BÖLÜM 10 : Klasik (Tepkisel) Koşullanma ve Bitişiklik Kuramları

Report
1O. BÖLÜM
KLASİK (TEPKİSEL)
KOŞULLANMA ve
BİTİŞİKLİK
KURAMLARI
Doç. Dr. Tahsin İlhan
KLASİK (TEPKİSEL) KOŞULLANMA
KLASİK (TEPKİSEL) KOŞULLANMA

Sindirimin nasıl olduğunu
incelerken
laboratuvardaki bir
köpeğin eti gördüğünde
salya salgıladığını fark
eden Pavlov, kontrol
edilmiş koşullar altında
salya tepkisi/refleksi ile
ışık ve zil gibi diğer
uyaranlar arasında bir
bağ kurulup
kurulamayacağını
araştırmaya karar
vermiştir.
Pavlov’un öncülüğünde yapılan deneylerden en
bilindik olanı köpeğin zil sesine karşı
koşullanmasıdır.
Koşullanma Süreci




Diğer uyarıcıların tamamen kontrol edildiği bir ortamda, birinci
adımda aç bırakılmış köpeğe bir kap içinde et tozu verilmiş ve salya
miktarı ölçülmüştür. Ölçümde oldukça fazla miktarda salya
salgılandığı gözlenmiştir.
İkinci adımda köpeğe sadece zil sesi verilmiş, ardından yine salya
miktarı ölçülür. Bu ölçümde ise beklendiği gibi tüplerde herhangi bir
salya miktarına rastlanmamıştır.
Üçüncü adımda ortama köpeğin duyacağı miktarda zil sesi verilmiş
ve hemen peşinden et tozu kabın içine bırakılmıştır. Yine köpeğin
salgı miktarı ölçüldüğünde tüpte bol miktarda salya salgısı
izlenmiştir. Bu adım birçok defa tekrarlanmış, köpekte et ile zil sesi
arasında çağrışımsal bağın kurulması amaçlanmıştır.
Son adımda ortama sadece zil sesi verilmiştir. Bu adımda eğer
köpek zil sesine karşı salya salgılarda deney amacına ulaşmış ve
köpek zile karşı koşullanmış demektir. Araştırmacılar tüplerdeki salya
miktarını ölçtüklerinde önemli derecede salyaya rastlamışlardır.
Koşullanma süreciyle ilgili linkteki videoları izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=hhqumfpxuzI
http://www.youtube.com/watch?v=HfTTm-rgFFI
Koşullanmada Geçen Temel Kavramlar
 Koşulsuz
Uyarıcı: Organizmanın öğrenme
olmaksızın tepki gösterdiği uyarıcılardır.
Yukarıdaki deneyde et tozu, köpeğin
herhangi bir koşullanmaya gerek
kalmaksızın salya tepkisini ortaya çıkaran
koşulsuz uyarıcıdır.

Herhangi bir yaşantı geçirmeksizin, limon suyuna,
ışığa ve sıcağa karşı otomatik bazı tepkiler
gösteririz. Tepki gösterdiğimiz bu uyarıcılar koşulsuz
uyarıcılara birer örnektir.
Koşullanmada Geçen Temel Kavramlar
 Koşulsuz
Tepki: Organizmanın hiçbir
koşullanmaya gerek kalmaksızın doğuştan
gösterdiği tepkilerdir. Bu tür tepkiler
otonom sinir sistemi tarafından yürütülen
refleksler, içsalgı bezlerinin faaliyetleri ve
korku, kaygı, üzüntü gibi duygusal
davranışlarımızdır.

Ani bir ses duyduğumuzda irkilmemiz, bozulmuş bir
besin tükettiğimizde bağırsakların daha hızlı çalışması,
eli kızgın ütüye değen birisinin aniden elini çekmesi bu
tür koşulsuz tepkilere örnek olarak verilebilir.
Koşullanmada Geçen Temel Kavramlar
 Nötr
Uyarıcı: Organizmanın, bazı
uyarıcılara karşı doğuştan getirdiği bazı
davranışlar/tepkiler olmakla birlikte
herhangi bir yaşantı geçirmeden tepki
göstermediğimiz sayısız uyarıcı vardır. Bu
tür uyarıcılara nötr uyarıcı denir.

