Türkiye Be*eri Co*rafyas*

Report
Türkiye Beşeri Coğrafyası
Yrd. Doç. Dr. Taner KILIÇ
NÜFUS
• Nüfus, sınırları belli bir alanda, belli bir tarihte yaşayan
insan sayısıdır.
• Nüfusun artışı, dağılışı ve niteliklerinin belirlenmesi,
planlamaların yapılması bakımından önemlidir.
• Cumhuriyet döneminde ilk nüfus sayımı 1927 yılında
yapılmıştır. İkincisi 1935 yılında yapılmış, 1990’a kadar da
sonu 0 ve 5 ile biten yıllarda tekrar edilmiştir.
• BM’nin nüfus sayımı tanımı: Bir ülkenin tamamında veya
ülkenin iyi tanımlanmış bölgesindeki bütün insanlarla ilgili
demografik, ekonomik ve toplumsal verilerin; toplanma
değerlendirme, analiz edilme ve yayınlanma işlemlerinin
tamamı nüfus sayımı olarak tanımlamaktadır.
• 1997 yılında bu genel kuralın dışına çıkılarak
nüfus tespiti ve onunla birlikte seçmen kütüğü
yazımı gerçekleştirilmiştir.
• Ülkemizde nüfus verilerinin toplanması DİE
(Devlet İstatistik Enstitüsü) tarafından yapılırken,
2005 yılında adı TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu)
olmuştur.
• Türkiye’de nüfus sayımları 1997 yılına kadar de
facto (hazır durum) yöntemi ile yapılırken,
günümüzde de jure (nüfusun ikametgahına göre)
yöntemi ile yapılmaktadır.
Türkiye Nüfusunun Gelişimi
• Türkiye nüfusu, ilk nüfus sayımından bu yana
dönemler itibariyle farklı gelişim hızları
gösterse de sürekli artış eğiliminde olmuştur.
• Nüfus artışlarının büyük kısmı doğal nüfus
artışı yoluyla olmuştur.
• 1939 yılında Hatay Türkiye’ye katılmış, 1982
yılında Afganistan’dan göçmen kabul edilmiş
ve 1989 yılında Bulgaristan’dan çok sayıda
Türk, Türkiye’ye gelmiştir.
Sayım Yılları
Toplam Nüfus
Yıllık Ortalama Nüfus
Artış Hızı (Binde)
1927
13 648 270
-
1935
16 158 018
21.1
1940
17 820 950
19.6
1945
18 790 174
10.6
1950
20 947 188
21.7
1955
24 064 763
27.8
1960
27 754 820
28.5
1965
31 391 421
24.6
1970
35 605 176
25.2
1975
40 347 719
25
1980
44 736 957
20.7
1985
50 664 458
24.9
1990
56 473 035
21.7
2000
67 803 927
18.2
2009
72 561 312
15.8
Nüfus Artışının Nedenleri
• Doğurganlık oranının yüksek olması
• Bebek ölüm oranlarının azalması
• Beslenme ve sağlık koşullarının iyileşmesi ve
buna bağlı olarak ortalama insan ömrünün
uzaması
• Dış göçler
• Genç nüfus miktarının fazla olması
Nüfus Artışının Ortaya çıkardığı
Sorunlar
• Kırsal kesimden kentlere doğru göç artar.
• Kişi başına düşen milli gelir azalır ve refah seviyesi
düşer.
• Kişi başına düşen tarım arazisi miktarı azalır.
• Konut sıkıntısı ortaya çıkar ve çarpık kentleşme oluşur.
• Ekonomik kalkınma hızı yavaşlar.
• İşsizliğin artmasına neden olur.
• Bağımlı ve genç nüfus miktarı artar.
• Sağlık eğitim alt yapı hizmetleri aksar.
• Doğal kaynaklar aşırı ölçüde kullanılır.
• Çevre sorunları ortaya çıkar.
Türkiye’de Nüfusun Dağılışı
• Ülkemizde nüfus dağılışı ve yoğunluğu konusunda
ilk belirlenebilen özellik, denize kıyısı bulunan
bölgeler ile ülkenin orta kısımları arasındaki
zıtlıktır.
