PowerPoint Sunusu

Report
HUKUK TEORİLERİ
1)DOĞAL HUKUK AKIMI
Doğal hukuk-pozitif hukuk ayrımının
başlangıcı, Antik Yunan’a ve Roma’ya
kadar götürülebilir. Doğal hukuk, insan
iradesi ürünü olmayan; doğadan, insan
doğasından veya Tanrı iradesinden
kaynaklanan, her zaman ve her yerde
geçerli olduğu kabul edilen evrensel ve
ideal kurallar bütününü ifade ederken;
pozitif hukuk, belli bir toplumda ve belli
bir zamanda yürürlükte bulunan hukuk
kuralları bütününü anlatır.
Doğal
yasa,
insanın
doğal
eğilimlerine ve amaçlarına uygun
düşen kurallar bütünüdür. İnsanın
doğal
eğilimleri
ve
amaçları,
toplumsal
bir
yaşam
içinde
mükemmelleşebileceğine göre, doğal
yasa, “ortak refahı”, yani bütünün
“ortak iyiliği”ni amaçlayan yasadır.
Bu niteliği ile doğal yasa, yönetenin
iktidarını sınırlandırır ve bu iktidarın
kullanışını yönlendirir.
Tanrısal yasa ise, insan yaşamının
yönlendirilmesi ve yönetilmesi için
gerekli olan yasadır. İnsan, Tanrısal
yasayı ifade eden kuralları aklı ile
değil, ancak “vahiy” yoluyla gelen
buyruklara iman ederek kavrayabilir.
2)POZİTİVİST HUKUK AKIMI
Hukuku, esasen egemen otorite
tarafından konmuş ve zorlama gücüyle
donatılmış pozitif hukuk olarak
değerlendiren pozitivist hukuk
akımının,
Batı Avrupa’da yaşanan endüstriyel,
ekonomik, sosyal, siyasal, felsefî ve
bilimsel gelişmelerin sonucu olarak on
dokuzuncu Yüzyılda ortaya çıktığı
söylenebilir.
DOĞAL HUKUK VE HUKUKİ POZİTİVİZM
İLİŞKİSİ
Pozitivist hukuk teorisyenleri,
hukuka, egemen irade tarafından
yaratılan bir sistematik ilkeler ve
kurallar bütünü olarak bakan
yaklaşımlarıyla; hukukun sosyal bir
olgu olduğu, hukukun sadece
kavramlardan,
kurallardan ve kurumlardan oluşmadığı
ve bir insanî etkinlik alanı olarak
anlamlandırma ve yorumlama
çabalarıyla yüklü olduğu gerçeğini
gözden kaçırmışlardır.
3)SOSYOLOJİK HUKUK AKIMI
Sosyolojik hukuk anlayışı, belli
özelliklere sahip bir sosyal, siyasal ve
entelektüel ortamda şekillenmiştir.
Sosyolojik hukuk akımının pozitivist
hukuk teorisinden ayrıldığı noktalar
kısaca şöyle özetlenebilir :
•Bir toplumun hukuku, yalnızca devletin
vazettiği pozitif hukuktan oluşmaz.
•Hukukun asıl kaynağı, devletin siyasal
gücü olmayıp toplumsal düzendir.
•Hukuk kuralını diğer toplumsal kural
türlerinden ayıran öğe, teknik anlamda
yaptırım değildir.
•Hukukun, sadece devlet eliyle
yaratılan hukuktan ibaret olmadığını
ve onun asıl kaynağının toplumsal
hayat olduğunu söylemek, hukukun
çoğulcu bir yapıya ve birçok boyuta
sahip olduğunu söylemek anlamına
gelir. Bu yaklaşımıyla sosyolojik
hukuk akımı, modern devlet
gerçeğinden hareketle “tek devlettek hukuk” anlayışını benimseyen
hukukî pozitivizmden farklı bir duruş
sergiler.
HUKUK VE ADALET
GENEL OLARAK
Adalet yalnızca insan davranışının bir
niteliği olarak ortaya çıkar. Yalnızca
insan davranışı adil ya da gayrıadil
olarak nitelendirilebilir. Doğanın ya da
insan denetimine tabi olmayan bir
şeyin adil olmasından söz edilemez.
