Üniversite reformları

Report
TÜRKİYE’DE EĞİTİM REFORMLARI
Dr. Mustafa Ergün
Üniversite reformları
Osmanlı Devletinde medrese
dışında bir yükseköğretim kurumu
kurulması 1845’te kabul edildi.
Binası İtalyan mimar Fossati’ye
yaptırılmaya başlandı. Bunun için bir
Dernek kuruldu, kitaplar seçilmeye,
yurt dışına öğrenci (Hoca Tahsin, Selim
Sabit) gönderilmeye başlandı.
Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye,
Mecmua-i Fünun adlı bir dergi
çıkarmaya başladı. Burada okuyacak
öğrencileri yetiştirmek için
Dârülmaarif adlı bir (lise) kuruldu.
1863’te tamamlanan binada
Kimyager Derviş Paşa’nın verdiği
fizik dersi ile ilk Darülfünun
açıldı. Hekimbaşı Salih
Efendi biyoloji, Ahmet Vefik
Paşa tarih dersi verdi. «Öğrenciler»
genelde üst düzey devlet görevlileri
idi. Bu ilk deneme, bir yıl devam
ettikten sonra devlet işlerinin
aksadığı gerekçesiyle sonlandı.
1864 yılında Çemberlitaş Nuri
Efendi Konağı’nda dersler yeniden
başlatıldı. Mükemmel fizik ve kimya
laboratuvarları ve büyük bir
kütüphane oluşturulmuştu. Eylül
1865 yangınında herşey yok oldu.
1869 «Maarif-i Umumiye
Nizamnamesi ", İstanbul’da üç yıl
eğitim süreli bir "Darülfünun-u
Osmanî" kurulmasını öngörüyordu.
Darülfünun 1869 yılında yeniden
açıldı. Ramazan boyunca geceleri
halka açık konferanslar verildi.
Resmi açılış, 1870’de yapıldı. Eğitim,
askeri okullardan sağlanan eğitim
kadrosu ile bir yıl devam ettirilebildi.
Ertesi sene Ramazan ayında yine
geceleri halka açık konferanslar
verildi. O sırada İstanbul’da bulunan
Cemaleddin Afgani’nin, burada
verdiği derste peygamberliğin bir
sanat olduğunu söylemesi olaylara
neden oldu. Eğitim tatsız olarak bir yıl
daha devam etti, 1872’de üniversite
kapatıldı.
1874 yılında Galatasaray
Sultanisi’nin içinde “Darülfünun-u
Sultani” adıyla bir üniversite açıldı.
Türkçe ders verecek kimse
bulunamadığından öğrenim dili
Fransızca oldu ve bu nedenle okul
yalnız Galatasaray Sultanisi
mezunlarının devam edebileceği bir
yer haline geldi. 1877’de önce
tasarruf gerekçeleri, ardından fen
kısmına öğrenci bulma sorunu
nedeniyle önce Hukuk ve
Mühendislik bölümü; son olarak
1880-81 yılında Edebiyat bölümü
kapatıldı.
Darülfünun, 1900 yılında II. Abdülhamit’in
tahta çıkışının25.yılı şerefine “Darülfünun-u
Şahane” yeniden açıldı. Bu yeni dönemde
her şey hükümetin kontrolünde idi ve tüm
dersleri müfettişler dinlemekte idi.
II. Meşrutiyet döneminde program yeniden
düzenlendi; çeşitli öğrenci dernekleri
kuruldu. 1909’da adı “Darülfünun-u Osmanî”
olarak değiştirildi, eğitim ücretsiz hale
getirildi. 1912’de çıkarılan bir düzenleme ile
kuruma bir miktar malî ve idari özerklik
verildi.
Darülfünun; İlahiyat Fakültesi, Fen Fakültesi
ve Edebiyat Fakültesinden oluşuyordu.
