nüfus büyüklüğü

Report
NÜFUS COĞRAFYASI
Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ
Nüfus ve Önemi
• Siyasal Yönüyle Nüfus
• Nüfusun siyasal bir güç kaynağı olduğu
düşüncesi eskilere dayanmaktadır.
• Geçmişte ve günümüzde geri kalmış bölge
toplumlarında genç erkek çocuk sayısı güç
kaynağı olarak görülmektedir.
• Geçmişte uluslar arası ilişkilerde nüfus, siyasal
bir güç kaynağı olarak düşünülmüştür.
• Günümüzde de, ekonomik olarak gelişmiş ve
teknolojik olarak ileri devletlerden fazla
nüfuslu olanları, avantajlı bir konumdadır.
• Uzun yıllardan beri Batı ülkelerinin izledikleri
nüfus stratejileri (benimsedikleri nüfus
politikası) şöyle özetlenebilir:
• Geniş (büyük) ülke+Fazla nüfus= Güçlü Devlet
• Bu görüş esas önemini sanayi devrimi ile
kazanmıştır.
• Üretim artışının sürdürülebilmesi, birtakım
teşvik edici faktörlerin devamlılığı ile
olanaklıdır.
• Bunlar; fazla işgücü, satın alma gücü yüksek
pazarlar ve bol ucuz hammadde kolaylıkları
olarak sıralanabilir.
• Batı ülkeleri, geçmişte fazla işgücü bulmakta
pek zorluk çekmiyorlardı. Çünkü nüfusları hızlı
artıyordu.
• Ancak pazar bulmak ve ucuz hammadde
sağlamak bakımından, mutlaka geri kalmış
ülkeleri sömürgeleştirmeleri gerekiyordu.
• Portekiz, İspanya İngiltere, Fransa, Hollanda
başlıca sömürgeci ülkelerdir.
• Çarlık Rusya (SSCB, Rusya); Orta Asya, Batı
Türkistan, Sibirya, Kafkas ülkeleri, Doğu Avrupa
ve Baltık ülkelerini işgal etti.
• Almanya, giderek artan nüfusuna hayat
sahaları bulmak amacıyla, nüfusu çok fakat
arazisi küçük ülkelerin, çevreye genişleme
hakkı vardır (Lebensraum) ütopyasının
etkisinde kalarak I. ve II. Dünya savaşlarına
sebebiyet vermiştir.
• Bütün bu yayılma ve genişleme hareketi şu
köklü nedene dayanıyordu: Avrupa’da sanayi
devriminden kaynaklanan hızlı nüfus artışı,
artan nüfusa yeni hayat ve faaliyet alanları
bulmak ve gelişen sanayilerin hammadde
kaynaklarını güvence altında tutmak.
• Batılı ülkeler, XVI. Yüzyıl sonlarından, II. Dünya
Savaşı sonuna kadar olan dönemde, dünya
nüfusu ve kaynaklarının büyük bir kısmını
yönetmiş ve kullanmışlardır.
• Ancak zamanla gelişen ulusal bağımsızlık
hareketleri, giderek bu siyasal ve ekonomik
denetimi zayıflatmıştır.
• Aynı zamanda batı ülkelerinde hızlı nüfus artışı
yerini azalmaya bırakmıştır.
• Nüfuslarındaki bu olumsuz gelişme Batılı bilim
adamlarını ve devlet yöneticilerini
kaygılandırmaktadır.
• Ulusların devamlılığı, refahı ve gücü açısından
nüfusun azalması büyük bir tehlike olarak
nitelendirilmiştir.
• Bu görüşün temeli uygar ve üstün toplumlar
başka bir ifade ile Avrupalıların nüfusunun
azalmasının, dünyanın yönetiminin diğer
milletlerin eline geçeceği kaygısına dayanır.
• Bu tür nedenlerden dolayı, nüfusu siyasal bir
güç kaynağı kabul eden batılı devlet
yöneticileri nüfus artışını teşvik eden
politikalar izlemektedirler.
• Almanya, Fransa, İtalya, Japonya, Rusya, ABD
bu ülkelerin başında gelir.
• Vergi indirimleri, aile ve çocuk tazminatları,
doğum öncesi tazminatları, ev ve evlenme
yardımı vb.
• ABD farklı bir siyaset izleyerek günümüzde
beyin göçünü de teşvik etmektedir.
• Batılı devletler çok nüfuslu ve kalkınmış
ülkeleri kendilerine tehdit olarak
görmektedirler (Çin).
• AB; birlikten kuvvet doğar.
• Kuşkusuz ekonomisi geri bir ülkenin fazla
nüfusu ulusal bir güç kaynağı değildir.
• Çünkü geliri sınırlı bir ülkede fazla nüfus,
sermaye birikimi ve sanayi amaçlı yatırımları
azaltan, demografik amaçlı yatırımları teşvik
eden temel bir sorundur.
• Bu grup ülkelerde iç huzursuzluklar
kaçınılmazdır. Çabuk etkilenir ve
yönlendirilirler.
Nüfus ve Devletin Gücü
• Ülkelerin ekonomik ve stratejik gücü ile nüfus
büyüklüğü arasında yakın bir ilgi vardır. Çünkü
bir ülkenin doğal kaynakları zengin olsa bile,
bu kaynakların potansiyel gücünü, öncelikle
bir iç pazar ve belli sayıda bir nüfus kitlesinin
varlığı harekete geçirebilir.
• Savaş zamanında da verimli kaynaklarla
desteklenen bir ordu önemli bir güç
kaynağıdır.
• Barış zamanında da nüfus bilimsel faaliyetler,
sanayi, ulaşım, tarım ve genel hizmetlerin
yürütülmesi bakımından önemlidir.
• İşgücünün sayıca fazla, ucuz ve prodüktif ve de
idealist olması da ayrıca önemlidir.
• Özellikle Japonya bu konuda önemli bir
örnektir. 1868’de tahta çıkan Mutso Hito ile
Japonya Batı düşünce ve teknolojisini ülkesine
getirmeyi başarmıştır.
• Bu döneme Meiji devri (Aydınlık yönetim
dönemi) denilmektedir.
• Japonya 1910-1945 yılları arasında Mançurya
(Çin) ve Kore yarımadasını işgal etmiştir.
• 1950-1980 yılları arasında düşük ücretler ile
çalışan çalışkan Japon nüfusu dev bir güç
merkezi durumuna gelmiştir.
Ekonomik Yönüyle Nüfus
• Araştırmacılar nüfus büyüklüğü-refah düzeyi
ilişkisini optimal nüfus büyüklüğü ile
açıklamaktadır.
• Bu terim, bir ülkenin ekonomik kaynaklarının
geçindirebileceği maksimum nüfus büyüklüğü
veya ülkenin nüfus başına üretimin en fazla
çoğaltabileceği limittir diye tanımlanmaktadır.
• Ancak bu sınırı belirlemek için gerekli olan
parametreler oldukça farklı, değişken ve
sübjektiftir.
• Nüfus büyüklüğü-refah düzeyi ilişkisi üzerinde
ülkenin büyüklüğü de kısmi bir rol oynayabilir.
ABD, Rusya, Kanada, Avustralya, Çin, Brezilya,
Hindistan gibi.
• Ülkenin özel konumu, fiziki coğrafya özellikleri,
yer altı kaynakları ve beşeri sermayesi de
nüfus büyüklüğü ve refah düzeyi ilişkisini
belirlemesi bakımından önemlidir.
• Nüfusun ekonomik yönüyle önemli bir sorun
olarak kabul edilmesi, hızlı nüfus artışından
oluşan istihdam sorunları, nüfus artışının
ulusal geliri azaltması ve sefaleti teşvik etmesi,
kalkınma hızını düşürmesi gibi sebeplerden
dolayı nüfus artışı ile ilgili çeşitli görüşler
ortaya çıkmıştır.
Konfüçyüs
• İlkçağ’da, Konfüçyüs’e göre nüfus artışı
toplumların yaşam seviyelerini olumsuz
etkileyecektir.
• Nüfus aşırı artacak olursa ölümlerin artacağını
savunmuştur.
• Ekilebilir topraklarla nüfus arasında ideal bir
orantı vardır.
Aristo ve Plato
• Onlara göre toplumların ekonomik yönden
kendilerine yeterli olabilmeleri için belli bir nüfus
büyüklüğüne sahip olmaları gerekmektedir.
• Ancak bu düşünürler de aşırı nüfus artışına karşı
çıkmışlardır.
• O dönemde Yunanistan’ın küçük bir araziye
sahipti.
• Romalılar ise askeri alandaki yararını düşünerek
nüfus artışını desteklemişlerdir.
Thomas Robert Malthus (1766-1834)
• Ekonomik teoriler arasında en tanınanı ve en çok
tartışılanı Malthus teorisidir.
• Malthus’un öne sürdüğü teori iki ilkeye
dayanmaktaydı.
1- Herhangi bir kontrol olmazsa, nüfus, potansiyel
olarak geometrik oranda (1,2,4,8,16 gibi)
büyüyecek ve her 25 yılda iki misli artacaktır.
2- En uygun koşullar altında bile, araziden alınan
üretim en çok aritmetik oranda (1,2,3,4,5)
artacaktır.
• Malthus’a göre bu durumda kıtlık ortaya
çıkacaktı. Bunun için nüfus kontrol altında
tutulmalıydı.
• Malthus savaşları, salgın hastalıkları ve
kıtlıkları geçmişteki nüfus kontrol
mekanizmaları olarak açıklıyordu.
• Doğa yasalarından çıkan bu tür kontrollerden
kaçınmak için gönüllü bazı ölçütlere uymak
gerektiğini vurguluyordu.
• Koruyucu önlemler olarak evliliklerin
geciktirilmesini ve doğum kontrollerini
öneriyordu.
• Sanayi devrimi yaygınlaştıkça Avrupa’da nüfus
artış hızında düşme oldu ve Malthus’un
fikirleri terk edildi.
• Tarımda sağlanan teknolojik ve endüstriyel
gelişmeler sonucunda da gıda üretiminde
büyük artışlar oldu.
• Günümüzde Neo-Malthusian fikirleri
benimseyen akademisyenlerin yayınladığı bir
bildiri de (1993);
• Yerkürenin toplumsal, ekonomik ve çevresel
sorunlarının çözümünde nihai başarının,
istikrarlı bir dünya nüfusuna kavuşmadan elde
edilemeyeceğine inanıyoruz. Hedef
çocuklarımızın yaşam süreleri boyunca sıfır
nüfus artışı olmalıdır.
Karl Marx (1818-1883)
• Modern sosyalist ve komünist teorinin
gelişmesinde büyük rolü olan Alman felsefeci
Karl Marx nüfus artışı üzerine farklı bir bakış
açısı getirmiştir.
• Marx, nüfus artışının yoksulluk ve insanın
çektiği sıkıntıların başlıca kaynağı olmadığı
tersine potansiyel olarak bir üstünlük
kazandırdığı şeklinde yorumlamıştır.
• Ona göre; yoksulluk sorununun suçlusu
kapitalist sistemdeki kusurlardı. Emeğin kötüye
kullanılması ve kaynakların (arazi, sermaye vb)
eşitsiz dağılımı kapitalist toplumun sahip
olduğu özelliklerdi.
• Çözüm ise; bu kaynakları ve ekonomik
üretimden elde edilen kazançları, halk
arasında eşit paylaşımını amaçlayan sosyalizmi
benimsemekti.
• Sosyalist bir toplumda; nüfus artışının,
ekonomik malların üretimini daha da
artıracağı ve böylece toplum üyelerine daha iyi
bir yaşam standardı sağlayacağı sonucuna
varıyordu.
Ester Boserup
• Tarım ekonomisi uzmanı Boserup 1965’te
yayınladığı kitabında nüfus ile ilgili başka bir görüş
ileri sürüyordu.
• Nüfusta meydana gelecek herhangi bir artış
tarımsal teknolojilerin gelişimini teşvik edecek ve
böylece daha fazla gıda maddesi üretilecektir.
