişlik farklarını kısa zamanda kapatma ve
ekonomilerine bir hareket kazandırmak amacıyla
kalkınma hamlelerine hız veren bu ülkelerinin sermaye
birikimi yetersizliğinden kurtulmak için dış ülkelerden
bulabildikleri dış yardım ve kredileri değerlendirme
yolunu seçtiği görülmektedir.Ancak bir yandan dış
yardım ve kredilerin akılcı ve isabetli bir şekilde
kullanılmamış olması diğer taraftan dünya ekonomik ve
siyasi konjonktüründe kaydedilen yeni gelişmelerin dış
borçlar
sorununa
yeni
boyutlar
kazandırdığı
görülmüştür.Bu bölümde gelişmekte olan ülkelerde dış
borçlanmanın gelişimine değinilecektir.
IV.I GELİŞMEKTE OLAN
ÜLKELERDE DIŞ
BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
•
İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren daha çok gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan
ülkelere doğru hibe şeklindeki dış yardımların ağırlıklı olduğu görülmektedir.Bu
dönemde ABD ve SSCB’nin istekleri doğrultusunda Batı ve Doğu bloğu ülkelerine
yaptıkları yardımları ağırlık taşımaktadır.1960’lı yıllarda devletler arası borçlanmanın
yerini uluslar arası finans kuruluşlarından sağlanan krediler almaya başlamıştır.Aynı
zamanda bu dönemde dış yardım kavramından dış borç kavramına doğru bir geçiş
görülmüştür.1960’lı yılların sonunda resmi kredilerden daha çok özel kredilerde artış
kaydedilmiş ve gelişmekte olan ülkelerin aldığı borçlar daha çok ticari şartlarda
gerçekleşmiştir.1970’li yılların başlarından itibaren uluslar arası para düzeninin
itibarını kaybetmesi ve 1973 yılında yaşanan petrol şoku sonrası gelişmekte olan pek
çok ülke ödemeler bilançosunda oluşan açıkları finanse etmek üzere başta ticari
bankalar olmak üzere diğer uluslar arası kaynaklardan ağır bir şekilde
borçlanmıştır.Özellikle ihracatlarını çeşitlendiremeyen ihracatları sadece birkaç mal
üzerine yoğunlaşmış olan ülkeler ödemeler dengesi açıklarını ayarlamak için gerekli
makro ekonomik ve döviz kuru tedbirlerini almakta gecikmişler ve bunun sonucunda
da bu açıkları karşılamanın yolunu dış borçlanmaya dayandırmışlardır.Borçlarını
ödemekte güçlüklerle karşılaşan bir çok gelişmekte olan ülke 1980’li yılların
başlarında borçların ertelenmesi talebinde bulunmuşlardır.Bu da borç krizine neden
olmuştur.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
• Nitekim, I.Petrol şokunun başladığı yıl olan 1973 yılından 1985 yılına
kadar olan dönemde gelişmekte olan ülkelerin dış borçları 10 misli
artarak 100 milyar dolardan 1 trilyon dolara yükselmiş ve bu da
ülkelerin borç ödeme güçlüklerine girmesine yani ödemelerde
yavaşlama ya da tamamen durma noktasına varan durumların
yaşanmasına neden olmuştur.Bu süreçte borç krizinin önlenmesi
amacıyla gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan borçlu ülkelere doğru
ilave yardımlara bulunulması söz konusu olmuştur.Ayrıca Ekvator’un
başkenti Quito’da yapılan toplantı ile birlikte bu konuda önemli
kararlar alınmıştır.Bunlardan bazıları; Vadelerin ve ödeme süresinin
uzatılması,faiz oranlarının düşürülmesi, kaynak akışının yeniden
harekete geçirilmesi, borç servisinin ihracat gelirlerine oranının belli
bir yüzdeyi aşmaması şeklinde belirtilebilir.Bu çerçevede borç krizini
önlemeye yönelik iki plan oluşturulmuştur.Bunlar Baker ve Brady
planları olarak bilinmektedir.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
• -Baker Planı:1985 yılında çok borçlu ülkeleri krizden kurtarmak
amacıyla ABD Hazine Genel Sekreteri James Baker tarafından
Dünya Bankası-IMF ortak toplantısına sunulmuştur.Plan genel
olarak kamu kesiminin ekonomideki etkinliğini azaltıcı özel
kesiminkini ise arttırıcı önlemler içermekte ve ayrıca tasarrufların
akışkanlığı ve yatırımların artışını sağlayacak vergi reformlarını ve
ülkelere yabancı sermaye girişini arttıracak ölçüde dış ticaretin
liberalizasyonunu
ve
kamu
kurumlarının
özelleştirilmesini
içermekteydi.Plan bu haliyle esasen IMF istikrar programlarını
tamamlayıcı bir özellik arz etmektedir.IMF istikrar planlarını ön plana
çıkaran Baker Planı uluslar arası bankaları ikna edemediği gibi çok
borçlu ülkelerin ekonomik durumlarını ve toplumsal kesimlerin
taleplerini dikkate almadan hazırlandığı için tam olarak hayata
geçirilememiş ve oyalama ve zaman kazanma görevini yerine
getirmekten başka hiçbir yarar sağlamamıştır.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
• Brady Planı:Baker Planının bir çok bakımdan yetersiz olması borç
sorununa kalıcı çözüm getirmemesi sonucu yeni bir plan ihtiyacı
doğmuştur.Bu nedenle 1989 yılında ABD Maliye Bakanı N.Brady
tarafından borç krizini çözmek için yeni bir plan teklif edilmiş ve
“Brady Planı” adıyla uygulamaya konulmuştur.Ana konusu borçların
miktarı olan bu planda borçların azaltılmaması halinde borçlu
ülkelerin borlarının bir kısmını ödemeyecekleri belirtilmekteydi.Baker
Planı bankalara tam bir geri ödemenin gerçekleşmesi için daha fazla
borç vermelerini tavsiye ederken Brady Planı alacaklarının
tamamının geri ödenmeyeceğini söylüyordu.Brady Planı ile borç
indirim teknikleri teklif edilmiştir.Bu tekniklerin uygulanmasındaki
amaç vadesi gelen borçların geri ödenmesinde bir kolaylığın
sağlanmasıdır.Borç affı ve borç azaltma teknikleri olarak ifade edilen
yöntemler şunlardır.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
•
•
•
•
-Borç anapara ve faizlerinde indirime gidilmesi:Bu teknikte önemli olan
borçlu ülkelerin yapılan indirim sonucunda elinde kalan gelir fazlasını verimli
yatırımlarda kullanıp kullanamayacağıdır.Kullanabildiği ölçüde kalan borcun
tekrar ödenmesi mümkün olacak aksi takdirde mümkün olmayacaktır.
-Borçların geri satın alınması: Bu teknikte bir alacaklıdan belli bir iskonto
oranı karşılığında borçların bir kısmının satın alınması söz konusudur.Ancak
burada iskonto oranını borçların ödenebilme riski belirlemektedir.Bu
uygulamada borçlu ülke döviz varlıklarını kullanarak ya da herhangi bir
uluslar arası finansman kuruluşundan borç alarak dış borçlarını ikincil
piyasalarda satın almaktadır.
-Borç-Özsermaye değişimi:Özellikle 1985’ten sonra borçlu ülkelerin
borçlarını azaltmalarına yönelik alternatif bir finansman aracı olarak sunulan
bu teknik özellikle uluslar arası finans piyasalarında halen uygulama alanı
bulabilmektedir.Buna göre yabancı bir alacaklının yerli firmadan
sağlayacağı bir hakla borcunu değiştirmesi söz konusudur.Bu değişim
doğrudan yabancı sermaye olarak da ifade edilmektedir.Böylece borçlu ülke
yalnız borçlarını azaltmakla kalmamakta aynı zamanda ülkeye yabancı girişi
de sağlanmış olmaktadır.
-Özelleştirme:
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
• -Borç-Doğal çevre değişimi:Borçlu ülkelerin borçlarının
bir bölümünün azaltılması karşılığında bir ekolojik
bölgenin korunması yükümlülüğünü getiren bir
düzenlemedir.Bu yönüyle hem finans çevrelerinden hem
de uluslar arası çevreci gruplardan önemli ölçüde destek
görmektedir.Bu tekniğe göre uluslar arası bir çevre
kuruluşu borçların el değiştirdiği ikincil piyasadan bir
borçlu ülkenin borcunu iskontolu bir fiyattan satın
almakta ya da bu borcun alacak hakkı doğrudan bu
piyasaya girmeden borcun alacaklısı ticari banka
tarafından kendisine hibe edilmektedir.Dünya Bankası
verilerine göre az gelişmiş ülkelerin dış borçlarında bu
değişimler sayesinde ciddi miktarlarda azalışlar ortaya
çıkmıştır.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
• Gelişmekte olan ülkelerin borç azaltma teknikleri
sonucunda toplam dış borçları 1994 yılında 1.7
trilyon dolara ulaşmıştır.Bu miktar içinde en
büyük payı resmi kreditörlerden sağlanan
borçlar (%43.9) oluşturmaktadır.Yine ülkelerin
borç ödeme güçlüklerine rağmen borç yükü
azalış eğilimini sürdürmüş ve GSYH oranı 1994
yılında %33 civarında gerçekleşmiştir.Borçların
azaltılması yönünde Uluslar arası Borç İndirim
Kurumu şeklinde bir yapılanmaya gidilmesi
önerilmiş ancak hayata geçirilememiştir.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
• Dış borcu olan gelişmekte olan ülkelerde iç tasarrufların
yetersizliği ve kamu harcamalarındaki hızlı artış üçüncü
dünya ülkelerinin ürettiklerinden fazlasını tüketmeye
başlamalarına neden olmuştur. Böylece kamunun
kaynak-harcama dengesi bozulmuş ve dış borçlarda
önemli artışlar meydana gelmiştir.Bunun sonucunda
Tayland başta olmak üzere Güney Kore,Malezya ve
Endonezya’da başlayarak diğer ülke ekonomilerine
yayılma gösteren bir dış borç krizi ortaya çıkmıştır. Bu
krizin bir diğer özelliği de önceki dönemlerin aksine
büyük alacaklıların özel sektöre ait firmalar olması
nedeniyle özel sektör içerikli olmasıdır.Uzun yıllar
boyunca gelişmenin örnek ülkeleri olarak gösterilen bu
ülkelerin yaşadığı dış borç krizi başlangıçta geçici
sanılmakla beraber giderek derinleşerek ve uluslar arası
boyutlara ulaşmıştır.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
•
•
•
•
•
•
Bu krizin nedenleri olarak;
-Nakit akışı açıkları
-Fiyatların şişmesi
-Kendi paralarından ziyade dolarla iş yapmaları
ve dolara bağımlılığın artması
-Kısa vadeli kaynak girişinin yoğunlaşması
-Mali sistemin yeterince gelişmemesi
-Rekabet gücünün azalması
sayılabilir.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
DIŞ BORÇ KRİZİNİN SONUÇLARI
•
90’lı yıllar ve 2000’li yılların başına kadar olan dönem gelişmekte olan ülkelerde dış
borçların ciddi artışlar kaydettiği bir süreç olarak ifade edilebilir.Nitekim bu dönemde
söz konusu ülkelerin dış borçlarının ortalama büyüme hızı ortalama %10’luk bir
düzeye ulaşmıştır.Bu da ülkelerin dış borçlanmadan kaynaklanan sorunlarının artarak
devam ettiğini göstermektedir.Bu konuda en ciddi artışların görüldüğü ülkeler Latin
Amerika ülkeleri ve Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olmuştur.Dış borç stoklarının
artmasında ülkeleri tehdit eden en önemli konulardan biri ise kısa vadeli dış borç
stoklarındaki artışlardır.Bu nedenle ülkeler borç krizlerine girebilecek bir potansiyele
dönüşmüşlerdir.Dış borç krizleri ülkeler açısından üç temel probleme yol
açmıştır.Bunlardan birincisi mali niteliktedir.Dolayısıyla ülkelerin dış borçlarının çok
büyük bir kısmını ödemek konusunda çeşitli arayışlara başvurmasına neden
olmaktadır.Özelikle yüksek vergiler,yeni hazine bonosu ve tahvil ihracı,belirli
harcamaların kısılmaya çalışılması gibi sebepler borç yükünü daha fazla
arttırmaktadır.İkinci sorun dövizle ilgilidir.Özellikle tasarrufların dövize çevrilmesi
büyük ölçüde ihracatın arttırılmasına bağlıdır.Ancak ülkelerin hepsinin aynı anda
ihracat artışına gitmesi dünya ekonomisinde bir arz fazlasına yol açtığından fiyatların
düşmesine neden olarak dış ticaret açıklarını daha da arttırabilmektedir. Üçüncü
sorun ise kredi veren ülkeler ile ilişkilidir.Alacaklı ülkeler pazarlarını gelişmekte olan
ülkelerin ürünlerine açmalı ve talebi genişletici önlemleri almalıdırlar.Yani serbest
ticareti kısıtlayıcı tedbirlere fazla başvurmamalıdırlar.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
KREDİBİLİTE
• Bir ülkenin dış borçlanmasında iki önemli faktör
