Din ve Güzel Ahlak

Report
HAZIRLAYAN
TALİP ORHAN
HASAN POLATKAN ORTAOKULU
dindersi.tk
OCAK-2014
Din Güzel Ahlaktır
Din: Allah tarafından Peygamberler aracılığı ile
insanları doğru yola iletmek, dünyada ve ahirette
mutlu etmek amacıyla gönderilen ilahi kurallardır.
Ahlak: İnsanların doğuştan getirdiği ve sonradan
kazandığı güzel huy ve davranışlardır.
Din ve ahlak ayrılmaz bir bütündür. Her ikisinin de
amacı insanları kötülüklerden uzaklaştırıp güzel
davranışlara yöneltmektir.
İSLAM VE AHLAK
Dinimizin 3 temel bölümü vardır:
İman
İbadet
Ahlak
Bu üç kavram bir zincirin halkaları gibidir, birbirini
destekler. İman, ibadet etmeyi, ibadet etmekte, güzel
ahlaklı olmayı gerektirir.
Kur’ an – ı Kerimde “ Sizin Allah katında en
değerliniz takva bakımından en üstün
olanınızdır.”(Hucurat/13) buyrulmuştur. Takva sahibi
kimse günahlardan ve haramlardan uzak duran ve
ahlakı güzel olan kimsedir.
Peygamber efendimiz (s.a.v)’de bu konuda: ” Sizin en
hayırlınız ahlak bakımından en üstün olanınızdır.”
buyurmuştur.
İslam dini insanları güzel davranışlara
yönlendirmek için ödül ve ceza prensibini uygular. Güzel
davranışları sevapla ödüllendirir. Sevabı çok olanlara da
cenneti vaat eder. Kötü davranışların günahla cezalandırır.
Günahı çok olanlara da cehennemle korkutur.
DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK
Askerin birisi koşarak gelir. Selam
verir ve “ savaşı kaybettik komutanım”
der. Komutan “Niçin evladım?” diye
sorar. Asker “ bunun 39 tane sebebi
var komutanım” der. Komutan “sayar
mısın evladım” der. Asker “Mermimiz
tükendi komutanım” der. Komutanda “
mesele anlaşıldı. Diğerlerini
saymaya gerek yok, evladım” der.
Doğruluk ve dürüstlük bir müslüman’ ın en ayırt
edici özelliğidir. Bir kişi hakkında bize falan kişi çok iyi
insandır, dense niçin diye sorarız. Bunun 40 tane
sebebi var diye karşılık alırız. Sayar mısın dediğimiz de
“ ilk olarak o kimse doğru ve dürüst bir kimsedir.”
Dendiği zaman biz de “ tamam konu anlaşıldı.
Diğerlerini saymaya gerek yok” deriz. Çünkü dürüst
bir insanın diğer davranışları da düzgün olur.
Kur’ an-ı kerimde “ Emrolunduğun gibi dosdoğru ol
.”(Hud/112) buyrulmuştur.
Peygamber efendimiz (s.a.v) bu ayetten dolayı “Beni
hud suresi ihtiyarlattı “ buyurmuştur. Peygamber
efendimiz (s.a.v) bir hadisin de “Doğruluğa sarılınız.
Çünkü doğruluk iyiliğe, iyilikte cennete götürür. Yalandan
sakınınız. Çünkü yalan kötülüğe, kötülükte cehenneme
götürür.” Buyurmuştur.
Biz Müslüman olarak içki içmeme, kumar
oynamama, domuz eti yememe konusun da
gösterdiğimiz özeni yalan söylememek konusun da
göstermiyoruz. Oysaki yalan en az bu davranışlar kadar
çirkin bir davranıştır. Sıkıştığınız zaman kolaylıkla yalana
başvurmamalıyız. Eğer başvuruyorsak imanımızın
kuvvetin de bir sorun var demektir. Dürüst olmayan bir
toplumda insanlar birbirlerine güvenmezler. Birbirine
güvenmeyen insanlardan oluşan toplam da güçlü bir
toplum olamaz.
BAŞKALARINA MADDİ YARDIMDA
BULUNMAK (İNFAK)
Allah rızası için ihtiyaç sahibi birisine maddi olarak
yardım etmeye, harcamada bulunmaya infak denir.