Günlük yaşamımızdan bir örnek verirsek, hiçbir şekilde
canı yanmadığı sürece beyaz önlük ya da beyaz
önlüklü biri çocukta bir tepkiye neden olmaz. Beyaz
önlük, çocuk için başlangıçta nötr uyarıcıdır.
Koşullanmada Geçen Temel Kavramlar


Koşullu Uyarıcı:
Başlangıçta bir
organizma için tepkiye
neden olmayan bir
uyarıcı (NU), koşulsuz
uyarıcı ile bir arada ve
birkaç kez verilmesinden
sonra bir tepkiye neden
olur. Bu tür uyarıcılar
koşullu uyarıcı olarak
adlandırılmaktadır.
Örneğin, daha önce arı
tarafından sokulan biri için artık
arı koşullu uyarıcıdır.
Koşullanmada Geçen Temel Kavramlar


Koşullu Tepki: Koşullu
uyarıcı ile koşulsuz
uyarıcının eşlenerek
verilmesinden sonra
organizmanın koşullu
uyarıcıya gösterdiği
tepkidir.
İlkokula başlayan bir
öğrencinin zaman içinde not
ile başarı beklentisinin eşleşmesi
sonucu sınav kâğıdını
gördüğünde heyecanlanması
ya da kaygılanması da koşullu
tepkiye örnek olarak verilebilir.
Klasik Koşullanmayı Etkileyen
Faktörler
 Çalışmalar
sonucunda nötr uyarıcı ve
koşulsuz uyarıcı arasında geçen süre,
değişkenlerin veriliş sırası, tahmin
edilebilme, biyolojik sınırlar gibi faktörlerin
koşullanmayı etkilediği bulunmuştur.
Klasik Koşullanmayı Etkileyen
Faktörler
 Yakınlık
ya da bitişiklik, iki uyarıcı arasında
geçen süreyi ifade etmektedir. Standart
Pavlov tipi koşullanmada önce nötr
uyarıcı, ardından koşulsuz uyarıcı verilmiştir.
 Bu bağlanmanın olabilmesi için zamanda,
uzay-mekanda ya da organizmanın algı
alanında gerçekleşmesi gerekiyordu.
Pavlov ve ekibi, yakınlık faktörünün etkisini
daha iyi anlamak için birçok alternatif
deney gerçekleştirmiştir.
Klasik Koşullanmayı Etkileyen
Faktörler


Tahmin Edilebilirlik: Pavlov’dan günümüze kadar
araştırmacılar koşullanmanın gerçekleşmesi için
gerekli faktörlerin neler olduğu üzerinde çalışmaya
devam etmektedirler.
Rescorla’nın çalışmaları koşullanmanın olabilmesi
için yakınlığın yeterli olmadığını göstermiştir. Eğer
koşullu uyarıcı Rescorla, koşullanmada tahmin
edilebilirliğin zaman faktöründen daha önemli
olduğunu öne sürmüştür. Koşulsuz uyarıcının
geleceğini tahmin ettirebiliyorsa organizma o
uyarıcıya karşı koşullanacaktır.
Klasik Koşullanmayı Etkileyen
Faktörler


Biyolojik Sınırlar: Hayvanlar üzerinde deney yapan
psikologlar ve hayvan davranışlarını doğal
ortamda inceleyen etologlar, bir organizmanın her
türlü uyarıcıya koşullanmadığını, koşullanmanın
sınırlarının biyoloji tarafından belirlendiğini
bulmuşlardır.
Etolojik yaklaşıma göre “türe özgü hazır oluşluk”
diye de tanımlanan durum hayvanların genetik
yapısıyla ilişkilidir ve öğrenme üzerinde etkilidir.
Koşullanmanın gerçekleşmesi için uyarıcılar
arasında biyolojik bir bağın bulunması gerekir.
Buna ait olma ya da biyolojik bağ denilmektedir
Klasik Koşullanmayı Etkileyen
Faktörler…(Biyolojik Sınırlar)


Bir örnek…
Durumu daha iyi anlamak için bir örnek
verelim. Cumartesi akşam bir düğüne
davetliydiniz ve çok güzel bir yemek yediniz.
Eve döndükten bir süre sonra mideniz
bulanmaya başladı. Ardından kustunuz ve
sabaha kadar da uyuyamadınız. Midenizin
bulanmasını yemek yediğiniz masadaki örtü
ya da peçetelere mi yoksa yediğiniz
yemeklere mi bağlarsınız? Büyük ihtimal
cevabınız yediğiniz yemek olacaktır
Klasik Koşullanma İşlemleri
 Klasik
koşullanma ile ilgili yapılan birçok
deneysel çalışmada öğrenme açısından
çok önemli sonuçlara ulaşmışlardır. Bu
sonuçlar, koşullanmada pekiştirme, uyarıcı
genellemesi, ayırt etme, sönme,
kendiliğinden geri gelme, duyumsal ön
koşullanma ve üst düzey koşullanma
olarak adlandırılmaktadır.
Klasik Koşullanma İşlemleri