vardır.Bunlar borçların geri ödenebilmesi ve
kredibilitedir. Kredibilite,(dış borç bulma
kapasitesi) ekonomisinin genel performansıyla
ve bu arada mevcut dış borç yükü ve geri ödeme
kapasitesiyle
yakından
ilişkilidir.Borçlarını
zamanında ödeyen,ödemeler dengesi istikrarlı,
uluslar arası para ve sermaye piyasalarında
itibarı yüksek ülkelerin kredibilitesi fazladır.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
KREDİBİLİTE
• Gelişmekte olan ülkeler açısından kredibilite (kredi
değerliliği) son derece önemli bir konudur.Bu yüzden
ülkelerin uluslar arası finans kurumlarından kredi temin
edebilmeleri için öncelikle yapmaları gereken borç geri
ödeme kapasitesi yönünden yeterli bir seviyeye
gelmeleridir.Gelişmekte olan ülkelerin bu konuda taşıdığı
bazı riskler vardır.Uluslar arası finans kurumları bu
ülkelere verilecek borçların risk durumunu inceleyerek bir
kredi notu vermektedir.Bu notun çok düşük olması çok
riskli, yani güvenilmez ülkeler grubuna girilmesi anlamına
gelir.Aynı zamanda uluslar arası borçlanmada borç
alacak ülkelerin ve piyasaların güvenilirliği de üzerinde
durulması gereken bir diğer konudur.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
KREDİBİLİTE
• Borcu veren kuruluş açısından risk faktörünün en düşük
düzeyde olması gerekir.Bunun ölçülmesine rating
denilmektedir.Rating işlemi rating şirketleri adı verilen
kuruluşlar tarafından yapılır.Bir ülke açısından rating,
ülkenin dış borç ödemelerinde ertelemelerinde ve/veya
güçlükle karşılaşma ihtimalini ölçmektedir.Esasen rating
işlemi kamu ve özel kuruluşların borç ödeme kabiliyetini
tespit etmek için yapılır ki bu da kredibilitenin
belirlenmesiyle ilgilidir.Eğer uluslar arası piyasalarda
doğrudan yabancı sermaye ve portföy yatırımları
yapılması halinde rating bu konudaki riskin tespiti için
yapılır.Bu işlem ise risklilik oranını belirleme
çalışmasıdır.Rating şirketleri bir ülkedeki risklilik
durumunu çeşitli açılardan incelemektedir.Bunlar ülke
riski,hükümranlık riski,ekonomik,siyasal ve sosyal risk
olarak sıralanabilir.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
KREDİBİLİTE
• Ülke riski:Ülkenin yabancı yatırımcılar açısından ne ölçüde güvenli
olduğunu genel olarak ortaya koyan bir risktir.
• Hükümranlık riski:Bir ülkenin dış borç ödeyebilirlik riskini ifade
eder.Burada bir devletin borç ödeme kapasitesi ve kredibilitesi tayin
edilmeye çalışılır.
• Ekonomik risk:Bir takım ekonomik göstergeler dikkate alınarak bir
ülkenin yabancı yatırımcılar açısından ne kadar güvenilir olduğunun
tespitidir.Burada fiyat kontrolleri,yabancı sermaye üzerindeki vergiler
v.b. faktörler ekonomik risk göstergelerine örnek verilebilir.
• Siyasi risk:Bir ülkedeki siyasi göstergeler dikkate alınarak risklilik
durumunun tespitidir.Örneğin hükümetlerin istikrarı, koalisyonla
yönetilmeleri, askeri darbe ihtimali,terör v.b. faktörler yabancı
yatırımcı ve kredi arzında bulunan kuruluşlar açısından oldukça
belirleyicidir.
• Sosyal risk:Bir ülkedeki sosyal göstergeler:işsizlik,yoksulluk,okuryazarlık oranı kullanılmak suretiyle ülkenin risklilik durumunun
analizidir.Ancak bu veriler tek başına somut dayanağa
oturmamaktadır.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
KREDİBİLİTE
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Ayrıca bir ülkenin kredi değerlerinin ölçülmesinde
kullanılacak
daha
somut
göstergeler
de
bulunmaktadır.Bunlar:
Toplam dış borçlar/İhracat
Toplam dış borç/GSMH
Toplam borç servisi/İhracat
Toplam dış borç servisi/GSMH
Dış borç faizleri/İhracat
Dış borç faizleri/GSMH
Rezervler/İthalat
Rezervler/Toplam dış borç
Ödemeler bilançosu Aktif/Pasif Oranı
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE
KREDİBİLİTE
• Günümüzde rating şirketlerinin sayılarında ciddi artışlar olmakla
birlikte halen dünyada saygınlığı kabul edilen tanınmış rating
kuruluşları sayısı çok fazla değildir.Tanınmış rating kuruluşlarının en
önemlileri
Standard
and
Poor’s
ve
Moody’s
olarak
bilinmektedir.Ülkelerin uluslar arası tahvil piyasalarına ihraç ettiği
tahvillerin yeterli talep bulabilmesi bu iki kuruluştan alınan kredi
notlarının belli bir düzeyin üstünde olmasına bağlıdır.Bu düzey
Standard and Poors’un notu açısından en az BBB ve Moody’s notu
açısından en az Baa3 olarak kabul edilmekte ve bu eşiğe yatırım
derecesi adı verilmektedir.Bunun altında kalan derecelere ise
spekülatif derece adı verilmektedir.Spekülatif dereceli kağıtların
satın alınmasının güç olması nedeniyle piyasalara en uygun fiyatla
tahvil
ihraç
etmenin
yolu
yatırım
derecesi
almaktan
geçmektedir.Alınan kredi değerlik notu yükseldikçe ihraç edilen
tahvilin miktarı artabilmekte vadesi uzayabilmekte ve maliyeti
azalabilmektedir.
Uluslar arası sermaye hareketleri
• Gelişmiş bir ülkede,mesela ABD’de izlenen belirli bir para ve maliye
politikası, üçüncü Dünya ülkelerinin borç ödeme kapasiteleri
üzerinde olumsuz etkiler yapabilmektedir.Bütçe açıklarının
oluşturduğu enflasyonist etkileri karşılamak için başvurulan bir sıkı
para politikası, söz konusu ülkede durgunluğa yol açabildiği gibi,
gelişmekte olan ülkelerin ihracatını engelleyerek, faiz haddinin
yükselmesi nedeniyle de aynı ülkelerin borç yükünü arttırmaktadır.
• Uluslar arası finans kuruluşları ile borç alan ülke ilişkileri uyumlu
düzeydeyken 1980’li yılların başlarında borç alan ülkeler aleyhine
bozulmaya başlamıştır.Sonraki yıllarda arka arkaya gelen petrol
krizleri,yapısal sorunlar,gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunları
ve dışa açık büyüme stratejileri giderek dünya ekonomisi ile
bütünleşme çalışmaları gelişmekte olan ülkelerin borç krizlerine
girmelerine neden olmuştur.Tabii ki bu durumdan sadece borç alan
ülkeler değil, borç veren uluslar arası finans kuruluşları da
etkilenmiştir.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
• Türkiye’nin ilk dış borçlanması Tanzimat döneminde artan kamu
harcamalarının ve özellikle Kırım Savaşının finansmanı için 1854
yılında Fransa ve İngiltereden yapılmıştır.Bu şekilde başlayan süreç
artarak devam etmiş ve buna yeni borçlanmalar eklenmiştir.18541865 dönemi yoğun borçlanmanın olduğu 1869-1875 dönemi ise
borç ödemek için yeniden borçlanıldığı dönemdir.Böylece Osmanlı
Devleti bir kısır döngü içine girmiş ve bu dönemin sonundan itibaren
borç krizine girmeye başlamıştır.1881 yılında Muharrem
Kararnamesinin ilanıyla Osmanlının gelir kaynaklarının önemli bir
kısmı alacaklıların idaresine terk edilerek Düyun-u Umumiye idaresi
kurulmuş ve Osmanlı ekonomisi batılı ülkelerin idaresine
bırakılmıştır.Düyun-u Umumiye idaresi Osmanlı devletinin bütün
borç yönetimini üstlenmiş ve bir çok kamu gelirini bizzat kendisi
idare etmeye başlamıştır.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
• Cumhuriyet döneminde geçmiş dönemdeki Osmanlı
borçları devralındığı için borçların ödenmesi bu dönemde
de devam etmiştir.Özellikle ülkemiz ikinci dünya
savaşına girmemesine rağmen savaşın etkisiyle ciddi bir
ekonomik duraksamaya uğramış ve yatırımların
azalması nedeniyle finansman sıkıntısı yaşanmış ve dış
borç ihtiyacının önemli bir kısmı İngiltere,Fransa ve
Almanya gibi ülkelerden karşılanmaya çalışılmıştır.İkinci
Dünya savaşından sonraki dönemde ise dış borçlarımız
daha da artış göstererek özellikle 1948 senesinde
yürürlüğe giren Amerikan Marshall Planı uygulamasıyla
ülkeye dış kredi akımı başlamıştır.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
• Marshall yardımları doğrultusunda sağlanan kaynaklar da altyapı
yatırımlarının finansmanında kullanılmıştır.Bu dönemde dış
borçlarımızın artışında etkin olan en önemli faktörlerden biri de 1946
yılındaki devalüasyondur.Devalüasyonun etkisiyle Türk parasının
yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi nedeniyle özellikle
ithalatımızda bir artış söz konusu olmaya başlamış.Bu da cari
dengelerimizi tekrar bozarak başta IMF ve Dünya Bankası olmak
üzere uluslar arası kurumlardan yoğun şekilde kredi alınmasına
neden olmuştur.1956’dan itibaren ödemeler bilançosu üzerinde
daha da baskı oluşturmaya başlayan borç yükü 1959’da alacaklı
ülkelerin kabuluyle bir borç erteleme anlaşmasının yapılmasının
yapılmasına neden olmuştur.Sonuçta Osmanlı Devletinden sonra
Türkiye Cumhuriyeti döneminde de 1958 yılında dış borçlar üzerinde
moratoryum ilan edilmiş ve elverişli bir ödeme planı oluşturabilmek
için mali tedbirler paketi hazırlanması zorunluluk arz etmiştir.1960
yılı sonunda devlet borçları; normal devlet borçları,ariyere borçları
ve kamu sektörü kredili ithalar borçları toplamından oluşmuştur.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
• a- Normal devlet borçları:Bu borçlar, genel ve katma
bütçeli idarelerle iktisadi devlet teşekküllerinin yatırım
projelerinin finansmanı ve daha başka amaçlarla yabancı
devletlerden ve milletlerarası kuruluşlardan alınan
kredilerdir.Bu dönemde borç toplamı yaklaşık %250
oranında artmıştır.Bu borçların büyük kısmı özellikle
Marshall planı ve onun yerine geçen programlara göre
verilen
borçlanmalardan
oluşmuştur.1950-1960
döneminde borçlanma genelde ABD ve uluslar arası
finans kuruluşlarından gerçekleştirilmiştir.1958 yılına
ulaşıldığında ülkenin çok kötü ekonomik şartlar içinde
olduğu görülmektedir.Borç yükü ağırlaşmış ve Türkiye
moratoryum ilan etmek zorunda kalmıştır.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
• b-Ariyere borçlar:Biriken ve transferi geciken
borçlara ariyere borçlar denir.Karşılığı merkez
bankasında bloke edilen ve döviz transferi
nedeniyle
alacaklı
kuruluşlara
transfer
edilmeyen borçlardır.Bu borçlar daha çok özel
sektör borcudur.Ancak döviz transferini devlet
taahhüt ettiğinden kur farkı ve faizi bütçeden
ödenmiştir.Özel sektör borcunun zamanında
tasfiye edilememesi dolayısıyla devlet borcun
sorumlusu haline gelmiş ve anlaşma ile
1958’den itibaren doğan döviz kuru farkını
bütçeden karşılamak zorunda kalmıştır.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
• c- Kamu sektörü kredili ithalat borçları:İktisadi devlet
teşekkülleri tıpkı özel sektör ithalatçı ve sanayicileri gibi
bazı yatırım projelerinin gerçekleştirilebilmesi için dış
ülkelerdeki
finansman
kurumlarından
krediler
kullanmışlardır.Kredileri açanlar görünüşte özel yabancı
kurumlar olmakla beraber,gerçekte krediler bu firmaların
tabi olduğu devletlerin resmi yetkilileri ile T.C.hükümeti
arasında yapılan anlaşmalara dayandırılmıştır.Bu borçlar
büyük kısmı ile 1965 yılına kadar ödenmiş,bu tarihten
sonra kalan miktar da 2008 yılına kadar varan uzun bir
vadeye yayılmıştır.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
•
•
•
1960’lı yıllarda başlayan planlı kalkınma sürecinde ülkenin sermaye ihtiyacı
ve ödeme problemleri varlığını sürdürmüş, dış borçlanma kaynakları
genişlemiş ve yeni boyutlar kazanmıştır.Türkiye’nin ödemeler dengesi
açıklarından doğan problemleri çözebilmek amacıyla ondört batılı gelişmiş
ülke ile üç uluslar arası yardım kurumunu bir araya getiren “Türkiye’ye
yardım konsorsiyumu” kurulmuştur.
