Biz Dili ve Şefkat Medeniyeti

Report
NEVZAT BAYHAN
ŞİİR DERNEĞİ BAŞKANI
TDED GENEL BAŞKAN YRD.
“BİZ” DİLİ
BİZ DİLİ,“BEN”İ “BİZ”İN EMRİNE VERMEK
Şayet bu satırları okuyorsak "Ben" ile başlayıp "Biz"le
devam eden "O"na kadar ulaşan engebeli, zorlu ve
sancılı bir yolculuğu sürdürüyoruz demektir. "Biz"in
verdiği hız, enerji ve bereketle çıktığımız bu "Seyr-i
Süluk"ta, "Emmare"nin cazibesi ve oyunlarıyla "Ben"
diyerek "nefis" cümlelerimizi kurmuş, bu cümlelerin
içini eylem ve düşüncelerimizle doldurup destekler
olmuşuz.
Takibedilen patikalar bir uçuruma çıkmışsa yahut da
karanlıkta sert bir duvarla başımız yarılmışsa, kısmen de
olsa ayılmış; kim olduğumuzu, nereden gelip hangi
istikamete devam ettiğimizi düşünecek fırsatını da
yakalaşmışız demektir.
“BİZ” DİLİ
 İnsanoğlu, heyecanlı, sancılı ve birömür sürecek
bu kıvrımlı yolda engellerin sayısı arttıkça, acizlik
ve fakirliğini algılar. Voltran adıyla izlediğimiz;
eski bir çizgi filmde takım arkadaşlarının tehlike
anında birleşerek yenilmez denecek güçte bir
beden oluşturmaları gibi, farklı alanlardaki
sayıların yanyana gelerek hepsinden daha büyük
değerde bir rakam meydana getirmeleri gibi;
bireylerin “biz”leşmesiyle ortak bir yapı haline
dönüşerek dayanıklılık, rahatlık ve kolaylığın
sırrına şahit olur insanoğlu.
“BİZ” DİLİ
 “Nahnu”
şekliyle yolun yarısını geride
bırakanlar zorlu imtihanlar ve daha çetin
şartlarla karşılaşınca "Biz"in de kifayet
etmediğini görür; kendinden başkasını
düşünmeyen, aldıkça azan, başardıkça
küstahlaşan, elde ettikçe insanlıktan
uzaklaşan "Ene" yani "Ben"in cezbesine
takılıp nefsin çürük iplerine tutunan bir
grup, ayağı kaydığında da tekrar "ego"nun
korkunç çukuruna düşer.
“BİZ” DİLİ
 Diğer
bir
kısım
şayet
"Huve"yi
önemsememişse yahut başka yerlerde
arayınca bulamadığından bantta koşu yapan
sporcu misali, ne kadar hızlı koşarsa koşsun,
yerinde saymaya devam eder durur.
 İşte bu hercümerç içinde "Habl-ül Metin"i
keşfedenler ise ona sıkı sıkıya sarılır ve
O'nun ışığı ve enerjisiyle sahil-i selamete
ulaşırlar.
“BİZ” DİLİ
 İçinde kulaç attığımız ömür deryasının
bu safhasında enaniyet ve Firavniyet
kokan "Ben" yerine kardeşliğin,
huzurun, barışın, mutluluğun anahtarı
olan “Biz" dilinin sihrini, bereketini ve
faziletini bir kez daha keşfedip
hatırlamakta fayda var.
DEĞERLERİMİZİN DİLİ
 “Mülk” sarayının zirvesinden bakıldığında;
kâinat ve insanın yaratılış ve yeniden
dirilişinde "Biz" ifadesinin kullanıldığına
şahit oluruz. Herşeye kadir olan "O",
Peygamberlere
kitap,
vahiy,
hikmet
verilmesi gibi meseleleri buyururken;
Cebrail başta olmak üzere diğer melekler,
Peygamberler, mü’min cin ve insanlara da
bir paye veriyor, “Biz” diyerek onlara adeta
şeref bahşediyor.