• Bununla birlikte her bölgenin kendi içinde de
nüfusun sıklığı değişmektedir.
• Karadeniz Bölgesi’nde Bafra Ovası’ndan Gürcistan
sınırına kadar olan Doğu Karadeniz Bölümü’nün
dar kıyı şeridinde nüfus yoğunluğu fazladır.
• Kıyının hemen gerisinde uzanan dağlarda ise
nüfus yoğunluğu oldukça düşüktür.
• Dağların yüksek kesimleri yaylacılık faaliyetleri
bakımından önemlidir.
• Orta ve Batı Karadeniz kıyılarının bazı
kesimlerinde nüfus yoğunluğu görülse de
Doğu Karadeniz’in kıyı kesimindeki kadar bir
yoğunluk yoktur.
• Karadeniz Bölgesi’nin iç kısımlarında yer alan
Niksar, Erbaa, Ladik, Merzifon, Bolu ve Düzce
ovalarında nüfus yoğunluğu fazladır.
• Ereğli-Zonguldak havzasında çıkarılan taşkömürü
ve buna bağlı olarak gelişen demir çelik endüstrisi
nüfus artışına yol açmıştır.
• Marmara Bölgesi’nde İstanbul çevresi, İzmit ve
Gemlik körfezlerinin kıyısı, bu körfezlerin doğu
devamındaki ova ve havzalar (Adapazarı, İznik,
Pamukova) ve Güney Marmara’daki ova ve
havzalar yoğun nüfuslu alanlardır.
• Marmara Bölgesi’nde Yıldız dağları, Samanlı
dağları, Uludağ, Biga dağları ve Kocaeli
Platosu’nun kuzeyi seyrek nüfuslu alanlardır.
• Ege Bölgesi’nde Büyük Menderes, Küçük
Menderes, Gediz grabenleri yoğun nüfuslu
alanlar iken Aydın dağları, Bozdağlar ve
Menteşe yöresi seyrek nüfuslu alanlardır.
• İçbatı Anadolu’nun plato düzlükleri seyrek
nüfusludur.
• İzmir, Manisa ve Aydın yoğun nüfuslu alanlardır.
• Akdeniz Bölgesi’nde Toros dağlarının batı ve orta
kesimleri büyük ölçüde boştur.
• Kıyı kesiminde Antalya, Silifke, Mersin, Adana ve
Ceyhan ovaları ile İskenderun Körfezi çevresi
yoğun nüfuslu alanlardır.
• İç Anadolu’da Tuz Gölü batısı ve güneyi
(Cihanbeyli ve Obruk Platoları) ile Uzunyayla
seyrek nüfusludur.
• Ankara, Kayseri, Eskişehir, Konya gibi kentler
önemli nüfusa sahiptir.
• Güneydoğu Anadolu’da Urfa Platosu,
Karacadağ ve Mardin eşiği seyrek nüfusludur.
• Gaziantep, Kilis, Diyarbakır, Mardin, Kızıltepe
ovaları nispeten sık nüfusludur.
• Doğu Anadolu Bölgesi’nde Yukarı Fırat Bölümü
hariç genellikle seyrek nüfusludur.
Türkiye’de Göçler
• Göç insanların daimi olarak oturdukları yerlerden
bir başka yere gitmeleri olayıdır.
• Bir alandaki geçim kaynakları, oradaki nüfusun
insan gibi yaşamasını sağlayamıyorsa, zaman
içinde göçün meydana gelmesi kaçınılmazdır.
• Hızlı nüfus artışı, tarım topraklarının küçülmesi,
tarım alet ve makinelerinin kullanımının artması,
verimlilikte düşüş, kan davaları, baraj yapımı,
güvenlik sebebiyle yerleşme boşaltmaları göçün
nedenleri arasındadır.
TÜRKİYE’DEKİ İÇ GÖÇLER
1. Dönemlik İç Göçler
• Göçebe hayvancılık ve yaylacılık kapsamındaki
dönemlik nüfus hareketleri geçmişe oranla
azalmış olmakla birlikte, Kuzey Anadolu
dağları, Toroslar, Erzurum-Kars platoları gibi
alanlarda varlığını sürdürmektedir.