Adalet, özgürce seçtikleri amaçları
gerçekleştirmek ve etkinliklerde
bulunmak olanağı engellenmeyen
bireylerin, bu bakımdan hiçbir ayrım
görmedikleri
ve kendilerinin de başkalarını sırf bir
araç
olarak
kullanmadıkları
bir
özgürlükçü ortamın kendisidir.
ADALET KAVRAMINA VERİLEN ÇEŞİTLİ
ANLAMLAR
A)GENEL OLARAK
Adalet kavramı değişik dönemlerde
değişik
biçimlerde
yorumlanmaya
çalışılmış olmakla birlikte, kavramın
belirginleşen
anlamı
eşitliğin
gerçekleştirilmesi biçiminde olmuştur.
DAĞITICI ADALET DENKLEŞTİRİCİ
ADALET SOSYAL ADALET
Dağıtıcı adalet kişi ile toplum ve kişi
ile devlet arasında var olan
ilişkilerin düzenlenmesi işlevini
görür. Bu anlamda dağıtıcı adalet
kişilerin sahip oldukları onur ve
malların paylaştırılmasında herkesin
yeteneğine ve toplum içindeki
durumuna göre kendine düşeni,
başka
deyişle
payına
düşeni
almasıdır.
Denkleştirici adalet ise hukuki ilişki
içinde olan yanların eşit konumda
olması ve eşit muamele görmesi
gerekliliği anlamını taşır.
Sosyal adalet ilkesi, toplumun elinde
bulunan değerlerin toplum içinde
adaletli biçimde dağılımı anlamına
gelir.
TOPLUMU YÖNETEN KURALLAR VE
HUKUK
Bir toplum çeşitli kurallarla yönetilir.
Hukuk bunların içinde, devlet gücü ile
desteklenmiş kurallar topluluğudur. En
büyük ayrım bu olmakla birlikte, din,
ahlâk, görgü, moda kuralları ile Hukuk
kuralları bünye ve nitelikleri
bakımından da birbirinden ayrılır. Aynı
zamanda birleştikleri, ortak oldukları
noktalar da vardır.
1)DİN KURALLARI
Din ilkel toplumlarda sosyal ilişkileri
düzenleyen tek disiplindi. Bu güçlü
etken sayesinde kişiler kaynaşmış,
Tanrı korkusu karşılıklı görevlerin yerine
getirilmesinde
başlıca
yaptırım
olmuştur. Dinsiz insan topluluğu yoktur.
Nasıl, insanlar sosyal topluluklar
halinde yaşamışlarsa, aynı zamanda bir
din içinde de yaşamışlardır. Bununla,
doğa ve canlıyı yaratan bir güce
inanmışlardır.
TÜRK TOPLUMUNDA DİN VE DEVLET
Türk Toplumunda; Osmanlı Devletinde
de bu gelenek devam etmiş, ahlâk, din
ve Hukuk kuralları bir karışım halinde
anlaşılmış; daha çok din kuralları
diğerlerini etkilemiştir.
LAİK DEVLET
Devletin din kurallarına dayanan bir
iktidar olmaktan çıkarılması, lâik
devlet kavramı, din istismarcılarının
insan vicdanı üzerinde ve işkencelere
varan eylemlerine karşı bir tepki olarak
doğmuştur.
Lâik devlet, din kurallarına dayanan bir
Hukuk düzeni kuramaz. Din kurallarını
hukuk
kurallarından
ayırır.
Din
kuralları kişinin, yaratıcısı Tanrı ile
olan ilişkilerini düzenler. Bu kurallara
uymamanın yaptırımı, inananlara göre,
öte dünyada verilecektir. Hukuk
kuralları ise, yaşadığımız dünyadaki
insan
topluluklarının
düzenini
sağlamak için yapılır. Yaptırımı da
hapis veya tazminat gibi, maddi
araçlardır.
Din kuralları statik (durgun) kurallardır. Ebedî
olduklarına inanılır. Toplumsal yaşamın hızlı
gelişimini
bu
kurallarla
düzenlemek,
disipline etmek mümkün değildir. Buna
gayret edenler sonunda daima gerilemiştir.