1970’li yıllarda ise dış borçlardaki kriz uluslar arası konjonktürün de etkisiyle
giderek derinleşen bir gelişim göstermiştir.Bu dönemde yaşanan petrol
şoklarının (1973 ve 1978 yılları) da etkisiyle ülkemizin dış kaynak ihtiyacı
kalkınma amacı dışına taşınmıştır.
1980’li yıllardan itibaren Türkiye’nin cari işlemler açığını kapatmak ve vadesi
gelen borçlarını ödemek için alınan borçların giderek daha ağırlıklı yer
tuttuğu görülmüştür.Bu yıllarda genel olarak dış borçlar içerisinde orta ve
uzun vadeli borçların anapara ve faiz geri ödemelerinin mevcut döviz
rezervlerinin yetersizliğinden ötürü zamanında yapılamaması sonucunda bu
borçların ödenmesi için kısa vadeli borçlanmaya gidildiği görülmüştür.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
• 1994 yılı başında Türkiye yeniden bir ekonomik krizin
içine girmiş, uzun bir süre istikrarlı görünen dolar-TL
paritesi ciddi şekilde bozulmuş, enflasyonist beklentiler
büyük ölçüde artmış,hazine içeride borçlanamaz duruma
gelmiştir.ABD’li kredi değerlendirme kurumları S & P ve
Moody’s’in Türkiye’nin kredi değerliliğini arka arkaya
düşürmesi sonucu dış kredi bulma imkanı da kalmayınca
siyasal iktidar bir ekonomik istikrar paketini yürürlüğe
koymuş ve hemen peşinden IMF ile 14 aylık bir stand-by
düzenlemesine girmiştir.Türkiye hızla kaybetmiş olduğu
kredi itibarı nedeniyle dış borçlanmalara başvurmakta
zorluklarla karşılaşmıştır.Bu dönemde dış borçlanmanın
önceki dönemlere kıyasla yok denecek kadar az olduğu
görülmektedir.
TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMA
•
•
Süreç sonunda 5 Nisan 1994’te açıklanan istikrar paketi ile bir takım
tedbirler alınmıştır.Bu çerçevede 1994 yılında borç stokunda net bir azalma
meydana gelmiş,yapılan devalüasyon ve ihracatı arttırıcı yönde alınan
tedbirlerin etkisiyle finansal kriz bir ölçüde atlatılmış olmasına rağmen
izleyen yıllarda daha kısa vadeli ve yüksek faizli bir dış borçlanma trendine
girilmiştir.1999 yılı sonu itibariyle kısa vadeli borç miktarı toplam borç
stokunun %25’ine ulaşmıştır.2000 yılından itibaren bu oranlar azalmaya
başlamıştır.2001 yılında ise ülkemizde yaşanan Şubat 2001 krizi,uluslar
arası sermaye piyasalarındaki özellikle Arjantin’den kaynaklanan güç
ekonomik şartlar ve 11 Eylül saldırıları nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik
sonucunda 2001 yılı borçlanma tutarı 113.899 milyon dolara gerilemiştir.
Kısa vadeli dış borç stokunun artmasının bir nedeni de özellikle sıcak para
girişlerinin artması olarak görülmektedir.Kısa vadeli borçlardaki artış, Türk
Lirası fon maliyetinin yüksekliği dolayısıyla sıcak paranın getirisinin arttığı
dönemlerde önemli bir tırmanış eğilimi göstermektedir.Dış borç yapısındaki
önemli kalemlerin son yıllardaki değişimi ortalama olarak aşağıdaki
tablolardan da görülebilir.Kriz dönemlerinde vade düşerken faiz
artmakta,kriz sonrasında yavaş da olsa vade uzamakta, faiz ise düşüş
içerisine girmektedir.
DEVLET BORÇLARINDA ALACAKLILARA
SAĞLANAN MENFAATLER
• Parasını devlet tahvillerine yatırmak isteyen birikim
sahipleri iki noktayı göz önünde tutarlar:
1-Tahvile yatırılan paranın sağlayacağı maddi çıkar
2-Tahvile yatırılan paranın güvenlik derecesi
• Borçlanmada başarılı olmak isteyen bir devlet tasarruf
sahiplerini her iki konuda da tatmin etmek zorunda
olmakla birlikte çıkar sorununa özel bir önem vermek
durumundadır.Ancak bazen devletin borçlanma aczi
içerisine düştüğü durumlarda yan çıkarlar da
sağlanmakta olduğu görülmektedir.Örneğin tahvillere
özel likidite ve tedavül olanakları tanınması, tahvillerin
süresi
dolmadan
istenildiği
zaman
paraya
çevrilmesi,vergi
borçlarının
tahvillerle
ödenebileceği,sözleşmelerde
teminat
olarak
gösterilebilmesi gibi hususlar yan çıkarlar şeklinde
uygulanabilmektedir.
DEVLET BORÇLARINDA ALACAKLILARA
SAĞLANAN MENFAATLER
I.BORÇLANMADA FAİZ ORANLARI VE MENFAATİ
Ellerinde nakit tutmayı tercih eden şahıslara, bu tercihlerinden belli
bir süre vazgeçmeleri için devlet tarafından sağlanan ana çıkar
faizdir.Parasını tahvile yatıranlara devlet faiz adı altında düzenli ve
güvenilir bir ek ödemede bulunmayı kabul etmektedir.
Tahvil sahipleri için faiz bir gelir, devlet için ise bir giderdir.Tahviller
ihraç edildiğinde piyasada cari bir faiz haddi bulunacağından, acaba
devlet ihraç edeceği tahvillerin faiz oranlarını nasıl belirleyecektir?
Faiz oranlarının saptanması devlet tarafından bazı koşulların göz
önüne alınmasını gerektirir.Faiz oranlarını belirleyen koşulların
başında tahvillerin süresi geldiğinden,uzun süreli tahvillerin faizleri,
kısa süreli tahvillere göre daha yüksektir.Çünkü uzun süreli
senetlerin likiditeleri kısa süreli senetlere göre daha azdır ve alacaklı
uzun bir süre likiditeden vazgeçmek için daha yüksek bir bedel talep
edecektir.
Faiz oranı sadece borçlanmanın süresine de bağlı değildir.Devletin
paraya olan ihtiyacı, devlete duyulan güven, konjonktürel
dalgalanmalar ve diğer bazı faktörler de faiz oranını etkiler.
I.BORÇLANMADA FAİZ ORANLARI VE
MENFAATİ
Genelde devlet piyasada cari faiz haddinin altında borçlanabileceği
gibi,piyasadaki cari faiz haddini azaltacak tedbirler de alabilir. Bu tedbirlerin
hemen hepsi toplam tasarrufu arttırmaya veya toplam tasarruf oranı
değişmediği halde ödünç verilebilir fonları genişletmeye yönelik tedbirler
olup faiz haddinin düşmesini sağlamaya yöneliktir.Söz konusu tedbirlerin
hepsi isteğe bağlı borçlanmanın başarısı için geçerlidir.Zorlayışlı
borçlanmada böyle bir sorun yoktur.
Kamu borcu tahvillerinin faiz oranı yasa ile belirlenir ve tahvillerin üzerinde
gösterilir.Bu faiz oranına nominal faiz (itibari faiz) adı verilir.Ancak,
tahvillerin üzerinde yazılı faiz oranı ile işlem gördüğü faiz oranı farklı
olabilir.Tahvillerin işlem gördüğü faiz oranına gerçek faiz denir.
Belirli koşullarda devlet tahvillerinin gerçek faizi nominal faize göre yüksek
olabilir.Bunu gerçekleştirebilmek için devlet aşağıda belirtilen yöntemlerden
birini izlemek zorundadır.
I.BORÇLANMADA FAİZ ORANLARI VE
MENFAATİ
•
•
•
BAŞABAŞ İHRAÇ:
Tahvillerin ihracı üzerinde yazılı bedel üzerinden yapılmışsa buna, başabaş
ihraç denir.Devlet tahvilleri genellikle başabaş ihraç edilirler.Bazen devlet
tahvillerini satarken bunların üzerinde yazılı nominal değerden daha küçük
bir değerden satmayı tahvillerin vadesi dolduğunda bunları nominal
değerinden geri almayı ve aradaki süre içinde de nominal değer üzerinden
faiz ödemeyi kabul eder.Bu işleme başabaşın altında ihraç denir.Hisse
senetlerinin nominal değerinden daha aşağıda satılması söz konusu
değilken tahviller için böyle bir engel yoktur.Nitekim ülkemizde tahvil ihracını
düzenleyen mevzuatımızda başabaşın altında ihraç düzenlenmiştir.Bir
örnek verecek olursak, 100 lira nominal değeri olan %5 faizli bir tahvil devlet
tarafından 95 liraya satılırsa, tahvil sahibi her yıl 5 lira faiz alır.Vade
sonunda da devlet tahvili 95 liraya değil 100 liraya geri alacaktır.bu durumda
tahvil faizi her yıl 95 lira gelir elde etmiş olacaktır.Bu durumda gerçek faiz
oranı %5 değil, %5,27 olacaktır ve dönem sonunda tahvil sahibi vermiş
olduğu 95 liraya karşılık 100 lira geri alacaktır.