• Dönemlik iç göçler içinde mevsimlik iş gücü
göçleri de yer alır. Turizm, inşaat, tarım, orman
işçiliği, seyyar satıcılık vs.
2. Daimi İç Göçler
• Türkiye’de cumhuriyet döneminde daimi iç göçler
1950’li yıllardan itibaren ivme kazanmıştır.
• Kırsal kesimden kentlere doğru olan daimi iç
göçler sonucunda kentler önemli sorunlar ile karşı
karşıya kalmıştır.
• Göç ile nüfus kazanan iller endüstrisi ve alt yapısı
gelişmiş çeşitli faaliyetlere imkan tanıyan yerlerdir
(İstanbul, Ankara, Kocaeli, Bursa, İzmir, Mersin,
Adana, Antalya vb).
• Dışarıya göç veren iller ağırlıklı olarak ülkenin
doğusunda yer almaktadır. Doğu Karadeniz,
Doğu Anadolu ve GD Anadolu bölgeleri.
• 1980’li yıllardan sonra özellikle Doğu ve GD
Anadolu bölgeleri çok fazla göç vermiştir.
Zorunlu Göçün Sebepleri
• 1- Doğal Kaynaklı (Deprem, sel, taşkın)
• 2- İnsan Kaynaklı
A- Şiddet/Çatışma Nedenli
a- Siyasi Nedenli
b- Siyasi Nedenli Olmayan (Kan davası vs)
B- Şiddet/Çatışma Nedenli Olmayan (baraj,
kamulaştırma, kentsel dönüşüm)
Zorunlu Göçün Tanımı
• Zorla ya da zorunda kalarak evlerinden veya
sürekli yaşamakta oldukları yerlerden,
özellikler silahlı çatışmaların, yaygın şiddet
hareketlerinin, insan hakları ihlallerinin veya
doğal ya da insan kaynaklı felaketlerin
sonucunda veya bunların etkilerinden
kaçınmak için, uluslar arası düzeyde kabul
görmüş devlet sınırını geçmeksizin kaçan ya da
bu yerleri terk eden kişiler ya da gruplar
biçiminde tanımlanabilir.
Mülteci
• Ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal
düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendini
baskı altında hissederek, kendi devletine olan
güvenini kaybeden, kendi devletinin ona
tarafsız davranamayacağı düşüncesi ile ülkesini
terk edip, başka bir ülkeye sığınma talebinde
bulunan ve bu talebi o ülke tarafından kabul
edilen kişidir.
Sığınmacı
• Yukarıdaki nedenlerden dolayı ülkesini ter
eden ve henüz sığınma talebi, kaçtığı ülke
yetkilileri tarafından soruşturma aşamasındaki
kişidir.
Göçmen
• Mülteci tanımında bulunan nedenlerin
dışında, çoğu zaman ekonomik gerekçelerle,
ülkesini gönüllü olarak terk ederek başka bir
ülkeye, o ülke yetkililerinin bilgi ve izni ile
yerleşen kişidir.
• Kaçak göçmen ise; gittikleri ülkelerin
otoritelerine kendilerini bildirmeden veya
iznini almadan o ülkede yaşayanlardır.
• 2008 yılı verilerine göre (BM) dünyadaki
toplam zorunlu göçmen sayısı yaklaşık 42
milyondur.
• Bunun 15.2 milyonu mülteci, 827 bini
sığınmacı ve 26 milyonu da ülke içinde
yerinden edilmiş kişilerden oluşmaktadır.
• Yine BM verilerine göre 58 ülkede tespit
edilebilen 6,6 milyon vatansız insan
yaşamaktadır (Haymatlos).
• Bu verilerin gösterdiği bir diğer gerçek ise
ortaya çıkan şiddet ve çatışmaların temel
olarak iki ülke grubunu etkilediğidir: Şiddet ve
çatışmanın yaşandığı ülkeye sınırı olan ülkeler
ve gelişmiş ülkeler.
• Pakistan, İran, Suriye, Türkiye vs.
TÜRKİYE’DE DIŞ GÖÇLER
1. Türkiye’den Yurt Dışına Olan Göçler
• 1915 Tehcir Kanunu ile 500 bin Ermeni ve 150 bin
Asuri/Arami (Hakkari ve Mardin) göçü.
