devlet yönetimi ilk türk islam devletlerinde devlet yönetimi

Report
I.ÜNİTE: TÜRKLERDE DEVLET
TEŞKİLATI
İSLAMİYETTEN ÖNCE TÜRKLER
DEVLET YÖNETİMİ
Uygurlar dışında bütün Türk Devletleri göçebe devlet şeklinde yaşamışlardır.
Aileler obaları, obalar boyları, boylar ise budunları meydana getirirdi.
Hakanın yetkileri "Kurultay" denilen danışma meclisi ile sınırlandırılmıştı. Devlet,
hanedanın ortak malı kabul edilirdi.
UYARI : Bu durum Türk devletlerinde taht mücadelelerine sebep olmuştur.
İslamiyet öncesinde kurulan Türk devletlerinde yazılı hukuk kurallarına
rastlanmaz.
Genelde, sosyal hayatı düzenleyen sözlü hukuk kuralları yani töreler baskındır.
Devlet yapısında töreyi uygulayan adalet teşkilatının başı hükümdardır.
Töre hükümleri ile çok ağır cezalar verildiği görülmüştür.Mete Han tarafından
kurulan ordu, Türk Kara Kuvvetleri'nin temeli olarak kabul edilmiş ve Çin, Moğol,
İran, Bizans ve Roma'yı da etkilemiştir.
İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE
DEVLET YÖNETİMİ

Selçukluları meydana getiren Oğuzlar, Orta
Asya'dan Maveraünnehir ve Horasan'a gelince
bütünüyle İslamiyeti kabul ettiler. Müslüman
olmalarıyla eski bozkır kültürünün İslam’a
aykırı olmayan müesseselerini
sentezleştirdiler. Böylece Türk-İslam kültürü
ortaya çıktı.
1-Türk-İslam Devletlerinde Devlet Anlayışı

Orta Asya’da kurulan ilk Türk-İslam
devleti Karahanlılardı. Zamanla
devlet yönetiminde İslam
devletlerinden etkilenen
Karahanlılar, Türk- İslam devlet
yapısının oluşumunda bir köprü
vazifesi gördü. Selçuklular
zamanında olgunluk safhasına
ulaştı.

Türk Devlet geleneğinin
esasını teşkil ettiği Selçuklu
devlet teşkilatı; Karahanlı,
Sâmânlı, Gazneli ve Abbasî
devletleri teşkilatlarından
geniş ölçüde faydalanmış ve
bunları kendi bünyesinde
mükemmel bir surette
uygulamıştır.
 İlk Türk devletlerindeki “ülkenin töreye uygun
ve adaletli olarak yönetilmesi”, “Devlet halk
içindir” anlayışı Türk-İslam devletlerinde de
devam etti. İlk Türk devletlerindeki Türk cihan
hakimiyeti ülküsü ise “cihat” anlayışıyla
birleşerek İslamiyet’in dünyaya hakim olması
şekline dönüştü.
 Büyük Selçuklu Devleti’ne kadar İslam dinini
kabul eden devletlerin hükümdarları halifenin
yüksek otoritesini tanımaktaydı. 1058 ‘de
Abbasi Halifesi temsil ettiği siyasi otoriteyi bir
törenle Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e devretti.
Böylece ilk defa resmen dini ve siyasi otorite
birbirinden ayrıldı.
2-Merkez Teşkilatı
 İlk Türk-İslam Devletlerinde merkezi yönetim
hükümdar, saray ve hükümetten
oluşmaktadır.
 a-Hükümdar: İlk Türk devletlerindeki “kut” inancı
Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra İslami bir
anlam kazanarak “Allah’ın takdiri veya nasibi”
olarak yorumlanmıştır.İlk Müslüman Türk
devletlerinden olan Karahanlılarda, ülkenin
doğusunu idare eden büyük hakana Arslan Han adı
verilirdi. Onun hakimiyeti altında batı bölgelerini,
Buğra ünvanını taşıyan diğer bir han idare
etmekteydi.
 Hükümdarlığı halife tarafından tasdik
edilen Gazne hükümdarı Mahmud, sultan
ünvanını ilk defa kullanan hükümdar olarak
bilinir. Daha sonra bu ünvan, bütün
Müslüman devlet başkanları tarafından
kullanılmıştır Töre ve müesseselerin tanıdığı
haklarla devletin tek hakimidir.

Sultan ünvanlı hükümdarlara genellikle
Sultanülâzam denilirdi. Türklerdeki Hâkan
veya Kağan, batıdaki imparator kelimesinin
karşılığıdır. Sultan, Türkçe adının yanında
İslamî ad da taşırdı. Halife tarafından künye
ve lakap da verilirdi. Sultan merkezde oturur,
ülke toprakları hanedan mensuplarınca idare
edilirdi.

Müslüman Türk devletlerinde,
kendilerine bir bölgenin idaresi
verilen hanedan üyeleri, melik diye
anılırdı. Bunlar yarı müstakil bir
şekilde hareket ederlerdi.
Bulundukları bölgede, asıl devlet
merkezindekine benzer bir dîvan
kuruluşuna da sahiptiler.

Hükümdarın vefatı veya şiddetli bir
dış istilâ gibi hâdiseler sonucu,
merkezde iktidar boşluğu olunca, devlet
bütünlüğü bozulmaya yüz tutar, iktidara
sahip olmak için şehzadeler birbiriyle
mücadeleye girişirdi. Bu durum,
Selçuklu Devletinin daha uzun ömürlü
olmasını önlemiştir.

Ancak Osmanlılar, bunu göz önüne
alarak hakimiyetin bölün-memesini
prensibini gerçekleş-tirip, devleti altı
asırdan fazla ayakta tutabilmişlerdir. Aynı
husus Göktürkler'de, İlteriş Kağan ile
kardeşi Kapagan Kağan'ın çocukları
arasında da görülmüştür.

ÖĞRET ONA
Zaman alacak biliyorum, fakat eğer
öğretebilirsen ona,kazanılan bir liranın,
bulunan beş liradan daha değerli olduğunu
öğret.
 Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem
de kazanmaktan neşe duymayı.
 Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer
yapabilirsen,
Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip
olduklarını...
Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini
öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.
Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların,
ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini
düşünebileceği.
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok
daha onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret.
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
Fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden
geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da
öğret.
Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile
nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç
olmadığını öğret.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı
verene satmasını,
Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat
etiketi koymamasını öğret.
Uğultulu bir insan kalabalığına
kulaklarını tıkamasını öğret ona.
Ve eğer kendisinin haklı olduğuna
inanıyorsa, dimdik dikilip
savaşmasını öğret.