Çevremize baktığımız zaman insanların kimi zengin kimi
fakirdir. Zengin olanlar mallarını ve paraları paylaşarak
fakirlerin ihtiyaçlarını gidermelidir bu bir insanlık görevidir
çünkü rızkı bize veren Allah’tır.
BAŞKALARINA MADDİ YARDIMDA
BULUNMAK (İNFAK)
Allah da bizden mallarımızın fazlasını ihtiyaç
sahiplerine vermemizi istemektedir. Bu gün
yeryüzünde bir milyardan fazla aç insan vardır. Bunun
sebebi Allah’ın o insanların rızkını yaratmamasından
değildir. Paylaşım adaletsizliğindendir. Zengin ülkeler
fazla yemekten hastalanırken yoksul ülkelerde
yaşayanlar açlıktan hastalanıyorlar. Zengin
ülkelerde yaşayanları yiyeceklerini fakirlerle
paylaşsalar kendileri daha sağlıklı olacaklar yoksul
ülke vatandaşları da açlık sıkıntısı çekmeyecektir.
BAŞKALARINA MADDİ YARDIMDA
BULUNMAK (İNFAK)
Kur’an’da bu konuda teşvik eden birçok ayet vardır. “Ey
iman edenler kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık
olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın
size verilirse gözünüzü yummadan alamayacağınız
kötü malı hayır diye vermeye kalkmayın’’(Bakara 267)
“Allah yolunda infak edenlerin durumu toprağa
atılıp kendisinden 7 başak çıkan her başakta 100 tane
bulunan bir tohumun durumuna benzer…’’(Bakara
261)
Peygamber efendimiz de bu konuda “komşusu
açken tok yatan bizden değildir’’ buyurarak
konunun önemine dikkat çekmiştir. Peygamber
efendimiz çok cömert bir insandı kendisinden bir
şey istediği zaman kesinlikle hayır demezdi.
10 DİRHEM
Bir gün, Peygamber Efendimiz kendisine gömlek
satın almak için çarşıya çıktı. Yanında on dirhemi vardır.
Bir satıcıdan dört dirheme bir gömlek aldı. Eve dönerken
Medinelilerden bir kişi yanına gelerek:
"-Y â Rasülallah! Bana bir gömlek giydirin de Allah da
size cennet elbiselerinden bir elbise giydirsin!" diye duâ
etti.
Peygamberimiz (SAV) hemen üzerindeki gömleği
çıkarttı ve adama verdi. Sonra geri dönerek yine dört
dirheme yeni bir gömlek satın aldı. Cebinde iki dirhemi
kalmıştı. Medine sokaklarında yürürken bir kız çocuğunun
ağladığını gördü.
Hemen yanına gitti ve:
"-Niçin ağlıyorsun? “diye sordu.
Kız çocuğu, büyük bir üzüntü içindeydi. Karşısında
Peygamberimizi görünce, O'ndan yardım isteyen bir sesle:
"-Yâ Rasûlâllah! Hizmet ettiğim sâhibim, bana, un
satın almam için iki dirhem vermişti. Fakat onu kaybettim.
Ne yapacağımı bilemiyorum?" dedi.
Peygamberimiz, hemen cebindeki iki dirhemi kız
çocuğuna verdi ve gidip onunla un satın almasını söyledi.
Kız çocuğunun ağlamaya devam ettiğini görünce, ona:
"-Kaybettiğin parayı sana verdim. Şimdi niçin
ağlıyorsun?" diye sorduğunda, kız çocuğu bu sefer:
"-Geciktiğim için bana ceza vermelerinden
korkuyorum. " diye cevap verdi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (SAV)
onunla birlikte evine kadar gitti. Ev sahipleri,
kapılarında Peygamber Efendimizi görünce onu büyük
bir sevinçle karşıladılar. ALLAH Resulü (SAV) :
"-Bu kız çocuğu, yaptıkları sebebiyle sizin
kendisine ceza vermenizden korkuyor." deyince,
ev sahibi:
"-Yâ RasûlALLAH! Madem ki onunla beraber geldiniz ve
kendisine yardım ediyor ve koruyorsunuz; biz de onu
ALLAH rızâsı için azat ettik, hürriyetine kavuşturduk." diye
cevap verdi. Bütün bu hâdiseler, Peygamber Efendimiz'i
çok sevindirmişti. Geri dönerken içinden şunları
geçiriyordu:
"-Yüce ALLAH, şu on dirheme ne kadar bereket
verdi? Onunla Peygamberine ve Medineli ensârdan bir
müslümana birer gömlek giydirdi. Bir köleyi de âzâd etti.
