Somatoform Bozukluklar

Report
Somatoform Bozukluklar
 Somatizasyon bozukluğu
 Konversiyon bozukluğu
 Hipokondiyazis
 Beden dismorfik bozukluğu




Somatizasyon Bozukluğu
Tıbbi olarak açıklanamayan, kişinin yaşamında önemli
kısıtlamalara yol açan birden fazla fiziksel yakınmalar
tariflenir
30 yaşından önce başlamış olması bir tanı kriteri
En az 4 farklı bölge ya da işlevle ilgili ağrı öyküsü.
Ağrı dışında en az 2 gis. 1 güs. ve 1 psödonörolojik belirti
bulunmalıdır.
Tedavi
 Eklektik olmak ve hastaya göre göre tedavi planlanmak en
uygun yaklaşım olarak görülmektedir.
 Kısa dönemde bütün belirtilerin düzelmesini amaçlamak
gerçek dışı bir hedef olacaktır.
 Klinik tabloya oldukça sık eşlik eden aleksitimi farkındalıkta
bozukluk olarak tedaviyi olumsuz yönde etkiler.
 Farkındalığın gelişmesi ve yaşamdan zevk alabilmenin
sağlanması tedavide uzun dönem hedefleri olarak belirlenir.
 Hastaların pasif bir biçimde tedavi edilme beklentileri gerçek
dışıdır ve bu beklenti azaltılmalıdır.
 Almakta olduğu ilaçlara ek olarak, yaşam tarzını
değiştirebilecek sorumluluğu alabilmesi sonucunda
daha gerçekçi ve aktif bir tedavi gerçekleşebilecektir.
 Kişiye hastalığıyla ilgili bilgi, terapi ancak stabil bir düzeye
ulaştığında, ayrıntılı bir şekilde verilmelidir.
 Hasta gereksiz tıbbi işlemlerden korunmalıdır.
 Hastanın fiziksel yakınmaları sakin ve tepkisiz bir ifadeyle
dinlenmelidir.
 Yüzeysel bir düşünme tarzının sonucu olan yetersiz
farkındalık fiziksel ve sezgisel duyumları da
köreltmektedir.
 Bu duyumları uyandırmak için doğada birlik egzersizi
denilen yarım saat süren bir meditasyondan faydalanılabilir.
Dokunma, tat alma, koku duyusu, işitme ve görmenin adım
adım uyarılmasıdır.
 Harmonik müzik dinlenmesi, seçilmiş filozofların yazılarının
okunması önerilebilir. (Hegel, Gandhi, Spinoza) Bunlar
artistik üretimler olarak adlandırılır.
 Bach, Mozart ve Schubert gibi bestecilerin çalışmaları
sıklıkla duygudurumu, dikkati ve entegre düşünmeyi
geliştirmektedir.
 Yüksek oranda baskı altında kalmış kişiler meditasyona ve
artmış artistik üretimler yaşamaya başladıklarında hislerde
canlanma, yeni hisler ve anksiyeteyle karşılaşabilir.
 Hastalar rahatsızlık hissederse geçici olarak egzersize ara