• Ona göre “nüfus artışı tarımsal değişimin
nedenidir, sonucu değil ve başlıca değişim de
arazi kullanılışının yoğunlaşmasıdır”.
• Nüfus artışı, böylece, tarımsal kalkınmanın
meydana gelmesini mümkün kılmaktadır.
Sosyal ve Ekonomik Yönleriyle Nüfus
• Nüfus, sosyal (beşeri) yönüyle analiz edilirken
nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı, eğitim durumu,
sağlık, iş durumu vb sorunlar incelenir.
• Nüfusun yaş ve cinsiyet yapısı, başlıca nüfus
parametrelerinden (değişken) biridir.
• Nüfusun yaş dilimlerine dağılışı başlıca iki
şekilde yapılır: dar ve geniş aralıklı
gruplandırma.
• Dar aralıklı gruplandırma; 0-4, 5-9, 10-14
şeklinde yapılan gruplandırmaya denir.
• Geniş aralıklı gruplandırma ise; 0-14, 15-64 ve
65+ biçiminde yapılır.
• Nüfusun yaş yapısı, kadın ve erkek nüfus
dağılışı grupları biçiminde verilir. Her iki cinsi
birden gösteren bu dağılışa, nüfusun cinsiyet
yapısı denilmektedir.
• Elde edilen veriler nüfusun yaş ve cinsiyet
piramidine dönüştürülür.
• Nüfusun sosyal ve ekonomik niteliklerini tespit
etmek, demografik yatırımları planlamak
bakımından önemlidir.
• Özellikle çocuk nüfus ile yaşlı nüfus sayı ve
oranlarının yüksek olması, bağımlı nüfus
oranlarının da yüksek olmasına yol açar.
• Kendileri çalışmayıp, o toplumdaki çalışanların
üretimini tüketen nüfusa, bağımlı nüfus ve bu
nüfus kitlesinin toplam nüfustaki payına ise,
bağımlı nüfus oranı denir.
• Bağımlı nüfus aşağıdaki gibi hesaplanır.
• Bağımlı Nüfus= 0-14 + 65 ve üstü x 100
15-64
• Türkiye B.N.= 19.4 + 4.4 x 100 = % 49.2
48.3
• Japonya B.N.= 17.1 + 28.1 = % 55.3
81.6
• Çalışma çağındaki nüfusu fazla, yani bağımlılık
oranı düşük olan ülkeler, her zaman ekonomik
açıdan sorunları çözümlenmiş ülkeler anlamına da
gelmezler.
• Çünkü, çalışma çağındaki nüfus, çalışıp üretme ve
ekonomiye artı gelir sağlam yaşında nüfus
olmakla birlikte, bunların hepsi çalışan nüfus
değildir.
• Bu nüfusun bir kısmı eğitimini sürdürürken, bir
kısmı da işsizlik sorunu ile karşı karşıyadır.
• Bir nüfus kitlesinde bin nüfus başına doğumlar
ve yine bin nüfus başına düşen ölümler
arasındaki fark, doğal nüfus artış hızı diye
tanımlanır.
• Gelişmiş ve refah düzeyi yüksek ülkelerde
doğal nüfus artış hızı düşük, gelişmekte olan
ya da fakir ülkelerde ise, nüfus artış hızı
yüksektir.
Kıtalar (2009)
Nüfus (bin)
Doğumlar(binde) Ölümler(binde)
Doğal Artış (%)
Dünya
6 768 830
22
9
1.3
Az Gelişmiş
Ülkeler
4 751 248
25
9
1.6
Gelişmiş Ülkeler
1 175 581
11
10
0.1
Afrika
760 737
38
14
2.4
Orta Doğu
166 298
31
6
2.5
3 363 431
22
8
1.4
Latin Amerika
507 436
23
7
1.6
Kuzey Amerika
301 116
14
9
0.6
Avrupa
798 152
11
11
0.0
29 659
18
7
1.1
Asya
Okyanusya
Gelişmiş Ülkeler
2009)
BD
Nüfus (bin)
Doğumlar(binde)
Ölümler(binde)
Doğal Artış (%)
307 212
13.8
8.3
0.9
ANADA
33 487
10.2
5.6
0.8
VUSTRALYA
21 262
12.4
6.7
1.1
LMANYA
82 329
8.1
10.9
-0.05
TALYA
58 126
8.1
10.7
-0.04
UNANİSTAN
10 737
9.4
10.5
0.1
SPANYA
40 525
9.7
9.9
0.07
RANSA
62 150
12.5
8.5
0.5
NGİLTERE
61 113
10.6
10.0
0.2
ELÇİKA
10 414
10.1
10.4
0.09
İNLANDİYA
5 250
10.3
10.0
0.1
DANİMARKA
5 500
10.5
10.2
0.2
140 041
11.1
16.0
-0.4
USYA FED.
Gelişen Ülkeler
(2009)
Nüfus (bin)
Doğumlar(binde) Ölümler(binde)
Doğal Artış (%)
Türkiye
72 517
18.6
6.1
1.3
Irak
28 945
30.1
5.0
2.5
İran
66 429
17.1
5.7
0.8
Suriye
20 178
25.9
4.6
2.1
Ermenistan
2 967
12.6
8.3
-0.03
Azerbaycan
8 238
17.6
8.3
0.7
Gürcistan
4 615
10.6
9.6
-0.3
S.Arabistan
28 686
28.5
2.4
1.8
Yemen
23 822
42.1
7.6
3.4
1 166 079
21.7
6.2
1.5
Bangladeş
156 050
24.6
9.2
1.2
Nijerya
149 229
36.6
15.6
1.9
G. Afrika
49 052
19.9
16.9
0.2
1 338 612
14.0
7.0
0.6
Hindistan
Çin
• Doğal nüfus artışının yüksek ya da düşük
olmasında; sağlık koşulları, beslenme koşulları,
gelenek ve görenekler, dini inanışlar, kadının
çalışma yaşamına daha fazla katılması gibi
faktörler etkili olmaktadır.
• Nüfusun dağılışı, bir bölgedeki toplam nüfus
sayısı ile nüfus-arazi arasındaki ilişkiyi ifade
eder. Nüfus yoğunluğu 3 şekilde hesaplanır.
Aritmetik Nüfus Yoğunluğu
• Aritmetik Yoğunluk= Toplam Nüfus
Arazinin Alanı
• Türkiye Ar. Nüf. Yoğ.= 72 561 312 = 89
814 578
769 604 (İz)= 94
• Aritmetik Nüfus Yoğunluğu ile elde edilen veri
genel bir veri özelliği taşımaktadır.
• Nüfusun araziye eşit olarak dağıldığı
varsayılmaktadır.
• Örneğin ABD’de ANY 29’dur (2000 yılı). 275
milyon nüfusa sahip bu ülkede nüfusun % 75’i
Atlas Okyanusu kıyısına yakın doğu
eyaletlerinde yaşamaktadır.
Kıta
Alan (bin km²)
Nüfus (bin)
Km²ye yoğunluk
Asya
44 400
3 451 195
77.7
Amerika
K.Amerika
L.Amerika
24 244
17 840
306 943
522 806
12.6
29.3
Afrika
30 300
798 116
26.3
Avrupa
10 521
798 553
75.9
8 527
30 391
3.5
Okyanusya
Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu
• Fizyolojik yoğunluk= Toplam Nüfus
Tarım Arazisi Alanı
• Türkiye Fiz. Nüf. Yoğ.= 72 561 312 = 275
263 504
• Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu, kaç km²’lik veya
hektarlık tarım alanının, kaç kişiyi beslediğini
göstermesi bakımından önemlidir.
• Tarım toprakları üzerindeki baskı her geçen
gün artmaktadır.
Tarımsal Nüfus Yoğunluğu
• Tarımsal Yoğunluk= Kırsal Nüfus Toplamı
Tarım Arazisi Alanı
• Türkiye Tar. Nüf. Yoğ.= 17 500 632 = 66
263 504
• Tarımsal Nüfus Yoğunluğu; 1 km²’lik veya 1 hk’lık
tarım toprağının ne kadar bir kırsal nüfusu
beslediğini ortaya koyması bakımından önemlidir.
Nüfus Değişkenleri
• Bir yerdeki nüfusun değişiminde etkili olan üç temel
faktör vardır. Doğumlar, ölümler ve göç.
• Doğurganlık: belli bir nüfus içinde meydana gelen canlı
doğum sayısını ifade etmek için kullanılan terimdir.
• Doğurganlığın farklı olmasına neden olan faktörler
şunlardır: Eğitim düzeyi ve ailenin ekonomik durumu,
evlilik yaşı ve oranı, şehirleşme kadının sosyal statüsü,
nüfusun yaş ve cinsiyet durumu, dinin etkisi, bebek ve
çocuk ölümleri, ülkelerin uyguladıkları nüfus
politikaları, doğal afetler, salgın hastalıklar ve savaşlar
etkilidir.
• Ham doğum oranı=
(Genel doğum oranı)
Yıllık doğum sayısı (canlı) x 1000
Yıl ortası tahmini nüfus (Temmuz ayı)
• Genel Doğurganlık Oranı= Yıllık Doğum Sayısı X 1000
15-49 yaş kadın nüfus
• Bir ülke nüfusunda yıllık doğumlar ve ölümler
toplamı arasındaki fark, o ülkenin gerçek nüfus
artış hızını verir. Buna doğal nüfus artış hızı
denir.
• Dünya nüfusunun değişiminde etkili olan bir
diğer faktör ölümlerdir.
• Ölümler de tıpkı doğumlar gibi zaman ve
mekana göre önemli değişimler gösterir.
• Ham Ölüm Oranı= Toplam ölüm sayısı X 1000
Yıl ortası tahmini nüfus (Temmuz ayı)
• Bebek ölüm oranı= 0 yaştaki ölümler x1000
yıllık toplam doğum
• Çocuk ölüm oranı= 1-5 yaş arası ölümlerx1000
Yıllık toplam doğum
• Gelişmiş ülkelerde bebek ve çocuk ölüm
oranları düşüktür.
• Türkiye’de çocuk ölüm oranları (0-5 yaş) binde
165 civarındadır.
• Bebek ve çocuk ölüm oranları bir ülkenin
gelişmişliğini gösteren önemli kriterlerden
birisidir.
• Bir ülkede yaşayanların ortalama ömrü de
nüfusun önemli kriterleri arasındadır.
• İyileşen ekonomik koşullar, tıbbi gelişmeler
gibi etkenler sonucunda geçmiş dönemlere
nazaran insan ömrü belirgin bir şekilde
uzamıştır.
• Bütün bu gelişmelerde sanayi devriminin
önemli bir etkisi bulunmaktadır.
• Kültürel düzeyi yüksek, ekonomik gelişmesini
tamamlamış ve dengeli beslenen toplumlarda
ortalama insan ömrü uzamıştır.
• Nüfusun sosyal ve ekonomik özellikleri ile ilgili
önemli konulardan birisi de aile nüfus
planlamasıdır.
• Aile nüfus planlaması; evli çiftlerin istedikleri
zaman ve istedikleri sayıda çocuk sahibi olmasıdır.
• Gelişmekte olan ülkelerde hızlı nüfus artışı önemli
bir sorundur.
Dünya Nüfus Artışı
• Eldeki verilere göre ilk nüfus sayımı İsveç’te
yapılmıştır (1748). Danimarka (1769), İspanya
(1787), ABD (1799), B.Britanya ve Fransa (1801)
bu ülkeyi izlemiştir.
• 1665’de Kanada’da yapıldığını belirten kaynaklar
da vardır.
• Ancak bu sayımlar nüfus sayısını belirlemeye
yönelik sayımlardır. Çağdaş anlamdaki nüfus
sayımları ise nüfus sayısının yanı sıra, nüfusun
sosyal ve ekonomik niteliklerini de belirlemeye
yönelik yapılmaktadır.
• Türkiye’de çağdaş anlamda ilk nüfus sayımı
1927 yılında yapılmıştır.
• Nüfus sayımlarını bazı ülkeler 5 ya da 10 yılda
bir yaparken, bazı ülkeler ise bilgisayar
sistemine yüklenmiş olan nüfus verilerinin
değerlendirilmesi suretiyle ülke nüfusunun
değişik özelliklerini ve sayısını belirlemektedir.