Büyük Selçuklu Devleti zama-nında,
Türk medeniyeti çok yüksek bir
seviyeye ulaşmıştır. Selçuklu
sultanları, devleti adaletle idare
etmeye büyük önem verirler ve
devletin devamını bunda görürlerdi.

Sultanlar, haftanın belirli günlerinde,
devlet ileri gelenleri kabul ederlerdi.
Halkın şikâyetlerini dinler, devlete karşı
işlenen suçlara bakan yüksek
mahkemeye başkanlık yaparlardı.
 Karahanlı Devleti, daha ilk kuruluş
yıllarında, tarihî Türk devlet idaresi
geleneğine uygun olarak iki büyük idarî
kısma bölündü. Bunlardan doğuda kalan
kısmın başında hakan bulunur ve her
türlü idarî yetkiyi elinde bulundururdu.

Batı kısmını ise hakanın hükümranlığı altında, aynı aileden bir han, ona
bağlı olarak idare ederdi.

Hükümdarların yanında "Yuğruş"
denilen bakanlar kurulu bulunurdu.
Yüksek devlet memuriyetlerinde,
başkumandana "subaşı", maliye bakanına
"ağıcı", saray hâcibine "tayangu" veya
"bitikçi" denirdi.
İLK TÜRK İSLAM
DEVLETLERİNDE DEVLET
YÖNETİMİ
Türkler Müslüman olduktan sonra da devlet yönetimi ile ilgili
geleneklerine devam ettiler. Devlet hanedan ailesinin ortak malı
sayılıyordu.
Karahanlı Devleti kurulduğu coğrafya itibari ile Türk Devlet anlayışını
aynen sürdüren bir devletti. Hükümdarlar da "kara" ünvanı
kullanılıyordu. Sultan ünvanını ilk kullanan Türk Hükümdarı Gazneli
Mahmut ( Sultan Mahmut ) olmuştur.
Devlet işleri Büyük Divan denilen yerde görüşülüp karara bağlanırdı.
Divanın alt kademeleri vardı. Her alt kademede ayrı bir iş görülürdü.
Ülkeler kolay yönetim için eyaletlere ayrılmıştı. Eyaletlerde melikler
görev yapardı.Moğol hükümdarlarına "Kağan denirdi. Devlet işerinin
görüşüldüğü ve karara bağlandığı yere de "Kurultay" adı verilirdi.
Ordu komutanlarına ise "noyan" adı verilirdi.
NOT: Ülkenin hükümdar ailesinin ortak malı sayıldığı düşüncesi bütün
Türk Devletlerinde kabul görmüş ortak bir düşünce idi. Bu anlayış taht
kavgalarına ve Türk devletlerinin kısa sürede yıkılmalarına neden
olmuştur.
31
TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE
KÜLTÜR VE MEDENİYET
KARAHANLILAR
Divan-ı Ali
GAZNELİLER
Divan-ı Vezaret
Hükümet- Vezir
Mali ve genel yönetimVezir
Divan-ı Tuğra
Divan-ı Risalet
Resmi Yazışmalar
Resmi yazışmalar
Divan-ı İstifa
Divan-ı İşraf
SELÇUKLULAR
Divan-ı Saltanat
Hükümet- Vezir
Divan-ı Tuğra
Divan-ı İstifa
Mali
İç haberleşme- Gizli Haber
Alma
Divan-ı İşraf
Divan-ı Vekalet
Divan-ı İşraf
Mali ve İdari Teftiş
Mali – Vekil-i Has
İdari ve mali teftiş
Divan-ı Arız
Divan-ı Arız
Divan-ı Arız
Askeri Divan
Askeri Divan
Askeri Divan
Müstevfi
 Devlet teşkilâtı: Gazneli Devletinde emir veya
sultan, devletin tam hâkimidir. Devlet
dairelerine dîvân denilmektedir. Bu dîvânların en
önemlileri, Dîvân-ı Vezâret, Dîvân-ı Arz, Dîvân-ı
Risâlet veya İnşâ ve Dîvân-ı İşrâf idi. Dîvân-ı
Vezâret, maliye ve genel yönetim işlerine
bakardı. Başkanı vezirdi.
 4. Selçuklularda değişik toplulukların çocukları küçük
yaşta alınarak özel olarak yetiştirilir ve yeterli
olgunluğa geldiklerinde askere alınırlardı. Bu sisteme
“gulam” sistemi denilirdi.
 Selçuklulardaki bu sistemin Osmanlılardaki
karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?
 A) Timar B) KapıkuluC) Millet
 D) İltizam
E) Sâliyane
 2008-2
 11. asır yazarlarından Kaşgarlı
Mahmud şöyle demektedir:
"Allah, devlet güneşini Türklerin
burcunda doğdurmuş, göklerdeki
dairelere benzeyen devletleri
onun saltanatı etrafında
döndürmüş, Türkleri yeryüzünün
hakimi yapmıştır."
 Soru: Türk-İslam
Devletlerinde yer alan
önemli divanları yazınız.
 Cevap: Tura divanı,İstifa
divanı, arz divanı, art
divanı, şart divanı.
 Soru: İstifa Divanının
görevi nedir?
 Cevap: Devlet adamlarının istifa ettiği
divandır.
b-Saray Teşkilatı