• 1923 Lozan Anlaşması ile Türk-Yunan Mübadelesi
(yaklaşık 190 bin).
• 1948 İsrail Devleti’nin kurulması ile yaklaşık 30
bin kişi İsrail’e göç etmiştir.
• 1961 yılında Almanya ile Türkiye arasında işgücü
göçü imzalanmıştır (Yaklaşık 1 milyon).
• Fransa 56 bin, Avusturya 40 bin, Hollanda 25 bin
Belçika 16 bin, İsviçre 10 bin kişi ile göç alan diğer
Avrupa ülkeleridir.
• 1974’ten sonra 500 bin Türk Libya, Suudi
Arabistan, BAE, Ürdün ve Kuveyt gibi Arap
ülkelerine göç etmiştir.
• 1991 sonrasında SSCB’nin dağılması ile Rusya
Federasyonu, Kazakistan, Özbekistan,
Azerbaycan gibi ülkelere çok sayıda Türk işçisi
gitmiştir.
• Yurt dışına verilen göç yaklaşık 1.5 milyon
civarındadır.
2. Yurtdışından Türkiye’ye Olan Göçler
• 19. yüzyılda başlayan Osmanlı Devleti’nin küçülme
süreci, temel olarak Rusya’nın balkanlar, Kırım ve
Kafkasya’daki ilerleyişi ve Osmanlı Devleti’nin elinde
bulundurduğu Balkanlardaki topraklarda birçok ulus
devletin kurulması ile gerçekleşmiştir.
• Anadolu’ya ilk kitlesel Türk/Müslüman göçmen akışının
1774 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Küçük
Kaynarca Anlaşması’ndan sonra yaşandığı
görülmektedir.
• 1783-1922 yılları arasında tahmini 1.8 milyon Tatar
Anadolu’ya göç etmiştir.
• 1859-1879 yılları arasında çoğunluğu Çerkez 1.5 milyon
• 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra 1.5 milyon
• 1912-1913 Balkan Savaşı’ndan sonra 650 bin
• 1923-26 yılları arasında 355 635 Türk/Müslüman
Yunanistan’dan Türkiye’ye,
• 1923-1951’e kadar Bulgaristan’dan 122 bin
• 1954 yılından sonra Yugoslavya’dan 115 bin kişi
• 1982’de 4000 Afgan göçmeni
• 1989’da Bulgaristan’dan 300 bin kişi
• İran, Irak, Bosna-Hersek , Çeçenistan ve Çin’den gelen
göçmenler sayılabilir.
• Son dönemde çok sayıda Suriyeli de Türkiye’ye gelmiştir.
Türkiye Nüfusunun Sosyal ve Ekonomik
Nitelikleri
• Bir ülkede yaşayan nüfusun sayısı kadar, belki
de ondan da fazla, o nüfusun sahip olduğu
özellikler büyük değer ifade etmektedir.
• Nüfusun nerede yaşadığı, cinsiyeti, yaşı, eğitim
ve mesleki durumu, gelir düzeyi ve benzeri
konular bilinmesi gereken niteliklerdir.
• Bu sayede toplumun sosyal ve ekonomik
düzeyi hakkında bilgi sahibi olunmaktadır.
1. Oturduğu Yer İtibariyle Nüfus ve
Şehirleşme
• Ülkemiz hızlı bir kentleşme içerisindedir. Buna
bağlı olarak da kırsal nüfus hızla azalmaktadır.
• Ülkemizde 1985 yılından sonra kentsel nüfus,
kırsal nüfusu geçmiştir.
• Günümüzde ülkemiz nüfusunun % 75’i
kentlerde yaşamaktadır.
• Kentleşmenin en fazla olduğu bölge Marmara
Bölgesi iken en az olduğu bölge Karadeniz
Bölgesidir.
• Coğrafi bölgelerimize göre öne çıkan kentler
bulunmaktadır. Akdeniz Bölgesi’nde Antalya,
Adana ve Mersin gibi.
• Türkiye’de belli alanlarda kentsel yerleşmeler
kümelenmektedir. İstanbul ile İzmit Körfezi
çevresi, İzmir civarı, Çukurova ve HatayKahramanmaraş oluğu, Orta ve Doğu
Karadeniz kıyı şeridi ve Zonguldak çevresi gibi.