Tahvil sahiplerine belli avantajlar sağlamasına karşılık bu yöntemin bazı
sakıncaları vardır.Bu yöntem devletin borç yükünü arttırır; bu kuşağı
korurken, ödeme sırasında vergiler yoluyla bu borcu karşılayacak kuşağı bir
yük altında bırakır.Bu tahviller yüksek gelir seviyesinde olanlar tarafından
alındığında gelir dağılımındaki dengesizliği arttırabilir.
I.BORÇLANMADA FAİZ ORANLARI VE
MENFAATİ
• PRİMLİ İHRAÇ:
• Tahvillerin sürümünü kolaylaştıran ve gerçek oranını arttıran bir başka
uygulama da süre sonunda bu tahvillere prim ödenmesi şeklindedir.Bu
yönleriyle primli tahviller başabaşın altında çıkarılan tahvillere
benzerler.Uygulamada iki şekilde görülür.Bunlar ihraç primli ve itfa
primli tahvillerdir.İhraç primli tahviller nominal değerin altında satılan
tahviller olup, iskonto bedeli alıcıya satış anında geri verilen ya da alış
fiyatından düşülmektedir.Mesela 0.5 TL’lik normal değerden %5 primli
olarak sunulan tahvilden 1000 adet satın alındığında tasarrufçu toplam
50 TL yerine 47,5 TL ödeyecektir.İtfa primli tahviller uygulamasında ise
tahvil süresinin sona erdiği tarihte devlet tahvil sahibine başlangıçta
taahhüt ettiği primi anaparasıyla birlikte ödemektedir.Örneğin 1000
liralık bir tahvile süre sonunda 200 lira primle birlikte 1200 lira
ödenmesi gibi.
• İKRAMİYELİ (PİYANGOLU) İHRAÇ:
• Bu tip tahviller de, gerçek faiz oranının yükseltilmesine imkan
verirler.Burada söz konusu olan yükseltme,tahvil sahipleri arasında
düzenlenen piyango sonucu, kazanan tahvillerin yararlanması şeklinde
olmaktadır.Kazanamayanlar için ise, böyle bir artış söz konusu
olmaktadır.Devletin böyle bir uygulamayı seçmesi halinde, borç
ödemesi, ikramiyelerin de eklenmesiyle artabilecektir.
I.BORÇLANMADA FAİZ ORANLARI VE
MENFAATİ
• VERGİ MUAFLIKLARI:
• Tahvillerin çekiciliğini arttıran bir başka yöntem
de
tahvil
sahiplerince
elde
edilen
faiz,prim,ikramiye gibi gelirlerin, gelir vergisi ve
diğer
vergilerin
kapsamının
dışında
tutulmasıdır.Böylece tahvil sahibi net bir gelir
elde etmekte ve daha avantajlı duruma
gelmektedir.Ancak devlet yönünden buradaki
sorun kamu gelirlerinde tahvil sahiplerine
tanınan muaflıklar toplamı kadar bir gelir
kaybına yol açılmasıdır.
II.DEVLET BORÇLARINDA
GARANTİ
• Borçlanmada asıl olan,borç verenlerin anaparalarının ve kendilerine
tanınan çeşitli menfaatlerin garanti altında bulunmasıdır.Devlet
borçlarının gelişimiyle alacaklıların garanti şekilleri de gelişme
göstermiştir.Günümüzde artık devletin borcuna karşılık bir garanti
göstermesi söz konusu olmamakta, garanti daha çok para
değerindeki düşmelerin (enflasyon) ve borçlanma sırasında tanınan
öteki yan menfaatlerin sürenin sonuna ermeden kaldırılması
yönünden önem taşımaktadır.Devlete borç verenler vadesi
geldiğinde anaparalarını ve kendilerine sağlanan menfaatleri elde
etmek istemektedirler.Devletin bu taahhütlerini yerine getirmemesi
borç verenlerin ekonomik hesaplarını bozmakta ve devlet borcunun
güvenliği konusunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.Normal
şartlarda devletin borç almak için kişilere ayrıca maddi garanti
vermesi beklenemez.Ancak eskiden devlet aldığı borca karşılık çok
defa maddi garanti göstermek zorunda kalmıştır.Bugün geçerliliği
olmayan bu tür garantiler; ayni ve şahsi garantiler olarak ifade
edilmektedir.Uygulamada ise devlet borçlarında garanti; paranın
değerinin düşmesine karşı ve enflasyona karşı önleyici garantiler
şeklinde incelenebilir.
II.DEVLET BORÇLARINDA
GARANTİ
• -Ayni garanti: Devletin borçlanmaya karşılık bir mal ya da belirli gelir
kaynağını göstermesidir.Bu garanti şekli en eski uygulamalarında ve
kamu kredisinin henüz gelişmediği dönemlerde hükümdarların
menkul değerlerini (taç,taht,mücevherler gibi…) ya da daha
sonraları bir bölgenin bir şehrin vergi gelirlerini borçlanmaya karşılık
göstermesi şeklinde olmuştur.Bu uygulamanın en canlı örnekleri
Birinci Dünya Savaşından sonra Avusturyanın borçlarına karşılık
gümrük ve tütün tekeli gelirlerinin teminat olarak gösterilmesiyle,
Osmanlı İmparatorluğu’nun ünlü “Düyun-Umumiye”sidir.
• -Şahsi garanti:Bir devletin bir başka devlete kefaletine denir;
uygulamada daha az görülen bir garanti şeklidir.Daha çok himaye
altındaki yarı bağımsı devletlerin istikrazları bu şekildeki kefalet ile
çıkarılmıştır.Örneğin 1884 yılında Tunus Hükümetinin yaptığı
borçlanma Fransa’nın kefaletiyle olmuştur.
• Günümüzde devlet borçlarında garanti alacaklıların hakkının
garantisi ve enflasyona karşı garanti olarak iki ana başlık altında
incelenebilir.
II.DEVLET BORÇLARINDA
GARANTİ
•
•
•
•
•
•
•
•
1-Alacaklıların Hakkının Garantisi:
Bu garanti özellikle devlet tahvillerinin kendileri için yüksek faizli bir servet unsuru
olduğuna inanan kişilerin bu servet unsurlarını vadesinden önce elden çıkarmak
zorunda kalmaları ya da tahvil değerlendirmelerinden yararlanamamaları risk ile
ilgilidir.Buradaki garanti erken ödemeye ya da konversiyona başvurulmaması
garantisidir.Konversiyon veya borçların değiştirilmesi borç yükünün hafifletilmesini
öngören bir işlemdir.Devlet tahviline para bağlayacak olanlar bu alanda yapılacak olan
değişikliklerden
rahatsız
olacaklarından
dolayı
verilecek
garanti
önem
taşımaktadır.Ülkemizde çıkarılan bütün tahvillerde garanti konusunda hüküm
bulunmaktadır.
2-Enflasyona Karşı Garanti:Paranın satın alma gücündeki düşmeler karşısından
nominal borç miktarında meydana gelen düşüşlerin ne biçimde garanti edileceğidir.Bu
garantiler aşağıdaki şekillerde uygulanmaktadır.
a-Tahvil değerindeki düşmelere karşı garanti
b-En yüksek faydayı alma garantisi
c-Altın garantisi
d-Fiyat endeksleriyle ayarlama garantisi
e-Sağlam dış para garantisi (kambiyo garantisi)
II.DEVLET BORÇLARINDA
GARANTİ
•
•
•
a-Tahvil değerindeki düşmelere karşı garanti
Bu garanti Hazine’nin ihraç ettiği borç senetlerinin faizlerini değişken faizler
haline getirerek borçların piyasada değerinin düşmesini engellemesi
şeklinde sağlanmaktadır.Böylece devlet borcuna olan güvenin artırılması
hedeflenmektedir.
b-En yüksek faydayı alma garantisi
Faizlerin piyasada aşırı yükselmesi ve borçlanmada zorluk çekilmeye
başlanması durumu devleti daha uygun şartlarda yeni tahviller ihraç etmeye
zorlamaktadır.Nitekim bu garanti kapsamında devlet, daha önceden
çıkardığı tahvillere daha sonra çıkaracağı tahvillere sağlayacağı ilave
faydaları sağlamayı garanti etmektedir.Devlet, eski tahvil sahiplerinin
mağdur olmaması için çıkarılacak yeni tahvillerle eski tahvilleri değiştirir ve
bunda önceliği eski alacaklılara tanıyarak daha sonra yeni alıcılara yönelir.
c-Altın garantisi
Bu uygulamada tahvillerin satın alma güçlerinin korunması amacıyla altın
değeri esas alınmaktadır.Buna göre tahvillerin bedeli dönem başında ne
kadar altın karşılığı ise,dönem sonunda da aynı miktarda altın karşılığı
olmaktadır.Böylece altının fiyatı tahvilin bedeli için bir çeşit indeks görevi
yapmaktadır.
II.DEVLET BORÇLARINDA
GARANTİ
• d-Fiyat endeksleriyle ayarlama garantisi
Bu garantiye göre tahvilin fiyatı bazı malların fiyatına göre
ayarlanmaktadır.Dönem içinde fiyat endeksleri meydana gelen
değişmeleri yansıttığından böylece tahvile yatırılan paranın satın
alma gücü korunmuş olmaktadır.
• e-Sağlam dış para garantisi (kambiyo garantisi)
Endeksli tahvil türlerinden olan döviz endeksli tahvil sahibi olan kişi
bu tahvili milli para ile satın almakta faiz ve anapara ödemesi de
kendilerine o tarihlerde geçerli kurlar üzerinden yine milli para
cinsinden yapılmaktadır.Böylece tahvil fiyatlar genel seviyesi veya
altın
fiyatı
gibi
yabancı
para
endeksine
bağlanmış
olmaktadır.Endeksli tahvil uygulaması özellikle kronik enflasyonun
yaşandığı ve milli paranın sürekli olarak değer kaybettiği ülkelerde
başvurulan bir yöntemdir.Dövize endeksli tahvillerde döviz değeri
arttıkça tahvillerin de değeri artacaktır.Böylece milli parada zaman
içinde enflasyondan dolayı meydana gelecek değer kaybı bir ölçüde
telafi edilmiş olacaktır.
III.BORÇ YÖNETİMİ
• Borç yönetiminin birçok tanımını yapmak mümkündür.En geniş
şekilde borç yönetimi gerekli olan fonları oluşturmak risk maliyet
amaçlarına ulaşabilmek ve etkili bir devlet borç senetleri piyasası
geliştirmek ve sürdürebilmek gibi amaçlara ulaşabilmek için
hükümet borçlarının yönetimine yönelik bir strateji oluşturma ve
yürütme sürecidir.Bir başka tanıma göre borç yönetimi bir ülkenin
ekonomi politikasına yardımcı olmak ve ekonomik dengenin
korunması amacıyla kamu borçlarının miktarında ve bileşiminde
değişiklik yapmaktır.Borç yönetimi artık ekonomi politikasının bir
aracı olarak görülmekte ve kamusal gelir elde etme amacına ilave
olarak daha farklı amaçlara da hizmet etmektedir.
• Borç yönetimini tanımlarken karşımıza çıkan bir diğer tanımlama
pasif ve aktif borç yönetimidir.Pasif borç yönetimi;mevcut
istatistiklere dayanarak borçlanmanın zamanlamasına, miktarına ve
kullanılacak enstrümanlara ilişkin karar verme süreci; Aktif borç
yönetimi ise pasif borç yönetiminin yanı sıra borcun özellikle faiz ve
kur riskine karşı korunmasını içeren risk yönetim tekniklerinin
kullanılması sürecidir.