DEĞERLERDE BİZ DİLİ
 Hiç bir ihtiyacı olmayan, herşeyi bilip
"ol" demesiyle olduran Yüce Yaratıcının
"Biz" ifadesini istimal etmesi; hem güç
sahiplerine paylaşma emri, hem de
egonun, “ene”nin emrine girmiş
nefislere kurtuluş için benliği bırakıp
birlikte hareket etme, paylaşma
talimatı ve sırrını da işaret ediyor.
DEĞERLERDE BİZ DİLİ
 Bir olan O, her mükemmelliği birlik içine dercettiğinden
vahdetten hoşnut olurken ayrımcılığı, ötekileştirmeyi,
bölücülüğü ise reddeder. Çünkü "Ben"lerin "Biz" şemsiyesi
altında bir araya gelmesi hem birey ve toplum huzuru
zaviyesinden hem de gelecek nesillerin yaşayacağı atmosfer
açısından yaşanılır ve özlenilir bir gelecek için çok
önemlidir.
 Çünkü bir tevazu ve mahviyet sözcüğü olan Biz, aynı
zamanda nezaket, nezahet ve şefkati özünde taşıyan sihirli
bir beyandır.
 O, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım..." (Bakara, 30)
gibi kendisine mahsus konuları bize iletirken "Ben"
öznesini, "Biz, Kur'ân-ı Kerim'i Kadir Gecesi indirdik."
(Kadir, 97/1) ayetinde görüldüğü üzere umumî saltanatı
adına hitapta bulunurken "Biz" sözünü kullanmaktadır.
DEĞERLERDE BİZ DİLİ
 Bununla herşeyin kendisine muhtaç olduğu, kendisinin hiç
birşeye ihtiyacı bulunmadığı Yüce Yaratıcı; bütün bu azamet ve
izzetiyle beraber "biz" ifadesini kullanarak “eşrefi mahlûkat”
olarak yarattığı insanoğluna bir de edep öğretmektedir.
 Hiç ihtiyacı yokken, vesile ve sebeplere de bir paye verdiğini
beyan buyurmakta, "ben” ile başlayan cümleler kurup kibir
piramidinin zirvesinde oturan egoist nefislere benliği bırakıp
"biz" demenin, tevazu kanatlarını yere sermenin gereğini talim
etmektedir.
 Her Müslüman’ın günde neredeyse kırk sefer tekrar ettiği
insanlık ufuklarını aydınlatan ilk surede: “Bizi Kur’an Yolunda
yürüt, kızdığın ve sapmış olanların yolundan, izinden
yürütme.
DEĞERLERDE BİZ DİLİ
 Onları
bize önder, rehber kılma,
dünyada hayata aktarıp, dünyasını
cennete
çeviren,
böylece
bizleri
ahiretteki
Cenneti
de
garantileyenlerden eyle, bizleri yolunda
yürütecek
güçlü
irade
sahibi
kullarından eyle” gibi mesajlarını verirken
“ben” değil “biz” ifadelerinin kullanılmasıyla
insanlığın huzur ve sürur kaynaklarına
dikkat çekiliyor.
“BİZ”DEN DEĞİLDİR
"Âlemlere rahmet olarak yaratılan" insanlık kulesinin zirvesi
olan Efendimizin çok önem verdiği hususlarda;
“- İyiliği emredip kötülükten sakındırmayan bizden
değildir.
- Irkçılık yapan bizden değildir.
- Müslüman'a zarar veren, hile yapan, onu kandıran,
bizden değildir.
- İlim öğrenmeyen bizden değildir."
Hayatî mesaj ve rahmet dolu muhteşem ifadelerinde görüldüğü
gibi, insanlığı "Biz" şemsiyesi altında toplayarak; kötülüğe
sebep olan, yanlış yapan bireylerin karşısında sarsıldığı,
savrulduğu karanlıktan, güneş gibi ışıktan kollarıyla
kucaklayıp aydınlığa çekerek sağlıklı bir toplum inşasını
gerçekleştiriyordu.