Çünkü binlerce yıl önce konmuş bir din
kuralının bugünkü yaşamın alacağı şekil ve
gelişmeyi kapsaması düşünülemez. Hukuk
kuralları ise toplumsal yaşamın durmadan
yarattığı
gereksinimlere
yanıt
veren,
değişmekte olan toplum düzenini sarsıntısız
sürdüren devingen kurallardır. Din kuralları
Tanrı ile insan arasındaki ilişkileri düzenler;
hukuk kuralları ise toplumdaki kişiler arası
ilişkileri düzenler.
2)AHLAK KURALLARI
Ahlâk kuralları bir kimsenin kendi
kendine
ve
başkalarına
karşı
davranış ve eylemlerini yöneten
kurallarıdır.Bir kimsenin kendisine
ve
başkalarına
karşı
hayırlı
davranışlarını
gösteren
moral
kurallarıdır.
3)GÖRGÜ KURALLARI
Bir toplumdaki bireylerin karşılıklı
anlaşmalarını kolaylaştıran nezaket
kurallarıdır.
HUKUK KURALLARI
GENEL OLARAK
İnsanların toplum içindeki davranışlarını
düzenleyen ve uyulması yaptırıma
bağlanmış kurallara hukuk kuralları
(hukuk normları) denir. Bu kurallar da,
diğer kurallar gibi, toplum düzenini
sağlamak için konur.
Toplumun sosyal bakımdan gelişimi, yazılı
hukuk kurallarını zorunlu kılmıştır.
Yasalar, bu kuralların hukuk tekniği
sayesinde sistemleştirilmiş yazılı
metinleridir.
Hukuk kuralları, din ve ahlâk
kurallarından farklı olarak, en az iki kişi
arasındaki ilişkiyi düzenler.
Hukuk kuralları insanların dış eylem ve
işlemleri hakkında bir değer hükmü
veren ve bu hükmün uygulanması
devletin yaptırımı ile sağlanmış olan
kurallardır. Ahlâk kuralları kişinin
kendisinden hareket eder ve
başkalarına ve kendisine karşı
davranışları hakkında ilkeler koyar.
Hukuk kuralları ise iki veya daha çok
kimsenin çıkar ilişkilerine çözüm yolu
gösterir.
HUKUK KURALLARININ TÜRLERİ
Hukuk kuralları, büründüğü biçime
göre yazılı hukuk kuralları - yazılı
olmayan hukuk kuralları ayrımı
yapılır.Kamu
düzenini,
ahlâk
kurallarını,
zayıfları
korumak
amacıyla çıkarılmış olup, emredici
olduğu açıkça ya da üstü örtülü
biçimde belirtilen kural “emredici
hukuk
kuralları”
olarak
adlandırılırlar.
Bir takım hukuk kuralı emredici nitelikte
değildir. Bunlar “yedek hukuk kuralları”
olarak adlandırılır. Bunlar tamamlayıcı ve
yorumlayıcı hukuk kuralları olarak iki
çeşittir.
DİN, AHLAK VE HUKUK KURALLARININ
AYRILDIĞI
NOKTALAR
VE
ORTAK
ÖZELLİKLERİ
A)YAPTIRIMIN
NİTELİĞİ
AÇISINDAN
DEĞERLENDİRME
Hukuk kurallarının yaptırımı devlet gücü
ile sağlanır.
Ahlâk kurallarının yaptırımı ise
manevidir.
B)TEK YANLI VE ÇOK YANLI OLMALARI
AÇISINDAN DEĞERLENDİRME
Bu kurallar arasında diğer bir ayrılık,
tek yanlı ve çok yanlı olmalarındandır.
Din ve ahlâk kuralları tek yanlıdır.
Din kuralları Tanrı ile kişi arasında;
ahlâk kuralları ise kişinin kendisine
ve başkalarına olan eylem ve
hareketlerindeki esasları düzenler.
Hukuk kuralları ise çok yanlıdır. En az iki
kişi arasındaki ilişkiyi düzenler.
Bunlardan birisi hak ve yetkiye sahip
olan taraf; diğeri ise borçlu ve yükümlü
olan taraftır.
C)BELİRLİLİK AÇISINDAN
DEĞERLENDİRME
Din, ahlâk ve Hukuk kuralları arasındaki
diğer bir fark da, kurallarının belirli olup
olmamasında görülür.