III.BORÇ YÖNETİMİ
• Ülkemizde bilimsel anlamda bir borç yönetiminin uygulanmadığı
,çoğu zaman bütçe açıklarının borçlanmaya gitmek için yeterli
sebep sayıldığı ve vergilendirme, giderleri azaltma hatta açık
finansman gibi alternatiflerle karşılaştırmanın yapılmadığı,ödeme
içinde
geri
ödeme
planlarının
tek
kriter
olarak
belirlendiği,ödemelerin ekonomik yönünün hiç düşünülmediği
yönünde geçmişte eleştiriler getirilmiştir.Ancak 2002 tarih ve
4749 sayılı “Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin
Düzenlenmesi Hakkında Kanun” ile borç yönetimi artık çağdaş
bir görünüm kazanmıştır.
Bu kanunla ülkenin kalkınma hedeflerini dikkate alarak
piyasalarda güven ve istikrarı koruyarak ve makroekonomik
dengeleri gözeterek,devletin iç ve dış borçlanmasına hibe
almasına borç ve hibe vermesine nakit yönetiminin maliye ve
para politikaları ile koordineli bir şekilde yürütülmesine,verilecek
garantilerin bu borçlanma ve garantilerden doğan finansal
alacaklar ile devlet iç ve devlet dış borcunun etkin bir şekilde
yönetimine ve izlenmesine, ve Müsteşarlık tarafından üstlenilen
her türlü mali yükümlülüğün geri ödenmesi,ilgili bütçe
hesaplarına kaydedilmesi ve raporlanmasına ilişkin usul ve
esasları düzenlemektir.
III.BORÇ YÖNETİMİ
Kamu borç yönetimi temel iki ilke üzerine
kurulmuştur;
• Makroekonomik dengeleri gözeterek para ve
maliye politikalarıyla uyumlu sürdürülebilir,
saydam ve hesap verilebilir bir borçlanma
politikası izlenmesi
• Finansman ihtiyaçlarının iç ve dış piyasa
koşulları ve maliyet unsurları göz önüne alınarak
belirlenen risk düzeyi çerçevesinde uzun vadede
mümkün olan en düşük maliyetle karşılanması.
III.BORÇ YÖNETİMİ
• Borçlanmanın
hukuki
boyutu
kanunla
yapılabilmesi zorunluluğundan doğmaktadır.Bu
nedenle devlet mali işlerini belirli bir hukuki
düzen
içerisinde
yürütmektedir.Devletin
egemenlik gücüne dayanarak borçlanmasının
kanun konusu olduğu ve yasama organı
tarafından onanması gereği vergilemede olduğu
gibi anayasada da teminat altına alınmıştır.Bu
nedenle
borçlanmaya
ilişkin
hukuki
düzenlemeler
miktar,kaynak
ve
nereden
borçlanacağı gibi hususlar çerçevesinde borç
alan ve veren açısından önem kazanmaktadır.
III.1. DEVLET BORÇLANMASINDA
YETKİ
•
Devlet borçlanmaya giderken bütçe ve özel bir borçlanma kanunuyla yetki
almak zorundadır.Bu kanunda devletin borçlanabileceği üst limit
belirlenmektedir.Devletin bütçe kanunuyla ilgili aldığı yetki vergide olduğu
gibi bir zorunluluk değil bu konuda alınmış bir izindir.Ancak uygulamada
hükümetlerin borçlanma kanunlarını genellikle bütçe kanunuyla birlikte
geçirdikleri görülmektedir.Borçlanma yetkisi çoğunlukla hükümet ve/veya
bağlı kurum ve kuruluşlara verilmektedir.Parlamento tarafından kabul
edilmiş yetki sınırları içerisinde ihraç edilecek devlet tahvilleri konusunda
hükümete tanınacak yetkinin en başında faiz oranının belirlenmesi
gelmektedir.Ayrıca ihraca konu olacak tahvillerin türlerinin tespiti de
hükümete tanınan yetkiler arasındadır.Örneğin; devlet tahvillerinin kaç
tertipte ve kaç seri halinde çıkarılacağı ve vadelerinin tespiti gibi hususlar
hükümetçe kararlaştırılır.Görüldüğü gibi her türlü yetkinin parlamentonun
elinde
olması
milletin
hükümranlığının
etkisi
olarak
ortaya
çıkmaktadır.Ancak yetkinin parlamentoca kullanılacak olması ve bu konuda
bir sınırlama olmaması ülke kaynaklarının savurgan bir biçimde
kullanılmasına da neden olabilmektedir.Bu nedenle bu konuda anayasalara
borçlanma yetkisini sınırlayıcı kuralların getirilmesi hususu çeşitli ülkelerde
tartışılmaktadır.
III.1. DEVLET BORÇLANMASINDA
YETKİ
• Ülkemizde borçlanma yetkisinin kullanımı çıkarılan kanunlar
ölçüsünde yürütülmektedir.Bunlar, kısa ve uzun vadeli borçlanma
yetkisi sağlayan kanunlar yanında,Merkez Bankası Kanunu,Bütçe
kanunu,Devlet yatırım bankası kanunu,KİT kanunları çerçevesinde
yürütülmektedir.
• Ülkemizde borçlanma yetkisi ilgili kanunlar çerçevesinde 1985 yılına
kadar Maliye Bakanlığı tarafından kullanılırken 1987 Mali yılı Bütçe
kanunuyla bu yetki Hazine Müsteşarlığı’na devredilmiştir.1986
yılından itibaren borçların anapara ödemeleri bütçe dışına
çıkartılmış ve tamamen Hazine Müsteşarlığına devredilmiştir.Ayrıca
1978 mali yılı bütçe kanunuyla birlikte bütçe açığı miktarı kadar iç
borçlanma yetkisinin iki katına kadar arttırılabilmesi imkanı
getirilmiştir.Yine 1986 yılından itibaren bütçe açığının iç
borçlanmayla karşılanacağı hükmü net borçlanma 3.maddeyle net
borçlanma hasılatı karşılanacaktır şeklinde değiştirilmiştir.
III.1. DEVLET BORÇLANMASINDA
YETKİ
Borçlanma yetkisinin kullanımında şu anda tek yetkili olarak gözüken
Hazine Müsteşarlığı,4749 sayılı Kanun çerçevesinde kendisine verilen
borçlanma yetkisini bütçe kanunlarından aldığı yetki ölçüsünde
kullandığı görülmektedir.2000’li yıllara kadar borçlanma yetkisinin tek
patronu siyasi iktidar olmuştur.Diğer taraftan, bu yetkiyi kendi alt
birimlerine de öylesine dağıtmıştır ki, bazı kurumlar borçlandıkları
miktarın hesabını veremez hale gelmişlerdir.2001 krizinden sonra
borçların sürdürülebilirliği ile ilgili tartışmalar daha da önemli bir
boyuta taşınmıştır.Krizler sonucunda borç yönetiminin artık bir tek
merkezde toplanması fikri ağırlık kazanmış ve bu çerçevede 4749 sayılı
kanuni düzenleme gerçekleştirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti adına
Devlet iç borcu ve Devlet dış borcu almaya, Hazine geri ödeme
garantisi, Hazine karşı garantisi vermeye ve verilen garantilerin
şartlarında değişiklik yapmaya, dış finansman temini izni vermeye hibe
almaya, dış finansman imkânlarını dış borcun devri, anlaşmanın mali
şartlarına bağlı kalarak dış borcun ikrazı, dış borcun tahsisi yoluyla
kullandırmaya ve yeni malî yükümlülük yaratmaya, bu borç ve
yükümlülükler ile bunlardan kaynaklanan Hazine alacaklarını
yönetmeye Bakan yetkilidir. Bakan bu yetkisini ve bu Kanun ile
kendisine verilen görevlerin yerine getirilmesine ilişkin yetkilerinden
uygun gördüklerini ilgili bütçe yılında geçerli olmak üzere Müsteşarlığa
devredebilir. Yetki devri, Bakanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
III.2. DEVLET BORÇLANMASINDA
ESNEKLİK
• Kamu borçlarında devlet tek taraflı olarak borçlanmanın şartlarını bir
eşitlik olmaksızın belirlemektedir.Kamu borçlanmasında devlet borç
yönetiminde tek taraflı olarak ekonomik,sosyal ve siyasi şartları göz
önünde tutarak esnek bir borç yönetimi uygulamalıdır.Bu esnek borç
yönetimine “fleksibilite” denilmektedir.Gerçekten borç yönetimi
açısından fleksibilite konusu çok büyük önem taşımaktadır.
• Devlet borçlanmasında fleksibilite politikasının en etkili şekilde
uygulanabileceği devre yüksek konjonktür devresidir.Çünkü bu
devrede bütün ekonomik kuvvetler çalışmakta ve enflasyon baskısı
hissedilmektedir.Ekonomide enflasyonist baskıların şiddetlenmesi
için devletin alacağı tedbirler arasında fleksibil borç yönetimi önem
taşımaktadır.Devletin hangi kaynaklardan borç alması gerektiği
esnek borç yönetim politikasına göre belirlenir.Tasarrufların devlete
borç olarak verilmesi durumunda yatırımlar belirli ölçüde
etkilenir.Eğer devlet milli gelirin bir kısmını borç olarak alma gereğini
duyarsa ve buradaki amaç ekonomiyi etkilemek ve milli üretime katkı
sağlamak ise zorunlu borçlanmayı tercih etmesi gerekmektedir.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
• Türkiye ekonomisi 1990’lı yıllardan itibaren
sıklaşan aralıklarla krizlerle karşı karşıya kalmaya
başlamıştır.Borçlanma alanında yaşanan birtakım
sorunları gidermek üzere 4749 sayılı “Kamu
Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi
Hakkındaki Kanun” ile Analitik Bütçe ve Tahakkuk
Esaslı Muhasebe Yönetmelikleri çerçevesinde
hayata
geçirilmiştir.Bu
kanunla
getirilen
uygulamaya yönelik düzenlemeler hakkında
aşağıda bilgiler verilecektir.
• 1.Mali Disiplinin Artırılması
• 2.Şeffaflığın Arttırılması
• 3.Borç ve Alacak Yönetiminde Etkinliğin Artırılması
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
• 1.Mali Disiplinin Artırılması
a-Tek bir borçlanma otoritesinin belirlenmesi
b-Limit:
b.1.)Borçlanma limiti=Bütçe başlangıç ödenekleri toplamıTahmin edilen bütçe gelirleri
(Madde 5)Kanun kapsamında borçlanma limitine yönelik
olarak getirilen yenilikler şunlardır:Borçlanma limiti
değiştirilemez.Ancak borç yönetiminin ihtiyaçları ve
gelişimi dikkate alınarak,bu limit yıl içinde en fazla yüzde
beş artırılabilir.Bu miktarın da yeterli olmadığı durumlarda,
bu limit yıl içinde en fazla yüzde beş oranında
artırılabilir.Bu miktarın da yeterli olmadığı durumlarda,
ilave yüzde beş oranında bir tutar, ancak Müsteşarlığın
görüşü ve Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile
artırılabilir. Bütçenin denk olması durumunda da
borçlanma, anapara ödemesinin en fazla yüzde beşine
kadar artırılabilir.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
b.2)Garanti Limiti:Kanunun getirdiği düzenlemeler
öncesinde yılı Bütçe Kanunlarıyla tespit edilmiş garanti
limiti sadece yerel yönetimlere ve KİT’lere sağlanacak
hazine garantili kredi miktarı üzerine bir üst sınır
getirirken yeni düzenleme ile yap-işlet-devret projeleri
kapsamında sağlanacak garantiler de limite dahil edilmiş
bulunmaktadır.Garanti limitinin tutarı her yıl ilgili bütçe
kanununda yer alacak madde ile belirlenmektedir.
b.3) İkraz Limiti:Vadesinde nakden ödenenler hariç,
çeşitli kanunlara dayanılarak ikrazen ihraç olunan özel
tertip Devlet iç borçlanma senetleri bu limitin
hesaplanmasında dikkate alınmaz. Malî yıl içerisinde
ikrazen ihraç edilecek özel tertip Devlet iç borçlanma
senetlerinin limiti her yıl bütçe kanunlarıyla belirlenir.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
•
•
c- Dış proje kredilerinin bütçeleştirilmesi:Yatırım harcamalarına karşılık olarak
daha önce bütçe dışında yer alan ve dış kaynaklardan finanse edilen bu
krediler mali disiplini bozucu etkileri nedeniyle uluslar arası uygulamalarda
olduğu gibi kullanımdan önce bütçeleştirilmesi öngörülmüştür.Bu çerçevede
yeni uygulamada analitik bütçe kodlamasına göre finansman tipi sınıflamanın
içerisinde bir kalem olarak yer almaya başlamıştır.
d- Garantisiz Kamu Dış Borçlarına İzin Verilmesi: Kamu kuruluşlarının yurt
dışından sağlayacağı her türlü mali imkan Hazine Müsteşarlığı’nın iznine
tabidir.Ayrıca bu kuruluşların diğer kuruluşlar lehine verecekleri garantilerde
de Müsteşarlığın izninin alınması zorunludur.