• Paleolitik dönemde dünya nüfusunun 100-150
000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
• Tarım devriminin yaşandığı Neolitik dönemde
dünya nüfusu 5-10 milyona kadar yükselmiştir.
• Dolayısıyla dünya nüfusundaki ilk dikkat çekici
artışların tarım devrimi ile başladığı
söylenebilir.
• Tarım devrimi ile birlikte avcılık, toplayıcılık ve
göçebelikten yerleşik düzene geçilmiştir.
• Yerleşik düzende üretimin giderek artması ve
gıda maddesi bulma sorununun büyük ölçüde
çözümlenmesi, dünya nüfusunun giderek
artmasına sebep olmuştur.
• Özellikle akarsu boyları medeniyetlerin
gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
• Fırat, Dicle, Nil, İndus, Ganj, Sarıırmak,
Gökırmak gibi.
• Dünya nüfusundaki asıl önemli artış sanayi
devriminden sonra meydana gelmiştir.
• Fabrika sayısının çoğalması, istihdam alanlarını
genişletmiş, üretimin artması pazar hacmini
büyütmüştür.
• Bütün bu olanlar dünya nüfus artışını teşvik
etmeye başlamıştır.
• MÖ 8000’de 4 milyon, MÖ 5000’de 5 milyon,
MÖ 3000’de 14 milyon, MÖ 2000’de 27
milyon, MÖ 1000’de 50 milyon.
• 1’de 211 milyon, 1000’de 290 milyon, 1500’de
473 milyon, 1800’de 945 milyon.
• Sanayi devrimi ile birlikte sağlık koşullarında
gelişmeler yaşanmış, birçok salgın hastalık
önlenmiştir (veba, kolera, sıtma, cüzzam gibi).
Dünya Nüfusu
•
•
•
•
•
•
•
•
•
1804’de 1 milyar
1927’de 2 milyara
1959’da 3 milyara
1974’de 4 milyara
1987’de 5 milyara
1998’de 6 milyara
2011’de ise 7 milyara ulaşmıştır.
2025 8 milyar (tahmini)
2043 9 milyar (tahmini)
• Dünya nüfusuna yeni bir milyarlar eklenmesi
arasındaki süre giderek kısalmıştır.
• Bu kadar hızlı nüfus artışına nüfus patlaması
denilmektedir (yıllık nüfus artışının % 3’e
ulaşması).
• Ancak bu hızlı nüfus artışı daha çok gelişmekte
olan ülkelerde yaşanmakta, bu da o ülke için
bazı sorunlar ortaya çıkarmaktadır.
Dünya Nüfusunun Kıtalara Dağılışı
Kıtalar
2010
Asya
4 164
%
Amerika
K.Amerika
%
Orta ve Güney Amerika
60,4
344
5
591
8,6
Avrupa
738
%
10,7
Afrika
%
1 022
14,8
Okyanusya
36
%
0.5
Toplam
6 895
Nüfusun Karalar Üzerindeki Dağılışını
Etkileyen Faktörler
• Ökümen bölge: Karaların yerleşilmiş ve
yerleşilebilen bütün bölgelerine denir.
• Anökümen bölge: Yerleşilmemiş ve
yerleşilemeyen bölgelere denir.
• Nüfusun karalar üzerindeki dağılışını etkileyen
faktörleri; doğal ve beşeri faktörler olarak ikiye
ayırmak mümkündür.
Doğal çevre Faktörleri
•
•
•
•
•
1- Yeryüzü Şekilleri
2- Yükselti ve Eğim
3- İklim Özellikleri
4- Toprak Özellikleri
5- Su kaynakları
Beşeri Çevre Özellikleri
•
•
•
•
•
1- Maden kaynaklarının işletilmesi
2- Yol sistemlerinin gelişmesi
3- Sanayi yatırımları
4- Sulama (tarım) imkanlarının gelişmesi
5- Turizm imkanları
100 Milyonu Aşan Ülkeler
2009
Çin
1 338.6
Hindistan
1 156.8
ABD
307.2
Endonezya
240.2
Brezilya
198.7
Rusya
140.0
Pakistan
174.5
Bangladeş
156.0
Japonya
127.0
Nijerya
149.2
Meksika
111.2
Toplam
%
Dünya Toplam Nüfusu
4 099.4
60.4
6 781.3
Dünya Nüfus Artışının Ortaya
Çıkarabileceği Sorunlar
• Dünya nüfus artış hızında oransal bir
yavaşlama görülse de; Dünya nüfusu artmaya
devam etmektedir.
• Dünya nüfusunun 2025’te 8 milyara ulaşacağı
tahmin edilmektedir. Bu nüfus artışının % 80’i
gelişmekte olan ülkelerde meydana gelecektir.
• Afrika, Latin Amerika, Asya kıtasında nüfus
artış oranı diğer kıtalarda göre yüksektir.
• Dünya nüfusunun artışına bağlı olarak ortaya
çıkan en önemli sorunların başında; tarım
alanlarının daralması ve tarım alanları
üzerindeki baskının giderek artması gelir.
• Bütün karaların alanı 136 milyon km² dir (13.6
milyar hektar). Bunun hepsinin ekilebilir
olduğunu varsaysak bile kişi başına düşen arazi
oldukça azdır. Dünyadaki tarım arazileri ise 15
milyon km² dir (1.5 milyar hektar).
Dünya’da Nüfus Başına Düşen Arazi
Yıl
Dünya Nüfusu (bin)
Kişi Başına Arazi (ha)
1960
3 039 983
4.4
2000
6 082 493
2.2
2010
6 845 901
1.9
2015
7 920 868
1.7
Dünya’da Nüfus Başına Düşen Tarım
Arazisi
Yıl
Dünya Nüfusu (bin)
Kişi başına Tarım Arazi (ha)
1960
3 039 983
0.4
2000
6 082 493
0.2
Göç
• Göç olgusu, toplumların sosyal, kültürel
ekonomik, politik tüm yapısı ile doğrudan ilişkili
olan ve etkileyici bir olaydır.
• Bundan dolayı pek çok bilim adamının ilgi alanına
girmektedir.
• Göçler, göç veren alanlarda olduğu kadar göç alan
alanları da doğrudan etkilemektedir.
• Gerçekten göçmen nüfus, göç ettiği ülkenin
toplumsal yapısını, kültürünü, ekonomisini,
politikasını doğrudan etkilemektedir.
• Göç, kişilerin hayatlarının gelecekteki kısmının
tamamını veya bir bölümünü geçirmek üzere,
tamamen ya da geçici bir süre için yerleşmek
amacıyla bir yerden başka bir yere coğrafi yer
değiştirme olayıdır.
• Her şeyden önce insanları göçe iten nedenlerin
çok farklı olduğunu belirtmek gerekir.
• Daha çok ekonomik nedenlerle ortaya çıkan ve
insanların isteklerine bağlı olarak gelişen göçlere
isteğe bağlı göçler denilmektedir.
• Bu durumun aksine savaş, çatışma, siyasal
baskılar gibi pek şok etkenin yol açtığı göçlere
zorunlu göçler denilmektedir.
• Geri dönmemek üzere yapılan göçlere devamlı
(kesin) göç denilirken; insanları bulundukları
yeri belirli sürelerle terk etmeleri olayı geçici
göçtür.
• Göç olgusunun en karmaşık boyutu, bu olayın
mekanla olan ilişkisinde yatmaktadır.
• Göç ister kesin, ister mevsimlik olsun, oturulan
mekanın çok yakınına yapılabildiği gibi, binlerce
km uzaklıktaki alanlara da olabilmektedir.
• Bu çerçevede bir ülkenin sınırlarının aşılması
uluslar arası göç olgusunu ortaya çıkarırken; ülke
sınırları içinde meydana gelen göç olayı ise iç göç
olarak tanımlanmaktadır.
• Net göç, bir yerleşim yerinin aldığı göç ile
verdiği göç arasındaki farktır.
• Transit Göç, yasal olsun ya da olmasın bir
ülkenin göç yolu olarak kullanılmasıdır.
• İllegal Göç (Yasadışı göç), transit olsun ya da
olmasın, bir ülkeye gerekli belgeler olmadan
giriş yapanları, sahte belgelerle girenleri ve
ülkede kalmalarına ilişkin vize sürelerini
aşanları kapsamaktadır.
Göçün Nedenleri
• Göçün nedenleri özellikle uluslar arası
göçlerde bazı başlıklar altında toplanabilir.
• 1- Ekonomik Faktörler: Yeryüzünde meydana
gelen ilk göçlerin temel nedeni ekonomik
koşullar olmuştur.
• Özellikle üretim faktörlerinden birisini
oluşturan işgücü talebi göçlerde belirleyici bir
unsurdur.
• Dünyada ilk kitlesel göç hareketi Amerika’daki
tarımsal işgücü gereksinimini karşılamak üzere
gerçekleşmiş (1619-1776) ve milyonlarca zenci
emek gücü buraya getirilmiştir.
• Yine sanayi devriminin gerçekleştiği dönemde
de Avrupa’da ortaya çıkan açık işgücü büyük
göç olgusunu ortaya çıkarmış ve 1846-1932
yılları arasında 52 milyon insan Avrupa’dan
yeni dünyalara göç etmiştir.
• II. Dünya Savaşı’ndan sonra yıkılan Avrupa
ekonomisini yeniden kurmak üzere başta
Almanya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesine
K.Afrika’dan, İtalya’dan, Yugoslavya’dan,
İspanya’dan, Portekiz’den, Yunanistan’dan ve
Türkiye’den binlerce işgücü akın etmiştir.
• Günümüzde ana göç doğrultusu; ABD, Avrupa,
Kanada, Japonya, Avustralya ve bazı Arap
ülkeleri yönünde olduğu görülmektedir.
• Göç veren başlıca ülkeler ise; Afganistan, Irak,
İran, Pakistan, Bangladeş, Moldova, Romanya,
Ermenistan, Burma, Afrika ülkeleri gibi
ülkelerdir.
• Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne
(FAO) göre dünya nüfusunun % 20’si günde
1$’ın altında bir gelir ile yaşamaktadır.
• 1 milyar insan açlık çekmekte, 2 milyar insan
ise yetersiz beslenmektedir.
2. Sosyal, Psikolojik ve Siyasal Faktörler
• Ekonomik faktörlerin yanı sıra, savaşlar, siyasal
baskılar, dinsel baskılar, macera arayışları aile
birleşmeleri gibi nedenler de göç üzerinde
etkili olabilmektedir.
• I. Dünya Savaşı, Avrupa’da, Asya’da ve
Afrika’da çok sayıda siyasal sınırın değişmesine
yol açmış ve bu durumda insanların uluslar
arası göçüne neden olmuştur.
• Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yaklaşık 3
milyon insan kitlesel olarak göç etmiştir.
• Afrika’da Batılı devletler tarafından
oluşturulan yapay sınırlar pek çok insanın göç
etmesine sebep olmuştur.
• Pakistan ve Bangladeş’in Hindistan’dan
ayrılmasıyla binlerce insan göçmen durumuna
düşmüştür.
• İran’daki rejim değişikliği, SSCB’nin dağılması,
SSCB’nin Afganistan’ı işgali, Taliban rejiminin
uygulamaları, İran-Irak Savaşı, Filistin sorunu,
Körfez savaşından sonra Türkiye’ye olan göçler
önemli sayılabilecek göçlerdir.
• 1989 yılında Bulgaristan hükümetinin Türklere
karşı uyguladığı sistemli bir asimilasyon
politikası sonucunda 2 Haziran-29 Ağustos
1989 tarihleri arasında 320 000 Türk nüfus,
Türkiye’ye göç etmiştir.
• Almanya’da Nazi yönetiminin, Yahudi nüfusa
uyguladığı baskı nedeniyle binlerce Yahudi
İsrail’e (1948) göç etmiştir. Sadece 1949 yılında
göç edenlerin sayısı 250 000’i geçmiştir.