II. Meşrutiyet döneminde Tıp ve Hukuk
mekteplerinin de Darülfunun’a dahil
edilmesiyle şube sayısı beşe çıkmış ve bir
“üniversite” niteliğine bürünmüştür.
1912 senesinde yeni bir ıslahat programı
uygulanmış, Eczacı ve Dişçi Mektepleri Tıp
Fakültesine bağlanırken, Şam’daki “Şam
Mekteb-i Tıbbiyesi” de İstanbul
Darülfünun’una bağlanmıştır.
Öğrencilerin tamamı erkek olan
Darülfünun’da Balkan Savaşı’ndan sonra
kız öğrenciler için konferanslar verildi. Kız
öğrencilerin yükseköğrenim görme
talebine yanıt vermek için 12 Eylül 1914’te
ayrı bir bina içinde “İnâs Darülfünunu”
hizmete girdi. 1917’de kız öğrenciler Tıp
Fakültesi’ne de kabul edilmeye başlandı
ve dersleri peçesiz olarak izleyebilmeye
başladılar. 1918 yılında üniversitede kız ve
erkek öğrencilerin birlikte takip edebildiği
konferanslar verildi.
I. Dünya Savaşı sırasında Alman
profesörlerin katılımı ile kadrosu güçlenen
üniversiteye savaştan sonra
Beyazıt'taki Harbiye Nezareti binası
verildi. Üniversite 19 Alman hocanın
gelmesi üzerine, Alman sisteminde
yeniden teşkilatlandı. 1924 yılında tüzel
bir kişilik verildi, ama gene de Bakanlıkla
çatışmaları devam etti.
“Daire-i Umûru Askeriye”
Dârülfünun'da 1925 yılında özellikle Fen Fakültesi
için Fransa'dan birçok profesör ve öğretmenler
getirtilmiş, bunlar Enstitülerde çalışmışlardır.
1930'lu yıllara gelindiğinde ise Dârülfünun birçok
açılardan şiddetli eleştirilere uğramış, bu arada 1932
yılında hükûmet de üniversite kuruluş biçimlerini
inceleyip rapor vermesi için İsviçre’den Albert
Malche'ı getirdi ve ondan bir ıslahat raporu aldı.
1933 Martında, hazırladığı projeyi uygulaması için
Prof. Dr. Malche ile tekrar mukavele yapıldı. Maarif
Vekili Reşit Galip, Dârülfünun'da tedrici ıslahat
yapmayacaklarını, sorunu bir devrim önlemi
biçiminde kökünden halledeceklerini bildiriyordu.
1933 yılında "İstanbul
Dârülfünunu'nun ilgası ve yerine
yeni esaslar dahilinde bir İstanbul
Üniversitesi teşkiline dair"
hazırladığı yasa tasarısı Meclis'ten
"Kabul edenler... Etmeyenler...Kabul
edilmiştir." tarzında, çok sür'atli bir
şekilde geçerek yasalaşmıştır. Bu
yasaya göre Dârülfünun, 31.7.1933
tarihinden itibaren ilga ediliyor;
bunun yerine "İstanbul Üniversitesi"
adlı bir kurum kurmak için Maarif
Vekâleti görevlendiriliyordu.
Reşit Galip, Dârülfünun'u yıkma nedenlerini şöyle izah ediyordu:
"Memlekette siyasî, içtimaî, büyük inkılâplar oldu. Dârülfünun bunlara
karşı bîtaraf bir müşahit kaldı. İktisadî sahada esaslı hareketler oldu.
Dârülfünun bunlardan habersiz göründü. Hukukta radikal değişiklikler
oldu. Dârülfünun yalnız yeni kanunları tedrisat programına almakla iktifa
etti. Harf inkılâbı oldu, özdil hareketi başladı; Dârülfünun hiç tınmadı. Yeni
bir tarih telakkisi millî bir hareket halinde bütün ülkeyi sardı. Dârülfünunda
buna bir alâka uyandırabilmek için üç yıl kadar beklemek ve uğraşmak
lâzım geldi. İstanbul Dârülfünunu artık durmuştu, kendisine kapanmıştı,
vüstaî bir tecerrüt içinde haricî âlemden elini ayağını çekmişti.“
Bu nedenle artık Dârülfünun'un ıslahı üzerinde çalışılmadığını, tamamen
ortadan kaldırıldığını bildiren Reşit Galip, yeni İstanbul Üniversitesinin eski
Dârülfünun ile hiç bir münasebeti olmadığını da belirtiyordu.