2. Nüfusun Cinsiyet Yapısı
• Türkiye’de kadın ve erkek nüfus oranları
genelde dengededir.
• Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusumuzun
cinsiyet yapısı I. Dünya ve Kurtuluş Savaşlarının
olumsuz izleri, erkeklerin savaşlarda
yitirilmesinden dolayı kadın fazlalığını
aksettirecek şeklinde kendini göstermiştir.
• 1945 yılından sonra bu durum erkeklerin
lehine dönmüştür.
• Göç yoluyla nüfus kaybeden illerde genel
cinsiyet oranlarının kadınlar, nüfus kazanan
yerlerdeyse erkekler lehine olması, göç ile
cinsiyet yapısı arasındaki ilişkiyi ortaya
koymaktadır (Karadeniz Bölgesi).
• Askeri birliklerin bulunduğu merkezlerde erkek
nüfus fazlalığı vardır.
• Turizm faaliyetlerinin canlı olduğu yörelerde
erkek nüfus fazlalığı vardır.
• Endüstrileşmenin hızla geliştiği yerlerde erkek
nüfus fazlalığı vardır.
• İnşaat ve bayındırlık hizmetlerinin yaygın
olduğu yerlerde erkek nüfus oranı yüksektir.
• Günümüzde kadınların daha fazla çalışma
hayatına katılması bu dengeleri etkilese de
hala yukarıdaki saptamaların geçerli olduğu
söylenebilir.
3. Nüfusun Yaş Yapısı
• Bir ülkenin veya herhangi bir yerin nüfusunun yaş
yapısının belirlenmesi ve izlenmesi de, planlama
açısından büyük değer ifade eder.
• Nüfusun yaş özelliklerini saptayıp,
yorumlayabilmek için, nüfus piramitleri, ana yaş
grupları, bağımlılık oranları, medyan yaş değerleri
bize yardımcı olabilir.
• Medyan yaş arttıkça nüfusun yetişkin ve yaşlı
nüfusa doğru kaydığını, azaldıkça nüfusun
gençleştiğini tespit etmek mümkündür.
• Medyan yaş; bir nüfusu oluşturan kişilerin yaş
büyüklüğüne göre sıralandığında en ortada kalan
kişinin yaşı veya iki kişinin yaşlarının aritmetik
ortalaması olarak tanımlanır.
• Nüfus piramitleri ülkenin genel nüfus durumu
(yaş grupları ve cinsiyet)hakkında bilgi edinmek
bakımından önem taşır.
• Ülkemizin doğusunda 15 yaşın altındakilerin oranı
% 40’ı aşarken, Orta kısımlarında % 30-40, en
batısında ise 30’un altındadır.
4. Nüfusun Eğitim Durumu
• Bir ülkenin kalkınması ancak iyi eğitilmiş bir nüfus
kitlesi sayesinde, ortaya çıkarılabilir, harekete
geçirilebilir veya yönlendirilebilir.
• Ülkemizde okur yazar oranı giderek
yükselmektedir. Ancak bölgeler arasında önemli
dengesizlikler vardır.
• Kadın nüfusta okur yazarlık oranı daha düşüktür.
• Nüfusun yarısı ilkokul düzeyinde eğitim
görmüştür.
5. Nüfusun Ekonomik Özellikleri
• Bir ülkede çalışan nüfusun miktarı, toplam ve
çalışma çağındaki nüfusa oranları, bu nüfusun
hangi sektörlerde faaliyette bulunduğu ve
işsizlik bibi konuların özel anlamları vardır.
• Türkiye’de faal nüfusun % 25’i tarım (Ziraat,
hayvancılık, ormancılık, balıkçılık) sektöründe,
% 26’sı sanayi sektöründe (imalat, maden,
inşaat) ve % 49’u ise hizmet ve ticaret
sektöründe çalışmaktadır.
Türkiye’deki Nüfus Politikaları
• Türkiye’de 1923-1960 yılları arasında pronatalist
politikalar uygulanırken, 1960 sonrasında ise
antinatalist politikalar uygulanmaya başlanmıştır.