Sarayda sultanın ailesi ve maiyeti
otururdu. Saray teşkilatı ve
teşrifatçılık, önceleri Oğuz
töresine göre yapılırken, sonraları
İslamî hüviyet kazandı.
 Sarayda, sultanla dîvanlar
arasındaki irtibatı Hâcibü'l-hacib
denilen Hâcib sağlar; örfî
meselelerin hallinde kadıya da
yardımcı olurdu. Hâcibler, sultanın
güvendiği kişiler arasından seçilirdi.
 Emîr-i Candâr: Saray muhafız-
larının başı olup, maiyetindeki
hassa birlikleriyle sarayın ve
sultanın emniyetini sağlamakla
görevliydi. Silahdar, merasimlerde sultanın silahlarını taşırdı ve
silahhanedeki muhafızların
âmiriydi.
 Emîr-i Alem: Sultanın "Rayet-i
Devlet" denilen bayrağını, saltanat
sancaklarını taşımak ve muhafaza
etmekle görevliydi. Emîr-i alemin
maiyetinde alemdarlar vardı.
Yasacı, bayrak ve nevbet takımını
muhafaza ve idare ederdi.
 Soru: Emir-i Alem
 Cevap: Herkese
hükmeden en güçlü.
Alemin kralı.
 Câmedâr: Sultanın elbiselerinin
muhafızıydı. Emîr-i meclis, sultanın
ziyafetlerini hazırlatıp, teşrifatçılık
yapardı. Emîr-i Çeşnigîr, sultanın
yemeklerini hazırlayan ve sofra
hizmetlerini yapan çeşnigirlerin
amiriydi.
 Şerabdar-ı has, sultanın şerbet-
lerini hazırlamakla, haftanın belirli
günlerinde toplanan mecliste ve
yemeklerde hizmetle görevliydi.
 Serhenk (Çavuş), törenlerde ve
sultanın seyahatlerinde yol açardı.
Ayrıca, Abdâr, Emîr-i Âhur,
Üstadüddâr, Vekîl-i Has, Emîr-i
Şikâr, Bazdâr ve Nedimler de
sarayda vazifeli kişiler
arasındaydı.
 c- Hükûmet: Büyük dîvan denilen
"dîvan-ı saltanat"ta devletin
umumi işleri görüşülüp
yürütülürdü. Selçuklularda büyük
dîvandan başka, devletin malî,
askerî, adlî ve diğer işlerine bakan
dîvanlar da vardı.
 Dîvan başkanı, sultanın mutlak
vekili olan Sâhib, Sâhib-i Dîvan ve
Hâce-i Büzürg de denilen vezirdi.
Vezir bir tane olup, alâmet olarak
destâr (sarık) ve altın divit verilirdi.
Vezirin dividi, Devâtdâr'da olup,
aynı zamanda sır kâtipliği de
yapardı.
 Dîvan-ı arz'a, Arzü'l-ceyş
başkanlık ederdi. Emîr-i ariz de
denilen bu zatın başkan-lığındaki
teşkilat, millî savun-ma
hizmetleri ve ordunun
ihtiyaçlarını karşılamakla
vazifeliydi.
 Selçuklularda, İstifâ dîvanı, malî
işlerle ilgilenir, en önemli üyesine
Müstevfî denirdi. Tuğra dîvanı,
ferman, berat, menşur, mektup
dahil, yazışmalara tuğra çekerdi. İşraf
dîvanı; Müşrif-i memâlik de denilen
müşrifin âmirliğinde genel teftiş
yapardı.
 Şehzadelerin yetişmesiyle ilgilenen ata-
begler, eyalet merkezlerinde güvenlik
hizmetleriyle ilgilenen ve şıhne (veya
şahne) denilen askerî valiler, mülkî
idareden mesul olan âmiller ve zabıta
hizmetleriyle "emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i
ani'l-münker" (iyiliği emredip kötülükten
sakındırma) görevini üstlenmiş olan
muhtesipler de hükümet teşkilatı içinde
yer alırdı.
Adlî Teşkilat (Hukuk)
 Adliye; şer'î ve örfî kazâ olmak
üzere ikiye ayrılırdı. Şer'î davalara
kadılar bakardı. Kâdı'l-kudât
denilen baş kadı, Bağdat'ta
bulunur, merkezde mahkeme
başkanlığı yapardı.
 Baş kadı, diğer kadıları da teftiş
ederdi. Kadılar, şer'î davalar,
tereke (miras), hayrât ve vakıf
işlerine bakarlardı. Selçuklu
Türkleri, Hanefî mezhebinde
olduklarından, davalar ve
meseleler, bu mezhebin
hükümlerine göre halledilirdi.
 Yanlış bir karar verilmişse, öteki
kadılar, durumu sultana
bildirerek, düzeltme yapılır,
hatanın önüne geçilirdi.
Kadıların yetişmesine çok
dikkat edilirdi.