Bunu bize veren, yalnız Allah’tır. Yüce Allah’a şükürler
olsun!"
EMANETİ KORUMAK
Emanet: korumak amacıyla birisine verilen veya
bir yere bırakılan her türlü mal veya eşyadır. Dürüst
ve güvenilir insan olmanın göstergelerinden biriside
kişinin kendisine bırakılan emaneti koruması ve sahibine
sapa sağlam teslim etmesidir. Kur’an’ı kerimde bu
konuda…“…Birbirinize bir emanet bırakırsanız,
emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin….»
(BAKARA 283) buyrulmuştur.
Başka bir ayette “ALLAH size emanetleri ehline
vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman
adalet ile hükmetmenizi emreder”
(NİSA 58)
buyrulmuştur.
Peygamber efendimiz bu konuda en güzel örnektir. daha
gençlik yıllarında ona «el-Emin» yani güvenilir unvanı
verilmiştir. Peygamberlik döneminden kendisine
inanmayan insanlar bile emanetlerini getirip ona
bırakıyorlarmış.
Çünkü: Onun emanetlerini koruyacağını biliyorlardı,
hicret esnasında peygamber efendimiz emanetleri
sahiplerine vermek üzere Hz.Ali’ye vermiştir.
Peygamber efendimiz bir hadisinde «Münafıklığın
işareti hiçtir: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz
verdiği zaman yerine getirmez, emanete ihanet eder.»
buyurmuştur.
Emanetin alanı oldukça geniştir. Bunlardan bir
kısmını şöyle sıralaya biliriz.
1.)Allah’ın bize gönderdiği Kur-anı Kerim.
2.)Allah’ın bize verdiği beden.
3.)Kocanın eşi.
4.)Anne ve babanın çocukları.
5.)Oturduğumuz sıra ve oturaklar kaybolan eşyalar.
6.)Bize verilen sırlar.
7.)Bize verilen makam, mevki ve görevler.
ADALETLİ OLMAK
Adalet: Olması gerekeni olması gereken yere
koymak herkese hakkettiğini vermektir. Adaletin zıttı
zulümdür.
İslam dini adalete çok büyük önem vermiştir.
Eşitlikten daha çok adalet prensibini ilke edinir. Çünkü
her eşitlik adaleti sağlamayabilir. Bugün her alışveriş
yapandan aynı oranda KDV kesilmektedir, bu adil bir
vergilendirme değildir. Çünkü kazancı az olanda çok
olanda aynı vergiyi ödemektedir oysaki kazancı çok
olandan çok, az olandan az vergi almak adalete daha
uygundur

Bir toplumdaki insanlar birbirlerine adaletli davrandığı
sürece o toplum huzurlu ve mutlu olur. Adalet sadece
mahkemelerden beklenmemelidir anne baba
çocuklarına, öğretmenler öğrencilerine, abiler ablalar
kardeşlerine İşverenler, çalışanlarına adaletli
davranmalıdır.
Devlet halkına her konuda adaletle yaklaşmalıdır.
Eğitimde, ekonomide sağlıkta herkese eşit fırsatlar
sunmaya çalışmalıdır. İnsanların doğuştan gelen hakları
kesinlikler elinden alınmamalıdır. Devlet öncelikle
anayasasını ve konularını adalet prensibi temelinde
oluşturmalıdır. HZ.ÖMER'İN dediği gibi “Adalet mülkün
temelidir. “
Kur’an-ı Kerimde bu konuda 'Ey iman edenler,
Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan adalet ile şahitlik
eden kimseler olun, bir topluma olan kinimiz sakın ha
sizi adaletsizliğe itmesin adaletti olun '. Buyrulmuştur.