Bakanlık ve Malche, Ankara'da
üniversitenin yeni kadrosu üzerinde
tartışırlarken, Nazi Almanyasından kaçan
yahudi ve anti-nazi öğretim üyelerini
başka ülkelere yerleştirmek için Zürih'te
kurulan "Notgemeinschaft deutscher
Wissenschaftler im Ausland" (“Yabancı
Ülkelerdeki Alman Bilim Adamları İhtiyaç Birliği”)
adlı örgüt de, Türkiye'de yeni kurulacak
Üniversiteye adamlarını yerleştirmek için
Philip Schwartz'ı Türkiye'ye
gönderiyordu. Bunların dışında bazı
Alman, Macar ve Avusturyalı profesörler
de yeni üniversitede görev almak için
hükûmete başvuruyorlardı.
İlga çalışmalarının sonucunda, yeni üniversite kadrosuna
göre, kalma ve çıkarılma durumları ise şöyleydi:
Fakülte Adı
Çıkarılanlar
Kalanlar
Tıp Fakültesi
30
26
Fen Fakültesi
17
4
İlâhiyat Fakültesi
5
6
Hukuk Fakültesi
15
11
Edebiyat Fakültesi
13
6
Eczacılık Okulu
7
5
Dişçilik Okulu
5
1
Toplam
92
59
Kadroların ilânında da görüldüğü gibi, Dârülfünun
hocalarının çok büyük bir kısmı kadro dışı kalmıştı.
Bunların yerine yabancı profesörler getirilecekti.
Daha Ağustos 1933 başlarında 48 yabancı profesör
ile anlaşma yapılmıştı. Fen Fakültesinde iki,
eczacılıkta bir öğretmen dışında bütün dersleri
yabancılar verecekti.
Yeni İstanbul Üniversitesi'nin açılış
konuşmasında rektör Neşet Ömer Bey
şöyle diyordu:
"Hiçbir teolojik esasa dayanmayan, daima
laik bir mahiyette kalan eski Türk ahlâkını
ve onun yarattığı millî Türk seciyesini
bugünkü ve yarınki nesillere en temiz bir
şekilde vermek, inkılâp gençliğinin ruhunda
daima yaşayan bir kudreti inkişaf ettirmek,
Üniversitemizin mukaddes vazifesidir.“
egitim.milliyet.com.tr
Yeni kurulan üniversitenin bilimsel özerkliği
hemen tanınmış, ama idarî özerkliği
konusunda başlangıçta bir karar
verilememiştir. Yeni üniversite Tıp, Hukuk,
Fen ve Edebiyat Fakülteleriyle sekiz
Enstitüden meydana geliyordu.
Milliyetçilik ve devrimcilik esaslarına göre
öğretim yapacak üniversite, Türk devrim
ideolojisini işleyip geliştirecekti. Bunun için
"Türk İnkılâbı Enstitüsü" kurulmuştu.
Önce başlangıçta profesör yardımcılarına "doçent"
denilmiş, 1933 sonlarında ise üniversite öğretim üyelerine
"Ordinaryüs", "Profesör" ve "doçent" denmesi, Eminliğe
"rektörlük", Fakülte reisliğine de "Dekanlık" denmesi
kararlaştırılmış ve resmi yazışmalarda kullanılmıştır.