Pekiştirme: Klasik koşullanma deneylerinde
hatırlayacağımız gibi (örn. Zil + Et  Salya)
organizmanın nötr bir uyarıcıya karşı koşullanması
için mutlaka koşulsuz bir uyarıcı ile eşlenmesi
gerekiyordu. Doğal uyarıcı olarak da bilinen
koşulsuz uyarıcı, organizmanın koşullu uyarıcıya
karşı tepkisini devam ettiren pekiştireç görevini
yerine getirmektedir. Pekiştirecin verilmesine de
pekiştirme denilmektedir.
Örnek verecek olursak, biberona karşı koşullanan bebek
için pekiştireç süt/mama; pekiştirme ise sütün
verilmesidir.
Klasik Koşullanma İşlemleri

Genelleme: Koşullu bir uyarıcı organizmada
bir tepkiye neden olduğunda, o uyarıcıya
benzer uyarıcılar da aynı etkiyi meydana
getirir. Pavlov’un deneylerinde zil sesine
koşullanan köpek, benzer diğer sesleri
duyduğunda da sayla tepkisi vermiştir.
Sınavda süreyi yetiştiremediği için zayıf not
alan bir öğrenci aynı zamanda bazı kaygı ve
korku gibi duyuşsal tepkiler de gösterebilir.
Başka bir sınava giren aynı öğrenci o sınavda
da kaygı gibi tepki gösterirse öğrencinin
genelleme tepkisi gösterdiğini söyleyebiliriz.
Klasik Koşullanma İşlemleri

Ayırt Etme: Genellemede benzerliklere aynı
tepki söz konusu iken ayırt etmede, sonucu
pekiştireçle biten uyarıcılara tepki vardır. Bir
deneyde deneklere önce düşük perdeli ton
ve ardından şok verirler. Fakat yüksek perdeli
tonu şok izlemez. Denekler önce yüksek
perdeli sesi duyduklarında da tepki
gösterirken, daha sonra sadece düşük tona
karşı tepki göstermişlerdir. Diğer bir ifadeyle,
denekler yüksek perdeli ses ile düşük perdeli
sesi ayırt etmişlerdir
Klasik Koşullanma İşlemleri


Sönme ve Kendiliğinden Geri Gelme: Organizma
belli bir sayıdaki tekrarla sadece koşullu uyarıcıya
maruz bırakılır ve arada bir koşulsuz uyarıcı ile
pekiştirilmezse tepkide sönme gerçekleşir.
Örneğin, bir öğrenci sunum yaparken kendisine
arkadaşlarının gülmesinden dolayı sahne kaygısı
yaşadığını düşünelim. Eğer bir süre öğrenci tahtaya her
çıktığında arkadaşları gülmezse, öğrencinin sahne
kaygısında önce azalma, ardından sönme
gerçekleşecektir. Eğer sönme gerçekleştikten bir süre
öğrenciye tekrar gülündüğünde yine sahne korkusu
yaşamaya başlarsa buna da kendiliğinden geri gelme
denilmektedir.
Klasik Koşullanma İşlemleri

Duyumsal Ön Koşullanma ve İkinci Düzey
Koşullanma: Pavlov’un takipçileri, koşullanmada
organizmanın neyi öğrendiğine ilişkin çeşitli
sorgulamalar yapmışlar ve temelde iki görüş ortaya
çıkmıştır. Birinci görüşe göre organizma, nötr uyarıcıyı
koşulsuz uyarıcıya karşı gösterilen belirli bir tepkiyle
ilişkilendirmeyi öğrenmektedir (uyarıcı-tepki bitişikliği).
Daha açık bir ifadeyle, Pavlov’un deneyindeki köpek,
zil ile salya arasındaki bağlantıyı öğrenmektedir. İkinci
görüşe göre organizma, nötr uyarıcı ile koşulsuz
uyarıcı arasındaki çağrışımı/bağlantıyı öğrenmektedir
(uyarıcı-uyarıcı bitişikliği). Birinci görüşe Duyumsal Ön
Koşullanma, ikinci görüşe Üst Düzey Koşullanma ile
kanıt bulunmaya çalışılmıştır.
Duyumsal Ön Koşullanma