Peygamber efendimiz ömrü boyunca adaletli ilke
edinmiş bu konuda kesinlikle taviz vermemiştir. Bir gün
varlıklı bir aileden gelen bir kadın suç işlemiş cezasının
affedilmesi için Üsame bin Zeyd Peygamberimize aracı
olarak göndermiştir. Peygamber Efendimiz bu duruma
çok sinirlenip Üsame’yi azarlayıp.
Ona 'Sizden önce gelip geçmiş milletler işte bunun
için helak olmuşlardır. İçlerinden ileri gelenler suç
işlerse göz yumulur, ceza verilmezdi kimsesiz zayıf
insanlar suç işlerse cezalandırılırdı Allah’a yemin
ederim ki kızım Fatıma da bu sucu işlese cezasını
vermekte çekinmezdim'
Peygamber Efendimiz mescitte defalarca “İşte ben
buradayım kimin bende bir hak varsa gelsin alsın.”
buyurmuştur.
HOŞGÖRÜ VE BAĞIŞLAMA
İnsanlar her zaman hata yapabilir, birbirini incitebilir,
birbirine zarar verebilir. Bu durumda karşısındakine düşen biraz
daha anlayışlı olmak ve hoşgörülü davranmaktır. Çünkü dostluklar
ve arkadaşlıklar ancak böyle korunabilir. Kuran-ı Kerim’de bu
konuda ‘’O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah için
harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da
güzel davranışlarda bulunanları sever. (Al-i İmran suresi, 134.
ayet) buyrulmuştur.’’
Bazı insanlar kendisinden daha üst seviyede bulunanlara
son derece hoşgörülü davranırken, altında bulunan insanları
ezmekte hiçbir tolerans göstermemektedir. Bir ev sahibi bardak
kırdığı zaman bunda bir hayır var denir. Hizmetçi kırdığı zaman ise’’
Ne sakar şeysin!’’ diye azarlanır. Halbuki hoşgörüye ve affetmeye
daha çok ihtiyacı olanlar güçsüz kimselerdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şahsına karşı işlenen
suçlarda ve davranışlarda son derece hoşgörülüydü.
Kendisini doğup büyüdüğü yerden çıkaran, hakaretler
eden, öldürmeye çalışan Mekke halkını fetih günü genel
af çıkararak affetmiştir. Bununla beraber devlete karşı
işlenen suçlar ve adaleti yerine getirme konusunda
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok katı idi. Çünkü bir
toplumda suç işleyenler bir vücuttaki tümör gibidir.
Eğer onlara gerekli müdahale yapılmazsa; tümörün
vücutta yayıldığı gibi suçlular da topluma yayılır.
Toplumun huzurunu yok eder.
Nasıl ki Allah’a karşı bir günah işlediğimizde onun bizi
bağışlamasını, affetmesini istiyorsak; kendimize karşı
yapılan hataları da bağışlayıcı olmalıyız. Bununla beraber
zulme ve zalime rıza göstermemeli, onlarla da mücadele
etmeliyiz. Zalime karşı hoşkörü, mazluma karşı hoşgörülü
olmalıyız. Mazluma karşı hoşgörülü davranmayı
kendimize ilke edinmeliyiz.
ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK
Alçak gönüllülük(tevazu)kendini başkalarından üstün
görmemek kibirli olmama duygusudur. Yüce Allah gurur
ve kibirden kaçınma konusunda bizleri açıkça uyarmıştır.
“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve
yeryüzünde böbürlenerek yürüme, zira Allah kendini
beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez”
buyrulmuştur.(Lokman /18)
Kibir duygusu çok çirkin bir hastalıktır. Şeytan bu
duygu sebebiyle Allah’ın huzurundan kovulmuştur. Hiçbir
insanın insan olmak bakımından başkalarına karşı
herhangi bir üstünlüğü yoktur. Makam, mevki, mal ve mülk
bir insanı diğerinden üstün yapmaz. Kur-an’ı Kerim’de
“Sizin Allah katında en değerliniz en fazla takva sahibi
olanınızdır” buyrulmaktadır.