Özellikle ahlâk kuralları toplumun
vicdanında yerini bulmuştur. Fakat
bunların niteliği ve sınırı kolayca
belirlenemez. Zamana göre bir
toplumun ahlâk anlayışı değişebilir.
Hukuk kuralları ise, gelişmiş bir
toplumda genel olarak yazılıdır.
Bunlar yasa niteliğini almıştır.
D)KAYNAKLARI
AÇISINDAN
DEĞERLENDİRME
Hukuk kurallarının kaynağı yasalar, örf
ve adet, mahkeme kararları veya
bilimsel görüşler olabilir. Din kurallarının
kaynağı
kutsal
kitaplardır.
Ahlâk
kuralları ise öteden beri olagelen
davranışlardan
(teamül)
ve
alışkanlıklardan (itiyatlardan) esinlenir.
E)UYGULAMA
ALANLARI
AÇISINDAN
DEĞERLENDİRME
Ne din, ne ahlâk kuralları niteliğinde olan
Hukuk kuralları vardır. Bunlar, hukuk
tekniğinin gerekli kıldığı kurallardır.
Örneğin usul yasaları bu nitelikteki
hükümleri içerir: bir dava nerede, hangi
mahkemede açılabilir, hangi hallerde
tanık dinlenir? Bir dava kaç yıllık zaman
aşımına tabidir? Yasadaki süreler nasıl
hesaplanır?... vb. yasa hükümleri yalnız
hukukî nitelikli olup, ahlâk ve din
kuralları ile bir ilişiği yoktur.
F)KURALLARIN ORTAK NOKTALARI
Din, ahlâk ve Hukuk kurallarının
birbiriyle kaynaştığı haller çoktur.
Hukuk kurallarının ahlâk kurallarına
aykırı olmayacağı açıktır. Hukukun
asgari ahlâkı kapsadığı doğrudur. Hukuk
kurallarında en azından ahlâka uygun
bir davranış biçimi buyurulur.
Din, ahlâk ve hukuk kuralları ayrık
disiplinler olmakla birlikte, bunların
birbirleriyle yakın ilgisi vardır.
HUKUKUN YAZILI VE YAZISIZ
KAYNAKLARI
1)YAZISIZ KAYNAKLAR
A)ÖRF VE ADET KURALLARI
Örf ve adet kurallarının özellikleri vardır:
1)Nesnel (Objektif) Koşul: Uzun
Zamandan Beri Yürürlükte Olmak
2)Öznel (Sübjektif) Koşul: Uyulması
Gerektiğine İlişkin Düşünce
3)Yaptırım
B)ÖRF VE ADETİN TÜRLERİ
1)İç Hukukta ve Dış Hukukta Örf ve Âdet
Kuralları
Bunların unsurları aynıdır. Yani nesnel ve
öznel koşullarla yaptırım koşulu her iki
örf ve âdetin oluşumunda da aranır.
2)Özel ve Genel Nitelikteki Örf ve Âdet
Kuralları
İç hukukta, bir ülkenin belirli bir yerinde
uygulanan kurallara özel nitelikteki örf
ve âdet kuralları denir.
Genel örf ve âdet kuralları ise iç hukukta,
bir ülkenin her tarafında uygulanan
kurallara denir.
Eski örf ve adetlerimiz şeriat hukuku,
dinsel hukukun tesiri ile doğmuş
kurallardır. Lâik hukukun kabulü ile bu
çeşit “yerleşik” örf ve âdetin de devamını
istemek, çelişkiye düşmek olacaktır.
Dış hukukta genel örf ve adet kuralları,
bütün devletler topluluğu tarafından
kabul edilmiş olup, genel geçer bir
şekilde uygulanan kurallardır. Bunlar,
dünya çapında örf ve âdetleri
oluştururlar.
C)ÖRF VE ADET HUKUKUNUN FAYDA VE
SAKINCALARI
Bu
âdetler,
kendiliğinden
doğup
geliştikleri için toplum zorlanmadan
uyum sağlar. Fakat, bütün örf ve
âdetlerin bilinmesi; bir Hukuk kuralı
niteliği
taşıyıp
taşımadıklarının
saptanması güçlük oluşturmaktadır.