2-Şeffaflığın Arttırılması:Borçlanma politikalarına ilişkin ortaya çıkan
belirsizlikler borçlanmada taraf olanlar tarafından bir risk olarak algılanmakta
ve bu da borçlanma maliyetlerinin üzerine bir risk primi adı altında ek bir
maliyet olarak yansımaktadır.Borçlanma politikalarının mali piyasalar
tarafından öngörülebilmesi risk priminin azaltılması açısından önem
taşımaktadır.Bu çerçevede Hazinenin borçlanma ve nakit yönetimi şeklindeki
uygulamalarına ilişkin bilgilerin çeşitli iletişim kanallarıyla kamuoyuna
duyurulması ve hazırlanan aylık borçlanma programlarıyla mali piyasaların bu
konuda
bilgilendirilerek
geleceğe
dönük
borçlanmalarına
yönelik
öngörümlemelerini arttırması sağlanmaktadır.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
Şeffaflığın borç yönetimindeki en önemli etkisi mevzuat karmaşıklığını
önleyerek uygulamadan kaynaklanan sorunları azaltmak ve kamu
finansmanına ilişkin hususları tek ve temel bir düzenleme çatısı altına almak
olmuştur.Dolayısıyla 4059,244,1267 ve 32 sayılı yasalar çerçevesinde
yürütülen borçlanma işlemleri yeni yasayla kolaylıkla izlenebilir hale
gelmiştir.
2.a)Risk Hesabı: Hazine nakit ve borç yönetiminde yaşanan sorunların
giderilmesi amacıyla garanti kapsamında ortaya çıkan yükümlülüklerin
ifasının yapılacağı bir risk hesabı Merkez Bankası nezdinde Hazineye ait
olmak üzere oluşturulmuştur.Hesaptan ödemeler hesabın kendi gelirleriyle
yapılmaktadır.Hesabın
gelir
kaynakları;
ikraz
ücretleri,garanti
ücretleri,kuruluşlarca yapılan geri ödemeler,hesap bakiyesine işletilen
nemalar ve bütçeden yapılan aktarmalardan oluşmaktadır.
2.b) Borç Yönetimi Raporu: Kanunla getirilen düzenlemeye göre bütçe
yılında sağlanan iç ve dış finansman imkanları,hazine garantileri,risk hesabı
işlemleri,alınan ve verilen hibeler,dış borç devir ve ikrazına ilişkin veriler ve
finansal piyasalara ve dış borç yönetimine ilişkin diğer veriler borç yönetimi
adı altında Müsteşarlıkça hazırlanıp ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına
gönderilmekte ve şeffaflığın gereği olarak da kamuoyunun bilgisine ve
erişimine sunulmaktadır.Ayrıca,Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu
bakanın özel gündemle yapacağı toplantıda yılda bir defadan az olmamak
üzere TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirmesi gerekmektedir.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
•
•
•
•
3-Borç ve alacak yönetiminde etkinliğin artırılması: Bu kapsamda
alınacak tedbirler kanunla düzenlenmiştir.Bu düzenlemeler çok kısa olarak
şu şekilde belirtilebilir.
3-a) İlke ve stratejilere yönelik genel esasların belirlenmesi:Bu kapsamda
finansman ihtiyaçlarının orta ve uzun vadede mümkün olan en düşük
maliyet ve makul düzeyde bir risk oranı çerçevesinde karşılanacağı,aktif risk
yönetiminin yapılacağı,şeffaflık ve hesap verilebilirliğin esas alınacağı ve
devlet adına tek bir borçlanma otoritesinin mevcut olacağı gibi esaslar ele
alınmıştır.
3-b)Risk yönetimi:Buna göre kamu borçlanmasına ilişkin risklerin tespit
edilebilmesi ve borçlanma politikalarının söz konusu riskler göz önüne
alınarak oluşturulması gerekmektedir.Bu çerçevede gerekli yasal
çerçevenin
ve
organizasyon
yapısının
oluşturulmasına
yönelik
düzenlemeler ise orta ofis oluşumu ve borç yönetim komitesi oluşumu
şeklindedir.
3-c)Hibe:Bu kapsamda AB’den alınacak hibeler dışında,T.C. Adına
savunma güvenlik amaçlı olanlar hariç her türlü hibenin alınmasında
Hazinenin bağlı olduğu bakan yetkili kılınmıştır.Verilecek hibelerde ise
Bakanlar kurulu yetkilidir.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
• 3-d)Kısa vadeli borçlanma:Kısa vadeli nakit açıklarının finansmanı
ve nakit yönetiminde etkinliğin artırılması için para piyasalarında
nakit işlem yapılması imkanı getirilerek borçlanmanın miktarı
aşağıdaki şekilde sınırlandırılmıştır.
İlgili yıl başlangıç bütçe ödenekleri toplamı x (1/100)
• 3-e)Nakit
fazlalarının
nemalandırılması:Hazine
hesaplarında
oluşacak nakit fazlalıklarını değerlendirmek amacıyla TC Merkez
bankası aracılığıyla nemalandırılmasına yönelik düzenleme
yapılarak aşağıdaki şekilde sınırlandırılmıştır.
İlgili yıl başlangıç bütçe ödenekleri toplamı x (1/100)
• 3-f)Vadesi geçmiş hazine alacaklarının tahsili:Bu çerçevedeki
hazine alacaklarının 6183 sayılı Amme Alacaklarının tahsili usulü
hakkında kanun hükümleri uyarınca tahsil edilmesine olanak
sağlanmıştır.
• 3-g)Uzlaşma müessesesi:Kanunla yürürlüğe girdiği tarihte mevcut
bulunan hazine alacakları karşılığında hesaplanan gecikme faiz ve
cezaları için; tahsil kabiliyetinin artırılmasını teminen bir defaya
mahsus olmak üzere uzlaşma imkanı getirilmiştir.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
• B-BORÇ YÖNETİMİNDE SORUMLULUK:
Borçların yönetiminden sorumlu olan Hazine
Müsteşarlığı’na bağlı Kamu Finansmanı genel
müdürlüğünün görevleri 3 ana birimde
toplanmaktadır.Kamu
finansmanı
genel
müdürlüğü devletin genel bütçe ile ilgili yurt dışı
ödemeler
saymanlığının
kurulması
ve
yönetilmesi görevlerine Dış Borç Genel Müdürü
Yardımcılığı aracılığıyla yürütür.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
•
C-DIŞ BORÇ YÖNETİMİ
1970’li yıllarda yaşanan iki petrol şoku petrol ithalatçısı diğer ülkeleri olduğu
gibi ülkemizi de olumsuz yönde etkilemiştir.Özellikle 1970’li yılların
ortalarından başlayarak kısa vadeli dış borçların nisbi oranı toplam dış borç
stoku içinde ciddi boyutlara ulaşmıştır.Bu çerçevede 1978 yılında yardım
konsorsiyumu ve ikinci petrol şokunun da etkisiyle ticari bankalarla borç
erteleme anlaşmaları yapılıp birtakım ticari borçlar devlet borcu kapsamına
alınmış,faizler de kapitalize edilerek anaparaya dönüştürülmüş ve dış borç
stokuna eklenmiştir.1980’li yılların başlarında piyasa ekonomisine geçişi
öngören istikrar programının uygulamada meydana getirdiği olumlu
gelişmeler ülkemizin fon sağlama imkanlarını arttırmıştır.Mevcut dış borç
stokunun artması sonucunda özellikle 1980li yılların sonlarına kadar büyük
ölçüde uluslar arası kuruluşlardan ve yabancı ülkelerden borçlanan Türkiye
1980’li yılların sonlarından itibaren uluslar arası sermaye piyasasından da
borçlanmaya başlamıştır.Türkiyenin dış borçlanmasına ilişkin en ciddi
değişikliklerden biri 1989 yılında dış borç yükünün azaltılarak dış
borç/GSMH oranının düşürülmesidir.Bu olumlu gelişmede Hazinenin büyük
etkisi olmuş ve o dönemde Hazine dış borçlanmanın dış borç servisiyle
sınırlandırılması ilkesini titizlikle uygulamıştır.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
• Genel olarak dış borçlanmaya yönelik iki farklı görüş
bulunmaktadır.Bunlardan biri dış borçlanmanın dış borç servisini
aşmayacak ve ülkenin kredibilitesini bozmayacak şekilde
yürütülmesi, ikincisi ise dış borçlanmanın artırılması ve buradan
sağlanacak kaynakla iç finansman sorununun çözülmesidir.Nitekim
ülkemizde 1993 yılından itibaren dış borçlanmanın artırılarak iç
finansman dengesizliklerinin bu kaynaklarla çözülmesi tercih
edilmiştir.Gerçekten de 1993 yılının ikinci altı aylık döneminde
ülkemizin dış borçlanması 10 milyar dolar artmıştır.Ancak bu altı
aylık dönem göstermiştir ki ancak iç dengesizliklerin çözülmesi
halinde üretken yatırımlarda kullanılmak üzere dış borçların
artırılması daha doğru bir tercih olarak ortaya çıkmaktadır.
4749 sayılı Borçlanma kanununun 7.maddesinde dış borç yönetimi
ile ilgili olarak “herhangi bir dış finansman kaynağından devlet dış
borcu sağlamaya ve mali dış koşulları da içerecek şekilde
borçlanma şartlarını tespite ve bu şartlar dahilinde mali yükümlülük
altına girmeye bakanın yetkili olduğu, dış devlet borçlarına ilişkin
anlaşmaların ve buna ilişkin her türlü hazırlık ve müzakerelerin
yürütülmesinin ise müsteşarlık tarafından yerine getirileceği” hüküm
altına alınmıştır.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
Yine müsteşarlık dış finansman kaynaklarını genel ve
özel bütçeler dışındaki kamu kurum ve kuruluşları ile
yatırım ve kalkınma bankalarına bir ikraz anlaşmasıyla
aktarabilir.Öte yandan aynı kanun 8.madde hükmüyle
kefalete ilişkin olarak Hazine garantileri sağlanmasına ve
sağlanan garanti şartlarında değişiklik yapılmasına dair
her türlü hazırlık,temas ve müzakerelerin müsteşarlık
tarafından yürütülüp sonlandırılacağını düzenlemiştir.Dış
finansmanla
gerçekleştirilen
projelerin
yatırım
programındaki yeri ve önceliği hususunda Kalkınma
Bakanlığı Müsteşarlığının görüşü alınır.