• Romanya-Bulgaristan sınırının düzenlenmesi
sonucu Romanya’da yaşayan 100 000 Bulgar,
Bulgaristan’a ve Bulgaristan’da yaşayan 120
000 Romen’de Romanya’ya göç etmiştir.
• Eğitim ve kültürel fırsatlar göçlere neden olan
önemli sosyal olgulardır.
• Göçteki nitelikli işgücü ve özellikle de bilim
adamları grubuna, beyin göçü denir.
• Göç tiplerinden biri değiştirme (mübadele)
göçüdür.
• Lozan Anlaşmasıyla (24 Temmuz 1923),
Anadolu’dan 150 000 kadar Rum nüfus (Doğu
Karadeniz Bölümü ve Ege Bölgesi) Yunanistan’a
göç ettirilmiş ve Batı Trakya Türk nüfusu hariç,
bu ülkenin diğer bölgelerindeki 400 000 kadar
Türk nüfus 1923-1933 yılları arasında
Anadolu’ya göçmüştü.
• Avrupa’dan pek çok göçmenin altın arama
macerası uğruna ABD’ye akın ettiği
bilinmektedir.
• Aile birleşmeleri de uluslararası göçlere neden
olabilmektedir.
3. Doğal Olaylar
• Depremler, seller, volkanik püskürmeler, çölleşme
ve kuraklık da göçlere neden olmaktadır.
• Türklerin Orta Asya’dan göçü
• 1988 Erivan depreminde 25 000 kişi ölmüş ve 500
bin Ermeni Rusya ve Ukrayna’ya göç etmiştir.
• Aral Gölü çevresinde yaşanan çevre felaketi.
• Sahra altı Afrika’da yaşanan kuraklık ve Çad
Gölü’nün kuruması.
• 2005 Aralık ayındaki büyük Pakistan depremi
Dünya Mültecilerinin Durumu
• Günümüzde dünya mültecilerinin (sığınmacı) durumu
da başlı başına bir sorundur.
• Tüm dünyadaki mültecilerin sayısı 15 milyonun
üzerindedir.
• Filistinli, Afgan, Sudanlı, Iraklı, Burundili, Angolalı,
Sierra Leoneli, Burmalı ve Somalili mülteciler dünyada
sayıca en fazla olanlardır.
• Bu ülkelere komşu; Pakistan, İran, Ürdün ve Suriye’de
çok sayıda mülteci vardır.
• ABD, Kanada, Avustralya, Almanya, İngiltere, İsviçre,
Fransa, İsveç ve Hollanda başlıca mülteci kabul eden
ülkeler arasındadır.
Uluslararası Göçler ve Türkiye
• Türk iş gücü göçünün başlangıcı ve gelişimi
(1961-1974): II. Dünya Savaşı’ndan sonra,
özellikle 1952-1954 yılları arasında ABD’nin
savaştan zarar gören Avrupa ülkelerine yaptığı
Marshall yardımları sayesinde Almanya, Belçika,
Avusturya ve Fransa gibi ülkelerde ciddi bir
kalkınma hamlesi başlamıştır.
• Bu ülkelerin kalkınma çabaları dış ülkelerden
önemli sayılabilecek bir işgücü talebini de
beraberinde taşımıştır.
• Tarihsel süreç içinde yukarıda sözü edilen
ülkelerde çalışmak üzere iş gücü göçü
gönderiminde bulunan ülkeler Avrupa’nın
güneyinde yer alan Portekiz, İspanya,
Yunanistan ve İtalya (Güney) gibi ülkelerdir.
• K.Afrika yer alan Cezayir, Fas ve Tunus gibi eski
sömürge ülkeler de özellikle Fransa’ya olmak
üzere iş gücü göçü vermişlerdir.
• Türkiye ve Yugoslavya göç kervanına daha sonra
katılan ülkeler olmuşlardır.
• Türkiye’den Avrupa ülkelerine yönelik ilk işgücü
göçü 1958-1961 arasında yaşanmıştır.
• İlk işgücü anlaşması, 1961 yılında Almanya ile
yapılmıştır.
• 1964 yılında Avusturya, Belçika ve Hollanda
• 1965’te Fransa
• 1967’de İsveç ve Avustralya
•
•
•
•
1975’de Libya
1982’de Ürdün
1986’da Katar
1987’de KKTC ile işgücü anlaşmaları
yapılmıştır.
• 1961-1974 yılları arasında Avrupa ülkelerine
gönderilen işçi sayısı 812 843 olmuştur.
• 1961 yılından, 1999 yıl sonuna kadar gönderilen
işgücü sayısı 1 810 686’yı bulmuştur.
• Avrupa ülkelerine yönelik işgücü göçünün
durduğu yıllar, 1975-1980 arası olan dönemdir.
• 1980’li yıllarda özellikle Arap ülkelerinden gelen
talepler doğrultusunda işgücü göçü yeniden
artmıştır.
• 1990’lı yıllarda ise SSCB’nin dağılmasından sonra
gerek Rusya, gerekse eski SSCB ülkeleri olan Türki
Cumhuriyetlere yönelik işgücü göçü devam
etmiştir.
Batı Avrupa ülkelerine yönelik Türk
işgücü göçünün nedenleri
• Türk iş gücü göçünün 1960-1974 yılları
arasında kısa sayılabilecek bir zaman dilimi
içerisinde 1 milyon kişiye ulaşması ciddi bir
nüfus hareketi olarak değerlendirilebilir.
• 1974 yılında yaşanan petrol krizinden sonra,
Avrupa ülkelerine olan göçler yavaşlamıştır.
• 1960-1974 arasında Türk iş gücü göçünün bu
kadar artmasındaki başlıca faktörler;
1. Hızlı Nüfus Artışı
• Türkiye’de nüfus artışı ve nüfus artış hızının ele
alınacağı bu kısımda, yalnızca 1960-1974 arası
ele alınmayacak, 1970’lerden sonraki nüfus
artışına da değinilecektir.
• Çünkü 1974 yılından sonra Türkiye’den Batı
Avrupa ülkelerine yönelik göç hareketi belli bir
süre durmuş olmakla birlikte, sonraki yıllarda
farklı yollardan çok sayıda Türk vatandaşı Batı
Avrupa ülkelerinin kapılarını zorlamıştır.
• Ayrıca 1980’li yıllardan itibaren de bazı Arap
ülkelerine ve SSCB’nin çözülmesinden sonra da
Rusya ve bazı Türki cumhuriyetlere de çok
sayıda Türk iş gücü göç etmiş bulunmaktadır.
YILLAR
NÜFUS
ORAN (BİNDE)
1927
13 648 270
1935
16 158 018
21.10
1940
17 820 950
19.59
1945
18 790 174
10.59
1950
20 947 188
21.73
1955
24 064 763
27.75
1960
27 754 820
28.53
1965
31 391 421
24.62
1970
35 605 176
25.19
1975
40 347 719
25.00
1980
44 736 957
20.65
1985
50 664 458
24.88
1990
56 473 035
21.71
1997
62 865 574
15.08
• Kısaca, Türkiye’de özellikle 1950’li yıllardan
sonra yüksek bir nüfus artışı meydana gelmiş,
bu yüksek nüfus artışı da dış göçün
boyutlarının giderek büyümesine neden
olmuştur.
• Türkiye’den Batı Avrupa ülkelerine yönelen iş
gücü göçünün temel nedenlerinden birisi de
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik
koşullardır.
2. Kişi Başına Düşen Milli Gelirin
Düşüklüğü
• Türkiye’de önemli ekonomik sorunların
başında gelir yetersizliği gelmektedir.
• II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa
ülkeleri hızla ekonomik yapılarını
güçlendirmişler ve savaş yaralarını kısa sürede
sarmışlarken, Türkiye’de 1950 yılında kişi
başına düşen milli gelir 166 $’dır.
YILLAR
KBMG ($)
1950
166
1960
389
1970
519
1980
1570
1990
2715
1997
2999
• 1961 Yılında Türkiye’de kişi başına düşen milli
gelir 194 $ iken, Türk iş gücünün yöneldiği,
Batı Almanya’da 1113 $, Fransa’da 1203 $,
Hollanda’da 954 $’dır.
• Hatta komşumuz Yunanistan’da aynı yıl kişi
başına düşen milli gelir 383 $’dır ve bu değer
Türkiye’nin yaklaşık iki katıdır.
3. Gelir Dağılımdaki Bozukluklar
• Türkiye’de gelirin çok düşük olmasının yanı sıra,
gelir dağılımda da büyük bir dengesizlik söz
konusudur.
• Bu durum insanları göçe iten bir unsur olarak
değer taşımaktadır.
• Özellikle kırsal kesimde gelir dağılımındaki
dengesizlik çok daha büyüktür.
• 1968 yılında yapılan bir araştırma; tarım
kesiminde çalışan nüfusun % 70’inin, tarımsal
gelirin ancak % 25’ini alabildiğini göstermektedir.
HANE HALKI (%)
1963
1973
I. % 20
4.5
3.5
II. % 20
8.5
8.0
III. % 20
11.5
12.0
IV. % 20
18.5
19.5
V. % 20
57.0
56.5
TOPLAM
100
100
4. Mülkiyet Dağılımındaki Dengesizlik
• Türkiye’de insanları göçe zorlayan nedenlerden
bir diğeri tarımdaki mülk topraklarının eşitsiz
dağılımıdır.
• Türkiye’de 1960’lı yılların hemen başında nüfusun
yarıdan çoğu kırsal kesimde yaşamaktadır.
Bunların temel üretim aracı topraktır.
• Oysa toprağın mülkiyet açısından dağılımı
dengesizdir. Topraksız aile sayısı da fazladır.
Ailelerin büyük bir bölümü küçük ve orta boy
işletmelerde üretim yapmaktadır.
• Tarımsal üretim yöntemleri de oldukça geridir.
• Bu tarımsal yapı verim düşüklüğüne ve genel
anlamda gelirin adaletsiz bölüşümüne neden
olmakta kitleleri göçe zorlamaktadır.
Toprak
Miktarı
(Dekar)
1963
Hane %
1973
Toprak %
Hane %
Toprak %
1-20
40.7
11.3
44.6
8.4
21-50
28.1
17.7
28.3
17.9
51-100
18.1
22.2
16.7
22.6
101-200
9.4
22.2
7.0
19.5
201-500
3.2
15.9
2.6
16.2
501+
0.5
10.7
0.8
15.4
5. İstihdam Sorunları
• Türkiye’den yurt dışına yönelik iş gücü göçünün
temel ekonomik nedenlerinden birisi de yurt
içinde istihdam seviyesinin düşük olmasıdır.
• Türkiye’den yurt dışına olan göçlerin yoğunlaştığı
1960-1970 yılları arasındaki dönemde, hızlı nüfus
artışına karşın yeterli istihdamın olmayışı yurt
dışına olan göçün nedenleri arasındadır.
• Öte yanan söz konusu yıllarda kırsal kesimdeki
işsizliğin kentsel kesime göre yüksek olması da
dikkati çeken bir başka noktadır.
YILLAR
KIRSAL İŞSİZ
KENTSEL İŞSİZ
1962
950 000
490 000
1967
1 050 000
630 000
1972
900 000
1 096 000
1977
740 000
1 455 000
1983
655 000
2 196 000
6. Sosyal Güvenlikten Yoksunluk
• Göçün ekonomik nedenleri arasında sosyal
güvenlikten yoksun olma da bulunur.
• 1962 yılında, SSK ve Emekli Sandığı’na bağlı
olanların oranı sadece % 4’tür.
• 1972’de ise bu oran % 5.8’dir. Aynı yıl BağKur’da kurulmuştur.
• 1977’de bu oran ancak % 10.4’e ulaşmıştır.
• O tarihlerde tarım kesiminde çalışanların
herhangi bir güvencesi yoktur.
7. Türkiye’de İç Göçler
• İç göç olayı bazı durumlarda dış göçe de neden
olmaktadır. Bazı durumlarda kademeli göç de
söz konusu olmaktadır.
• Kırsal alanlardan önce büyük kentlere gelenler
burada elde ettiği deneyimlerle yurt dışı göçe
kalkışmaktadır.