Bu bakımdan toplumlarda genel olarak
örf ve âdet kuralları yazılı hukuk
kuralları olmadığı hallerde başvurulacak
kurallar sayılmaktadır.
D)ÖRF VE ADETİN YÜRÜRLÜKTEN
KALKMASI
Örf ve âdet kuralları ya yazılı Hukuk
kuralı haline getirilerek ya da artık
kullanılmayarak bu niteliklerini
kaybederler.
2)HUKUKUN YAZILI KAYNAKLARI
Hukukun yazılı kaynakları denilince ilk
akla gelen kanundur. Ancak
hukukumuzda kanunların yanı sıra
kanunla eşdeğer yazılı Hukuk normları
da vardır.
Bir diğer normatif düzenleme ise
kanun gücünde kararnamelerdir.
Ayrıca Cumhuriyet öncesi
dönemde yürürlüğe konmuş, ama
halâ yürürlükte olan ve kanun gibi
hüküm doğuran metinler vardır.
Kanunlardan sonra tüzükler ve
yönetmelikler gelir.
A)KANUN
Kanun koyucu tarafından bir toplumun en
iyi şekilde yönetilmesi, huzurlu olması
için hazırlanan yazılı kurallardır.
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME
Kanun hükmünde kararname (KHK),
yasama organının verdiği yetki kanununa
dayanarak yürütme organı tarafından
çıkarılan ve hiyerarşik açıdan kanun
düzeyinde bulunan kural işlemlerdir.
Bunlar aynı zamanda olağan KHK’lar
olarak adlandırılır. Bunun karşısında
bir de olağanüstü KHK’lar vardır.
Olağan KHK’ların unsurları;
•Bir yetki kanununa dayanması,
•Bakanlar Kurulu tarafından
çıkarılması,
•Sosyal ve ekonomik hak ve
özgürlükler dışında kalan diğer temel
hak ve özgürlüklerin bu KHK’larla
düzenlenememesi,
•Cumhurbaşkanının imzalaması ve
Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe
girmesi ile
•Anayasa Mahkemesinin denetimine
tabi olması biçiminde ortaya koyulabilir.
Olağanüstü KHK’lar ise sıkıyönetim ve
olağanüstü halde Cumhurbaşkanının
başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu
tarafından çıkarılır. Yetki kanununa
gerek yoktur. Bu KHK’lar açısından konu
sınırlaması da yoktur. Getirilen tek
sınırlama yapılacak düzenlemenin
sıkıyönetim ve olağanüstü halin gerekli
C)ULUSLARARASI ANTLAŞMALAR
Uluslararası andlaşma, “uluslararası
hukukun kendilerine bu alanda yetki
tanıdığı kişiler arasında, uluslararası
hukuka uygun bir biçimde, hak ve
yükümlülükler doğuran, değiştiren ya
da sona erdiren yazılı irade
uyuşmasıdır.” Andlaşmalar , sözleşme,
protokol, senet, misak olarak da
adlandırılmaktadır.
Temel hak ve özgürlükleri
düzenleyen uluslararası
andlaşmalarla kanunlar arasında
uyuşmazlık olduğunda andlaşma
hükümleri esas alınacaktır.
Usulüne uygun olarak yürürlüğe
giren uluslararası andlaşmalar,
kanun hükmündedirler. Bunun
sonucu olarak, uluslararası
andlaşmalara dayanılarak hak
talep edilebilecektir.
D)MECLİS İÇ TÜZÜĞÜ
Meclis iç tüzüğü hem yapısı hem
düzenledikleri alan açısından
kanunlardan farklı olmasına karşın
kanun ile aynı düzeyde
sayılmışlardır. Meclis iç tüzüğü
Meclisin çalışmalarını düzenler. İç
tüzük de kanunlar ve kanun
hükmünde kararnameler gibi
Anayasa Mahkemesi’nin
denetimine tabidir.
E)TÜZÜK VE YÖNETMELİKLER
1)TÜZÜKLER
Tüzükler Anayasanın 115. maddesi
uyarınca kanunların uygulanmasını
göstermek ve ye emrettiği işleri
belirtmek için kanuna aykırı olmamak ve
Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek
üzere Bakanlar Kurulu tarafından
çıkarılan Hukuk kurallarıdır.
Cumhurbaşkanı’nca imzalanır ve kanun
gibi yayınlanır.