18 Kasım 1933'te yeni İstanbul Üniversitesi törenle
açıldığında, 32'si Alman olmak üzere 38 yabancı profesör
gelmişti. Yabancılar daha sonra da grup grup gelmeye
devam ettiler. 1933 yılı sonunda -Türk ve yabancı
oluşlarına göre-üniversitenin öğretim üyeleri durumu
şöyle idi:
Öğretim Üyesi
Türk
Ordinaryüs profesör 27
Yabancı
Toplam
38
65
Profesör
18
4
22
Doçent
93
-
93
Toplam
138
42
180
Ankara Üniversitesi
1925’te açılan "Adliye Hukuk Mektebi“
bir Hukuk Fakültesi gibi görünüyordu ve
1934 bütçe yasalarında da "Ankara Leylî
Hukuk Fakültesi" diye anılmaya
başlanmıştı.
Bunun yanında 1928 ilkbaharında
Ankara'ya gelen 11 Alman öğretim üyesi,
1930 yılına kadarki çalışmaları sonunda
"Ankara Yüksek Ziraat Mektebi"ni
kurmuşlardır. Bu kurum, 1933 yılında
"Yüksek Ziraat Enstitüsü" adını almıştır.
Bu Enstitü, 20 Alman profesör, doçent ve
asistanlarıyla tam bir üniversite gibi
çalışıyordu. Zaten Enstitü yasasında sık
sık "Fakülte" kelimesi de geçiryordu.
1935 yılında "Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi" kurulmuştur. Fakültenin kuruluş yasası
Meclis'te görüşülürken, ilerde bir "Ankara Üniversitesi" kurulması dileğinde de
bulunuluyordu.
Bu arada İstanbul'da bir türlü kendisine uygun bir bina bulunamayan Mülkiye
Mektebi için Ankara'da bir bina yaptırılarak, bu okul 1935 yılında Ankara'ya taşınmış
ve "Siyasal Bilgiler Okulu" adını almıştır.
Nihayet 1937 yılında Ankara Tıp Fakültesi kurulma yasası çıkmıştır. Ancak İkinci
Dünya Savaşının çıkması ve malî nedenlerden dolayı bu Fakültenin kuruluşu 1945
yılına kaldı.
Yüksek Mühendis Mektebi’nin
1944’te yeniden organize edilmesi
ile İstanbul Teknik Üniversitesi
kurulmuş; bunu 1946’da Ankara’da
daha önce kurulmuş olan mektep,
fakülte ve enstitülerin
birleştirilmesiyle kurulan Ankara
Üniversitesi izlemiştir.
Ayrıca, 1946’da çıkarılan 4936 sayılı
Kanunla üniversitelere muhtariyet
verilmiştir. Üniversitelerin görevi
araştırma ve inceleme sonuçlarını
yayınlamak , doktora ve bilimsel
araştırmalar yapmak olarak
belirtilmiştir.
1955-1957 yılları arasında kurulan
Ege Üniversitesi,
Karadeniz Teknik Üniversitesi,
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve
Atatürk Üniversitesi ile yükseköğretimin
Anadolu’ya yayılması hız kazanmıştır.
1960'tan sonra üniversite kurmaya biraz
ara verilmiş, Eylül 1971 de Hükümetin
üniversitelerin yönetimine el
koyabileceğine ilişkin hüküm eklenmiştir.
Bu dönemde şu üniversiteler
kurulmuştur:
Hacettepe Üniversitesi (1967)
Boğaziçi Üniversitesi (1971, Amerikan
Robert Kolejinin devlet üniversitesi haline
dönüşmesiyle oluşmuştur.)
1973 Üniversite Kanunu'nun getirdiği
yenilikler: Yükseköğretimimin bütünlüğü,
Yükseköğretimin kalkınma hedeflerine
uygunluğu, Üniversiteler Arası Kurul ve
YÖK’ün oluşturulması fikri, Öğretim ve
programlarla ilgili kararların fakülte
kurullarının görevleri kapsamına alınması
vs.