• Türkiye’de iç göçlerin 1950 yılından itibaren
yoğunlaştığı bilinmektedir.
• İç göçler özellikle büyük kentlere olmaktadır.
• 1950 yılında en fazla göç İstanbul iline
olmuştur (% 40). Ankara, İzmir, Adana,
Samsun, Eskişehir ve Kocaeli önemli göç alan
illerdir.
• 1965 yılında, bu illerin yanı sıra Sakarya,
Kırklareli ve Manisa’da göç alan illerdir.
• 1980 yılında Bursa, Gaziantep, Mersin, Hatay
ve Tekirdağ’da göç alan önemli iller arasına
girmiştir.
• 1990’lı yıllarda yine bu illere olan göç oranları
yüksek düzeydedir. Bu illerin arasına Tekirdağ
(Çorlu ve Çerkezköy), Antalya ve Aydın’da
katılmıştır.
• Başka bir ifade ile göçler; Zonguldak-Adana
hattının batısına yoğunlaşmıştır.
• 1990’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde
yaşanan terör olaylarına bağlı olarak kent
merkezleri önemli miktarda göç almıştır.
• Kent merkezlerine olan göçlerde zorunlu göçün
de büyük katkısı vardır.
Türk İş Gücü Göçünden Beklentiler
•
•
•
•
•
Yüksek istihdam açığını gidermek
Hızlı kentleşme sorununun önüne geçmek
Sosyal gerilimi azaltmak
Ülkenin ihtiyaç duyduğu dövizi karşılamak
Yurt dışı göçlerle kazanılan iş gücü
tecrübesinin Türkiye’ye aktarılması
Batı Ülkeleri İçin Yabancı İş Gücünün
Önemi
• İşgücü açığının kapatılması
• Ucuz işgücü elde edilmesi
• Yerli işçilerin yıpratıcı işlerde çalışmasının
önüne geçilmesi
• Hem iç hem de dış pazar oluşturulması
Türk iş gücü göçünün geri dönüş süreci
• 1973 petrol krizinden sonra Batı ülkeleri
yabancı işçi alımını durdurmuşlardır.
• Nitekim 1973 yılında yurt dışına çıkış yapan
Türk iş gücü sayısı 135 820 iken, 1974’te
4419’a düşmüştür.
• Aile birleşmeleri, evlilikler, ilticalar ve kaçak
girişler yurt dışındaki vatandaşlarımızın sayısını
artırmıştır.
Türk iş gücünde geri dönüşler
Yıllar
F. Almanya Avrupa
Orta Doğu
Dönüşler
1965
16 000
1973
87 094
1974
110 825
1975
148 875
1976
130 354
1977
113 531
1983
100 388
150 000
1984
213 469
250 000
1987
48 000
1988
39 900
90 662
58 200
150 000
137 000
1989
50 000
96 000
1990
55 000
100 000
• Geri dönüş nedenleri arasında; işsizlik, ağır
çalışma koşulları, yeterli para kazanamamak,
sıla ve aile özlemi, ailesel sebepler ve emeklilik
gelmektedir.
• 1984 yılındaki geri dönüşlerdeki artışın asıl
nedeni F. Almanya’nın Türk işçilerinin önemli
bir bölümünün geri gönderilmesini sağlamak
amacıyla uygulamaya koyduğu “Geri Dönüşü
Teşvik Yasası”dır.
• Bu yasa çerçevesinde, ülkelerine dönen Türk
vatandaşlarına 10 500 DM, çocuk başına da
1500 DM dönüş pirimi verilmiştir.
• Bu yasa sonucunda 290 000 Türk işçisi,
Türkiye’ye geri dönüş yapmıştır.
Türk İşgücü göçünün yeni yönelim
alanı: Petrol üreticisi Arap ülkeleri
• 1974 yılında yaşanan petrol krizinin ardından Batı
Avrupa ülkelerinin kapılarının AT dışındaki yabancı
ülke işçilerine kapanmasından sonra, Türk
işçilerinin yeni umut kapısı bazı petrol üreticisi
Arap ülkeleri olmuştur.
• Arap ülkelerine ilk Türk işgücü göçü 1967 yılında
olmuştur.
• Arap ülkelerine asıl işçi gönderimi 1981 yılında
sıçrama kaydetmiştir. Bu durum 1990’lı yılların
ortalarına kadar devam etmiştir.
• Türk işgücünün ilk olarak gittiği Arap ülkesi
Libya’dır. 1981’de Libya’daki işçi sayısı 30 000’i
aşmıştır.
• Suudi Arabistan’daki işçi sayımız 1992 yılında
46 467’ye ulaşmıştır.
• 1981 yılında Irak’taki işçi sayımız ise 10 667’dir.
• Ürdün, Yemen, Kuveyt, BAE Türk işgücünün
yöneldiği diğer ülkelerdir.
SSCB-BDT ve Türki Cumhuriyetlere olan
göçler
• 1988 yılından itibaren SSCB-BDT’ye ve diğer
Türki cumhuriyetlere işgücü göçü yaşanmıştır.
• 1989’da Sarp sınır kapısı açılmıştır.
• 1994 yılında bu ülkelerde çalışan işçi sayısı
yaklaşık 40 000 kişiye ulaşmıştır.
Beyin Göçünün Nedenleri, Boyutları
Etkileri
• Eğitimli ve yüksek vasıflı kişilerin çalışmak ve
yaşamak amacıyla kendi ülkesinin dışında bir
ülkeye gitmesi beyin göçü olarak
adlandırılmaktadır.
• Genellikle gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş
ülkelere doğru yaşanan beyin göçünde yüksek
niteliğe sahip kişilerin göçe karar vermelerinde
itici ve çekici etkenlerin rolü bulunmaktadır.
İtici Etkenler
• Ücret yetersizliğinden kaynaklanan mali sorunlar
ve ekonomik istikrarsızlıklar
• Gelişmekte olan ülkelerde bilim ve teknolojiye
gereken önemin verilmemesi sonucu mesleki
alanlarda çalışma koşullarının yetersizliği
• Yetişmiş işgücünün sahip olduğu mesleklere ilişkin
istihdam yetersizlikleri ve işsizlik
• Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan siyasi
istikrarsızlıklar, çatışmalı ortamlar ve yapılan
ayrımcı (siyasi, dini, politik, etnik) uygulamalardır.
Çekici Etkenler
• Gelişmiş ülkelerin sundukları elverişli çalışma
ortamları
• Kariyer ve ücret imkanları
• Düzenli, güvenli ve istikrarlı bir yaşam tarzı
Beyin göçünün gelişmiş ülkeler
açısından yararları
• Yüksek becerili işgücünde var olan açıkların
kapatılması
• AR-GE faaliyetlerinin ve ekonominin motoru olan
sektörlerde üretimin armasına katkı sağlar
• Teknoloji ihracatı için fırsat yaratır.
• Paralı yükseköğretim programları yoluyla önemli
bir gelir kaynağına kavuşur.
• Üniversitelerden mezun olan yabancılar
arasından en iyilerini seçme imkanı bulur.
• Beyin göçü gelişmekte olan ülkeler açısından
önemli kayıplara yola açan önemli bir sorundur.
• 1961-1983 yılları arasında gelişmekte olan olan
ülkelerden ABD, Kanada ve İngiltere’ye 700 000
yetişmiş eleman gitmiştir.
• 1970-80’lerde üniversite mezunlarının Filipinler
ve Kore’de % 10’u, Sahra altı Afrika’da % 30’u,
Orta Amerika ve Karayipler’de % 20-40 arasındaki
bir kesimi ülkelerini terk etmiştir.
• 1972-85 yılları arasında Hindistan, Filipinler, Çin
ve Kore’den 145 000 eğitimli insan ABD’ye
gitmiştir.
• Hindistan’dan doktorlar ve mühendisler,
Filipinler’den hemşireler giden en kalabalık
gruplardır.
• 1990’lı yılların başında sosyalist sistemin çökmesi
ve piyasa ekonomilerine geçilmesiyle Doğu
Avrupa ülkeleri ve eski SSCB hızla beyin göçünün
yeni kaynak ülkeleri olmuştur.
• Beyin göçünün ilk aşaması tüm dünyadan
öğrencilerin lisans ve lisansüstü eğitim görmek
amacıyla başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelere
gelmesidir.
• 1989-1990 akademik yılında ABD’deki yabancı
öğrencilerin sayısı 386 851’dir.
• Bu sayı 2000’de 475 200’e çıkmıştır.
• İngiltere’deki öğrenci sayısı 222 900, Almanya’daki
187 000 ve Fransa’daki 137 100’dür.
• Kalınan süre uzadıkça geri dönme eğilimi
zayıflamaktadır.
• 2000’li yıllarda Japonya, Tayvan, Güney Kore
ve Singapur gibi ülkeler, AR-GE faaliyetlerine
daha fazla kaynak ayırarak tersine beyin göçü
olarak adlandırılabilecek bir süreç
yaşamışlardır.
• Birçok ülke vasıflı işgücünü çekmek için
uğraşmakta ancak en büyük çekim merkezi ABD
olmaktadır.
• Bu açıdan belirleyici gelişme ABD’nin 1965’te
çıkardığı Kennedy-Johnson yasası olarak da
bilinen göç yasasıdır.
• Daha önceleri gelişmekte olan ülkelerden göç
ulusal kotalara göre sınırlı tutulurken, yeni yasa
gelenlerin seçiminde doğum yeri ve milliyet
kriterlerinin yerini mesleki ve vasıf kriterlerinin
almasını öngörmüştür.
• Bu düzenlemenin göçmen bilim adamları ve
mühendislerin etnik bileşimi üzerinde çarpıcı
etkileri olmuştur.
• 1964’te sadece % 10’u Asya’dan gelmişken,
1970’te bu oran % 62’ye çıkmıştır. Aynı durum
sağlık personeli için de geçerlidir.
• 1964’te % 10 olan bu oran, 1970’de % 72’dir.
• Gelişmiş ülkelerin yararlandığı bu durum
gelişmekte olan ülkeler için önemli bir kayıptır.
• ABD Kongre Araştırma Hizmetleri’ne göre
1971-72’de gelişmekte olan ülkelerin vasıflı
her göçmen için yaptıkları yatırım 20 000$’dır.
• Günümüzde gelişmiş ülkelerin özellikle bilişim
sektöründeki uzman açıklarını kapatmak için
beyin göçünü hızlandırma çabaları artış
göstermektedir.
• Bu konuda yine başı ABD çekmektedir.
Yasadışı (Düzensiz) Göçler
• Yasal göçmenlere ek olarak sayıları milyonları
bulan ve sayılarına ilişkin ancak tahminlerde
bulunabilen kayıtsız göçmenler vardır.
• Çıkarılan aflara başvuran kişi sayıları bu
konuda bazı bilgiler vermektedir.
• 1998’de İtalya’da çıkan affa 350 bin kişi
başvurmuştur. Bu sayı ülkede bulunan 1.6
milyon göçmenin % 20’sinin kayıt dışı göçmen
olduğunu ortaya koymaktadır.
• İspanya’nın 2000 yılında çıkardığı affa 245 bin kişi
başvurmuştur. Ülkede bulunan 1 milyon
yabancının % 25’i yasadışı göçmenlerden
oluşmaktadır.
• İspanya ve İtalya AB’nin dış sınırlarını oluşturan
giriş ülkeleri niteliğinde olduğundan daha çok göç
baskısı altındadırlar.
• Göç süreleri etkileyen bir diğer önemli faktör
ekonomik yapılarıdır. Güney Avrupa ülkelerinde
genelde enformel bir sektör vardır ve yasadışı
göçmenlere sunduğu iş imkanları fazladır.
• Buna karşılık kuzey ülkelerinde işgücü
piyasaları daha sıkı kontrol edildiğinden kayıt
dışı çalışma imkanları sınırlıdır.
• Ancak bu ülkelerdeki refah devleti
uygulamaları da bu ülkelere bir kez gelmiş olan
göçmenlerin geriye dönmeme kararı
almasında etkili olmaktadır.