• Türkiye’de nüfusun artması gerektiğini savunanların
(pronatalist) temel argümanları şunlardır:
1- Türkiye doğal kaynakları oldukça zengin, gıda maddesi
ithal etmeden nüfusunu besleyebilecek 6-7 ülkeden
birisidir.
2- Dünyanın askeri ve siyasi yönden temas noktasında
bulunan Türkiye önemli bir jeopolitiğe sahiptir. Bir
noktada siyasi ve askeri gücümüzün sembolü de
nüfusumuzdur.
• 3- Dünyada görülen hızlı teknolojik gelişmeler, ülke
nüfuslarının sayısal önemini azaltmış olmakla beraber,
eşdeğer teknolojilere sahip ülkeler arasında nüfus
miktarı önemini devam ettirmektedir.
• 4- Gelişmiş ve yoğun nüfusa sahip batılı ülkeler
hammadde dolayısıyla gıda maddeleri sıkıntısı
çekmektedir. Bu ülkeler daha büyük sıkıntılar
çekmemek ve büyük ölçüde gelişmekte olan ülkelerden
ithal edilen hammaddeleri daha fazla sağlayabilmek
için gelişmekte olan ülkelerin nüfus artışlarını
frenlemesini istemektedir.
• 5- Nüfus, ekonomik kaynaklardan biri olarak
girişimi, üretimi kısaca gelişmeyi sağlayan bir
unsurdur.
• Türkiye’de nüfusun artmaması gerektiğini
savunanların (Antinatalist) temel argümanları
ise şunlardır:
• 1- Aynı pastayı çok sayıda insanın bölüşmesi,
kişi başına düşen dilimi küçültmektedir.
• 2- Türkiye’de nüfus artış hızı yüksek olduğundan
yeterli sermaye birikimi yapılamamıştır. Bu
nedenle doğal kaynakların bolluğu ölçüsünde
yatırım yapılamamaktadır. Nüfusun daha da
artması sermaye birikimini ve yatırımları
geciktirecek, kamu tasarrufları nüfusumuza
oranla azalabilecektir.
• 3- Türkiye’de oldukça yaygın görülen sağlıksız
şehirleşme ve gecekondulaşma aşırı
nüfuslanmadan kaynaklanmaktadır.
• 4- İstihdam sorunu büyük boyutlara ulaşmaktadır.
Nüfusun artması işsiz sayısının daha da artmasına
sebep olacaktır.
• 5- Kalkınma hızı düşmektedir.
• Nüfus planlaması nüfusun gelişimi üzerinde etkili
olmakla birlikte, bu etkiler bir dereceye kadar
etkili olabilmektedir.
• Nüfus gelişimini etkileyen faktörler; kültürel,
endüstriyel ve sosyal güvenlik alanında
görülebilecek gelişmelere bağlıdır.
Türkiye’de Nüfus Yoğunlukları
• Nüfus yoğunluğu; bir yerde yaşayan nüfus ile
yüzölçümü arasındaki ilişkiyi ifade eder.
• Nüfusun bir yerde sık veya seyrek olmasında
temel etken, oranın insan yaşamı bakımından
elverişli olup olmamasıdır.
• Eğer bir insan yaşamı için elverişli doğal
koşulların yanında çeşitli insan etkinliklerinin
de yoğun olduğu bir alan ise orada nüfus
yoğundur.
Aritmetik Nüfus Yoğunluğu
• ANY= Toplam Nüfus = 73 722 988 = 96
Yüzölçümü
769 604
• Türkiye’de sayım yıllarına göre ANY sürekli
artış göstermiştir.
• 1927’de 18
• 1950’de 27
• 1980’de 58
• 2000’de ise 88 olmuştur.
• Nüfus yoğunluğu en fazla il İstanbul (2551), en az
olduğu il ise Tunceli’dir (10).
• Türkiye ortalamasının üzerinde nüfus yoğunluğu
olan illerimiz; Kocaeli (432), İzmir (329), Hatay
(254), Trabzon (164), Yalova (241), Bursa (250),
Gaziantep (249),Sakarya (180) ve Ankara’dır
(195).
• Diğer illerimiz Türkiye ortalamasının altındadır.