Bu dönemde kurulan üniversiteler
şunlardır:
Diyarbakır Üniversitesi
Çukurova Üniversitesi
Anadolu Üniversitesi
Cumhuriyet Üniversitesi
İnönü Üniversitesi
Erciyes Üniversitesi
19 Mayıs Üniversitesi
Uludağ Üniversitesi
Selçuk Üniversitesi,
Fırat Üniversitesi
100.Yıl Üniversitesi
«Yüksek öğretim alanındaki kargaşaya son
vermek, bilime daha fazla katkıda bulunmak,
toplumumuzun sorunlarına yönelik çağdaş
insan yetiştirecek öğretim kurumlarını
hazırlamak» için Milli Eğitim Bakanlığı
tarafından üniversiteler yasa tasarısı
hazırlanmış ve bu ”Yükseköğretim Kanunu”
(2547 sayılı kanun) 1981 tarihinde yürürlüğe
girmiştir.
1.
Yeni üniversiteler, fakülteler, yüksek
okullar Devlet Kalkınma Planları ilke ve
hedefleri doğrultusunda ve yüksek
öğretim planlaması çerçevesinde Yüksek
Öğretim Kurulunun olumlu görüşü veya
önerisi üzerine kanunla kurulur.
2.
Fakültelerin kürsüleri kaldırılmış,
bölümleri azaltılmıştır. Yıllık öğretim
kaldırılmış, yarıyıl sistemi kurulmuştur.
3.
Asistanlık kaldırılıp, araştırma görevliliği
ve yardımcı doçentlik getirilmiştir.
4.
Rektörün Cumhurbaşkanınca, dekanların ise
Yüksek Öğretim Kurulunca seçilmesi usulü
gelmiştir.
Akdeniz, Dokuz Eylül, Gazi, Marmara,
Mimar Sinan, Trakya, Yıldız Teknik,
Bilkent, Gaziantep gibi üniversiteler
açılmıştır. 1992 yılında gene
Anadolu'nun birçok kentinde üniversite
açılmış ve 1993'ten itibaren de özel vakıf
üniversiteleri açılmaya başlanmıştır.
YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Durmuş Günay, "Türkiye özellikle
2003 yılından sonra yükseköğretimde büyük sıçramalar yaptı. 2003
yılında Türkiye'de sadece 70 üniversite varken bugün 170 üniversitemiz
bulunuyor" dedi.
"1981 yılında Türkiye üniversitelerinde okullaşma oranı yüzde 6.2,
öğrenci sayısı 237 bin 269, öğretim elemanı sayısı 21 bin iken sadece 19
devlet üniversitesi vardı. Bugüne baktığımızda ise aradaki uçurumu
görebiliyoruz. Bugün Türkiye'de vakıf üniversiteleriyle 170 üniversitemiz,
4.5 milyon öğrenci, 119 bine yakın öğretim elemanı bulunuyor. Bürüt
okullaşma oranı ise yüzde 70.11. Türkiye, bürüt okullaşma oranında
İngiltere'yi geçmiş durumda. Açıköğretimdeki öğrenci sayısı bakımından
da Çin'den sonra ikinci sırada yer alıyor."
The United States has a total of 4,495 Title IV-eligible,
degree-granting institutions: 2,774 4-year institutions
and 1,721 2-year institutions. As of 2010, the US had
20.3 million students in higher education, roughly 5.7%
of the total population
Aras N.K., Dölen E., Bahadır O. (Editörler) (2007) Türkiye’de Üniversite
Anlayışının Gelişimi (1861-1961), Ankara, TÜBA Yay.
Arslan A. (1995). Darülfünun’dan Üniversiteye, İstanbul, Kitabevi Yay.
Güler, A.,(1994).Türkiye’de Üniversite Reformları.Ankara:Adım Yayıncılık
Ergün M., (1982). Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ankara: DTC Fak. Yay.
Widmann H (2000). Atatürk ve Üniversite Reformu, İstanbul, Kabalcı Yay.

similar documents