Merkezi yönetim dışında kalan mahalli idareler ve
bunlara bağlı kuruluşların, hazine garantisi altında dış
finansman imkanlarına ilişkin her türlü hükümlülüklerden
doğabilecek hazine alacaklarının geri ödenmesinden
müteselsilen sorumludur.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
•
D-İÇ BORÇ YÖNETİMİ
Türkiye’de iç borçlanmanın gelişimine bakıldığı zaman Cumhuriyetin ilk
yıllarından 1970’lerin sonuna dek iç borçlanmanın nadiren başvurulan bir
finansman aracı olduğu ve söz konusu borçlanmaların da ancak özel
borçlanma kanunları çerçevesinde gerçekleştirildiği görülmektedir.Her ne
kadar bütçe açıklarının finansmanı ülkemizde uzun yıllardır süregelen bir
problem olsa da hazine bonosu/devlet tahvili hükümetlerin tercih ettiği bir
finansman aracı olmamış, söz konusu açıklar genellikle Merkez Bankası
kaynaklarına başvurularak finanse edilmiştir.1980’den sonra bütçenin iç
finansman yoluyla finansmanında dikkate değer ölçüde bir artış olduğu
gözlenmektedir.1980 yılından sonra uygulanan ekonomik politikalar ve
siyasi tercihlere paralel olarak iç borç stokunun gerek yapısı, gerek
hacminde hızlı bir değişim gerçekleşmiştir.Devlet borçlanma kağıtlarının
merkez bankası kaynaklarına göre daha yoğun olarak kullanılmaya
başlandığı görülmektedir.2000 ve 2001 krizleri sonrasındaki süreçte de iç
borç stokunun arttığı görülmektedir.2002 yılından itibaren borç yönetimi bu
borç artışından fazla etkilenmemek için mali disipline ağırlık vererek
bütçede faiz dışı fazla,dövize endeksli borçlanma senetleri ile gönüllü
konsolidasyon uygulamalarını gündeme getirmiştir.
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
Ülkemizde iç borç yönetiminde zaman içinde kullanılan yöntemlere
baktığımızda bütçe finansmanında kullanılan devlet iç borçlanma senetleri
ve bütçe finansmanı dışında ihraç edilen özel tertip tahviller şeklinde ikili bir
sınıflandırmaya gitmemiz mümkündür.
-Bütçe finansmanında kullanılan iç borçlanma senetleri
•
•
•
•
•
•
İhale sistemiyle ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri
İskontolu senetler
Enflasyona endeksli senetler
Sabit faizli,kuponlu devlet tahvilleri
Değişken faizli devlet tahvilleri
Tap Sistemiyle İhraç edilen devlet iç borçlanma senetleri (Bu
yöntemle hazine belirli miktar ve vadelerle çıkaracağı tahvilleri
sürekli olarak satışa hazır tutar.)
• Doğrudan satış yöntemiyle ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri
• Halka arz yöntemiyle ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri
IV.TÜRKİYE’DE BORÇ YÖNETİMİ
-Bütçe finansmanı dışında ihraç edilen özel
tertip tahviller
• İkraz tahvilleri
• Tahkim tahvilleri
• Kur farkları karşılığı ihraç edilen tahviller
• Kısa vadeli avans borcu karşılığı ihraç edilen
tahviller
• Görev zararları karşılığı ihraç edilen tahviller
• Faiz ödemeleri karşılığı ihraç edilen tahviller
DEVLET BORÇLARININ ÖDENMESİ
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
• Borç servisi, iç ve dış borçlanmadan doğan anapara ile
faiz ve komisyon gibi giderlerin ödenmesi, mevcut bir
borcun vadesinin uzatılmasına ilişkin uygulamalar olan
erteleme,tahkim (konsolidasyon),mevcut bir borcun
faizinin değiştirilmesi (değiştirme,konversiyon),borçların
sermayeye dönüştürülmesi (borç-sermaye swap’ı) gibi
borç ödemeye ilişkin konulardan oluşmaktadır.Genellikle
borç servisini,borç yükünün normal (vadesi geldiğinde
mevcut faiziyle geri ödeme) ya da normal dışı yollara
başvurarak
hafifletilmesi
olarak
tanımlamak
mümkündür.Borç servisinin normal yolu,alınan borcun
anapara ve faizlerinin vadeleri geldiği zaman geri
ödenmesidir.Borç servisinin normal dışı yollarından birisi
tahkim
veya
aynı
anlamda
kullanılan
konsolidasyondur.Konsolidasyon
daha
ziyade
enflasyonist dönemlerde başvurulan bir yöntemdir.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
• Tahkimin kelime anlamı sağlamlaştırmadır.Bir borcun anapara
ve/veya faizinin vadesi geldiğinde geri ödenemeyeceği anlaşılırsa ya
borçlu tek taraflı olarak (zorunlu tahkim) ya da borçlu borç veren
anlaşarak (isteğe bağlı tahkim) vadeyi uzatmakta ve buna bağlı
olarak faiz de yükselmektedir.Borçların değiştirilmesi,borç yükünün
hafifletilmesi amacıyla, borçlunun ödeyeceği faiz oranında bir indirim
yapılması işlemini ifade eder.Değiştirme işleminde asıl olarak
borcun anapara tutarı ve vadesi değişmediği halde ödenecek faiz
miktarı değişir.Eğer değiştirme işlemi borçlunun tek taraflı kararıyla
yapılıyorsa zorunlu değiştirme,eğer borçlu ve alacaklının karşılıklı
anlaşması sonucu yapılıyorsa isteğe bağlı değiştirme söz
konusudur.Değiştirme işleminin tahkimden en önemli farkı şöyle
özetlenebilir: Tahkimin asıl amacı borcun vadesini uzatmak olduğu
halde,değiştirmeden güdülen amaç borç yükün hafifletilmesidir.Bu
çerçevede tahkimin enflasyonist ortamların,değiştirmenin ise
durgunluk dönemlerinin uygulaması olduğunu belirtmek doğru
olacaktır.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
• Borcun sermayeye dönüştürülmesi ya da
borç-sermaye
swapı;
borçlunun
borcu
karşılığında
sahip
olduğu
bazı
ticari
kuruluşlardaki sermaye paylarını alacaklıya
vermesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.Böylece
borç ödenmiş olurken söz konusu kuruluşlardaki
sermaye
pay
sahipliği
el
değiştirmiş
olmaktadır.Bu işlem,1980’li yıllarda dış borç
ödeme bunalımına giren Güney Amerika ülkeleri
tarafından,alacaklıları olan bankalarla birlikte
yaygın bir şekilde uygulanmıştır.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
• Olağanüstü Borç Yönetimi İşlemleri:
• Konsolidasyon(Tahkim):Tahkimi basit olarak kısa vadeli borçlanma
tahvillerinin uzun vadeli veya süresiz borç tahvillerine
dönüştürülmesi olarak tanımlamak mümkündür.Bu işlemde yeni bir
borç söz konusu olmamakta, eski borcun miktarı değişmeksizin
borcun koşullarında değişiklik yapılmaktadır.Bu değişiklik alacaklıya
yeni çıkarlar sağlamak (genellikle daha yüksek faiz oranı
gibi.)şeklinde olmaktadır.Konsolidasyon çeşitleri şunlardır:
• a)İsteğe bağlı tahkim: İsteğe bağlı tahkimde alacaklılara devletin
kısa vadeli borçlarını uzun vadeli borçlarla değiştirmek veya parasını
geri istemek arasında seçim hakkı tanınır.Uygulamada iki şekilde
görülmektedir.Birincisi uzun vadeli borçlanmaya giderek elde ettiği
paranın bir kısmını veya tamamını devlet kısa vadeli borçlarını
ödemeye ayırır,ikincisinde ise bir kısım vadesi gelmiş borç
senetlerinin para karşılığı yeni tahvil senetlerinin satın alınmasında
kabul edilebileceğini duyurur.Uygulamada en çok karşılaşılan tahkim
şekli de budur.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
b)Zorunlu tahkim:Zorunlu tahkimde, devlet tek taraflı olarak hareket
ettiğinden,alacaklıya eski borç senetlerini yeni borç senetleri ile
değiştirip değiştirmemek konusunda hiçbir seçme hakkı
tanımaz.Ancak cebri konsolidasyon devletin itibarı bakımından
olumlu bir uygulama olmayıp tasarruf sahiplerinin devlete tekrar borç
vermesi
gerektiğinde
devlet
bundan
olumsuz
etkilenmektedir.Konsolidasyonun üç farklı etkisi bulunmaktadır.
– Konsolidasyon uygulaması hazineye bir rahatlık sağlar.Böylece
vadesi yaklaşan veya gelmiş olan senetlerin vadeleri uzadığında
hazine yeni bir kaynak bulmuş gibi olur ve belli bir ödeme
planına göre uygun zamanlarda öder.
– Alacaklıların kaybolan menfaatleri karşılığında yeni menfaatler
sağlar ve bu da hazineye ilave yükler getirir.
– Piyasaya aniden çıkacak olan para akımını önleyerek
deflasyonist etkilere yol açabilir.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
•
•
•
•
•
•
•
Konversiyon:Borç yükünü hafifletmek amacıyla başvurulan bir
uygulamadır.Konversiyon uygulaması ile faiz oranı yüksek olan tahviller
daha düşük faizli tahvillerle değiştirilir.Özellikle borç sözleşmesinde ve
borçlanmaya yetki veren kanunda ihraç edilecek tahvillerin erken ödemeye
veya borçların değiştirilmesine gidilemeyeceği konusunda hüküm varsa bu
tahviller yenisiyle değiştirilemez.
Piyasadaki uygun koşullar piyasa faiz haddini düşürme yönünde ise devlet
ana para miktarını değiştirmeksizin borçların faiz yükünü azaltmaya
gidebilir.Devletin borçların değiştirilmesi işlemine girişmesi için belli
koşulların bir araya gelmesi gerekir.Bu koşulları şöyle sıralayabiliriz:
-Konversiyona girişmek için önce piyasada eski borçlanmaya kıyasla daha
düşük bir faiz oranının oluşmuş olması gerekir.
-Konversiyon için,devletin mali koşullarının bu işlemler için uygun olması
gerekir.
-Konversiyon işleminin açık ve basit bir teknikle yapılması gerekir.
-Konversiyon işlemini kolaylaştırmak için,yeni çıkarılan tahvillerin,piyasa faiz
haddinin biraz altında olması gerekir.
-Konversiyonun özellikle ekonomik durgunluk dönemlerinde başvurulan bir
uygulama olduğu ifade edilebilir.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
Konversiyon çeşitleri:
1-Zorlayışlı ve İsteğe bağlı olma yönünden (Cebri-İhtiyari)
Zorlayışlı konversiyon,tahvil sahibinin arzusuna bakılmaksızın evvelce
çıkartılmış olan yüksek faizli tahviller, sonradan çıkartılmış bulunan düşük
faizli tahvillerle değiştirilir.İsteğe bağlı konversiyonda devlet alacaklıları
ellerindeki tahvilleri çıkarılan tahvillerle değiştirmeye davet eder veya onların
tahvillerinin nominal değerlerini ödeyeceğini bilir.
2-Borç sözleşmelerinin değiştirilmesi şekilleri yönünden konversiyonlar
-Başa baştan yapılan konversiyon:Bu konversiyon şekli en basit olanıdır.Bu
usulde,100 tl nominal değerli %5 faizli bir tahvil, nominal değerini
değiştirmeksizin, örneğin %4 faizli yeni bir tahville değiştirilir.