• En az olan iller; Sivas (22), Erzincan (19), Erzurum
(30) ve Hakkari’dir (35).
Bazı ülkelerin aritmetik nüfus
yoğunlukları
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Japonya 336
Almanya 233
Belçika 337
Suriye 93
Bulgaristan 69
Yunanistan 81
İran 40
Kanada 3
ABD 29
Rusya 9
İngiltere 244
Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu
• FNY= Toplam Nüfus = 73 722 988 = 279
Tarım Arazisi
763 790
• Fizyolojik nüfus yoğunluğu tarım arazileri
üzerindeki nüfus baskısını belirlememizi sağlar.
• Orman, çayır ve meraların dikkate alınmaması
önemli bir eksikliktir.
• En yüksek FNY İstanbul’da, en düşük ise
Kırşehir’dedir.
• Nüfusu fazla olan, ancak tarım arazilerinin
alanı az olan illerde fizyolojik nüfus yoğunluğu
değeri yüksektir.
• Trabzon, Rize, Tunceli, Elazığ, Hakkari, Kars,
Ardahan, Batman.
• İç Anadolu Bölgesi’nde ise tarım arazileri geniş
olduğundan FNY düşüktür.
• FNY 1950’de 136 iken, günümüzde iki katına
çıkmıştır.
Tarımsal Nüfus Yoğunluğu
YERLEŞME
• Barınmak ya da belirli bir faaliyeti sürdürmek
amacıyla bir saha üzerine inşa edilmiş bir veya
birden fazla sayıda meskenden (konut) oluşa
kümeye yerleşme denir.
• Sürekli veya dönemlik (sezonluk) olarak insanın
içerisinde barındığı veya değişik şekillerde
faaliyette bulunduğu bir konut bile yerleşme
sayılmaktadır.
• Bir yerleşim kümesi, yerleşim alanı ile bu saha
üzerinde değişik amaçlara yönelik olarak inşa
edilmiş meskenlerden oluşmaktadır.
• Yerleşim alanının coğrafi özellikleri, konutların
saha üzerindeki yayılış düzenine, konut
tiplerine ve ortaya çıkan yerleşmelerin
fonksiyonel özelliklerine etki etmektedir.
• Bir yerleşme kümesinde meskenlerle işgal
edilen saha, aynı zamanda o yerleşmenin sitini
teşkil etmektedir.
Türkiye’de Kır Yerleşmeleri
• Türkiye’deki kırsal yerleşmelerde yer alan ev ve
eklentileri; farklı morfolojik üniteler, iklim tipleri,
gelenek ve görenekler, değişik ekonomik
faaliyetler ve ekonomik seviye ve çeşitli zevkler
altında birbirinden oldukça farklıdır.
• Kır yerleşmelerinde evler (mesken) genellikle
yakın çevreden temin edilen malzeme ile yapılır.
Tek malzeme ile yapılmış evler oldukça azdır.
• Kerpiç evler GD Anadolu’da, ahşap evler
Karadeniz’de ve taş evler ise Toroslar, Ege ve
Doğu Anadolu’da yaygındır.
• Kırsal yerleşmelerde genellikle birkaç malzeme
bir arada kullanılır.
• Konut ile malzeme arasındaki bu ilişkiye
rağmen, konutun kuruluş, şekil alış ve
kullanılışında malzemeden başka faktörler de
etkilidir (Fiziki ve beşeri coğrafya faktörleri).
Köy-Altı İskan Şekilleri
• Köy altı iskanı henüz köy niteliğine ulaşamamış
yerleşmeler olarak tanımlanabilir.
• Köy altı yerleşmelerinin en önemlileri;
mahalle, mezraa, kom, çiftlik, oba, yayla, ağıl,
divan, dam, bağ evi gibi yerleşmelerdir.
Yayla
• Yaylacılık faaliyetleri, köy çevresinde hayvan
otlatmaya uygun alanın yeterli olmamasının bir
sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
• Yayla ikinci bir hayat veya geçim alanı olarak kırsal
hayatın içine girmiştir.
• Günümüzde birçok yayla yerleşmesinde çeşitli
şenlikler düzenlenerek hem geleneksel yapı
korunup hatırlanmakta hem de yaylaların tanıtımı
yapılarak turizme kazandırılmaktadır.