Örfî mahkemelerin başında,
Emîr-i dâd denilen adalet emîri
bulunurdu. Bunlar, devlete,
kanunlara ve emirlere karşı
gelenlerin davalarına, siyasî
suçlara bakarlardı. Bir nevi
olağanüstü mahkemeler demek
olan Dîvan-ı mezalim'e başkanlık
ederlerdi.
 Kazaskerler (Kadıaskerler), ordu
mensuplarının davalarına bakardı.
Dine aykırı görülen her harekete
muhtesip, anında müdahale
ederdi. Adliye mensupları,
bağımsız olup, büyük dîvana ve
eyalet dîvanlara bağlı değildiler.
 Harezmşahlar Devletinin adlî teş-kilâtı
bütün Müslüman-Türk dev-letlerinde
olduğu gibi şer’î ve örfî kanunlar idi.
Memlekette en çok Hanefî ve kısmen
de Şâfiî mez-hebinin hükümleri
uygulanırdı. Şer’i mahkemelere kadılar
bakmaktaydı. Orduya mensup
olanların şer’î meselelerini halletmek
için, kazas-kerler yani ordu kadıları
vardı.
TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE ASKERİ
TEŞKİLAT
Karahanlılar
A- Saray Muhafızları
B-Hassa Ordusu
C-Eyalet Ordusu
D-Türkmenler
Gazneliler
Selçuklular
A-Gulaman-ı Saray
A-Gulaman-ı Saray
B-Hassa Ordusu
B- Hassa Ordusu
C-Eyalet Ordusu
C-İkta Askerleri
D-Ücretli Askerler
D-Türkmenler
E-Gönüllüler
E- Bağlı Devletlerin
Askerleri
İLK TÜRK İSLAM
DEVLETLERİNDE KÜLTÜR
VE MEDENİYET
ORDU
(Karahanlı Devleti kuruluş itibari ile tamamen Türk özelliği taşıyan bir devlettir.) Gazneliler Devleti'nde ise durum biraz daha farklı
idi. Gazneliler Devleti'nin kuruluş itibari ile çok milletli bir yapıya sahipti. Bu durum orduda da kendini göstermişti. Gazneli ordusu
birçok milletten oluşuyordu. Büyük Selçuklu Devleti'nde Türk ordusu çok daha gelişmiş ve büyümüştür. Büyük Selçuklu ordusu altı
ayrı bölümden oluşuyordu. Bunlar :
a. Gulaman-ı Saray : Çeşitli milletlerden toplanan kölelerin özel bir eğitimle saray için yetiştirilmesi ile oluşmuş askerlerdir.
b. Hassa Askerleri: Çeşitli Türk boylarından oluşan atlı askeri birliklerdir.
c. Melik ve Vali askerleri: Melikler ve valilerde savaş zamanı emrindeki askerlerle Sultan'ın ordusuna katılırdı.
d. Bağlı Devlet ve Beyliklerin Askerleri: Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı devlet ve beylikler de savaşa zamanı Büyük Selçuklu
Devleti'ne asker verirlerdi. ( Ermeni ve Gürcü krallıkları gibi)
e. Türkmenler : Göçebe olarak yaşayan Türkmenler savaş ortamına her an hazır bulunurlar ve gönüllü olarak Sultan'ın ordusuna
katılırlardı.
f. Sipahiler : İkta ( toprak sahibi )olanların, gelirlerinin bir bölümü ile beslemek zorunda oldukları askerleridir. Buna göre ülke
toprakları vergi gelirlerine göre bölümlere ayrılırdı . bu bölümlere ' İkta' denirdi. Bu toprakları işleyen çiftçiler , devlete vermeleri
gereken vergiyi "Sipahi"ye verirlerdi. Sipahi de gelirinin bir bölümü ile atlı asker yetiştirirdi. Bu sisteme Osmanlı Devleti döneminde
"Tımar "adı verilmiştir.
NOT : "İkta " sistemi ilk defa Büyük Selçuklu Devleti Veziri olan " Nizamül- Mülk " tarafından uygulanmıştır.
58
C-Klasik Osmanlı Devlet Teşkilatı
A-OSMANLILARDA DEVLET ANLAYIŞI

Osmanlı Devleti, devlet yönetimi alanında
Selçuklular ve İlhanlılardan etkilenmiştir. Osmanlı
Devleti’nde yönetim, İslam hukukuna dayanır.
Ancak Osmanlı devlet anlayışını boyutlandıran bazı
diğer unsurlar da vardır. Bunlar eski Türk geleneği ve
fethedilen yerlerin daha önceki uygulamalarıdır.
 Türk İslam Devletlerindeki adil yönetim, Türk
Cihan Hakimiyeti ülküsü ve kanun üstünlüğü
anlayışı ile Osmanlı Devleti’nde de devam
ettirilmiştir. Bu anlayış “devlet-i ebed
müddet”, “nizam-ı alem” ve “kanunu kadim”
ile süreklilik kazanmıştır.
2009-SÖZ 2
2- OSMANLI DEVLETİ MERKEZ TEŞKİLATI

Osmanlı Devleti’nde bütün
teşkilat,padişahın mutlak ve ortak
olunmaz egemenliğini gerçekleştirmek
üzere kurulmuştu. Yasama,yürütme ve
yargı yetkilerini kendisinde toplamıştı.

Başlangıçta “bey” gazi” unvanlarını taşıyan
Osmanlı hükümdarları daha sonra
“hüdevendigar”, “sultan”, “han”, ve
“padişah” unvanlarını da kullanmışlardır.
 I.Murat’tan itibaren “Ülke hanedanın
ortak malıdır.” anlayışının yerini “Ülke
padişah ve oğullarınındır” anlayışı aldı.
Bu uygulamayla taht kavgalarının
sınırlandırılması ve merkezi otoritenin
korunması hedeflenmiştir.
 79. Osmanlı Devleti’nde yaşanan taht
kavgalarının aşağıdakilerden hangisine ortam
hazırladığı savunulamaz?
 A) Yabancı devletlerin Osmanlı iç işlerine
karışmasına
 B) Merkezî otoritenin zayıflamasına
 C) Parlamenter sisteme geçilmesine
 D) Tahta geçme usulünün değiştirilmesine
 E) Güçlü olanın tahta geçmesine
 2007-2
 31. Osmanlı Devleti yönetiminde, belli dönemlerde geçerli
olmuş ilkelerden bazıları şunlardır:
 Ülke hanedan üyelerinin ortak malıdır.
 Devlet yönetimi hükümdar ile oğullarına verilmiştir.
 Yönetim hanedanın en yaşlı üyesinin hakkıdır.

Bu ilkeler, aşağıdakilerden hangisi ile ilgili anlayışı ortaya
koymaktadır?
 Bağımsızlık
B) Adalet C) Egemenlik

D) Halkçılık
E) Eşitlik
 1989-ÖSS
 Şehzadelerin devlet
yönetiminde deneyim
kazanmaları için
sancaklarda vali olarak
görevlendirilirlerdi.
Yanlarına tecrübeli devlet
adamlarından hoca
görevlendirilirdi. Bu
hocalara Lala denirdi.

Fatih Kanunnamesi, devletin bekasının
sağlanması ve taht kavgalarının önüne
geçilmesi için tahta çıkan hükümdarın gerekli
tedbirler almasına izin verdi.
 XVII.yüzyıla kadar devam eden bu usül
I.Ahmet’ten itibaren, “ekber ve erşed”
(hanedanın en büyük ve olgun üyesinin tahta
geçmesi) şeklinde değiştirildi.
B-Saray Teşkilatı
SARAY
(MERKEZİ
YÖNETİM)
BİRUN
ENDERUN
(DIŞ)
(İÇ)
HAREM
Enderun
Mektebi
75
 Divan’ın başlıca iki özelliği en üst
yönetim örgütü ve en yüksek
mahkeme olmasıdır.
DİVAN-I
HÜMAYUN
İlmiye
-Fetva (İfta)
-Kaza (Adalet)
-Tedris (Eğitim)
78
Kubbealtı
 63. Aşağıdakilerden hangisi,Osmanlılarda devlet






işlerinin görüşüldüğü divanın bir karar organı
olmaktan çok bir danışma organı olduğunu gösterir?
A-Divan görüşmelerinin belli günlerde yapılması
B-Divanın gerekli görülen yerde toplanması
C-Görüldüğü işlerin özelliklerine göre çeşitli adlar
alması.
D-Kararlarda son sözün padişaha ait olması.
E-Divanda büyük davalara bakılması.