ORTAKLIKLARDA, YÖNETİMLERDE,
AİLELERDE “BİZ” DİLİ
 Gerek kurumlarda şirketlerde birlikteliklerde, gerek
toplumlarda devletlerde milletlerde, gerekse de onun
yapıtaşı olan zihinlerde gönüllerde ailelerde sihirli bir
tutkal, kenetleyen bir harç görevi yapar "biz"..
 Bu tespit, hamasi düşünce ve nutuklardan öte bilimsel
çalışmalarla ulaşılan bir sonuçtur.. UC Berkeley
Üniversitesi'nden Psikoloji profesörü Robert Levenson
ve arkadaşlarının yaptığı araştırma bunlardan sadece
biri. Bu çalışmada bireyselliğin Amerika toplumu için
vazgeçilmez olduğunu belirttikten sonra sözkonusu
evlilik olunca "biz" için "Ben"in feda edilmesi gereken
bir kavram olduğu gerçeğinin üzerinde duruyor.
ORTAKLIKLARDA, YÖNETİMLERDE,
AİLELERDE “BİZ” DİLİ
 Çünkü ‘Biz’
dili; birlikte yaşamanın, ortaklığın,
takımdaşlığın, yurttaşlığın, vatandaşlığın kişinin
kendisiyle yüzleşmesinin semeresini endam aynasında
seyretmesinin en fıtrî biçimidir.
 Ancak bu şekilde aidiyet hissi gelişir, ortak payda ve
kimlikler anlam kazanır,
 “benlik” "biz" potasında eritildiğinde muhataplar
birbirlerinin önceliklerini farkeder ve dertlerine
derman olurlar..
“BEN” BENCİLDİR
 Bireyin bütün azalarıyla barışık yaşaması, ailede eşlerin
birbiriyle anlaşması, ortakların birbiri için çalışması,
milletlerin muhatabı için yaşaması “biz dilinin” çok iyi
konuşulması ve hazmedilmesiyle mümkün olacaktır.
Araştırmacı Benjamin Seider’in ifadesiyle; “Biz dili, aynı
çatı altında yaşarken karşılaşılan zorluklarla
birlikte baş etmenin en etkili ve doğal sonucudur.”
 “Ben”in bencil yaklaşımı devam ettikçe geride; barış
ortamı kin ve nefretin hüküm sürdüğü çekilmez bir savaş
alanı, ayrılmış eşlerden oluşan tek ebeveynli aileler,
kutuplaşan, ayrışan, bölünen toplumlar, diğerlerine
hayat hakkı tanımayan devletlerin ortaya çıkması
kaçınılmaz olacaktır.
“BEN”SİZ “BİZ MÜMKÜN MÜ?
 Emmanuel
Levinas,
“ben-tanrı-dünya”
üçgeninde
benmerkezciliğin matematiksel ifadesi olan Kartezyen
anlayışın ve modern felsefenin de temsilcisi Descartes'in
aksine; başkasını odağa alan yaklaşımı, "ben" ve "biz"e ayrı
bir renk kazandırmaktadır.
 Levinas toplumları ve bireyleri çatışma ile karşı karşıya
bırakan bu nefretin "ben" merkezinden tahrik edildiğine ve
üretildiğine inanır.
 Ötekini anlama ve ihtiyaçlarını algılama, onunla
varolunabilineceğini kavrama insanlığın ulaşması gereken
onurlu bir durum olduğunu savunan Levinas, "öteki"
olmadan "Ben"in de tek başına yaşayamayacağını savunur.