2)YÖNETMELİKLER
Yönetmelikler devlet kurumlarının
kendi bünyelerindeki çalışma
düzenini göstermek için
hazırlanırlar. İşin önemine göre,
yönetmelikleri Bakanlar Kurulu,
bakan hatta kurumun kendisi
hazırlayabilir.
DOKTRİN(ÖĞRETİ) VE İÇTİHAT
A)DOKTRİN
Hukuk bilgilerinin hukukî konular
hakkındaki sistemleştirilmiş düşünce ve
kanaatlarına denir. Türkçemizde, Fransız
hukukundaki ayrım kullanılmakta;
bilimsel içtihatlara bazen doktrin; yargı
kararlarına da jurisprüdans
denmektedir. Doktrin çalışması yapanlar
için başvuracakları kaynaklar:
1)Şerhler
2)Sistematik Eserler
3)Monografiler
4)Makaleler
5)Bibliyografya
B)DOKTRİNİN HUKUKUN
UYGULANMASINDAKİ ÖNEMİ
Yargıçlar, avukatlar ve diğer kanun
uygulayıcıları bilimsel fikirlerden
yararlanmak zorundadırlar. Bu fikirlerin
Kanunî kabul zorunluluğu yoktur.
Ancak, yol gösterici olarak
vazgeçilmeyecek kaynaklardır.
C)İÇTİHATLAR
1)İÇTİHATLARIN ÖNEMİ
İçtihatlar, bir hukukî sorun hakkında
mahkemelerin kanun hükümlerini
uygulamak üzere verdikleri kararlara
denir.Mahkeme kararlarında
doktrine yer verilmesi, düşüncelerin
tartışması yapılmak suretiyle bir
sonuca varılmasıdır.
2)MAHKEME KARARLARININ
YAYIMLANMASI
Ülkemizde Yargıtay, Danıştay, Uyuşmazlık
Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi gibi
yüksek mahkemelerimizin verdikleri
kararları yayımlayan çeşitli dergiler
vardır: Yargıtay kararları dergisi, Adalet
Bakanlığı tarafından çıkarılan “Adalet
Dergisi”nde yayımlanmaktadır. Resmi
Kararlar Dergisi, hem Yargıtay kararlarını
hem de uyuşmazlık mahkemesi kararlarını
yayımlamaktadır. Bu yüksek
mahkemelerin kararları Baro Dergilerinde
Yargıtay internet sitesinde
(yargitay.gov.tr) emsal kararların yayını
da sürdürülmektedir. Danıştay kararları
Danıştay Dergisinde; Anayasa Mahkeme
Kararları ise bu yüksek Mahkemenin
yayımladığı karar dergisinde bulmak
mümkündür. Ayrıca bu kararlar
(http://www.anayasa.gov.tr/general/ka
rarbilgibank.asp) adresinde düzenli
olarak yayımlanmaktadır.
YAPTIRIM (MÜEYYİDE)
1)YAPTIRIM
Bir kimse tarafından Hukuk kuralına
aykırı davranılması demek olan “hukuk
kuralının ihlali” olgusu, yaptırımı
gerektirir. Yaptırımı olmayan hukuk
kuralı daha çok ahlâkî bir kural
niteliğindedir. Yaptırım ile zorlamayı
(cebri) birbirinden ayırmak gerekir.
Hukuk kuralının yaptırımı demek, ihlâl
edilen hukuk kuralı nedeniyle ortaya
çıkan hukuka aykırı durumun bir tür
ceremesi; bir kimsenin hukuk kuralına
Zorlama (cebir) ise hukuk kuralının gereğini
zorla yerine getirmektir. Yaptırım uygulanan
halde bir kimse hukuk kuralının gereğini
yerine getirmemiştir.
İLK ÇAĞLARDA YAPTIRIM
1)ÖÇ ALMA
İlk çağlarda öç alma (vendetta) Hukuk
kuralının yaptırımını oluşturuyordu. Bu ceza
türünün ölçüsü yoktu. Haklı olan haksızdan
dilediği biçimde öcünü alıyordu. Fakat böyle
alabildiğine şiddetli hareketlerin ve
eylemlerin, karşı tarafı ve onun akrabalarını
kışkırtarak intikam eylemlerine sürüklediği
de tarihsel bir gerçekliktir.