verebilecekleri konusunda bilgilendirilmelidir.
Bu yaşantıların farkındalığı arttırma işleminin bir parçası
olduğu konusunda bilgilendirilmelidirler.
Anksiyetenin üstesinden gelinmesi için basit gevşeme
egzersizleri verilebilir.
Krizlerle uğraşırken dahi tutarlı yaşamanın genel prensipleri
hastaya tanıtılmalıdır.
Kendi kendini memnun etme ile aşırı uğraşma yerine
diğerlerine yardımcı olması için cesaretlendirilmelidir.
 Nasıl somatik yakınmalar psişenin çatışmalarını somaya
yönlendiriyorsa, terapi de semptomlara ve problemlere
odaklanmayıp egoyu güçlendirerek farkındalık düzeyini
arttırmalıdır.
 Nihayetinde psikoterapi sadece hastalığı tedavi etme tekniği
değil, mutlu olmanın da bir yoludur.
Konversiyon Bozukluğu
 Genellikle bir veya daha fazla sebebi tanımlanamayan
nörolojik defisitleri taklit eden bir bozukluktur.
 Bu belirtilerin psikolojik bir çatışma ya da ihtiyacı açığa
vurmak ya da çözümleme çabası sonucunda açığa çıktığı
düşünülür.
 Belirtiler öncesinde çatışmalar ve stres etkenlerinin olması
gerekir. Çoğunlukla stresör etken kolaylıkla bulunur.
 Dinamik açıdan ifade edilemeyen kaygı kaynağı olan duygu ve
düşüncelerin sembolik bir aktarımıdır.
(Kayınvalidesine gitmek için hazırlanırken bacakların tutmaması,
amirinin fırçasından sonra bayılan memur, ailesinin erkek arkadaşı
olduğunu öğrendiğinde konuşamayan ergen)
 Konversif nöbetin semptomu anksiyeteden kurtulmasını
sağlar ve bu durum birincil kazanç olarak adlandırılır.
 Semtomun bazı sorumluluklardan kurtulmasına hizmet
etmesi ise ikincil kazançtır.
TEDAVİ
 Öncelikle tam bir tıbbi değerlendirme gerekir.
 Özellikle ilk nöbetten sonra nörolojik açıdan dikkatli bir
inceleme gerekir.
 Değerlendirme, teşhis ve hastayla işbirliği sağlandıktan
sonra ilk yapılması gereken şey psikoeğitim verilmesidir.
 Hastanın ve ailenin sosyokültürel düzeyine uygun bir
psikoeğitim verilmelidir.
 Psikoeğitimde konversiyon bozukluğunun özellikle
ülkemizde sık görülen bir ruhsal rahatsızlık olduğu,
 Bu hastalarda yapılan bütün tetkik ve incelemelere rağmen
bu belirtilere neden olabilecek bir bedensel hastalık
bulunmadığı
 Çeşitli ruhsal sıkıntıların (üzüntü, korku, utanç, öfke)
Bedensel sorunlara dönüşmesi anlamına geldiği
vurgulanmalıdır.
 Konversiyon çeşitli ruhsal zorlanmalar karşında bazı
bireylerin tepki verme biçimi olarak tanımlanıp tepkinin
kendisi normalize edilmelidir.
 Konversif tepkinin sıkıntı karşısında ağlamak, konuşmak,
susmak, bağırmak gibi bir tepki türü olduğu vurgulanmalıdır.
 Bazı hastalarda görülen disosiyatif veya konversif bayılmalar
kişinin yoğun olumsuz duygulardan geçici olarak
uzaklaşmasını sağlayan bir korunma düzeneği olarak
çerçevelenmelidir.
 Bu bayılmalar, elektronik devrelerin kısa devre yapmasına
benzetilerek anlaşılır kılınabilir.
 Ayrıca özellikle ülkemizde bazı acil servis çalışanları ve
ailenin hastayı ve hastalık belirtilerini değersizleştirmeleri
(hastanın belirtileri bilinçli olarak oluşturduğunu düşünme,
suçlama, yargılama) konusunda da gerek duyulduğunda aileye
bu konuda ek açıklamalar yapılmalıdır.
 Aile desteğinin sağlanması ve çevre koşullarının düzeltilmesi
konversiyon bozukluğunun tedavisinde çok etkili olacaktır.
(hastaya balık tutmayı öğretmek yerine balık vermekle
eşdeğer olduğu unutulmamalıdır)
 Freud bozukluğun çözüm yolunu 2 kelimeyle
göstermektedir: ‘‘kaderle yüzleşme’’
‘‘Uçurum kenarında deve sırtında ilerlerken karşısına aslan
çıktığında, aslanla mücadele etmek yerine tekrar tekrar uçurumdan
atlamayı tercih etmeye benzetmektedir’’
 Hastanın egosunu güçlendirecek her türlü müdahale
konversif tablonun düzeltilmesi için bir adımdır.
 Alternatif davranış ve düşünce yöntemlerinin farkına