Her insan da kendini beğenme üstün görme
duygusu vardır. İnsan olgunlaştıkça aklı ve iradesiyle bu
duyguyu yener. Bir toplumda ahlak yönünden en değerli
insanlar kendilerine sorulduğu zaman “Ben bu toplumun
en aşağı seviyeli insanıyım.” Derler. Bu duygu sayesinde
onlar diğer insanların gözünde büyürler.
Peygamber efendimiz insanların en fazla tevazu
sahibi olanıydı. Karşısında korkudan titreyen birisine: “
Korkma. Ben bir kral değilim ben de kuru bir et yiyen
kadının çocuğuyum.” buyurmuştur..
Peygamberimiz giyimiyle kuşamıyla kendisini diğer
insanlardan ayırmazdı.
İnsanları görünüşlerine göre , giydikleri elbiseye
göre oturdukları makama göre değerlendirmemeliyiz.
Harabat ehlini hor görme zakir
Definelere mâlik virâneler var.
İnsanların kılığına kıyafetine bakarak onları hor
görme. Nice yıkık dökük evler vardır ki o viranelerin altında
hazine gizlidir.
HİKÂYE
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethetmeden önce
acaba benim ilim adamlarımın durumu nedir? Ben
bunlarla İstanbul’u fethedebilir miyim diyerek ülkenin
önde gelen ilim adamlarını sarayında toplatır. Arka
arkaya dizilen ilim adamlarına en bilgiliniz hanginiz? diye
sorar. Hepsi bir arkadakini gösterir. En arkadakine
gelince: «buradakilerin en bilgilisi herhalde sensin?» diye
sorar. O da «Olur mu efendim benim önümdekilerin
hepsi benden daha bilgilidir.» der. Fatih Sultan Mehmet
ellerini açarak “Yarabbi sana şükürler olsun. Ben
böyle tevazu sahibi ilim adamlarıyla değil İstanbul’u
bütün dünyayı fethederim” demiştir.
GÖRGÜ KURALLARI
ADÂB-I MUAŞERET
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka
evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev
sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu
davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp
anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor. Eğer
evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye
kadar oraya girmeyin. Eğer size, ‘Geri dönün.’
denirse hemen dönün. Çünkü bu sizin için daha
nezih bir davranıştır…” (Nur/27-28)
Genel:
• Konuşan kişinin sözü kesilmemelidir.
• Kıyafetlere özen gösterilmeli, giyilen elbiselerin mevki,
yer ve zamana uygun olmasına dikkat.
• Başkalarını rahatsız edici davranışlardan sakınılmalıdır.
• Ziyaretin kısa olmasına özen gösterilmelidir.
• Gerekli durumlarda özür dilenmelidir.
• Özel konuşma yapanların yanına gidilmemelidir.
• Şakayı ölçülü ve karşıdaki kişiyi incitmeden yapmalıdır.
• Kimsenin özel eşyasını karıştırmamalıdır.
Sofrada (Yemekte)
• Yemekten önce ve sonra eller yıkanmalıdır.
• Yemeğe besmele ile başlanmalı ve yemeği bitirince de
“elhamdülillah” denmelidir.
• Herhangi bir engel yoksa sağ elle yenmelidir.
• Lokmalar küçük küçük alınmalı ve iyice çiğnenmelidir.
• Lokma ağızda iken konuşulmamalıdır.
• Yemeği soğutmak için yemeğe üflenmemelidir.
• Su içerken, bardağın içine nefes verilmemelidir.
• Başkalarını tiksindirecek söz ve davranışlardan
kaçınılmalıdır.
• Tabağa, yenilebilecek kadar yemek alınmalıdır.
• Toplu yemek yenirken, herkes yemeği bitirmeden
sofradan kalkılmamalıdır.
• Yemeğe önce büyükler başlamalıdır.
• Sokaklarda yemek yenmemelidir.
Misafirlikte
• Misafirliğe gitmeden önce ev sahibine haber verilmelidir.
• Misafirliğe önceden kararlaştırılan zamanda gidilmelidir.
• Gidilen yerde kapının zili çalınmalıdır.
• Karşılık verilmezse bir süre beklenip sonra gidilmelidir.
• Evde ev sahibinin gösterdiği yerde oturulmalıdır.
• Kütüphanedeki kitaplar izinsiz kullanılmamalı, tablolar,
biblolar vb. eşyalara dokunulmamalıdır.