Bir deneyde ilk aşamada ses ile ışık birçok kez
eşlenmiş fakat koşulsuz uyarıcı verilmemiştir. İkinci
aşamada ise ışık ile köpeğin ayağına verilen şok
eşlenmiştir. Bu aşama birkaç kez tekrarlanmıştır. Son
aşamada ise ses uyarıcısı tek başına verildiğinde
köpeğin tepki verip vermediği ölçülmüştür. Eğer
köpek sese karşı tepki göstermezse birinci görüş
reddedilmiş, ikinci görüş kabul edilmiş olacaktır.
Sese tepki gösterip ayağını çekerse bu durumda
da birinci görüş kabul edilmiş olacaktır. Deneylerde
köpek ayağını geri çekmiş ve birinci görüş
doğrulanmıştır. Bu duruma Duyumsal Ön
Koşullanma denilmiştir.
Duyumsal Ön Koşullanma (Örnek)
 Ali
ve Serdar iki arkadaş olsun. Zamanların
büyük bir bölümünde beraber oldukları
için bizim algı dünyamızda ikisi birlikte
çağrışmaktadır. Bir gün kantinde Ali tek
başına karşılaştığınızı ve aranızda tartışma
yaşadığınızı düşünelim. Şimdi, Serdar’ı tek
başına gördüğünüzde ona karşı Ali’ye
hissettiğiniz öfke/kızgınlık duygularını
hissederseniz duyumsal ön koşullanma
gerçekleşti diyebiliriz.
Klasik Koşullanma İşlemleri
(Duyumsal Ön Koşullanma)
Tablo 1. Duyumsal Ön Koşullanma Süreci
Aşama
Koşullanma Süreci
Deney sonucu
1.
Ses + Işık
Çağrışımsal bağ oluştu.
2.
Işık + Elektrik Şoku
Ayağını geri çekme (koşulsuz tepki)
3.
Işık
Ayağını geri çekme (Koşullu tepki)
4.
Ses
Ayağını geri çekme (koşullu tepki)
Klasik Koşullanma İşlemleri
(İkinci Düzey Koşullanma)
Tablo 2. İkinci Düzey Koşullanma Süreci
Aşama
Koşullanma Süreci
Deney sonucu
1.
Işık + Elektrik Şoku
Ayağını geri çekme (koşulsuz tepki)
2.
Işık
Ayağını geri çekme (Koşullu tepki)
3.
Ses + Işık
Ayağını geri çekme (Koşullu tepki)
4.
Ses
Ayağını geri çekme (Koşullu tepki)
İkinci Düzey Koşullanma

Duyumsal ön koşullanmaya alternatif olarak üretilen
görüşü desteklemek için yapılan bir deneyde ise
koşullanmanın sadece uyarıcı-uyarıcı bağı ile
gerçekleşmediği sonucu elde edilmiştir. İkinci düzey
koşullanma ya da üst düzey koşullanma olarak
adlandırılan bu koşullanma işleminde birinci adımda
ışık ile şok eşlenmiştir. Birkaç kez tekrar sonucu köpek,
ışık yandığında daha şok gelmeden ayağını
kaldırmayı öğrenmiştir. İkinci aşamada ise nötr bir
uyarıcı olan ses ile, koşullu uyarıcıya dönüşen ışık
eşlenmiş ve bu işlem de birkaç kez tekrarlanmıştır.
Üçüncü aşamada sadece ses verilerek köpeğin
koşullu tepki verip vermediği gözlenmiştir. Sonuçlar
ikinci görüşü haklı çıkarmış, köpek ayağını kaldırmıştır.
Karşılaştırma Örneği…

İkinci düzey koşullanmayı ve duyumsal ön
koşullanma arasındaki farkları daha iyi anlamak
için bu sefer Ali ve Serdar örneğine geri dönelim.
Bu sefer senaryoyu biraz değiştirelim. Ali bizim sınıf
arkadaşımız olsun. Bir gün Ali ile kantinde kavga
ettik ve ona karşı öfke/kızgınlık hissetmeye
başladık. Ne zaman Ali’yi görsek öfkeleniyoruz.
Aradan geçen birkaç gün sonra Ali daha önce hiç
görmediğimiz bir arkadaşıyla (Serdar) kantine gelir.
Başka bir gün ise biz sadece Ali’nin arkadaşını
gördüğümüzde Ali’ye hissettiğimiz öfkeyi Serdar’a
karşı da hissedersek ikinci düzey koşullanma
gerçekleşmiştir diyebiliriz.
Klasik Koşullanma İşlemleri