-Başa başın altında konversiyon:Bu tür konversiyon nominal borç
miktarını artırarak faiz haddinde bir miktar indirim yapmak suretiyle
gerçekleştirilir.Örneğin %10 faizli eski bir tahvilin piyasada 100 tl’den işlem
gördüğünü düşünecek olursak bunun nedeni cari faiz oranının %8 olması
yani tasarruf sahiplerinin borsa rayici üzerinden alacakları menkul değerlere
ancak %8 bir gelir sağlayabildikleridir.Böyle bir durumda devlet eski
tahvillerini başa baş ihraç fiyatı ve %8 faizli yeni tahvillerle değiştirebilir.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
-Kademeli Konversiyon:Bu çeşit konversiyonda daha önce çıkarılan
tahvillerin
faiz
oranları
piyasadaki
faiz
oranına
birdenbire
indirilmez.Kademeli bir yol izlenir.Bunun anlamı, konversiyon nedeniyle
tahvil sahiplerinin uğrayacakları kaybı aniden hissettirmemektir. Örneğin
piyasadaki cari faiz oranı %3,5 ise %5 faizli tahviller birinci yılda %4,5 ikinci
yılda %4 üçüncü yılda %3,5e indirilmektedir.Ya da bir yıl eski faiz %5
ödenip bir yıl sonunda doğrudan %3,5’a geçilebilir.
-Fark isteme suretiyle konversiyon:Bu tür konversiyonda, tahvil sahipleri
hem de gelir düzeylerinde bir değişme olmaması için piyasa faiz
oranlarındaki düşmeye karşılık, belirli bir ölçüde ana para fazlası ödemeye
çağrılmaktadır.Örneğin, devletin piyasada mevcut %6 faizli borcu yeni faiz
haddi olan %3 faizli borçla değiştirmek istediği durumda devlet 100 milyon
tl’lik borç için 3 milyon liralık faiz ödemekten kurtulacaktır.Devlet alacaklılara
ellerindeki tahvillerin ya erken itfasını kabul etmek ya da vereceği iki adet
100 liralik %3 faizli tahvil yerine kendisine bir adet %6 faizli tahvil ile birlikte
1000 lira da nakit verilmesi arasında tercih yapmaya çağırabilir.Bütün
alacaklılar bu çağrıyı kabul ederlerse alacaklıların faiz geliri ve devletin faiz
yükü değişmemesine karşın borç yükü bir kat yükselmiş olur.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
• Moratoryum
(Borçların
durdurulması
veya
erteletilmesi):Vadesi gelmiş olan borçlara ilişkin herhangi
bir yasa,mahkeme kararı,borçlu ve alacaklılar arasında
bir anlaşma olmaksızın doğrudan doğruya borçlunun tek
taraflı kararıyla borç ödemesinin durdurulması ya da
ertelenmesidir.Moratoryum esas itibariyle dış borçlarla
ilgilidir.Ancak iç borçlarla ilgili olarak da moratoryum söz
konusu olabilir. Devletler içine düştükleri yoğun döviz
darboğazı dolayısıyla dış borçlarının ana para ve
faizlerini ödeyemeyeceklerini ilan ettiklerinde, borçlularla
alacaklılar arasında bir anlaşma yapılarak borçların
vadesinin uzatılması işlemi de moratoryum olarak
adlandırılır.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
• Konversiyon her zaman net bir kazanç olmamaktadır.Devlet
tahvillerinin getirileri her türlü vergiden muaf değilse, azalan faiz
ödemeleri nedeniyle vergi matrahında da bir azalma meydana
gelmektedir.Bu nedenle, devlet için net kazanç tasarruf edilen faiz
ile mahrum kalınan vergi arasındaki farktan ibarettir.Ayrıca
konversiyon, gelir dağılımında denge sağlayıcı da bir rol
üstlenmektedir.Çünkü konversiyonun başarılı olması durumunda,
borç yükünde bir azalma meydana getirerek, milli gelirin dağılımını
olumlu yönde etkileyebilir.
• Borcun reddi:Devletin tek taraflı bir kararla mevcut borcunun
tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırdığını bildirmesi
demektir.Burada borç tek yönlü olarak ortadan kaldırılmakta yani
silinmektedir.Genellikle borç reddi rejim değişikliklerinde veya
olağanüstü siyasi olaylar sonucu ortaya çıkmaktadır.Borcun reddi
esasta hem iç hem de dış borçlar için olabilir.Günümüzde devletin iç
borçları reddetmesi pek karşılaşılan bir durum değildir.Devlet
böylesine sert tedbirlere başvurmadan da iç borçları ortadan
kaldırabilme imkanına sahiptir.
DEVLET BORÇLARININ ÖDENEMEMESİ
(OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ İŞLEMLERİ
Devletin iflası: Siyasi,askeri ve iktisadi krizler sonucunda,
borçlarını ödeyemeyecek duruma düşen ülkeler borç veren
ülkelerle anlaşmalar yapmak suretiyle, borç durumunu yeniden
düzenleme yoluna gitmektedirler.Çeşitli nedenlerle borçlarını
ödemeyecek
duruma
düşen
devletin
mali
iflası
söz
konusudur.Yapılacak anlaşmalar sonucunda alacaklıların ağır
şartlarını ve garanti isteklerini kabul ederek, mali ve siyasi
bağımsızlıklarından fedakarlık ederler.Çünkü alacaklılar geri kalan
alacakları karşılığında teminat garantisi isterler.Bu teminat borçlu
ülkelerin bir kısım gelir kaynaklarının borçların ödenmesine
tahsisini de getirebilmektedir.Yabancı alacaklılar bununla da
yetinmeyip teminat olarak gelir kaynaklarının kendileri tarafından
kontrolünü hatta idaresini şart koşarlar.Osmanlı devleti döneminde
ülkemizde Düyun-u Umumiye idaresi kurulmak suretiyle bir kısım
gelir kaynaklarının kontrolü ve idaresi yabancı alacaklıların eline
geçmiştir.
Devletin Borç Yükü ve Gelecek
Kuşaklar
• Borç yükü; Bir ülkenin belirli bir dönemdeki toplam borç stokunun o
dönemdeki GSMH’ye oranını ifade etmektedir.Borçlanma faizlerinin
bir gider kalemi olarak kabul edilmesi her hem borç stoku hem de
borç yükü açısından geçerlidir.Borçlanmanın milli geliri azaltıcı
etkisinden dolayı bu kavram toplum refahını azaltıcı etkilere de yol
açmaktadır.Borç yükünü daha çok dış borçlar meydana getirirken bu
yükün gelir dağılımı üzerindeki etkilerini ise daha çok iç borçlar
ortaya çıkarmaktadır.Devlet borçlarının alındığı dönem ile ödendiği
dönemler birbirinden farklı dönemler olmaktadır.Bu bağlamda borç
yükünün borcun alındığı dönem kuşaklarına mı yoksa ödendiği
dönem kuşaklarına mı yüklenileceği konusunda üç farklı görüş
vardır.Birinci görüş borç yükünün borçlanmanın yapıldığı dönemdeki
kuşaklarca taşınması gerektiği,ikinci görüş ise borçlanmanın
yükünün borcun yapıldığı dönemdeki kuşaklar üzerinde kalacağını
savunmakla birlikte borçlanmanın kaynağı konusunu birinci görüşten
farklı ele almaktadır.Üçüncü görüş ise borç yükünün borçlanmanın
yapıldığı dönemdeki kuşaklara kalmayıp gelecek kuşaklara
geçeceği ya da geçmesi gerektiğidir.
Devletin Borç Yükü ve Gelecek
Kuşaklar
• Klasik maliye anlayışını savunan yazarlar özellikle D.Ricardo birinci
görüş çerçevesinde toplumun tümü için gelecek kuşaklara bir yükün
söz konusu olmadığını çünkü verginin ve borçlanmanın aynı şey
olduğunu, borcun yükünün borçlanmayı yapan kuşaklarca
taşındığını savunmuşlardır.Keynezyen görüş borç yükünü reel
kaynak maliyeti yönünden ele almaktadır.Buna göre borçlanma ile
ekonomiden kaynaklar transfer edildiğinden borcun yükü
borçlanmaya gidilen zamanın nesli üzerinde kalmaktadır.Bu görüşü
savunan yazarlar borçlanmanın tasarruflardan değil tüketimden
yapıldığını ileri sürerek klasik görüşten ayrılmaktadırlar.Üçüncü
görüşü savunan Kamu tercihi ekolünün en önemli temsilcilerinden
biri olan J.Buchanan’a göre,bireyler devlet tahvillerini gönüllü olarak
aldıklarından borç yükünü hissetmezler.Çünkü tahvil satın almakla
elde edecekleri faiz gelirini göz önünde bulundururlar.Ancak şimdiki
neslin isteyerek satın aldıkları devlet tahvillerinin faizini gelecek nesil
istemeyerek ödeyeceği vergilerle finanse edecektir.Bu durumda
Buchanan’a göre borç yükü reel bir yük olan vergilerle gelecek
nesillere transfer edilebilmektedir.
Devletin Borç Yükü ve Gelecek
Kuşaklar
• Borç yükünün dağılımı ve gelişimi:
Borç yükü incelemelerinde sağlanan fayda dikkate alınmadan önce
bazı rasyolar kullanılmaktadır.İç borçlar açısından bu rasyolar; iç
borç servisi/GSMH, İç Borç Stoku/GSMH, ve iç borç servisi/konsolide
bütçe giderleridir.Dış borçlar için kullanılan rasyolar da; dış borç
servisi/toplam döviz gelirleri, dış borç servisi/GSMH, dış borç
stoku/GSMH ve dış borç servisi/ihracat gelirleri gibi rasyolardır.Söz
konusu rasyolara ilişkin bilgilere aşağıdaki tabloda yer verilmiştir.
-Borç yükünün ülke nüfusuna dağılımı:Dış borca ait anapara
taksitleri ile faiz ödemeleri,ödeyen ülke için GSMH’yı dolayısıyla
refah gelişimini azaltıcı etkiye sahiptir.Öte yandan borcun alınışı
GSMH’ya dolayısıyla iktisadi refah gelişimine bir ilave sağlamaktadır.
-Borç yükünün GSMH’ya oranı: Toplam dış borçların GSMH’ya
oranı genellikle bir ülkenin kredibilitesinin ölçülmesinde kullanıldığı
gibi risk ve borç yükü analizlerinde de genel bir ölçüt olarak
değerlendirilmektedir.Dış borçların GSMH’dan daha hızlı büyümesi
bu oranın yükselmesine neden olur ve genellikle borç yükünün
arttığını gösterir.Bu durum bir süre sonra dışarıya kaynak akışı olarak
gerçekleşmeye başlar.
Devletin Borç Yükü ve Gelecek
Kuşaklar
• Borç Yükü ve Faiz Ödemeleri:Borç yükünde bir diğer önemli
konuda faiz ödemelerinin durumudur.Çünkü genelde faiz ödemeleri
ülkede
yaşayan
vatandaşların
ödediği
vergilerle
gerçekleştirilmektedir.İç borçlanmada bu durum sadece borç
vermeyen vatandaşların borç veren vatandaşlara bir kaynak
aktarımı şeklindedir.Dış borçlanmada ise durum GSMH,nın dışarıya
aktarılması olarak karşımıza çıkmaktadır.Bir yerde ülke içinden, ülke
dışına net kaynak transferi gerçekleşmekte ve böylece GSMH’da
azalmaya neden olmaktadır.
• Türkiye’de Borç Yükü:Daha önce değinildiği gibi iç borçlarda
Devletin (Hazinenin) tüm borçları stoka dahil edilirken dış borçlarda
Devletin yanı sıra özel kesimin de borçları stoka dahil
edilmektedir.Nitekim bu amaçla Hazine’de bir “borç kütüğü”
tutulmakta ve bir yıldan uzun vadeli bütün dış borçlar (özel kesim
borçlanması dahil) bu kütüğe tescil edilmektedir.Ülkemizde
borçlanmaya yönelik alınan tedbirler neticesinde son yıllarda borç
yükünün azaldığı görülmektedir.

similar documents