Padişahın başkanlığında toplanan divanda
siyasi, askeri,adli, ekonomik işler
görülür,davalara bakılırdı. Divan, din,dil,ırk,
cinsiyet, meslek vb. ayrımı yapılmaksızın herkese
açıktı. Divan-ı hümayun toplantılarına vezir-i
azam, vezirler, kazaskerler, defterdar ve
nişancı katılırdı.

Devlet sınırlarının genişlemesiyle I.Murat
zamanında Rumeli Beylerbeyliği kurularak ülke
yönetim birimlerine ayrıldı. Böylece ülke
eyaletlere,eyaletler sancaklara, sancaklar
kazalara kazalar ise köylere ayrıldı. Yıldırım
Bayezıt zamanında da Anadolu Beylerbeyliği
kuruldu.
 54. Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıta üzerinde






uzun süre egemenlik kurmuş olması bu
imparatorluğa,
I. stratejik bakımdan önemli konumda olma,
II. farklı din ve milletlerden çok sayıda kişiyi
barındırma,
III. merkeziyetçi sistemi benimseme
özelliklerinden hangilerini kazandırmıştır?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve II
D) II ve III E) I, II ve III
2004
OSMANLI DEVLET
YÖNETİMİ
PADİŞAH
MERKEZ
TAŞRA
SEYFİYE
İLMİYE
KALEMİYE
-Yönetim
-Fetva (İfta),
-Mali
Askerlik
Kaza (Adalet)Tedris (Eğitim)
Vezir-i azam
Şeyhülislam
Kaptan-ı Derya
Kazasker
Yeniçeri Ağası
İLMİYE
KALEMİY
E
-Beylerbeyi
-Kadı
Sancak Beyi
-Naib
-Mal
Defterdarı
bürokrasi,
İdari
bürokrasi
Kubbealtı vezirleri
SEYFİYE
Nişancı
Defterdar
84
Askeri Sınıf:
Yönetenler
Seyfiye
-Vezir-i azam
-Vezirler
-Yeniçeri Ağası
Yönetilenler:
Reaya
Müslümanlar
Gayrimüslümler
- Kazasker
Türkler
Rumlar
Araplar
Eflak-Boğdanlılar
- Şeyhülislam
Acemler
Karadağlılar
Boşnaklar
Sırplar
Arnavutlar
Bulgarlar
Kalemiye
İlmiye
- Defterdar
- Nişancı
Ermeniler
Museviler
Süryaniler
Nasturiler
Keldaniler
86
3-OSMANLI ORDUSU

Kuruluş yıllarında Osmanlı Beyliği’nin düzenli
askeri birlikleri yoktu. Gerektiğinde, gazilerden
oluşan ve tamamı atlı olan aşiret kuvvetleri,
alperenler ve gazi akıncıların tellallar vasıtasıyla bir
yerde toplanması sağlanır ve sefere çıkılır. Sınırların
genişlemesiyle birlikte bu kuvvetlerin yetersiz
olduğu görüldü ve devamlı savaşa hazır, yaya ve atlı
bir kuvvetin kurulmasına karar verildi.
 Osmanlı Ordusunun Başlıca
Bölümleri:
 A-Kara ordusu
1-Yaya ve müsellemler

Orhan Bey zamanında Yaya ve Müsellemler
adıyla ilk ordu teşkilatı oluşturuldu. Bu askerlerin
yaya olanlarına yaya, atlı olanlarına müsellem
adı verilirdi. Savaş zamanlarında iki akçe alırlar
diğer zamanlarda kendilerine verilen çiftlikleri
ekerlerdi.
2-KAPIKULU OCAKLARI
I.Murat zamanında pençik oğlanı denilen harp
esirlerinin sayısı artınca,bu insanlardan daimi ve
düzenli ordunun kurulmasında yararlanmak
düşüncesi doğmuştur. Zaten daha önceki Türk
İslam devletlerinde de benzeri uygulamalar vardı.
Böylelikle Kapıkulu Ocakları oluşturuldu.

Kapıkulu Ocakları oluşturulduktan sonra,bu
ocaklara sürekli bir kaynak olmak üzere, devşirme
usulü ihdas edildi. Böylelikle kapıkulu ocakları hem
bir askeri birliğin hem de genelde yönetim
mekanizmasının önemli bir kolu olan sistemin
kaynağı haline geldi. Kapıkulu askerlerinin
bölümleri şunlardı:
2010-LYS
a-Yaya Kapıkulu Ocakları
 Acemi Ocağı:Bütün kapıkulu ocaklarının nefer
ihtiyacını karşılardı.
 Yeniçeriler:Kapıkulu askerinin esas unsuruydu.
Savaşta ve barışta padişahı korumakla
görevliydiler. Üç ayda bir ulufe denen maaş
alırlardı.

 Cebeci Ocağı:Silahların tamiri, taşınması ve
dağıtılmasında görev alırlardı.
 Topçu Ocağı:Topların imali ve kullanılmasından
sorumlu idi.
Yeniçeri
 Yeniçeri sokakta bir Yahudi’yi yakalayıp gırtlağına sarılmış :
 « Meğer Meryem Ana’yı siz Yahudiler