varılması,
Yeni yetenekler edinip kendini geliştirmesi
Birey olarak kendi kararlarını verebilme yetisi ve iyisiyle
kötüsüyle kararlarının sonuçlarını kabullenebilme.
Yanlış olduğu düşünülen kararlar veya yaşam olaylarını
tecrübe hanesine yazabilecek kadar olgun olabilme
Yeni koşullar ve yaşam olayları karşısında esneklik
Ekonomik özgürlüğün sağlanması, kanuni haklarından
haberdar olması … gibi kazanımlar konversif tablonun önüne
set çekecektir.
Hipokondriyazis (Hastalık Hastalığı)
 Yeterli tıbbi değerlendirme yapılmasına ve güvence
verilmesine rağmen kişinin vücut semptomlarını yanlış
yorumlamasına bağlı olarak ciddi bir hastalığı olacağı
korkusunu ya da ciddi bir hastalığı olduğu düşüncesini
taşıyıp durmasıdır.
 Vücudun normal çalışmasına ait bir takım belirtilere,
anormal gözü ile bakılmakta ve yanlış anlamlar yüklenip,
hastalık belirtisi olarak düşünülmektedir.
 3 temel özelliği Hastalık korkusu




Hastalık inancı
Bedeni ile zihnen meşgul olmak
Daha çok erken erişkinlik döneminde başlar.
Hekimin verdiği güvenceler hastayı ancak kısa bir süre için
rahatlatır.
Belirtinin kensinden çok anlamı ve sonuçları rahatsızlık verir.
‘‘Aşırı değer verilmiş düşünce’’ vardır.
 Hekim hekim dolaşırlar. Hep doktorun yanında olmak ister.
Yıldırıcı olabilirler.
 Düşünce içerikleri, hasta oldukları veya olabilecekleri
kaygısıyla yoğunlaşmış fikirlerle doludur. Bu yüzden
başkaları veya başka konularla pek ilgilenmezler.
 Dikkat ve algılamaları bedensel duyumlara karşı
hassaslaşmıştır.
 Ellerinde bir tomar reçete, bir torba ilaç bulunur.
 Dinamik olarak bilinç dışı çatışmaların yer değiştirerek
bedene yansıtıldığı düşünülür.
 Hastalık başlamadan önce uzun süren bir anksiyöz dönem
olduğu bilinmektedir.
 Anksiyete egonun represe edemediği temel çatışmanın gün
yüzüne çıkmaya başladığının sinyalidir.
 Kastrasyon anksiyetesinin başka bir organa aktarıldığı
düşünülmektedir.
 Çoğu zaman kronik, tedaviye dirençli bir bozukluktur.
 Ancak hastaların yaklaşık üçte birinde belirtiler bir yılın sonunda
kendiliğinden yatışır.
Tedavide:
 Hekim hekim dolaşan hastayla son muayene kontratı yapılarak
başlanır.
 Hastalığı uygun bir şekilde açıklanır. Hastanın ailesinden ve
başvurduğu hekimlerden en çok duyduğu şey; ‘‘ sende hiç bir şey
yok’’ açıklamasıdır.
 Hastaya bedensel hastalığının olmadığı ancak yıllar boyunca
yaşadığı sıkıntılar sebebiyle ruhsal-sinirsel bir hastalığının olduğu
söylenmelidir.
 Hekim hekim dolaştığı sürece rahatsızlığının uzayabileceği
söylenmelidir.
 Eğer gerçekten iyileşmek istiyorsa hekim hekim dolaşmayı
bırakması kesin bir dille söylenir.
 İstirahat raporları alıyorsa engellenmeli, mutlaka çalışması en
azından kendine uğraşlar bulması gerekir. Bunun da yararları
hastaya mutlaka anlatılır,
 Davranışsal yöntemler tipik olarak maruz bırakma ve cevap
önlemeye odaklanır.
Kişinin kendi bedenini kontrol etmesi
Güven arayışını durdurma
Hastalığı hatırlatan iç ve dış uyaranlarla yüzleşme.
 Maruz bırakılacak şeylerle ilgili bir hiyerarşi oluşturulur.
Seanslar esnasında ve ev alıştırmalarıyla sistematik olarak
bunlar ele alınır.
Hastalıklarla ilgili videoların izlenmesi, korkulan hastalıklarla
ilgili görüşmeler yapılması, hastane veya mezarlıkların ziyaret
edilmesi, hasta tarafından korkutucu olarak düşünülen fiziksel
belirtileri indükleyebilecek fiziksel egzersizler planlanarak bu
yüzleşmeler sağlanabilir.
 Bu uygulamalara progressif gevşeme teknikleri de
eklenebilir.