• Bazı yaylalar yazlık ev gibi kullanılır (Akdeniz).
Kom
• Hayvancılık yapmak amacıyla genellikle
köyden biraz uzaklarda kurulmuş, ev ve
eklentilerinden oluşan kır yerleşme tipidir.
• Komlar pınar veya subaşlarıyla otlak alanların
yakınında kurulur.
• Kom yerleşmelerinin bazılarının çevresindeki
elverişli arazilerde hayvan yemi olarak
kullanılmak üzere arpa ekimi de yapılır.
Dam
• Köyden nispeten uzak, geçici bir zaman için
oturulan münferit meskenlerdir.
• Tarım, hayvancılık veya ikisi bir arada
yapılabilir.
Mahalle
• Köyden küçük, fakat köy idari alanı içerisinde
yer alan yerleşmelerdir.
Çiftlik
• Genişçe bir toprak mülkiyeti içinde teşekkül
etmiş, ufak bir iskan şekli olarak tarif edilebilir.
• Çiftliğin içindeki ev ve eklentileri çiftliğin
ekonomik faaliyetlerine göre şekillenir.
Kışla
• Koyun yetiştiriciliği ile geçimini temin eden
ailelerin devamlı yerleşmelerine uzak
konumlarda ve nadasa bırakılan tarlalar ile
fundalık ve hazine arazilerinde ekim-mayıs
ayları arasında kurdukları mevsimlik
yerleşmelerdir.
Saya
• Yerleşim alanlarının uzağında, mera alanları
içerisinde, hayvan sürülerinin yıl boyunca
barındırılması, beslenmesi, süt sağımı ve
bakıma yönelik olarak ortaya çıkan yerleşme
şeklidir.
Mezraa
1. Köyün sahip olduğu arazi az ise bu alan artan
nüfusu besleyememekte ve yeni tarım alanları
oluşturulmaktadır.
2. Varlıklı kişilere ait arazilerin başkalarınca
işletilmesi sonucunda meydana gelir.
3. Osmanlı İmparatorluğu döneminde devlete ait
arazilerin tarıma kazandırılmak amacıyla tararlılık
gösteren kişilere dağıtılmasıyla ya da çevrede
güvenliğin sağlanması amacıyla aşiretlerin
yerleştirilmesi sonucunda oluşurlar.
4. Sel baskını, sıtma, bataklık, düşmandan korunma gibi
sebeplerle savunulması kolay yerlere kurulan
yerleşmelerin daha çukurdaki tarım alanları iken, arazi
ıslahı ve güvenliğin sağlanması sonucunda sürekli
oturulan yerler olmuşlardır.
5. Birbirinden uzak ve ayrı olan komların gelişmesiyle
meydana gelen birkaç haneli yerleşmelere devletin ya
da kanunlarının ulaştırılamaması sebebiyle bunlar
devlet tarafından yıktırılmak zorunda kalınmış, geriye
kalanların büyük olanları mezraa adı ile civar köylere
bağlanmıştır.
6. Erzurum, Trabzon ve Artvin çevresinde ise
mezraalar yaylaya çıkışta ve yayladan inişte
belirli sürelerle kullanılan ve ekonomik hayatın
doğal sonucu olarak ortaya çıkan geçici
yerleşmelerdir.
Köy
• Köyler, en küçük idari birimlerdir.
• Köy yerleşmelerinin her şeyden önce nüfusları
az olup kentsel yerleşmelerden ayrı yaşam
biçimleri bulunur.
• Geleneksel ilişkiler önemlidir.
• Ekonomik açıdan ziraat faaliyetleri ve
hayvancılık baskın durumdadır.
• Köy altı yerleşmeleri köy idari alanı içerisinde
yer alır.
Kasaba
• Kasabalar, köy yerleşmesi ile kent arasında
köprü oluşturan yerleşmelerdir.
• Kasabalar fonksiyonları itibariyle kentler kadar
gelişmemiş, fakat köy yerleşmelerine oranla
bir hayli gelişmiş yerleşmelerdir.
• Bu nedenle kasabalarda hem köyün, hem de
şehrin hayat tarzını bir arada bulmak
mümkündür.

similar documents