Gölgeleme: Organizma iki farklı nötr uyarıcıyla
karşılaştığında uyarıcılardan birisine ya hiç
koşullanmamakta ya da çok az tepki
göstermektedir. Bu süreçte uyarıcılardan daha
güçlü etkiye sahip olan, diğerini gölgelemektedir.
Deneylerde birinci aşamada köpeklere hafif tonda
ışık, belirgin şiddetle ses ve şok bir arada verilmiş ve
bu eşlenme birkaç kez tekrarlanmıştır. İkinci
aşamada ise köpeklere nötr uyarıcılar ayrı ayrı
verilmiştir. Belirgin şiddette ses verildiğinde köpek
ayağını kaldırmış, hafif tonda ışık verildiğinde ise
tepkide bulunmamıştır. Bu deneyde de görüldüğü
gibi ışık sesi gölgelemiştir.
Gölgeleme ve Engelleme
Tablo 3. Gölgeleme ve Engelleme Süreçleri
Engelleme
Gölgelem
e
Durum
Aşama
Süreç
Sonuç
1.
ışık + ses + şok
Korku (koşulsuz tepki)
2.
ışık
Korku (koşullu tepki)
3.
ses
Tepki yok
1.
ışık + şok
Korku (koşulsuz tepki)
2.
ışık
Korku (koşullu tepki)
3.
ses + ışık
Korku (koşullu tepki)
4.
ses
Tepki yok
Klasik Koşullanma İşlemleri

Engelleme: Bir bakıma ikinci düzey koşullanmanın
bir sınırlılığı olarak da kabul edilen engellemede ise
gölgelemeden daha farklı bir süreç söz konusudur.
Kamin’in keşfettiği engelleme olgusunda deney
hayvanlarına önce ışık ardından şok verilir. Bu işlem
belirli bir sayıda tekrarlanıp ışığa karşı koşullanma
gerçekleştikten sonra tıpkı ikinci düzey
koşullanmada olduğu gibi ışık başka bir nötr uyarıcı
(ses tonu) ile eşlenir. Birkaç kez ışık ve ses bir arada
verildikten sonra ses tonu tek başına verilir.
Organizma sese karşı hiçbir tepki göstermez. Işık
verildiğinde ise şoka karşı gösterdiği tepki miktarına
yapın tepkide bulunur.
Klasik Koşullanma İşlemleri

Öğrenilmiş Çaresizlik: Seligman ve Maier Pennsylvania
Üniversitesinde depresyon üzerinde çalışmalarını
yürütürlerken köpekler üzerinde bazı deneyler
yapmaktaydılar. Deneylerden birisinde köpekleri üç gruba
ayırdılar. Birinci gruptakileri gevşek bir kemerle bağladılar. Bir
süre elektrik verdiklerinde köpekler rahatlıkla engelden
kurtuldular. İkinci ve üçüncü grup köpekler ise
kaçamayacakları bir şekilde boyunlarından bağlandı. İkinci
ve üçüncü gruptaki köpeklere elektrik verildi. Fakat deney
düzeneğinde bir farklılık vardı. İkinci gruptakiler pedala
bastıklarında şok verilmesi dururken, üçüncü gruptakiler ne
kadar pedala basarlarsa bassınlar şoktan kurtulamadılar.
Seligman, köpeklerin yaşadığı bu duruma öğrenilmiş
çaresizlik adını vermiştir.
Klasik Koşullanma İşlemleri
Maruz Bırakma (Karşı Karşıya Getirme)
Kişinin kaygı verici uyaran ile karşı karşıya getirilmesi
olarak bilinen maruz bırakma daha çok
psikoterapide kullanılan bir yöntemdir. Eğer
danışan/hasta, rahatsızlık veren uyarıcı ile gerçek
ortamda karşı karşıya getiriliyorsa doğal/gerçek (invivo) maruz bırakma; yapay ortamda zihinsel
canlandırma gibi yollarla karşı karşıya getiriliyorsa
yapay (in-vitro) maruz bırakma terimleri
kullanılmaktadır. Maruz bırakma yönteminde
danışan, rahatsız edici durumla sık sık yüzleştirilerek
istenilmeyen tepki ortadan kaldırılmaya çalışılır.

Maruz bırakma kavramını genel olarak iki başlık altına
inceleyebiliriz: Aynı uyarıcıya maruz bırakma ve karşıt
koşullanma. Aşağıda şematik olarak bu kavramları
inceleyelim.
Maruz Bırakma
Aynı uyarıcıya
maruz
bırakma
Taşırma
İçsel Patlama
Karşıt
Koşullanma
Alışma
Aşamalı maruz
bırakma
Zıt Uyaranla
davranış
kontrolü
Sistematik
duyarsızlaştırma
A. Aynı Uyarıcıya Maruz Bırakma