öldürmüşsünüz. !Senden O’nun intikamını alacağım ! »
demiş.
Korkudan dizlerinin bağı çözülen Yahudi:
„Kulun kölen olayım, öldürülen Meryem Ana değil, İsa
Peygamberdi!“ diye kekelemiş.
„Olsun demiş yeniçeri , o da bizim hak peygamberimizdir!.“
Yahudi „Aman ağam,aradan bin sene geçti!.“ diye mürur-u
zamandan söz edecek olmuş;ama yeniçerinin niyeti kötü:
“Zararı yok,demiş,ben şimdi duyuyorum,şimdi intikam
alacağım!“
Yeniçeri Ağası 10-B-10-A
Osmanlı ordusu sefere giderken
SORU: Devşirme sistemi
nedir?
 Cevap: Osmanlı Devleti’nde her
hıristiyanın oğlunun çocuğu
alınmak şartıyla saraya alınırdı.
 Soru: Çıkma kelimesini bir cümle
ile açıklayınız.
 Cevap: Saraydaki bekar erkekler.
 Ulufe: Kazaklara verilen ad.
 Ulufe: Burjuva sınıfı ile işbirliği yapan kişi.
 İşçilere verilen maaş
 Çiftbozan: Yeniçeri Ocağını kaldırma düşüncesi
 “Ulufe: Korkulan şeyler.
Denizlerdeki korkulan şeyler gibi.
 Ulufe: Yalan sözler,batıl inanç,
örneğin coğrafi keşiflerden önceki
zamanlarda, denizlerdeki canavar
inancı.
b-Atlı Kapıkulu Ocakları
Altı Bölük Halkı ( Kapıkulu Sipahileri):Atlı
idiler. Yeniçeriler gibi aynı görevi üstlenmişlerdir.
I.Murat döneminde Sipah, Silahtar olmak üzere
iki bölükten oluşuyordu.
 Soru: Osmanlılarda ordu teşkilatını
yazınız.
 Cevap: Kapıkulu Sipahileri: a-Sol
yetimler b-Sağ yetimler c-Sol
ögadalar (Sol tüfekçiler) d-Sağ
üflemeyiciler (Sağ tüfekçiler)
"Bilgi olmayan yerde
cehalet ilim olur."
GEORGE B. SHAW
3-EYALET ASKERLERİ


a-Tımarlı Sipahiler
Eyalet kuvvetlerinin en kalabalık sınıfını tımarlı
sipahi denilen topraklı süvariler teşkil ederdi.
Osmanlılardan önceki İslam-Türk devletlerinde
bulunan “ikta”nın devamı olan ve I.Murad
zamanında teşkilatlandırılan tımar sisteminin iki
yönü vardı.
 Sistem bir yönüyle toprağın
işlenmesini sağlarken diğer yönüyle de
devletin atlı ihtiyacının teminine
hizmet ederdi.
Tımarlı Sipahi

Tımar sistemine göre,sipahilere devlete kaşı
görev üstlenmek koşuluyla tahsis edilen ve adına
dirlik denilen gelirler,aslında devlete ait çeşitli
vergilerden oluşuyordu. Sipahi, aldığı dirlikle hem
geçimini sağlar hem de devlete karşı görevini
yerine getirirdi..

Devlete ait toprakları tasarruf eden ve kendilerine
“sahib-i arz” da denilen tımar sahipleri, tasarruf
ettikleri yerin yıllık gelirine göre yeme, içme,silah
ve at gibi her türlü ihtiyaçları kendilerine ait olmak
üzere atlı askerler yetiştirmek zorundaydılar. Bu
askerlere cebelü denirdi
Soru: Cebelü nedir?
Cevap: Başlık parası
 82. Aşağıdakilerden hangisinin, timar sisteminin
özelliklerinden biri olduğu savunulamaz?
 A) Köylünün şikâyet hakkının olması
 B) Köylünün, dirlik sahibinin malı sayılması
 C) Köylünün vergi yükümlülüğünün olması
 D) Köylünün üretimini artırması için dirlik sahibinin
önlemler alması
 E) Köylünün toprağı kullanma hakkını miras
bırakabilmesi 2008-2

 34. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlılarda ‘tımar






sahibi’ nin yetkilerinden biri değildir?
A-Cebelü yetiştirme
B-Vergi toplama
C-Toprağın işletilmesini sağlama
D-Köylüyü yargılama
E-Asker toplama
1990-ÖYS

Tımarlı sipahilerin yıllık gelirleri hizmet
kıdemlerine göre 1000-19.999 akçe arasında
olurdu. Sipahi bu gelirin her 3000 akçesi için
bir cebelü beslemek zorunda idi.Yıllık geliri
20.000-99.999 akçe arasında olan dirliğe
zeamet denirdi.
 Zeamet sahipleri gelirlerinin her 5000
akçesi için yine bir cebelü besleyip teçhiz
etmekle yükümlüydüler. Bu sistemde
toprağın mülkiyeti devlete,ekip biçmesi
çiftçiye,vergilerini toplamakta tımarlı
sipahiye aitti.

Tımarlı sipahiler eyaletlere göre tertiplenirdi.
Beylerbeyi, eyaletin en yüksek rütbeli komutanıydı.
Onun emri altında sancak beyleri,
subaşılar,alaybeyleri vardı. Sefer için toplanmak
gerektiğinde çeri sürücü denilen görevlilerin
denetiminde eyalet bayrağı altında toplanılırdı.
BEYLERBEYİ
“Bir işin yapılmasını istiyorsanız, o işi meşgul bir
insana verin” Churcill
b-Yardımcı Kuvvetler
1-Öncü Kuvvetler

Bunlar akıncı,deli gibi hafif süvari ve azep gibi hafif
piyade birliklerin-den oluşuyordu. Akıncılar genç,
güçlü ve yiğit kişilerden seçilirdi. Akıncılar her türlü
ihtiyaçlarını kendileri temin ederler, genellikle
düşmandan aldıkları ganimetlerle geçinirler,buna
mukabil vergi ödemezlerdi.
2011-LYS
 Yine eyalet askeri statüsündeki azepler ise öncü
piyade birliklerindendi. Başlangıçta hafif okçu
olarak orduya katılan azepler, daha sonraki
dönemlerde öncü piyade kuvveti olarak
savaşmışlardır.
B-DENİZ KUVVETLERİ(DONANMA)

Osmanlı Devleti’nde denizcilik faaliyetleri
Karesioğullarının Osmanlı Devleti’ne katılması ile
başlamıştır. 1350’lerde Marmara Aydıncık (Edincik)
üssünün kurulması ilk adımdır. I.Bayezit
zamanında Gelibolu’da ilk tersane açılmıştır.
BARBOROS HAYRETTİN PAŞA
GELİBOLU TERSANESİ
KALYON

Osmanlı donanmasının ilk ciddi çatışması
Mehmet Çelebi zamanında oldu. Çalı Bey
kumandasındaki Osmanlı donanması 1415’te
Venediklilere yenildi. Donanma II.Murat
zamanında Karadeniz’de Trabzon
İmparatorluğunu tehdit edecek bir duruma
ulaşmıştır.