• 1990’lı yıllarda Türkiye’ye yönelik düzensiz göç
hareketlerinde de büyük artış olmuştur.
• Romanya, Rusya, Moldovya, Ukrayna, Belarus
vatandaşları için Türkiye enformel ekonominin
çeşitli alanlarında istihdam imkanları
buldukları hedef ülke konumundadır.
• Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Bangladeş’ten
gelen ve Batı Avrupa’ya geçmek isteyenler için
transit ülke konumundadır.
• Türkiye’de 1995-2003 yılları arasında, 461 483
kayıt dışı göçmen yakalanmıştır.
• Özellikle göçmen kaçakçıları tarafından
organize edilen gemi ve teknelerle göçmenler
Ege ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya
taşınmaktadır.
• 2000-2003 yılları arasında Türk karasularında
yakalanan tekne ve gemi sayısı 126’dır.
• Dayanıksız gemi ve teknelerin denizlerde
batması ve çok sayıda göçmenin yaşamını
yitirmesi ise ayrı bir trajedidir.
• Avrupa’daki yasadışı göçmen miktarının 2-3
milyon kişi arasında olduğu tahmin
edilmektedir.
• Her yıl ortalama 250-300 bin kişi yasadışı
yollarla Avrupa’ya giriş yapmaktadır.
Sığınmacı (mülteci) akımları
• Yaşadıkları ülkelerdeki politik istikrarsızlıkların,
iç savaşların, etnik temizlik hareketlerinin
oluşturduğu tehditler sonucunda insanların
yaşadıkları ülkeleri terk ederek başka ülkelerde
yaşama imkanı aramalarıdır.
• Söz konusu durumların ülke ekonomilerini
harap etmesi ve insanları geçinemez hale
getirmesi de sığınma nedenleri arasında önem
kazanmıştır (ekonomik sığınmacı).
• Politik ve ekonomik koşullara bağlı olarak
sığınmacı sayısında büyük değişiklikler
görülmektedir.
• Ekim 1993 itibariyle eski Yugoslavya’daki savaş
nedeniyle Bosna-Hersek ve Hırvatistan’dan 5
milyon kişi yer değiştirmiştir.
• Almanya, İngiltere, İsveç, Hollanda, Fransa ve
Belçika Avrupa’da en fazla iltica başvurusu
yapılan ülkelerdir.
• Sığınmacıların öncelikle geldikleri ülkeler;
Yugoslavya, Irak, Türkiye, Afganistan, Sri Lanka,
İran, Somali ve Romanya’dır.
Irklar ve Yeryüzündeki Yayılış Alanları
Beyaz Irk
•
•
•
•
•
•
1- Nordikler
2- Slavlar
3- Alp
4- Dinarik
5- Akdeniz
6- Beyaz Afrika
•
•
•
•
•
7- Anadolu
8- Turan
9- Arap
10- Hint-Afgan
11- Aynular
Siyah Irk
•
•
•
•
•
•
•
1- Sudanlılar
2- Gineliler
3- Kongolular
4- Nil Grubu
5- Güney Afrika Grubu
6- Habeş ve Somali Gr.
7- Pigme ve Negridler
•
•
•
•
•
•
8- Buşman ve Hotanto
9- Vedalar (Sri Lanka)
10- Andamanlılar
11- Semanglar(Malakka)
12- Aborjinler
13- Melanezyalılar
Sarı Irk (Moğol)
• 1- Kuzey Moğol Grubu: Rusya
Federasyonu’nun doğusunda yaşarlar.
• 2- Orta Moğol Grubu: Çinliler, Koreliler,
Tibetliler.
• 3- Güney Moğol Grubu: Güney Çin, Birmanya,
Tayland, Malezya.
Irk Ayrımı (Irkçılık)
• Çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik
farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri
de tayin etmesi gerektiğine ve doğal
sebeplerle bir ırkın (genellikle kendi ırkı)
diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine
hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç
veya bu değerleri kabul eden doktrindir.
Irkçılık ile ilgili terimler
• Etnosentrizm (Etnik merkezcilik): Bir grubun
inançlarını diğerlerinkine üstün görme.
• Bir kimsenin kendi kültürünü temel olarak
alması ve diğer kültürleri kendi kültürü
açısından değerlendirmesi ile tarif edilen ilkel
duygu.
• İnsanların kendi grupları ile diğerlerini
ötekileştirme.
• Zenofobi: Farklılık korkusu.
• Irkçılık sosyal ayrımcılığı, ırklar arasında fark
gözetilmesini ve soykırıma kadar varan şiddeti
haklı gösterebilmektedir.
• Irkçılık bazen milliyetçilik kavramı ile de
anlatılıyor olabilir. Bulgaristan’da ATAKA
partisi, Almanya’da Nazi ve Neo-Naziler,
Fransa’da rasistler ve Rusya’daki aşırı sağcılar
buna örnek verilebilir.
Irkçı İdeolojiler
•
•
•
•
•
Beyaz Üstünlüğü
Siyah Üstünlüğü
Sosyal Darwinizm
Nazizim
Aryanizm
Irkçı Şiddet
• Etnik temizlik: Bir etnik gruba mensup insanların
zorla yerinden edilmesini amaçlayan siyasal
politikaları ifade eder.
• Boşnaklara karşı uygulanan zorla yerinden etme
(nüfus transferi) politikalarına karşı ilk kez 1992
yılında George W. Bush tarafından kullanılmıştır.
• Nefret suçu: Irk, renk, etnik köken, din, cinsiyet,
cinsel yönelimi, yaşı, fiziksel veya zihinsel
engelleri kullanılarak yapılan şiddet eylemleridir.
• Soykırım
• Linç
Diller ve Coğrafi Dağılışları
• Günümüz dünyasında 6500 civarında dil
kullanılmaktadır.
• Belli bir dili konuşan nüfusun sayısında,
zamanla dikkat çekici artışlar olabilmektedir.
• Bunda iki etmen rol oynar.
• 1- Doğal nüfus artışları(Çince, Hintçe, Japonca)
• 2- Sömürgecilik hareketleri: İngilizce,
İspanyolca, Portekizce, Rusça.
Dünya Dilleri
•
•
•
•
•
•
•
•
•
1- Hint Avrupa
2- Hami-Sami
3- Fin-Uygur
4- Bantu
5- Nijer-Kongo
6- Altay
7- Çin-Tibet
8- Dravid
9- Malaya-Polinezya
•
•
•
•
•
•
•
•
10- Nil
11- Kafkasya
12- Japonca ve Korece
13- Kuzey Amerika
14- Orta Amerika
15- Güney Amerika
16- Sınıflandırılamamış
Diller: Bask, Ermenice,
Sardinya
• UNESCO 21 Şubat 2012 Dünya Anadili günü
öncesinde yayınladığı rapora göre dünyada
konuşulduğu tahmin edilen 6000 dilin % 43’ü
kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya, bu rakamın
% 3’ü 1950’den bu yana hiç konuşulmuyor.
• Kesin bir rakam verilemese de Avrasya’da 75,
ABD’de ise son 2 yüzyılda 115 dilin kaybolduğu
belirtiliyor.
• Araştırma Türkiye’de 3 dilin yok olduğunu, 15
dilin de tehlikede olduğunu ortaya koyuyor.
• Konya’nın Sille Köyü’nde konuşulan ve en son
n2005’de duyulan Kapadokya Yunancası,
Marmara Bölgesi ve Kafkaslar’da yaygın olan
Ubıhça ve kökü Diyarbakır, Lice’deki Kamışlı
Köyü’ne dayanan Mlahso Anadolu
topraklarından silindi.
• Siirt kökenli ve 1999’a kadar yalnızca 1000 kişinin
konuştuğu Hertevin dili de kaybolmaya yüz
tutmuş.
• Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan ve Makedonya’da
duyulan Gagavuzca, Doğu Anadolu’daki Süryaniler
ve İsveç ile Almanya’ya göç edenlerle birlikte 50
bin kişinin konuştuğu Turoyo ve Türkiye’de
yaşayan Yahudilerin dili Ladino ciddi anlamda
tehlike altında.
• İstanbul ve Hatay’da (Vakıflı) konuşulan Batı
Ermenicesi, Kuzey Irak, İran ve Türkiye
sınırında konuşulan Süryaniceye yakın Suret
(240 bin); Doğu Karadeniz kökenli Pontus
Yunancası (300 bin); 130 bin kişinin konuştuğu
Lazca; Türkiye’nin kuzeydoğusu ve
Gürcistan’da duyulan Hemşince; 30 bin kişinin
bildiği Abazaca ve Çingene dillerinden Romani
bu kategoride sayılabilir.
Dinler ve Coğrafi Dağılışları
•
•
•
•
•
•
•
•
İslamiyet
Hıristiyanlık
Musevilik
Hinduizm
Budizm
Konfüçyüs
Taoculuk
Şintoizm
TÜRKİYE’DE NÜFUS
• BM’nin nüfus sayımı tanımı: Bir ülkenin tamamında
veya ülkenin iyi tanımlanmış bölgesindeki bütün
insanlarla ilgili demografik, ekonomik ve toplumsal
verilerin; toplanma değerlendirme, analiz edilme ve
yayınlanma işlemlerinin tamamı nüfus sayımı olarak
tanımlamaktadır.
• Ülkemizde bilimsel ilk nüfus sayımı 1927 yılında
yapılmıştır.
• İkincisi 1935 yılında, bunun yanında her beş yılda bir
yapılarak 1990 yılına kadar devam etmiştir.
• 1990 yılından sonra 10 yılda bir yapılacağı hükme
bağlanmıştır.
Türkiye’de sayım yıllarına göre nüfus ve
artış miktarı
Yıl
Nüfus
Artış (‰)
1965
31 391 400
24
1927
13 648 200
-
1970
35 605 100
25
1935
16 158 000
21
1975
40 347 700
25
1940
17 820 900
17
1980
44 734 900
20
1945
18 790 200
10
1985
50 664 400
25
1950
20 947 200
22
1990
56 473 035
21
1955
24 754 800
28
2000
67 803 927
17
1960
27 754 800
28
2009
72 561 312
15
• Türkiye’de nüfus artışının büyük bir kısmı
doğum oranlarının fazla olmasından ileri
gelmektedir.
• Ancak Türkiye bazı dönemlerde yurt dışından
da göçler de almıştır.
• 1924 mübadelesi (350 000)
• 1950-1951 döneminde Bulgaristan’dan olan
göçler (250 000)
• 1989-1990 yıllarında Bulgaristan’dan olan
göçler (250 000).
• 1939 yılında Hatay’ın anavatana katılması (200
000).
• 1974 ve öncesinde Kıbrıs’tan olan göçler.
• SSCB, Afganistan, Yugoslavya, Romanya ve
Bosna Hersek’ten olan göçler.
• 1960’a kadar olan dönemde nüfusu en fazla artan
iller İstanbul, Ankara, Eskişehir, Samsun, Adana,
Doğu ve GD Anadolu’daki illerdir.
• 1960-1985 arasındaki dönemde nüfusu en fazla
artan iller İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Akdeniz
kıyısı, Doğu ve GD Anadolu’daki illerdir.
• 1985’den sonra ise İstanbul, Bursa, Tekirdağ,
Antalya, Mersin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman,
Şırnak, Van ve Hakkari illeri nüfusu en fazla artan
illerdir.
• 2009 yılı verilerine göre nüfus artış hızı en düşük
olan ilk üç il; Tunceli (binde -40), Ardahan (binde 37) ve Kars’tır (binde -18).
• Nüfus artış hızı en yüksek olan ilk üç il ise Çankırı
(binde 49.4), Bilecik (binde 49) ve Isparta’dır
(binde 32).
• 2010 yılı verilerine göre kaba doğum hızının en
yüksek olduğu bölge GD Anadolu Bölgesi (‰
27,3), en düşük olduğu bölge ise Batı Marmara
oldu (‰ 11,4).
• 2009 yılında 15-49 yaş grubu kadınlar arasında
doğurganlık hızı 2,07 çocuk iken, 2010 yılında
2,03 çocuk oldu.