Beden Dismorfik Bozukluğu (Dismorfofobi)
Kişinin vücudundaki görünümle ilgili hayali bir kusur ile
uğraşıp durmasıyla belirgin bir klinik görünümdür.
Hastada küçük bir kusur varsa bile, ortaya çıkan sıkıntı kusura
oranla çok şiddetlidir.
En sık üzerinde durulan vücut bölgeleri, görülme sıklığına
göre cilt, saç, burun, yüz ve gözlerdir.
Kusurlu olduğuna ilişkin kaygı duyulan vücut bölgeleri
zamanla değişebilir
 Sürekli aynada kusurlu bölgesini inceleme,
 kusurunun önemli olmadığına dair onay beklentileri
 Vücudunun yansımasını gösteren yüzeylere bakmaktan,
toplumsal faaliyetlerden kaçınma ve hayali kusuru aşırı
makyaj, giyim tarzını değiştirme gibi çabalarla saklama
girişimleri vardır.
 Ergenlerde dismorfofobik belirtiler oldukça sık görülür.
 İlk başvurular genellikle plastik cerrah veya dermatoloji
uzmanına olur.
 Kusur yaşama hakim olur
 İlk başlarda sürekli aynalara bakıp çözümler ararken
sonrasından aynalardan kaçma, toplumdan kaçma hatta
intihar girişimleri olabilir.
Tedavide:
 Öncelikle hastayla terapötik işbirliği sağlanmalıdır bu
oldukça güç olabilir. Çünkü düşünceler sanrıya yakın
düzeydedir.
 Hastanın görünüm kaygıları ciddiye alınmalıdır. Ancak kendi
görünümleriyle ilgili bakış açılarını da uygun bir şekilde
kabul etmemek gerekir.
 Yargılayıcı olmayan empatik bir tutumla psikoeğitim
verilmelidir.
 BDT ‘nin bu bozukluktaki en önemli komponenti bilişsel
yeniden yapılandırma olarak görülmektedir.
 Hastanın kendi görünümüyle ilgili negatif düşünce ve
inanışlarının tanımlanması ve değerlendirilmesini ve bilişsel
hataların (hep ya da hiç biçiminde düşünme zihin okuma,
etiketlendirme gibi…) tanımlanmasını öğretmeye yardımcı
olur.
 Doğru ve yardımcı inanışlar geliştirmesine yardım edilir.
 Bilişsel yeniden yapılandırmanın ardından yeni bilişlerin
desteklenmesi için alıştırmalar planlanır.
 Örneğin bir mağazada insanların çok kötü göründüğü için
kendisinden 5 saniye içinde uzaklaşacağı düşüncesi test edilir.
 Aynaya bakarken detaylara inmeden tüm yüze ve tüm vücuda
bakılması sağlanıp, objektif değerlendirme yetisi
kazanılmasına yardımcı olunur.
 Alıştırmaların başarılı olanları bilişsel argümanlarla
pekiştirilirip daha zorlayıcı olanı planlanırken, başarılı
olmayan uygulamalar ya tekrar edilir ya da daha makul bir
alıştırmayla değiştirilir
 Tedavinin sonlandırılması işlevsellik düzeyinin kabul
edilebilir seviyelere ulaşması, aşırı değerlendirilmiş
düşüncelerin zihindeki etkinliğinin kaybolması veya önemli
oranda gerilemesi(encapsüle olması) sağlandığında
düşünülebilir.
Ağrı Bozukluğu
 Bedensel bir hastalık olmamasına rağmen, hasta sürekli ve
şiddetli ağrılarından yakınır; öyle ki ağrılar klinik açıdan
değerlendirmeyi gerektirecek ölçüde şiddetlidir.
 Stres ve çatışma, ağrının başlaması ve alevlenmesi ile
yakından bağıntılıdır.
 Ağrılar, anestezi (dokunma ve ağrı hissinin olmaması) ve
parestezi (karıncalanma gibi hisler) gibi semptomlarla birlikte
olabilir.
 Depresyon belirtileri de sıklıkla ağrıya eşlik eder.
 Genellikle 30-40’lı yaşlarda ortaya çıkar ve kadınlarda daha
çok görülür.
Tedavisinde
 Gevşeme teknikleri
 Hipnoz
 Farmakolojik ajanlar
 Akupunktur
 TENS uygulanabilmektedir.

similar documents