 Soru: Tersane
 Cevap: Kağıt ve kitapların
basıldığı yer.
Osmanlı Ordusu
Kara Ordusu
Kapıkulu Askerleri
Donanma (Deniz Kuvvetleri)
Eyalet Askerleri
Tımarlı Sipahiler
Kapıkulu Piyadeleri
Yayalar ve
Müsellemler
Kapıkulu Sipahileri
Acemi Ocağı
Azaplar
Sipah
Yeniçeriler
Akıncılar
Silahtar
Cebeciler
Yörükler
Sağ ulufeciler
Topçular
Deliler
Sol ulufeciler
Top Arabacıları
Beşliler
Sağ garipler
Lağımcılar
Sakalar
Sol garipler
Humbaracılar
Bostancılar
 D-DEVLET YÖNETİMİNDE DEĞİŞMELER

Osmanlı Devlet teşkilatında, gerek yönetim
alanında,gerekse askeri alanda bazı değişiklikler
olmuştur. Bu değişikliklerin bir kısmı merkez
teşkilatında bir kısmı da taşra teşkilatında
olmuştur.Bilhassa tımar teşkilatının bozulması
sistemle alakalı birçok alanı etkilemiştir.
 Devlet,kapıkulunu çoğaltmak zorunda kaldı. Bu
idari,askeri ve mali sistemin işleyişinin zedelenmesine
ve kapıkulu kaynağının çeşitlenmesine sebep oldu.
 Sayıları çoğalan kapıkullarına ulufe yetiştirmek
güçleşti ve merkezi hazinenin yükü arttı.
 Eyaletlerdeki tımarlı sipahi ile kapıkulu birbirlerine
karşı denge unsuru idiler. Birincisi ortadan
kalkınca,öteki devlete hükmeder hale gelmiştir.
 Kapıkulunun sayısı artınca,özellikle devşirme kaynaklı
olmayanlar,reaya arasında meslek icra etmeye başlamışlar
ve yeni bunalımlar yaratmışlardır.
 Reaya asker olmaya özenince toprağı bırakmış,üretim
azalmıştır.
 Bu gelişmeleri,XVI.yüzyılın sonlarında bütün Akdeniz
dünyasında olduğu gibi, Osmanlı ülkesinde de hızlı bir nüfus
artışı ve Avrupa’daki gelişmeler de yakından etkilemiştir.
Böylece Osmanlı Devleti,bütün XVII. yüzyıl boyunca
yavaş,fakat sürekli bir değişim sürecine girmiş ve temel
sistemleri yeni şartlarla karşılaşmıştır.
 1-XVIII. Yüzyıldaki Değişmeler

a-Merkez Teşkilatı
 XVII.yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı
veraset usulünde belirli bir kural getirilmiş olması
(ekber ve erşed=En yaşlı ve olgun hanedan
üyesinin tahta geçişi),padişahlığa geçişte rekabeti
ortadan kaldırmış ve padişahların yetişme
biçimleri de değiştirilmiştir. Sancağa çıkma usulü
kaldırılmıştır.(En son III.Mehmet sancağa
çıkmıştır.)Saray eğitiminin ardından tahta ailenin
en yaşlı üyesinin geçmesi,zamanla devlet işlerinin
bütünüyle sadrazamlara bırakılması sonucunu
doğurmuştur.
1603--1617
 XVIII.yüzyıldan itibaren Divan
toplantıları Bab-ı Ali’de
toplanmaya başlamıştır.
 Diplomasinin ön plana çıkması
ile Kalemiye önem kazanmaya
başlamıştır. Reisülküttablık
önem kazanmaya başlarken
nişancı önemini kaybetmeye
başlayacaktır.
14- Osmanlılarda Devlet Yönetiminde 18.yüzyılda
merkez teşkilatında ne gibi değişiklikler meydana
gelmiştir?
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
15- Osmanlılarda Devlet Yönetiminde
18.yüzyılda Taşra Teşkilatında meydana gelen
değişmeleri yazınız.
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
...............................................................................
 b-Taşra Teşkilatı
 Eyaletler ve sancaklar ,arpalık usulü denen bir
yolla,yüksek dereceli görevlilere gelir kaynağı olarak
tevcih edilmeye başlanmıştır. Bunun sonucunda, eyalet
ve sancaklara atanan beylerbeyi veya sancak beyleri
yerlerine gitmeyip bir vekil görevlendirdiğinden,
makamın gerçek sahibi ile fiili sahibi farklılaşmış ve
taşrada yaygın bir vekalet uygulaması görülmeye
başlamıştır.Bu vekil görevliye müsellim veya
mütesellim adı verilmeye başlamıştır.
 Vekiller ilk önce kapı halkından seçilirken zamanla
ayan ve eşraftan kimseler seçilmeye başlamış, bu da
daha sonra ayanların iyice güçlenmelerine ve nüfuzlu
bir zümre olmalarına yol açmıştır. Tımar usulü önemini kaybedince ayanlar iltizam topraklarını da almaya
başlamışlar ve böylece hem yönetici,hem de vergi
toplamaya yetkili kişiler konumuna gelmişlerdir.
 Tımar sistemi zayıflayınca,eyalet ve sancaklarda yönetici
konumundaki paşalar,işleri bu kez kendi kapılarında topladıkları
ve adına sarıca sekban, levend denilen askerlere gördürmeye
başladılar. Savaş dışında boş kalan bu askerler problemler
çıkarmaya başladılar. Celali isyanların çıkışında etkileri
olmuştur.
 Tımar sistemi bozulunca reaya da toprağını terk etmeye
başlamıştır. Bunlara çiftbozan denmiştir.
 Tımar sistemi önemini yitirince reayaya yeni vergiler
konulmaya başlamıştır.
2-Tanzimat Döneminde Yapılan Düzenlemeler x
-İltizam usulü kaldırıldı.
-Hazine gelirlerinin toplanması için
muhassıllıklar kuruldu.
-Sancak merkezlerinde Muhassıla
yardımcı olmak amacıyla
Muhassıllık Meclisleri kuruldu.
 2-XIX.Yüzyıldaki Değişmeler