“TOPLUM “BİZ” DENİLEN
BEDEN İSE ONUN HÜCRESİ
 Hâsılı; Şeyh Sadi’nin inci-boncuk satan fakir bir esnafın
vefatından sonra dükkânını yenilemeye kalkan yetim yedi
oğlunun, tabanı sökerken yedi küp altın bulmaları ve bu
zamana kadar fakir bir hayat sürmelerine üzülmeleri gibi
insanımıza “ben” küllerinin altında gizli kalmış ve
sönmeye mahkûm edilmiş gönül dükkânlarının
“biz”in "Sûr"unu üfürmesiyle ortaya çıkan muhteşem
bir hazinenin üstünde oturduklarını insaflı gönüllere
hatırlatmamız gerekiyor.
 İyiliğin ve kötülüğün ilk hareket enerjisi olan “ben”
olmadan “biz”leşmek mümkün olamayacağı gibi, “biz”siz
“ben” de anlamsız, kendi ekseni etrafında topaç gibi dönen
hedefsiz bir kavram olarak kalacaktır.
ENE VE AİLE
 Bir toplum veya aileyi oluşturan bedenin,
hücrelerle simgelenen "ene" yani benliğini “biz”in
temsilcisi olan bu bedenin emrine verilmesi, vücut
sarayının mükemmel işlemesi ve sakinlerine
muhteşem bir hizmet vermesi anlamına gelecektir.
 “Ego”sunun zebunu olmuş hücrelerin isyan edip
sorumsuzca hareket etmesi ise toplumsal bedende
“urlaşmaya, kanserleşmeye” sosyolojik olarak da
ayrışma, çatışma ve bölünmelere yol açacaktır.
ENE VE AİLE
 İki cihanda huzur ve mutluluğu kovalayan insanoğluna
düşen; basamakları “ben” taşlarıyla örülmüş ve
pişirmek, “tefeni” sırrına erdirmek adına üzerinde
taşıyarak yükseklere ulaştıran “biz” merdivenini; çile,
sabırla örerek yaratılışın amacı ve hedefi olan “O”na
ulaşmak olacaktır. Nihayeti “O”na çıkmayan
merdivenler ise yolcusunu korkunç bir uçurum ile
karşı karşıya bırakacaktır.
 Dalgalı, fırtınalı ömür denizinde sürdürdüğümüz
bu yolculukta, "Ana"yı "Nahnu"nun emrine
vermiş, "O"nun hoşnutluğuna ererek gerçek
hedefe ulaşmış olanlardan olma temennisiyle.
ŞEFKAT MEDENİYETİ
ŞEFKAT
 Başlıbaşına bir abide olan annemiz gelir akla "şefkat"





denince..
Güçlü kollarıyla sinesine basan babamız tüllenir
gözlerimizde,
Sımsıcak bereketiyle Anadolu dolaşır hayal ufuklarımızda..
Her vatandaşın kendisinden çok şey beklediği "Devlet
Baba" hissettirir kendini iliklerimize kadar..
..ve her faninin son sığınağı belirir ömür tünelimizin
sonunda ışık olarak..
Şefkat denizi çepeçevre sar(malay)ınca dünyamızı,
çevremizdeki insanların iyi hasletlere sahip olmaları için
seferber olur, onları felakete sürükleyecek yanlış işlerden ve
kötü davranışlardan koruma isteğiyle cansiperane
“sıradağlar gibi” dururuz.
ŞEFKAT NEDİR?
 Sözlükler; "Çevresindeki insanları kabullenme, onlarla
yakından ilgilenme, onlara sevecenlik ve sempati ile
yönelme, başkasını koruma, himaye altında bulundurma."
Olarak tarif eder "Şefkat" kelimesini.
 İdareciysek ki herkes kendisini yönetmesi hasebiyle bir
yöneticidir, şefkat yetişir imdadımıza her dem..
 Bu iksirle aldatmanın, aldanmanın, ötekileştirmenin,
talihsiz, taşkın ve sapkın davranışların önüne geçer, onlara
kol kanat gerer, onlara adaletle davranır, iyilik yapar,
zulümden haksızlıktan kaçar ve haksızlığa götüren bütün
mecraları, dehlizleri kapatır.