Aşamalı Maruz Bırakma: Bu yöntemde bireyden
kendisine rahatsızlık veren durumu en azdan en
çoğa göre derecelendirmesi istenir. Önce az
rahatsızlık veren durumdan başlanarak örneğin,
kapı kollarına dokunamayan ve dokunduğunda
hastalık kapacağından korkan veya yalnız
uyumaktan korkan birine bu yöntem uygulanabilir.
Aşamalı maruz bırakma, özellikle fobilerde ve
obsessif-kompulsif davranış bozukluğunda
kullanılan bir yöntemdir. Eğer gerçek durumla (invivo) danışanın yüzleştirilmesi riskli ise bu durumda
yapay olarak da (in-vitro) bu yöntem uygulanabilir.
A. Aynı Uyarıcıya Maruz Bırakma

Taşırma: Bireyi rahatsızlık verici uyarıcının en yüksek
derecesi ile karşı karşıya getirilmesidir. Örneğin
sahnede konuşma yapmaktan korkan birisine bir
saat boyunca sunuculuk yaptırılması ya da
yılandan korkan birisinin camlı bölmenin
arkasındaki yılanla bir süre aynı ortamda
bulunması, bireyin rahatsız edici uyarıcıya
alışmasına ve bir süre sonra rahatsızlıktan
kurtulmasına yardımcı olabilmektedir. Bu yöntemin
avantajı, kısa sürede çözüm elde edilmesi,
dezavantajı ise kalp-damar sorunları olan birileri
için tehlikeli olmasıdır.
A. Aynı Uyarıcıya Maruz Bırakma

İçsel Patlama: Bu yöntem taşırmanın yapay
ortamda uygulanmış biçimidir. İçsel patlamada
bireyden korku verici uyarıcının en üst düzey halini
canlandırması istenir. Bu yöntem daha çok travma
sonrası stres bozukluğunda kullanılır. (HT). Örneğin,
trafik kazası geçiren ve kazada yakınını kaybetmiş
bir danışan muhtemelen bir süre stres bozukluğu
tepkileri gösterecek ve arabalara binmeyecektir
(genelleme). Bu yönteme göre Bireyden en kötü
senaryo durumunu hayal etmesi istenir. Bir süre bu
senaryoyu zihninde yoğun olarak düşünen danışan
korku veren duruma alışır ve zamanla korku
tepkilerinde azalma gözlenir.
A. Aynı Uyarıcıya Maruz Bırakma

Alışma: Bireyin korku ve kaygı gibi rahatsızlık veren
uyaranla karşı karşıya getirildiğinde verilen
tepkilerde azalma olmasıdır. Aslında alışma, bütün
maruz bırakma yöntemlerinin bir sonucudur.
Örneğin, bir konuşmacı ilk zamanlar grup karşısında
heyecanlanırken, aynı etkinliği bir süre yaptığında
zamanla dinleyici ve sahne gibi uyarıcılara
alışacak ve heyecanı rahatsız etmeyecek seviyeye
inecektir. Benzer durum yükseklik korkusu için de
geçerlidir. Yükseklik korkusu olan kişi bir süre belirli
bir yükseklikte bulunduğunda ilk başlardaki korku
şiddeti azalacaktır.
B. Karşıt Koşullanma
 Karşıt
koşullanma, tedavi amacıyla
organizmanın koşullanmış olduğu duruma
bir çeşit alışması/duyarsızlaşması
durumudur. Karşıt koşullanma iki şekilde
olabilmektedir. Bunlardan ilki zıt (aversive)
uyarıcıya koşullanma, diğeri ise bu işlemin
dereceli bir şekilde yapıldığı sistematik
duyarsızlaştırmadır.
B. Karşıt Koşullanma

Zıt Uyarıcıya Koşullanma: İstenmeyen
davranışa neden olan uyarıcının o uyarıcıya
zıt başka bir uyarıcı ile eşlenerek bu davranışın
söndürülmesi işlemine zıt uyarıcıya koşullanma
denilmektedir. Örneğin, alkol bağımlısı biri kişi
alkol almaktan zevk alıyorsa, o kişiye aldığı
zevke zıt başka bir uyarıcı, örneğin bulantı hissi
veren bir ilaç verilir. Bağımlı kişi alkol aldığında
midesi bulanacağı için artık alkolle zevk
arasında değil, alkolle bulantı tepkisi arasında
bir çağrışım bağı kurulmuş olur.
B. Karşıt Koşullanma