• En yüksek doğurganlık hızı 20-29 yaş grubundadır
(2010).
• 2010 yılında doğum yapan annelerin ortalama
yaşı 27,2’dir. En yüksek ortalama yaş İstanbul
(27,8), En düşük ortalama yaş İç Anadolu’dadır
(26,2).
• Türkiye’de nüfusun hızlı artışının sonuçları
nelerdir?
• 2009 yılı verilerine göre nüfusumuzun % 75.5’i
(54 807 219) il ve ilçe merkezlerinde, % 24.5’i
(17 754 093) belde ve köylerde yaşamaktadır.
• İl ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus oranının
en yüksek olduğu il İstanbul (% 99), en düşük
olduğu il ise Ardahan’dır (% 32).
NÜFUSUN YAPISI
Türkiye’de Nüfusun Cinsiyet Oranları
YIL
ERKEK
NÜFUS
KADIN
NÜFUS
YIL
ERKEK
NÜFUS
KADIN
NÜFUS
1927
48,1
51,9
1970
50,6
49,4
1935
49,1
50,9
1975
51,4
48,6
1940
49,9
50,1
1980
50,7
49,3
1945
50,3
49,7
1990
50,7
49,3
1950
50,3
49,7
1997
50,7
49,3
1955
50,8
49,2
2009
50,3
49,7
1960
51
49
TOPLAM
36 098 842
36 046470
1965
51
49
• İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük
kentlerimizde erkek nüfus fazla iken, kırsal
alanlarda kadın ve çocuk nüfus fazladır.
• Nüfusun % 67’si 15-64, % 26’sı 0-14 ve % 7’si
ise 65+ yaş grubunda yer alır.
Nüfusun İktisadi Faaliyetlere Göre
Dağılımı
•
•
•
•
2010 yılı sayım sonuçlarına göre nüfusun;
% 25 tarım (5 milyon 683 bin)
% 26 sanayi (5 milyon 927 bin)
% 49 ticaret ve hizmet (10 milyon 985 bin)
sektöründe çalışmaktadır.
Doğurganlık Hızı
• Bir kadının 15-49 yaşları arasında doğurduğu
ortalama çocuk sayısıdır.
• Ekonomik ve sosyal gelişmesini tamamlamış
ülkelerde doğum oranları ‰ 17-18 gibi düşük bir
değer gösterirken, Nijerya ve İran gibi geri kalmış
ülkelerde bu oran ‰ 48-50’yi bulmaktadır.
• Ülkemizde doğurganlık oranının en az olduğu
bölgeler Marmara ve Ege, en fazla olduğu
bölgeler ise Doğu ve GD Anadolu bölgeleridir.
•
•
•
•
•
1955-1960 döneminde doğurganlık hızı % 6,8
1965-1970 döneminde % 5,3
1975-1980 döneminde % 4,3
1980-1990 döneminde % 3,4
2000-2009 döneminde % 2,1’dir.
Bölgeler (Kır-Kent)
Doğurganlık hızı (‰)
Batı Marmara
1,51
Doğu Marmara
1,75
Ege
1,66
Akdeniz
2,16
Batı Karadeniz
1,82
Doğu Karadeniz
1,83
İç Anadolu
2,12
Doğu ve Güney Doğu Anadolu
3,14
Türkiye Ortalaması
2,06
Kırsal Kesim
2,65
Kent
2,06
Ortalama Yaşam Süresi
Yıl
Toplam
1935
44,9
1965
57,6
1980
60,0
1990
70,0
2000
71,0
2009
73,7
• İnsan ömrünün uzamasında; beslenme, sağlık
hizmetleri ve diğer ihtiyaçların yeterince
karşılanması etkili olmaktadır.
• Kadınlar erkeklere göre biraz daha uzun
yaşamaktadır.
Nüfusun Yaş Yapısı
Yaş Grupları
1945
1980
2009
0-14
39,5
38,5
26
15-64
57
56,5
67
65+
3,5
5,0
7
• Nüfusumuzun Bağımlılık Oranı (2009)
0-14 : 18 859 334
15-64 : 48 618 564
65+ : 5 083 414
18 859 334 + 5 083 414 = 49,25 %
48 618 564
Eğitim Durumu
•
•
•
•
•
•
Okur yazarlık oranı;
1927 % 10,5
1955 % 41
1980 % 84
2009 % 87
Okur yazarlık kadar ortalama okuma süresi de
önemli bir konudur.
Nüfus Politikası
• Türkiye’de 1923-1960 yılları arasında pronatalist
politikalar uygulanırken, 1960 sonrasında ise
antinatalist politikalar uygulanmaya başlanmıştır.
• Türkiye’de nüfusun artması gerektiğini savunanların
(pronatalist) temel argümanları şunlardır:
1- Türkiye doğal kaynakları oldukça zengin, gıda maddesi
ithal etmeden nüfusunu besleyebilecek 6-7 ülkeden
birisidir.
2- Dünyanın askeri ve siyasi yönden temas noktasında
bulunan Türkiye önemli bir jeopolitiğe sahiptir. Bir
noktada siyasi ve askeri gücümüzün sembolü de
nüfusumuzdur.
• 3- Dünyada görülen hızlı teknolojik gelişmeler, ülke
nüfuslarının sayısal önemini azaltmış olmakla beraber,
eşdeğer teknolojilere sahip ülkeler arasında nüfus
miktarı önemini devam ettirmektedir.
• 4- Gelişmiş ve yoğun nüfusa sahip batılı ülkeler
hammadde dolayısıyla gıda maddeleri sıkıntısı
çekmektedir. Bu ülkeler daha büyük sıkıntılar
çekmemek ve büyük ölçüde gelişmekte olan ülkelerden
ithal edilen hammaddeleri daha fazla sağlayabilmek
için gelişmekte olan ülkelerin nüfus artışlarını
frenlemesini istemektedir.
• 5- Nüfus, ekonomik kaynaklardan biri olarak
girişimi, üretimi kısaca gelişmeyi sağlayan bir
unsurdur.
• Türkiye’de nüfusun artmaması gerektiğini
savunanların (Antinatalist) temel argümanları
ise şunlardır:
• 1- Aynı pastayı çok sayıda insanın bölüşmesi,
kişi başına düşen dilimi küçültmektedir.
• 2- Türkiye’de nüfus artış hızı yüksek olduğundan
yeterli sermaye birikimi yapılamamıştır. Bu
nedenle doğal kaynakların bolluğu ölçüsünde
yatırım yapılamamaktadır. Nüfusun daha da
artması sermaye birikimini ve yatırımları
geciktirecek, kamu tasarrufları nüfusumuza
oranla azalabilecektir.
• 3- Türkiye’de oldukça yaygın görülen sağlıksız
şehirleşme ve gecekondulaşma aşırı
nüfuslanmadan kaynaklanmaktadır.
• 4- İstihdam sorunu büyük boyutlara ulaşmaktadır.
Nüfusun artması işsiz sayısının daha da artmasına
sebep olacaktır.
• 5- Kalkınma hızı düşmektedir.
• Nüfus planlaması nüfusun gelişimi üzerinde etkili
olmakla birlikte, bu etkiler bir dereceye kadar
etkili olabilmektedir.
• Nüfus gelişimini etkileyen faktörler; kültürel,
endüstriyel ve sosyal güvenlik alanında
görülebilecek gelişmelere bağlıdır.
Nüfus Yoğunluğu
• Türkiye’de nüfus dağılışını etkileyen başlıca
faktörler;
• Ziraat alanlarının genişliği ve verimliliği
• Klimatik şartların elverişliliği
• Ulaşımın gelişmesi
• Turizm ve tarih
• Maden kaynakları
• Ormanların dağılışıdır.
• 2009 yılı nüfus sayımına göre ülkemizde
aritmetik nüfus yoğunluğu 1000’in üzerinde
olan tek il İstanbul’dur (2430 kişi).
• Kocaeli (420), Gaziantep (243), Bursa (234),
Sakarya (177), İzmir (322), Yalova (238), Hatay
(248), Trabzon (164) ve Zonguldak (187) nüfus
yoğunluğu fazla olan illerdir.
• Türkiye ortalaması 94’tür.
Bölgeler
Gerçek Alan
%
Toplam Nüfus
Nüfus Yoğ.
Marmara
67 300
8,5
22 746 273
338
Ege
85 000
11
9 517 153
112
Akdeniz
122 100
15
9 252 902
76
Güneydoğu
61 000
7,5
7 462 893
122
Doğu Anadolu
171 000
21
5 836 462
34
İç Anadolu
162 000
20
10 706 722
67
Karadeniz
146 178
18
7 038 907
48
Toplam
814 578
100
72 561 312
89
• Türkiye’de fizyolojik nüfus yoğunluğu 275’dir
(2009).
• Tarım alanı fazla, nüfusu az olan illerde
fizyolojik nüfus yoğunluğu düşüktür.
• Türkiye’de zirai nüfus yoğunluğu ise 66’dır.
• Karadeniz Bölgesi’nde yüksek iken, İç Anadolu
ve Doğu Anadolu’da düşüktür.
• Trabzon (351), Artvin (251), Rize (226).
Türkiye’de Nüfusun Dağılışı
1- Yaşamaya daha elverişli doğal ve beşeri
şartlara sahip kıyı bölgelerinde nüfus, iç
bölgelere oranla daha sık ve yoğundur.
2- Bununla beraber her bölgenin kendi içinde de
nüfusun sıklığı ve seyrekliği açısından farklı
manzaralarla karşılaşılır.
Dönemlik Göçler
• Göçebe hayvancılık ve yaylacılık kapsamındaki
dönemlik nüfus hareketleri geçmişe oranla
azalmış olmakla birlikte, Kuzey Anadolu
dağları, Toroslar, Erzurum-Kars platoları gibi
alanlarda varlığını sürdürmektedir.
• Bu yer değiştirmelerde yükselti, dolayısıyla
sıcaklık nedeniyle alt ve üst zonlar arasındaki
vejetasyon sürelerindeki farklılıklar etkilidir.
• Çadırlı veya sabit meskenlerde oturan göçerler
ve yaylacılar nisan-ekim dönemini kışlakları
dışında geçirirler.
• Sayfiye amacıyla da önemli bir nüfus kitlesi yer
değiştirmektedir.
• Dönemlik iç göçler içinde mevsimlik işgücü
göçlerinin ayrı bir yeri vardır.
• Turizm, inşaat, hamallık, orman işçiliği, seyyar
satıcılık, yol ameleliği gibi işlerde çalışmaktadır.
• Mevsimlik tarım işçileri pamuk, tütün, zeytin,
fındık, narenciye, şekerpancarı gibi ürünlerin
hasadından ve çapalanmasından doğan işgücü
talebini kapatırlar.
• Göçe katılanlar çalışabilecek yaşa ulaşmış
kadın, erkek ve çocuklardan oluşmaktadır.
Medeniyetler Çatışması (S.Huntington)
• 1993 yılında yazdığı makalede Huntington Berlin
duvarının yıkılmasından sonra dünya politikasının
yeni bir döneme girdiğini söylemiştir.
• Bu yeni süreçte devletler arasındaki mücadelenin
esas kaynakları ideolojik ya da ekonomik değil
kültürel olacaktır.
• Ulus devletler uluslar arası politikanın belirleyici
faktörü olmaya devam ederken, asıl mücadele
farklı medeniyetlere mensup milletler ve gruplar
arasında yaşanacaktır.
• Huntington, Soğuk Savaş dahil olmak üzere 1720.yy arasındaki savaşların batıya ait savaşlar
olduğunu belirterek, bundan sonra Batı ile Batı
dışı medeniyetler arasındaki etkileşimin uluslar
arası politikanın merkezi olacağını ileri
sürmektedir.
• Dünyayı; Batı, Konfüçyus, Japon, İslam, Slav,
Ortodoks, Latin Amerika, Hint ve Afrika
medeniyetleri olarak sekize ayırmaktadır.
• Dünya siyasetini adı geçen medeniyetlerin bir biri
ile etkileşiminin belirleyeceğini ileri sürmektedir.