 Kolaylaştırır zorlaştırmaz, müjdeyi tercih ederiz nefret
ettirme yerine..
MERHAMET
 "Yöneticilerin en kötüsünün insafsız ve katı kalpli
olanlardır" fermanını çok iyi anladığından idareci
şefkatle yaklaşır bütün kevn-ü mekâna..
 Onun içindir ki Efendimizden beri, ırk-din-dil ayrımı
gözetmeksizin ele alır insanları medeniyetimiz..
 "Dicle kenarında bir kurt aşırsa koyunu/Gelir de
adl-i İlahî Ömer'den sorar onu." Duygularına
aşinadır yüreğini insanlığın emrine vermiş adanmışlar..
 Efendimizin
muhteşem
ifadeleriyle;
“Benim
kastettiğim merhamet, sizin anladığınız şekilde
yalnızca birbirinize olan merhamet değildir.
Bilâkis
bütün
mahlûkâta
şâmil
olan
merhamettir." sözleriyle anlatılmak istenenleri çok
iyi anlarlar.
ŞEFKAT, CENNET KAPISININ ANAHTARI
 “Şefkatlilerin Yaratıcısı” kullarının da birbirlerine karşı
şefkat ve merhamet hisleriyle dolu olmalarını murâd
etmekte, yarattıklarının en şereflisi olan insana gönderdiği
son Rehberin de bir şefkat peygamberi olarak anılması,
yaratılan her şeye şefkat, merhamet ve tebessümle
yaklaşabilmesi, imanda ulaşılan seviyenin bir göstergesidir.
 Ondan dolayı;
 "Yeryüzündekilere
şefkat
ve
merhamet
göster"meyince "gökyüzündekilerin de" bize merhamet
etmeyeceğini bilir, şefkatle muamele görmenin şefkat
göstermekle mümkün olabileceğini anlar, hatta cennet
kapısının anahtarının şefkat olduğundan da şüphe
etmeyiz.
ŞEFKAT RAHMETTİR
 Çünkü şefkattir kişiyi bencillikten, çıkarcılıktan,
zalimlikten uzak tutan.. Cömertliktir, tevazudur,
affetmektir, yaşatmak için yaşamaktır şefkat..
 Ne kadar varlık varsa onların her türlü hakkını
savunmaktır, haklıya hakkını vermektir şefkat.
 Bütün canlılar arasında yardımlaşmayı esas alıp
birbirinin imdadına yetişmektir şefkat.
 Şefkat; kendisine çok ağır işkence ve hakaretler eden
"Tâif halkını" hayırlı insanlardan oluşan bir nesil
sahibi olmaları için dua edip korumaktır.
BİZ DİLİ ŞEFKAT DİLİDİR
 Şefkattir Mevlânâ'ya:“Eğer sende basîret varsa, gönül
Kâbe’sini tavaf et! Topraktan yapılmış sandığın
Kâbe’nin asıl mânâsı gönüldür… Şunu iyi bil ki sen,
Allah’ın nazargâhı olan bir gönlü incitir, kırarsan,
Kâbe’ye yaya olarak da gitsen, kazandığın sevap, gönül
kırmanın günâhını telafi edemez." Dedirten..
 Çünkü şefkat dili hem hizmet edeni hem de edileni
mutlu kılar. Arif olan; insanlara tesir etmenin ve
onlara bir fikri kabul ettirmenin her şeyden önce gönül
almakla, gönüllere huzur ve saâdet bahşetmekle
mümkün olduğunu bilir.
 Birer çiçektir varlıklar, şefkat suyuyla gelişir
etrafa rayiha saçarlar.