2)KISAS VE DİYET
Öç almanın kişileri daha çok uyuşmazlık
ve intikama yöneltmesi karşısında
Hukuk kuralına uymamanın yaptırımı
kısas şeklini aldı. Kısas bir zarara neden
olan kimseye, aynı miktar ve yoğunlukta
zarar verilmesini gerektiren bir
kurumdur.
Diyet mağdurun maddi ve manevi
zararını karşılayan tazminattır. Devlet
güçlenip sosyal ilişkiler geliştikçe hukuk
bilimi ve kanun yapımı da ileri düzeylere
ulaştı.
Diyet mağdurun maddi ve manevi zararını
karşılayan tazminattır. Devlet güçlenip
sosyal ilişkiler geliştikçe hukuk bilimi ve
kanun yapımı da ileri düzeylere ulaştı.
Toplumda hukuk tarafından yönetilen
alanlar farklılaştı. Bunların her birine
uygulanan yaptırımlar çeşitlendi. Özel
hukuk ve kamu hukuku ayrımı bu hukuk
kurallarının ihlâlini canlandıran değişik
yaptırım anlayışı getirdi. Bunlar arasında en
önemli fark, özel Hukuk kurallarına
uymamanın yaptırımının genel olarak
tazminata hükmedilmesi, kamu hukuku
kurallarına uyulmaması halinde ise
tazminatın yanı sıra hapis cezasının da
verilebilmesidir.
YAPTIRIM TÜRLERİ
A)ÖZEL HUKUKUN YAPTIRIMLARI
1)Hükümsüzlük (Geçersizlik)
Bir hukukî işlemin geçerli olabilmesi için
gerekli koşulların ne olduğunu yasa
belirler. Hukukî işlem bu koşullara uygun
olarak yapılırsa geçerlidir; uygun olmazsa
sakat bir işlem sayılır. Bu sakatlığın
önemine göre de hukukî işlem ya
bütünüyle ya da kısmen hükümsüz
(geçersiz) olur.
Yalnız yasa koyucu işlemdeki
sakatlığın kamu düzenini ya da
yalnızca işlemin taraflarının çıkarlarını
ihlâl etmesine göre de hükümsüzlüğü
bir ayrıma tabi tutabilir. Eğer hukukî
işlemin sakat olmasından dolayı kamu
düzeni zarar görmekte ise buna kesin
hükümsüzlük (mutlak butlan) yaptırımı
uygulanır.
Eğer sakatlıktan yalnız tarafların çıkarları
ihlâl olmakta ise işlem nispî hükümsüzlük
(nispî butlan/oransal hükümsüzlük) ile
sakattır.
a. Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan)
Kesin Hükümsüzlükle sakat bir hukukî işlem
hiç hüküm doğurmaz; ölü doğmuştur. Bu
işlemle bir hak devredilemeyeceği gibi, bir
hak ortadan da kaldırılamaz. Eğer taraflar
kesin hükümsüz bir sözleşmeye dayanarak
edimde bulunmuşlarsa, verdiklerini geri
isteyebilirler. Yalnız bir taraf edimde
bulunmuşsa, mülkiyet hakkını kaybetmediği
için malın kendisine iadesini sağlayan
istihkak davası yoluyla malı geri isteyebilir
b. Oransal Hükümsüzlük (Nispî Butlan)
Bir hukukî işlemdeki sakatlık kamu yararını
değil de yalnız bireysel çıkarı zedeliyorsa
yaptırımın daha hafif olması gerekir.