Sistematik Duyarsızlaştırma: Pavlov’un koşullanma
prensipleri ve Watson’ın korku koşullanması deneylerindeki
bulgulara dayanılan sistematik duyarsızlaştırma ilk defa
Joseph Wolpe tarafından geliştirilmiştir. Sistematik
duyarsızlaştırmanın üç aşaması vardır. Birinci adımda
danışana/hastaya gevşeme egzersizleri öğretilir. İkinci
aşamada danışanla birlikte korku veren uyarıcının korku
oluşturma şiddeti listelenir. Bunu için uyarıcının en çoktan en
aza göre hangi durumlarda rahatsızlık verdiği belirlenir. Son
aşamada ise danışan önce rahatlatılır, sonra danışana
uyarıcının kendisini rahatsız ettiği en alt düzeydeki durumu
zihninde canlandırması istenir. Eş zamanlı olarak da
danışandan gevşeme egzersizlerini yapması istenir.
BİTİŞİKLİK KURAMLARI
Watson’ın Kuramı

Watson, görüşleriyle o
zamanlar baskın olan
içebakış ve bilincin yapısı
gibi paradigmaları
kökünden sarsmıştır. Ona
göre akıl yürütme, bilinçaltı,
algı, içebakış, beklenti,
değer, motivasyon ve his
(sense) gibi şeyler nesnel
olmayan olgulardır. Bilimin
konusu gözlenebilen ve
ölçülebilen nesnel
gerçekliklerdir.

Watson, insanın doğuştan sadece birkaç
duygu (korku, öfke ve sevgi) ve refleks dışında
bir şey getirmediğini, her şeyi çevrenin etkisiyle
öğrendiğini iddia etmiştir29. Hatta şu meşhur
sözü kuramının özünü oluşturmaktadır: “Bana
bir düzine sağlıkçı çocuk ve onları
eğitebileceğim uygun ortam verin. İçlerinden
herhangi birisini seçip doktor, avukat,
mühendis, sanatçı, hatta hırsız ve dilenci
olarak yetiştireyim.”
Watson’ın Görüşleri
 Watson,
öğrenmede en önemli kanunların
tekrar/sıklık ve sonunculuk olduğunu öne
sürer. Belirli bir uyarıcıya karşı bir davranışı
ne kadar sık yaparsak o kadar öğrenme
kalıcı olur. Benzer şekilde, bir uyarıcıya
karşı en son hangi davranışı yapmışsak o
uyarıcı ile tekrar karşılaştığımızda aynı
davranışı yapma ihtimalimiz daha
yüksektir.
Watson’ın Görüşleri


Watson, sıklık ve sonunculukla ilgili görüşlerini test etmek için
üç yaşındaki bir çocuğa ilk bakışta acıkması zor ahşap bir
kutu vermiştir. Kutunun içinde şekerler vardır ve çocuk bir
şekilde o şekerlere ulaşmalıdır. Bir süre kutuyu açmak için
farklı denemeler yapan çocuk, altta bulunan bir düğmeye
bastığında amacına ulaşmış ve kutuyu açarak şekerlere
ulaşmıştır.
Watson, daha sonra kutuyu ikinci kez çocuğa verdiğinde,
çocuk bu kez yine farklı birkaç hareket yaptıktan sonra
alttaki düğmeye basarak kutuyu açmıştır. Bu deneyde
Watson iki görüşünü de doğrulamıştır. Çocuğun ikinci kez
kutuyu açarken yine bir önceki denemedeki en son
davranışı olan düğmeye basma tepkisini göstermiştir. Aynı
işlem birkaç kez tekrarlandığında ise çocuk çözüme daha
kısa sürede ulaşmıştır.
Korku koşullanması ve Duyguların
Öğrenilmesi
 Watson’un bir diğer tartışmalı görüşü
duygular üzerindedir. Ona göre insan
doğuştan üç heyecansal/duygusal
davranışla dünyaya gelirler. Bunlar: korku,
öfke ve sevgidir. Watson, bu duyguların his
ya da düşünceyle bir ilgisi yoktur.
Duygular, koşullu tepkilerin yan ürünleridir.
Watson’ın Görüşleri


Watson duyguların koşullanma ile öğrenildiğini kanıtlamak
için on aylı Albert adındaki birçok üzerinde asistanı Rayner
ile birlikte deneyler yapmıştır. Albert’a önce beyaz bir fare
ile oynaması için süre verilmiştir. Albert, fareye iyice alıştığı
bir anda ortama yüksek frekanslı bir gürültü vermişlerdir.
Doğal olarak Albert korkmuştur. Daha sonra Albert birkaç
kez fare ile karşı karşıya getirilmiştir. Albert’in fareye olan
korkusu devam etmiştir. Deneyde Albert için gürültü koşulsuz
uyarıcı, korku ise koşulsuz tepkidir. Fare ise sonraki aşamada
korku tepkisini çıkaran koşullu uyarıcıdır. Eğer organizma sık
sık koşullu uyarıcı ile karşı karşıya getirilirse koşullanma daha
kalıcı hale gelir.
Deneyin videosunu izlemek için http://www.youtube.com/watch?v=FMnhyGozLyE adresini
ziyaret edebilirsiniz.
Guthrie’nin Kuramı