SEVGİ GEMİSİNE BİNEN ŞEFKATLE YOL ALIR
 Sevgi gemisine binen şefkatle kardeşlik, birlik ve dostluk
gelişme zemini bulur, toplumsal bağlar daha da güçlenerek
insanca bir hayatın nesimleri okşar yüzünü insanlığın..
 Her türlü acizliğini bir tarafa atarak Şefkatle atılır kurdun
üstüne civcivlerini koruma için kuşlar, kartal bile neye
uğradığını anlamaz saldırınca serçeler..
 Şefkat, rahmet olur yağar mazlumların üstüne, sevgi olur
dolar zerrelerine tüm yaratılmışların, merhamet olur
kucaklar masumları..
 Şefkat medeniyetinde; gelen yaşlıya yer açmakta gecikince:
"Küçüklerimize şefkat etmeyen, büyüklerimize de saygı
göstermeyen bizden değildir” ikaz olur "dost"lara..
ŞEFKAT HERŞEYE…
 Onun içindir şefkat medeniyetin kurucusu olan Efendimiz; Ebu




Talha’nın oğlu Ebu Ümame’nin bir serçesinin öldüğünü
duyunca, sırf onun için çocuğun ziyaretine gidip acısını paylaşıyor,
Medine'de bir Yahudi'nin çocuğu hastalanınca ziyaret etmede
bir an geri durmuyordu.
Sadece çocuklar değildi onun önem verdiği, baştacı ettiği;
insanların bir dağ ve kaya parçası olarak gördükleri Uhud dağı için;
“Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!” diyerek tabiata dikkati
çekiyor,
bir gün Ensar’dan birinin bahçesine girdiğinde aç bırakılmış
deveyi görünce sahibine: “Şu hayvanı sana veren Allah’tan hiç
korkmaz mısın?
Diye azarlıyor, on bin kişilik ordusuyla muzaffer bir komutan olarak
Mekke’ye girdiğinde yeni yavrulamış bir köpek gördüğünde
zarar görmesin diye ve başlarına bir asker dikerek şefkatin zirvesini
gösteriyordu insanlığa..
ŞEFKAT FERAGATTİR
 Çok sevdiği amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşî’yi bile
her şeye rağmen affedip bağışlayıp ona yazdığı mektupta;
Allah’tan ümidini kesmemesi gerektiğini ifade etmektir..
 Şefkattir; çağları aydınlatan velîler sultânı olan Şâh-ı
Nakşibend’e yedi sene hastalıklı hayvanlara, yedi
sene hasta insanlara hizmet ettiren, yedi sene de
mahlûkâtın geçeceği yolları temizlettiren..
 "Bedenimi o kadar büyüt ki cehennemin tamamını
doldurayım ki kimse düşmesin" yüceliğini, "Milletimin
imanını selamette görürsem cehennemin alevleri arasında
yanmaya hazırım" fedakârlığını, "Cibali Baba"nın surlar
üzerinde göğsünü Şahî Topların güllelerine siper etme
cesaretini veren ışık da şefkattir..
GÜNAHA DEĞİL GÜNAHKARA ŞEFKAT
 Günaha karşı tavır almakla, günahkâra karşı tavır almak aynı
şey değildir. Her konuda kılı kırk yaran Efendimizin " Mâiz ve
Gâmidiyeli kadın" hadisesinde takındığı tavırla, günahlara
karşı tavizsiz ancak günahkâra karşı şefkatli olmak
gerektiğinin altını çiziyordu.
 Yeni Müslüman olan birisinin istekleri bitmeyince ve yapılan
iyilikleri küçümser tavırlara girince sahabilerin bu saygısızlığı
cezalandırma eğilim göstermeleri karşısında "Benimle
ümmetimin arasına girmeyin..”diyerek şefkatin ölçüsünü
gösteriyordu.