• Huntington, medeniyetler arasında yaşanacak
çatışmaların sebeplerini şöyle sıralamaktadır:
1) Medeniyetler arasındaki farklılıklar, siyasi
ideolojiler ve rejimler arasındaki farklılıklardan
çok daha köklüdür.
• Farklılıkların varlığı zorunlu olarak çatışmaların
ortaya çıkacağını göstermemekle birlikte, tarihteki
en uzun ve şiddetli mücadeleler medeniyetler
arasındaki farklılıklardan kaynaklanmıştır.
2) Küreselleşmeyle birlikte farklı medeniyetlere
mensup insanlar arasındaki etkileşim
artmaktadır.
• Bu durum bir yandan belli bir medeniyete
sahip insanlar arasındaki ortaklıkları ve
medeniyet bilincini artırırken, diğer yandan da
medeniyetler arasındaki ayrılıkların farkına
varılmasına yol açmaktadır.
3) Dünya çapında yaşanan toplumsal değişme ve
ekonomik modernleşme süreci bir kimlik krizi
yaratmakta, doğan boşluğu da dinler doldurmaktadır.
• Dinin yeniden doğuşu, medeniyetleri birleştiren ve
sınırları aşan bir kimlik ve ümit zemini oluşturmaktadır.
4) Batı medeniyeti gücünün zirvesindedir. Ancak belki de
bu konum, diğer medeniyetlere mensup ülkeleri,
dünyayı batılı olmayan bir tarzda biçimlendirme
yönündeki çabalara itecektir.
5) Siyasi ve ekonomik temelli kimlik tanımlamalarından
farklı olarak, kültürel temelli kimlikler değişmeler
karşısında daha dirençlidir.
• Kültür temelli birleşmelerin ayrışmaya karşı dirençleri
de oldukça yüksektir. Sınıf ve ideoloji temelli
mücadelelerde kimlik tanımlamaları değişkenlik
göstermektedir.
• Ancak insanın “ne” olduğu sorusunun cevabı olarak
şekillenen kültürel kimlikler düzeyinde böyle bir
değişkenlikten bahsetmek mümkün değildir.
• Bu noktada din, etnisiteden daha keskin ayrımlara ve
dolayısıyla da kutuplaşmalara neden olmaktadır.
• Huntington’a göre geleceğin tehlikeli
çatışmaları; muhtemelen Batının kibiri,
İslam’ın hoşgörüsüzlüğü ve Çinlilerin aşırı
inatçılığı ve iddiacılığı arasındaki etkileşimden
kaynaklanacaktır.
• En faal fay hattı İslam ve Batı medeniyeti
arasındadır. Bu yüzden Huntington’a göre
“İslam kanlı sınırlara sahiptir”.
• İslam ve Konfüçyen medeniyetleri arasında
dayanışma bulunduğunu da savunan
Huntington, Batının yapması gerekenleri şöyle
sıralamaktadır:
• Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ilişkileri
artırmak.
• Kültürel açıdan batıya yakın görülen Doğu
Avrupa ve Latin Amerika’yı Batı toplumlarına
katmak.
• Rusya ve Japonya ile yakın işbirliği yapmak,
medeniyetler arasındaki yerel mücadelelerin
büyük çatışmalara dönüşmesini engellemek.
• Konfüçyen ve Müslüman devletlerin askeri
kapasitelerini artırmalarını önlemek.
• Doğu ve GB Asya’daki askeri üstünlüğünü
sürdürmek.
• Konfüçyen ve Müslüman devletler arasındaki
ihtilafları kullanmak.
• Diğer medeniyetlerin içindeki Batılı değerlere
yakınlık duyan grupları desteklemek.
• Batılı değer ve menfaatleri yansıtıp
meşrulaştıran uluslar arası kurumları
güçlendirmek.
• Batılı olmayan devletlerin bu kurumlarla daha
fazla içli dışlı olmalarını sağlamak.
Büyük Satranç Tahtası (Brzesinski)
• Brzezinski, “ABD gücünü en doğru şekilde nasıl
kullanabilir? Sorusundan geliştirdiği tezini “Büyük
Satranç Tahtası” isimli kitabında ifade etmiştir.
• Brzezinski Roma, Çin, Moğol, Büyük Britanya ve
Sovyet İmparatorluklarının tarih içerisinde
büyüme, gelişme ve çöküş dönemlerini
inceledikten sonra, bu hükümdarlıkların hüküm
sürdükleri devirde bile tam anlamıyla küresel bir
hegemonya kuramadıklarını söylemektedir.
• ABD’nin bugünkü küresel gücünün etkinlik
alanı benzersizdir.
• ABD, yalnızca dünyanın bütün okyanuslarını ve
denizlerini kontrol etmekle kalmayıp, kendi
gücünü siyesi olarak önemli biçimlerde
ülkelerin içine yansıtabilen bir askeri yetenek
geliştirmiştir.
• Kısaca ABD, küresel gücün belirleyici 4 alanında
üstündür.
• Askeri olarak eşit olmayan bir küresel erişime
sahiptir.
• Ekonomik olarak, küresel büyümenin ana
lokomotifi olmaya devam etmektedir.
• Teknolojik olarak yenileşmenin genel öncülüğünü
elinde bulundurmaktadır.
• Tüm bunlar ABD’ye, başka hiçbir devletin
ulaşamadığı bir siyasi etki sağlamaktadır.
• Rakibi olmayan ABD’nin ödülünü Brzezinski
“Avrasya” olarak görüyor.
• Brzezinski’ye göre Avrasya, ABD için neden
bu kadar önemlidir?
• Avrasya yerkürenin en büyük kıtasıdır ve
jeopolitik olarak bir eksendir.
• Avrasya’ya egemen olan bir güç, dünyanın en
ileri ve ekonomik olarak en verimli olan üç
bölgesinden ikisini kontrol edebilir.
• Dünya nüfusunun yaklaşık % 75’i Avrasya’da
yaşamaktadır.
• Ekonomik girişimler ve yer altı zenginliklerinin
çoğu oradadır.
• Avrasya Dünya GSMH’nın % 60’ına sahiptir.
• Bilinen enerji kaynaklarının ¾’üne sahiptir.
• Avrasya aynı zamanda siyasal olarak en iddialı
ve dinamik devletlerin bulunduğu yerdir.
• ABD’den sonra en büyük altı ekonomik güç ve en
büyük silah alıcısı Avrasya’da bulunmaktadır.
• Dünyanın biri hariç resmi olarak bilinen tüm
nükleer güçleri ve de gizli nükleer güçlerinin tümü
Avrasya’da bulunmaktadır.
• Bölgesel hegemonya ve küresel etki heveslisi olan
dünyanın en kalabalık nüfuslu iki devleti
Avrasya’dadır.
• Amerikan öncülüğüne bütün potansiyel ve veya
ekonomik meydan okuyucular Avrasya’dadır.
Avrasya satranç tahtasında birbirinden
farklı 4 alan vardır
1- “Batı Alanı” nüfusça yoğun, yüzölçümü
bakımından nispeten küçük, zengin ve güçlü
Avrupa ülkelerinin bulunduğu alandır.
2- “Doğu Alanı” Çin, Japonya, Güney Kore gibi
ülkelerin bulunduğu alanı kapsar. Güney Kore
ve Japon adaları, güçlü ve bağımsız
oyuncunun, yani Çin’in karşısında ABD gücüne
bir barınak sağlamaktadır.
3- “Orta Alan” Rusya’nın kontrolündedir. Doğu
ve Batı alanı arasında siyasi olarak parçalanmış
az nüfuzlu ve parçalanmış bir alandır.
4- “Güney Alanı” Orta alanın güneyinde enerji
kaynakları bakımından zengin, siyasi bakımdan
istikrarsız ve nüfus bakımından zengindir.
Hindistan, Türkiye, Ortadoğu ülkeleri bu grup
içinde yer alır.
• Brzesinski, Avrasya Satranç tahtasındaki
satranç oyununa katılmak isteyen ülkeleri iki
grupta toplar.
• Jeostratejik oyuncular: Bu ülkeler ABD’nin
çıkarlarına etki yapacak şekilde mevcut
jeopolitik ortamı değiştirmek amacıyla
sınırlarının ötesinde güç uygulama ya da
etkide bulunma yeteneğine sahip ülkelerdir.
• Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan.
• Jeopolitik Mihverler: Bu gruptaki ülkeler,
önemlerini ekonomik ve askeri
kapasitelerinden değil, hassas coğrafi
konumlarından alır.
• Bu coğrafi konum, kritik bir bölgeye girmek
veya kritik bir bölgeden dışarıya çıkmak için o
ülkeye özel bir önem verir.
• Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kore, İran ve
Türkiye.
Yeni Avrasyacılık (Dugin)
• Alexander Geleviç Dugin tarafından 1990’lı
yılların ortalarından itibaren önem kazanan
Avrasyacılık düşüncesi yeni bir kavram değildir.
• Rus tarihi ve devlet geleneğinin
derinliklerinden beslenmektedir.
• Bu düşünceye göre Rus kültürü, batı ve doğu
medeniyetlerinin ortak ürünüdür.
• Bu açıdan Rus halkı ne Avrupalı ne de
Asyalıdır, Avrasyalıdır.
• Avrasyacı ideoloji, Rusya’nın kendi köklerine dönmesini,
dolayısıyla imparatorluk mirasının gereği olan emperyal
vizyona dönmesini savunmaktadır.
• Bu dış politikayla, ittifak politikalında Asya (çin,
Hindistan), Ortadoğu (özellikle İran) ile ilişkilere önem
verilmektedir.
• Yeni Avrasyacılık Rusya’nın çok etnisiteli yapısına vurgu
yaparak çoğulcu karakterini ortaya koymaktadır.
• Turani ve Slav öğeleri ağır basmaktadır.
• Klasik Avrasyacılık Batı karşıtlığına, Yeni Avrasyacılık
Anti Amerikancılığa vurgu yapmaktadır.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)
• Bu proje ABD tarafından Ortadoğu’yu yeniden
dizayn etme girişimidir.
• Süreç 11 Eylül ile başlamış, Afganistan ve
Irak’ın işgali ile devam etmiştir.
• Yeni dünya düzeninin oluşturulmasında
önünde büyük tehdit oluşturan terör ve kitle
imha silahlarının yok edilmesini
amaçlamaktadır.
• BOP’un sınırları çok geniştir. Kuzey Afrika,
Doğu Akdeniz, Basra Körfezi, Kafkasya ve Orta
Asya Türk Cumhuriyetlerini kapsamaktadır.
• Bu bölgedeki Anti Amerikan tavırları ve İslami
radikalizmi kendine tehdit olarak görmektedir.
• Bu bölgelerin enerji kaynakları bakımından
zengin olması ve İsrail’in güvenliği de bu proje
ile güvence altına alınmak istenmektedir.
• ABD’nin Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde 4
aşamalı bir plandan bahsedilmektedir.
• 1- Kitle imha silahlarının kontrolü
• 2- Siyasal sistemlerin demokratikleştirilmesi
• 3- Fakirliğin ortadan kaldırılması
• 4- Bölgede güvenliğin sağlanması için NATO
çatısı altında ortak bir gücün bölgeye
konuşlandırılması.
• 2002 tarihli plan, genel olarak incelendiğinde,
bölgenin rahata kavuşturulmasının yanı sıra;
İslam toplumlarının dinin toplumsal ve siyasal
içeriğinin de farklılaştırılmasını sağlayacak bir
dizi yeniliğin hedeflendiği görülmektedir.
• Kadın haklarının genişletilmesi
• Vehhabi İslam anlayışının engellenmesi
amacıyla sufiliğin desteklenmesi
• İsrail-Filistin sorununun iki devlet esasına göre
çözümlenmesi
• Enerji nakil hatlarının güvenliğinin sağlanması
• Toplumların eğitim ve refah düzeylerinin
yükseltilmesi projenin uzun dönemli ve kalıcı
hedefleri olduğunu göstermektedir.
• ABD, BOP projesini tek başına
uygulayamayacağını görerek ittifaklar
sistemiyle gerçekleştireceği görülmektedir.

similar documents