2. Tazminat (Giderim)
a. Genel Bilgi
Özel hukukun diğer bir yaptırımı da
tazminattır. Borçlunun tazmin yükümlülüğü
birçok yasa maddesinde gösterilmiştir. Örnek
olarak kişisel çıkarları haksız saldırıya
uğrayan kimsenin maddi veya manevi
tazminat isteyebilmesi (TMK m.24), kişisel
durum sicilinin tutulmasından dolayı devletin
sorumluluğu (MK m.38), nişanın bozulması
halinde kusurlu olan tarafın diğer tarafa
yaptığı masraflar ve zarar için tazminat
ödemesi (TMK m.120-121);
boşanma halinde kusurlu olanın beklenen ve
var olan çıkarları zedelenen diğer kusursuz ya
da daha az kusurlu eşe uygun tazminat
ödemesi (TMK m.174); mahkeme tarafından
babalığına hükmedilen kimsenin gebelik,
doğum ve bu dönemdeki geçimi için ananın
yaptığı giderleri ödemekle yükümlü tutulması
(TMK m.304); vasinin görevini yerine getirirken
kusurlu davranışlarıyla vesayet altındaki kişiye
verdiği zarardan sorumlu tutulması (TMK
m.467); tapu sicilinin tutulmasından doğan
bütün zararlardan devletin sorumluluğu (TMK
m.1007); iyi niyetli zilyedin, eşyaya yaptığı
zorunlu ve yararlı giderlerinin tazminini isteme
hakkı (TMK m. 994); gerek kasten gerek ihmal
ve
tedbirsizlik ile haksız bir biçimde diğer
bir kimseye zarar verenin tazmin borcu
(TBK m. 49); manevi tazminat (TBK m.
56,58); borçlunun kusuru ile sözleşmeyi
tam ve gereği gibi yerine
getirmemesinden dolayı alacaklının
zararlarını tazmin yükümlülüğü (TBK m.
112). Bunlardan başka TBK m. 116, 119,
122, 128, 164, 171/I, 191/I, 244/I, 309,
507/I, 511. maddeler tazminatla ilgili
hükümleri kapsamaktadır.
b. Zarar Kavramı
Zarar, malvarlığında oluşan eksilme (fiili,
eylemli zarar) ya da artmanın önlenmesi
(kazanç kaybı) olarak ortaya çıkan
malvarlığı zararıdır.
Fiili zarar, zarar görenin malvarlığında
zararlı sonuç nedeniyle meydana gelen
azalma anlamına gelir. Malvarlığının
zararlı sonuç öncesindeki hali ile zararlı
sonuç sonrası ortaya çıkan durumu
arasındaki fark olarak nitelenebilecek
bu tür zararlar, mal varlığının aktifinde
azalma ya da pasifinin artması
biçimlerinde söz konusu olabilir.
c. Tazminat Türleri
Bunlar maddi veya manevi tazminattır.
aa. Maddi Tazminat
Maddi tazminat, maddi zararın, yani bir
kimsenin malvarlığında iradesine aykırı
olarak gerçekleşen eksilmenin
giderilebilmesi için, sorumlu olan kişi
tarafından yerine getirilmesi gereken
edimdir.
bb. Manevi Tazminat
Manevi tazminat, manevi zarara
uğrayanı tatmin etmek için bir araçtır.
Bu haliyle manevi zarar malvarlığında
bir eksilme değildir. Maddi zarar
malvarlıksal değerlerin ihlali sonucunda
meydana gelirken, manevi zarar kişilik
hakkının koruma kapsamına giren
değerlerin ihlalinden meydana gelen
zarar olarak nitelendirilir.
Tazmin Yöntemleri
-Aynen Tazmin
Aynen tazmin, malvarlığının zarar verici
olaydan önceki durumuna getirilmesi
yoluyla olur.
-Nakden Tazmin
Malvarlığının zarardan önceki ve sonraki
durumları arasındaki farkın para ile
ödenmesi nakden tazmindir. Nakden
tazmin bir defada ödenen bir tutar veya
zaman zaman ödenmesi gereken bir gelir
şeklinde olabilir.
-Diğer Tazmin Yöntemleri
Zarar gören (mağdur) lehine bir miktar
para olarak hükmedilebileceği gibi,
zarar görenden özür dilenmesi ya da
mahkeme kararının yayınlanması gibi
yollarla da olabilir.
Aynen İfa
Borçlunun borcunu yerine getirmesi
olanaksızlaşmamışsa alacaklı kural
olarak aynen ifayı talep ve bunun için
dava açabilir.
Yapmak, vermek veya yapmamak
borçlarının hepsinde aynen ifayı talep
olanaklıdır. Aynen ifa yasalarımızda
gösterilmiş değildir. Aynen ifa,
alacaklının bir talep hakkı olup;
borçluya ifanın zorla yaptırılacağı
anlamını taşımaz. Borçlu ifada
bulunmazsa tazminat istenebilir.

similar documents