 Bu medeniyetin gönül mimarlarından biri olan Mevlânâ;
"Sen Hristiyanlara bile kucak açıyorsun, Yahudilerle biraraya
geliyorsun; günah işleyenlere dahi "gel" diyorsun, sarhoşa el
uzatıyorsun... Böyle yapmakla İslam'ın onurunu iki paralık
ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun. Sen zındıkın tekisin,
seni Cehennem bile kabul etmez!.." sözleriyle hakaretler
yağdıran bir talihsize; "Sen de gel, sana da bağrımı
açıyorum!" diyerek bir şefkat dersi veriyordu.
ŞEFKAT MEDENİYETİNDE EŞYA
 Şefkat hamuruyla yoğrulan varlık aleminin her
alanında kendisini maşuklarına hissettiren merhamet,
aynı zamanda insanlık sarayının nuru, huzuru ve
sürurudur. Kısaca şefkat cennet misal bir ülke bağışlar
insanlığa, cennetin kapılarından dışarı sızan ışık da
şefkattir.
 Medeniyetimiz, Yunusvarî “Bir kez gönül yıkdın ise”
hiçbir amelimizin kurtarıcı olamayacağını görmüş,
“Dağlar ile taşlar ile” Hakkı çağırmış, “Sarı Çiçeğe”
sorular sorarak verdiği cevaplarla asrı aydınlatmış,
insan tabiat ilişkilerini şefkat bağlarıyla sarıp
sarmalayarak eşyayı yaşamın bir parçası olarak
algılamıştır.
EŞYAYA BİLE ŞEFKAT
 Şefkat medeniyetinde insanlığı kardeş gören anlayış canlı
cansız demeden bütün varlıklara sevgi ve merhametle
yaklaşır.
 Susamış bir köpeğin susuzluğunu gideren değerlerini
yitirmiş bir sapmışın Cennet'e; evindeki kediyi aç bırakıp
onun ölümüne sebebiyet veren bir talihsizin de Cehenneme
gittiğini belirtir Efendimiz.
 Kim ne şartlarda hangi ölçüde eziyet vermişse, canına
kastetmişlere bile hakkını helâl eden Asrın Fikir
Mimarı, bir köpek hakkında konuşmayı bile gıybet
saymış, yolunun üzerindeki kuru dalları kesmeye
çalışan talebesine bu kuru dalların kendi kardeşleri
olduğunu bildirerek kızmış, kırılan çay kaşığını
değiştirmek isteyenlere onun sohbet arkadaşı
olduğunu hatırlatarak atma yerine tamir ettirmiştir.
ŞEFKAT YANLIŞI TEŞVİK DEĞİLDİR
 Aşırı
şefkatin toplumda suiistimallere sebebiyet
vereceğini de gözönünde bulundurarak, vakur
davranmalı, ciddiyet elden bırakılmamalı bunların
paralelinde baba şefkati, anne sıcaklığı ile varlıklar
kucaklanmalıdır.
 Çünkü Üstad'ın ifadesiyle; "Şefkat-i insaniye,
merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan,
elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve
Rahmetenli'l-âlemîn
Zât'ın
(a.s.m.)
mertebe-i
şefkatinden taşmamak gerektir."
ÇIKARLAR İÇİN İNSANLIK FEDA EDİLMEMELİ
 Çünkü şu dünya dediğimiz renkli ve hareketli kürenin




üzerinde kendi şahsi emelleri ve çıkarları için çoğu zaman
insanlık feda ediliyor,
fitne ve kin tohumları körüklenerek " nefs-i emmare"
sahipleri tahrik ediliyor..
bir taraftan teknolojinin başdöndürücü bir hızla yol aldığı
bu yolda insan ruhu kuralsız hale getirilen şehrahta
kazalara kurban ediliyor..
yol kazalarında telafisi mümkün olmayan fay hatlarının
oluşturduğu sarsıntılarla insanlık salim düşünecek bir
saniye bile bulamıyor..
hücrelerine kadar hissettiği manevi susuzluğunu gidermek
için parıltılı ambalajlar içinde sunulan deniz suyuyla
hararetini gidermeye çalışıyor.