• Misafirliğe gidilen yerde çok fazla kalınmamalı,
başkalarını rahatsız edecek konuşmalar yapmaktan
kaçınmalıdır.
• Giderken izin istenmeli, ev sahibine teşekkür
edilmelidir.
SAVURGANLIKTAN KAÇINMAK (İSRAF)
Savurganlık: Maddi veya manevi bir değeri gereğinden
fazla harcamaktır. Bunun zıttı tutumluluktur.
Cenabı ALLAH yeryüzünde bütün canlılara yetecek
kadar rızık yaratmıştır. Bazı bölgeler ALLAH’IN verdiği
nimetler açısından biraz daha şanslı iken, bazı bölgelerin
imkânları kısıtlıdır. Bundan dolayı bir milyardan fazla insan
aç ve susuzluk çekmektedir. Suyun ve gıdaların çok olduğu
bölgelerde ise insanlar yediklerine içtiklerine dikkat
etmemekte ve savurganlık yapmaktadırlar. Bu ülkedeki
insanların yaptığı israfla aç olan bir milyardan fazla insan
rahatlıkla karnını doyurabilir.
Dinimiz bu konuda oldukça titiz davranmakta ve
savurganlıktan kaçınmamızı öğütlemektedir. “Onların
harcamaları bu ikisi arasında dengeli bir
harcamadır”(FURKAN/67)
Müslüman’a yakışan her davranışında dengeli ve ölçülü
olmaktır.
Peygamber efendimiz de son derece tutumlu bir insandı
fakat cimri değildi. Harcamalarını yerli yerinde yapardı. Yeri
gelir esen yelden daha cömert olur, yeri gelir bir damla suyu
bile fazladan harcamazdı. Bir hadisinde ”Irmak kenarında
olsanız dahi abdest alırken israftan kaçınınız.”
buyurmuştur.
İsraf sadece para, eşya, giysi vb. maddi şeylerle
sınırlı değildir. Bunun dışında zaman, sağlık ve emek
israfı da söz konusudur. Bu konuda peygamberimiz: ”Beş
şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin.
İhtiyarlık gelmeden gençliğin, hastalık gelmeden
sağlığın, fakirlik gelmeden zenginliğin, meşguliyet
gelmeden boş vaktin, ölüm gelmeden hayatın
değerini bilin.” buyurarak sahip olduğumuz her türlü
nimetin kıymetini bilmemiz gerektiğini dikkat çekmektedir.
Ülke olarak yılda yaklaşık 250 milyar TL civarındaki
bir parayı israf ediyoruz. Bu miktar bütün gelirimizin
1|4’i kadar bir miktardır. Bu miktarın yarısını tasarruf
edebilsek ülkemizde işsiz kalmaz, üniversiteye
giremeyen genç kalmaz, bütün çalışanların geliri de iki
katına çıkar.
Günde üretilen yaklaşık 130 milyon ekmekten 6
milyonu israf edilmektedir. Bu 6 milyon ekmeğin yıllık
tutarı 2.5 milyar TL bir paraya karşılık gelir. Ayrıca biz
su zengini bir ülke değiliz. Kişi başına yıllık 1500 m3
su düşmektedir. Fakat suyumuzu da oldukça israf
ediyoruz. Yine kâğıt ve enerji konusunda da çok fazla
israf edilmektedir. İnsanlar geri dönüşüm konusunda
yeterli bilince sahip değillerdir.
Tasarrufu bir yaşam şekli haline getirmeli, bu konuda
büyükler küçüklere örnek olmalıdır. Söndürdüğümüz
gereksiz yanan her lambayı kapattığımız, gereksiz
akan musluk, dikkatli kullandığımız her bir kâğıt
parçası, çöpe atmadığımız her ekmek gelecekte bize
huzur, mutluluk ve zenginlik olarak geri dönecektir.
Tutumlu olalım, cimri olmayalım, cömert olalım, savurgan
olmayalım. Gereksiz yere harcanan 1 kuruşta olsa israftır.
Gerekli yere harcanan 1000 lirada olsa israf değildir.
TEŞEKKÜRLER
2014-OCAK

similar documents