1774’ten sonra girilen süreçte,Osmanlı
Devleti,klasik kurumlarının
fonksiyonlarındaki değişmenin yarattığı
sıkıntıları,büyük boyutlu bir
organizasyona girmeden çözemediğini
anlamaya başladı.O yüzden, XVIII.
yüzyılın sonu ile XIX.yüzyılın başında bu
sıkıntının en çok duyulduğu bir
dönemde Padişah III.Selim zamanında ,
Batı örnekli daha radikal bir takım
düzenlemelere girişildi.
 a-Merkez Teşkilatı
 II.Mahmut döneminde sadrazam
konağında (Bab-ı Ali) toplanan Divan-ı
Hümayun’a son verilmiş ve Heyet-i
Vükela (Bakanlar Kurulu)’ya geçilmiştir.
Sadrazam yerine Başvekalet tabiri
kullanılmıştır.
 Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından
sonra askerlik işlerini düzenlemek
amacıyla Dar-ı Şura-i Askeri, mülkiye
işlerini planlamak için Dar-ı Şura-i Bab-ı
Ali , 1838 yılında da Meclis-i Vala-i
Ahkam-ı Adliye adıyla adli konularla
ilgili meclisler düzenlenmiştir.
 Soru: Bab-ı Ali nedir?
 Cevap:Ali’nin yeri.
 Cevap: Önce Baba Ali’dir.Halk
arasında söylene söylene
kısalmıştır.Bab-ı Ali olmuştur.
 Cevap: Kapı Ali
 Tanzimat Fermanı’ndan
sonra devlet işlerini
görüşmek amacıyla çeşitli
alanlarda yeni meclisler
oluşturulmuştur.
 Başvekalet tekrar
sadrazamlığa
dönüştürülmüştür.
 1876 yılında ilan edilen Meşrutiyet’le
Anayasalı yönetime geçilmiş,
temsilcilerini halkın seçtiği Meclis-i
Mebusan , temsilcilerini padişahın
seçtiği Meclis-i Ayan oluşturulmuştur.
Böylece padişahın yetkileri
kısıtlanmış,halk yönetime katılmıştır.
 1912’den sonra Meclis ,yeni siyasi
partilerin faaliyete geçmesiyle ,parti
hükümetlerine sahne olacaktır.
b-Taşra Teşkilatı
 1-Tanzimat Öncesinde Yapılan Düzenlemeler

XVIII. Yüzyılda kaza,bu fonksiyonunu giderek
yitirmiş ve kadının idari yargı denetimi
azalmıştır.
 Eyaletlerde ortaya çıkan boşluğu doldurmak
amacıyla 1834 yılında Redif birlikleri
kurulmuştur.
 1836’da Anadolu’da ve Rumeli’de Müşirlikler
oluşturuldu. Eyalet valilerine müşir ünvanı
verilerek redif birlikleri bunlara bağlanmış ve
müşirler hem idari hem de askeri yetkiler
üstlenmişlerdir.
 Müşirliklere bağlı olarak feriklikler
kurulmuştur.
 1833-1836 yılları arasında mahalle ve köylerde
muhtarlık teşkilatı kurulmuştur. Böylece
ayanların görevlerini muhtarlar almış ve
ayanlığın kaldırılması için önemli bir adım
atılmıştır.
- 1842’de mülki idarede sancağın altında kaza ihdas
edildi. Kazaya tayin edilen Kaza müdürü seçimle
belirlenecekti.
- Sancak idaresinin başına da Kaymakam atandı.
- Eyalette Büyük Meclis oluşturuldu. Bunun adı 1849’da
Eyalet Meclisi adını aldı.
- Sancaklarda oluşturulan Küçük Meclis’te Sancak
Meclisi adını aldı.
3-Vilayet Nizamnamesi İle Yapılan Düzenlemeler
 1864 yılında hazırlanan Vilayet Nizamnamesi
ile taşra yönetiminde yeni düzenlemeler
yapıldı. Bu düzenlemeye göre, taşra yönetim
birimleri vilayet, liva(sancak),kaza,köy diye
birimlere ayrıldı.1871’de köy ile kaza arasına
nahiye yeni bir yönetim birimi olarak girdi.
 Sancak yönetiminde kaymakam yerine mutasarrıf
görevlendirilirken, kaza müdürlüğü kaldırıldı.
Kaymakam,kaza yöneticisi özelliği kazandı.
Nahiyenin başına ise,seçimle nahiye müdürü
getirilmesi öngörüldü. 1849’daki Eyalet
Meclisi,Vilayet İdare Meclisi,Sancak Meclisi de Liva
İdare Meclisi adını aldı. Ayrıca Vilayet Umum Meclisi
oluşturuldu.
4-Meşruti İdare İle Yapılan Düzenlemeler
1876 yılında ilan edilen Meşrutiyet’le
Anayasalı yönetime geçilmiş, temsilcilerini
halkın seçtiği Meclis-i Mebusan, temsilcilerini
padişahın seçtiği Meclis-i Ayan
oluşturulmuştur. Böylece padişahın yetkileri
kısıtlanmış,halk yönetime katılmıştır.
CUMHURİYET DÖNEMİ DEVLET TEŞKİLATINDA GELİŞMELER
 -Amasya Genelgesi ,Erzurum ve Sivas
Kongrelerinde milli iradeden
bahsedilmekte ve milli egemenlik
hedeflenmektedir.
 - Meclis-i Mebusan’ın kapatılması
üzerine Milli iradenin gerçekleşmesi
adına Ankara’da TBMM açıldı.
 20 Ocak 1921’de Teşkilat-ı Esasiye
Kanunu ile Anayasa kabul edildi. 1921
Anayasası hakimiyetin kayıtsız şartsız
millette olduğunu ifade ediyordu.
 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet





ilan edildi.
20 Nisan 1924 tarihinde yeni
anayasa kabul edildi. Bu anayasa
ile güçler ayrılığına doğru adımlar
atıldı.
1928 yılında çıkarılan kanunla
“Devletin dini İslamdır” maddesi
anayasadan çıkarıldı.
1937 yılında Atatürk ilkeleri
anayasaya girdi.
1945’ten sonra çok partili hayata
geçildi.1946 yılında ilk çok partili
seçim yapıldı.
Kadınlara 1930 yılında
Belediye,1933 yılında Muhtarlık,
1934 yılında da milletvekili seçme
ve seçilme hakkı verildi.

similar documents