ŞEFKAT ŞİFALI BİR İKSİRDİR
 İnsanlıktan
nasibini
alamamış,
zulmetmeyi
nefislerinin kölesi olmayı marifet saymış bu varlıkların
bırakın planlarının karşısına alternatif çıkarmak,
masum insanlar o projeleri anlamaktan bile aciz
kalıyor.
 Cehenneme kadar inen bu derin çukurlarla,
bireyler ve toplumlar arasındaki bütün bağları
yerle bir eden bu şebekeye karşı yapılacak en
etkin ve etkili mücadele; robotlaşan bireyleri,
şeytanileşen zekâlarına,
faydacı
hislerine,
mekanikleşen kalp dünyalarına, robotlaşan
davranışlarına asli vazifelerini ve hasletlerini
hatırlama adına şefkat iksiriyle yapılan bir
yaklaşımdır..
ŞEFKAT BİR İKSİRDİR
 Öyle sırlı bir iksirdir ki şefkat; kaskatı
kalpler onunla nurani bir hamur olur,
onunla ömrü zulümle geçen insanlar
nedamet duygularıyla mazlumun yerine
koyar benliğini, onunla hedefsiz, duyarsız,
sevgisiz insanlar başkası için yaşamaya
odaklanır. Onunla bir sel gibi dünya
insanını önüne katarak sürükleyen
bireyselcilik, menfaatçilik akımı birlikte
yaşamanın,
kardeşliğin
yaşandığı
rengarenk bir gökkuşağına döner.
HERŞEYE HERKESE ŞEFKAT
 "Evet, herkese ve her şeye karşı duyulan karşılıksız sevgi ve
alâka; mazlumların, mağdurların mâruz kaldıkları sıkıntıları
göğüsleme ve bir anne içtenliğiyle onların üzerine titreme de
diyebileceğimiz 'şefkat', ilâhî ahlâkın farklı bir tecellisi,
göktekilerin sesi-soluğu ve bütün annelerin sımsıcak nefesinin
ayrı bir unvanıdır.
 Sinesinde bu hissi taşıma bahtiyarlığına ermiş biri, herhangi bir
karşılık beklemeden sevgi ve merhamete muhtaç herkese şefkat
elini uzatır; gücü yettiğince devrilenleri tutar kaldırır; üşüyenleri
ısıtır; yalnızların, gariplerin vahşetini giderir ve kimsesizlere
kimse olur.
 Körler onunla körlüklerini aşar, sağırlar onunla duymaları gerekli
olan en önemli şeyi duyar ve ihtimal hep zulüm ile gürleyip
duranlar bile onun sükutî beyanlarıyla dillerini yutar, muvakkaten
dahi olsa kendilerini sorgulamaya dururlar.”
HERŞEYİN BAŞI VE SONU ŞEFKATTİR
 Bu ifadelerden insani erdemleri taçlandıran, tefanî
duygularını benliğimize hakim kılan, muhatabını
mutlu etmeyi kendisine şiar edinen algının şefkat
olduğunu anlıyoruz.
 Şefkatle; ben-i ademin ruh ikliminde pervaz edebilir,
çevremizi onun ışığıyla huzura kavuşturabilir,
arkadaşlık,
komşuluk,
hemşerilik,
yurttaşlık,
vatandaşlık ve dünya insanı olmanın hazzına ereriz.
 Çünkü şefkat, yaşatmaktır, hasletleri yaşamaktır,
milletin acılarını paylaşmaktır, haset, kin, kavga, savaş
gibi afetlere sinesini kalkan yapmaktır. Gerektiğini
O’nun hoşnut olacağı zerreden, Süreyya’ya ne varsa
tek sermayesi olan canını bile adamaktır.
 “Hâsılı…
“her şeyin mebdei de
müntehâsı da
rahmettir,
şefkattir...”

similar documents