Guthrie, diğer
kuramcıların aksine
psikoloji ya da psikiyatri
kökenli değildir. Doktora
eğitimini felsefe üzerine
yapmıştır. Öğrenme
prensiplerini açıklama
konusundaki görüşleri
Watson’ın yaklaşımıyla
oldukça benzerlik
göstermekle birlikte
daha basit bir yapıya
sahiptir.
Öğrenmeyle İlgili Görüşleri


Guthrie, öğrenmeyi basit ilkelerle açıklamaya
çalışmıştır. Ona göre bir kişiye karmaşık bir bilmece
verdiğinizde en son yaptığı neyse onu öğrenir. Eğer
en son yaptığı bilmeceyi çözmekse, bundan sonra
aynı durumla karşılaştığında aynı tepkiyi verecektir.
Eğer en son yaptığı bilmeceyi çözmek değil,
uğraştıktan sonra bir kenara atmaksa, tekrar
benzer durumla karşılaştığında yine bilmeceyi
kenara atacaktır. Sonuçta her iki durumda da son
yaptığı şey bir öğrenmedir.
Kısaca, Guthrie’nin bu görüşünde ya uyarıcı tepki
bağı kuruluyor ya da hiç kurulmuyordu. Diğer bir
ifadeyle öğrenme tek seferde öğreniliyordu
Öğrenmeyle İlgili Görüşleri
 Guthrie,
gelen eleştiriler üzerine bu
görüşünü yeniden gözden geçirmiş ve
becerilerin öğrenilmesinin birçok uyarıcı
tepki zinciriyle oluştuğunu belirmiştir. Ona
göre davranışlar basit hareketler ve
beceriler olarak ikiye ayrılmaktadır.
Alışkanlıkları Yok Etme Yöntemleri

Eşik Yöntemi: Temel mekanizma olarak
sistematik duyarsızlaştırmaya çok
benzemektedir. Her ikisinde de istenmeyen bir
davranış ortadan kaldırılmaktadır. Buna karşın
eşik yönteminde alışkanlıklar; sistematik
duyarsızlaştırmada korku, kaygı gibi
istenilmeyen duyuşsal davranışlar ortadan
kaldırılır. Eşik yönteminde, öncelikle
istenmeyen davranışa neden olan uyarıcı
tespit edilir. Daha sonra uyarıcının dozu,
istenmeyen tepkiyi doğuracak eşiği aşmadan,
zaman içerisinde yavaş yavaş artırılır.
Alışkanlıkları Yok Etme Yöntemleri
 Bıktırma/Yorma
Yöntemi: Bu yöntemde de
istenmeyen davranış yoruluncaya kadar
tekrarlatılır. Birey tepki vermeyi
durdurduğunda yeni tepki öğrenecek,
yani en son ya da sonunculuk ilkesine
göre son yaptığı davranış artık
istenilmeyen davranışı bırakmak
olduğundan bir daha o davranışa geri
dönmeyecektir.
Alışkanlıkları Yok Etme Yöntemleri

Zıt uyarıcılar Yöntemi (Zıt Tepki): Bu yöntemde, istenmeyen
davranışa neden olan uyarıcı ile o uyarıcıya zıt başka bir
uyarıcının eşleştirilmesi söz konusudur. Guthrie, zıt uyaranlar
yöntemine örnek olarak gürültülü bir ortamda ders çalışmak
zorunda kalan öğrencinin durumunu vermektedir. Örnekte,
öğrenci gürültülü ortamda gürültü sesini dinlediği için ders
çalışma tepkisi ortaya çıkmamakta, aksine gürültü
“dinleme” tepkisini ortaya çıkarmaktadır. İstenmeyen
“dinleme” davranışını ortadan kaldırmak için gürültülü
ortamda öğrenciye çok sevdiği kitaplar okutulmaktadır.
Diğer bir anlatımla, istenilmeyen tepkilerin (dinleme) ortaya
çıktığı bir ortamda (gürültü) istenilen tepkilerin (sevilen bir
kitabın okunması) sağlanılmaktadır. Böylece gürültü ile
kitabı severek okuma tepkisi ile ilişkilendirmektedir.

similar documents