Yükle (.pdf)

Report
MARKSİZM
1
Ahmet Bekmen’den özet
TARİHSEL ARKAPLAN
 Sanayi
devrimi:
 Teknolojik dönüşüm
 Toplumsal sonuçları itirabiyle bir
«devrim».
 Fabrika salt bir üretim merkezi değil,
çözülen kırsal ekonomi nedeniyle
kentlere sökün eden kitlelerin
buluştuğu yer.
2
TARİHSEL ARKAPLAN
 İşçi
sınıfı:
kol gücüne göre çalışıp saat hesabına göre
ücretlendirilen «fabrika sakinleri»
+
Belli bir beceriye sahip olan, kendi küçük
atölyesinde birkaç işçi çalıştıran zanaatkar
kesim, makinalaşma ve fabrikalaşmanın
ardından rekabet gücünü yitirip
mülksüzleşiyor ve statüsüzleşiyor.
1840’larda politikleşen kesimin arasında
bunlar da önemli bir yer tutuyor.
3
TARİHSEL ARKAPLAN
 1848
Devrimleri, alt sınıfların kendi
yaptıkları devrime (Fransız Devrimi)
sahip çıkma kararlılıklarının ürünü.
Alt sınıfların kendi kamusallıklarının
oluşturduğu dernekler, birlikler, sosyal,
legal, ya da siyasal, gizli örgütlenmeler...
 Mülk sahipleri ve mülksüzlerin yaşam
alanlarındaki ayrışma.


(Paris’te proleter ve burjuva mahallelerinin ayrışması)
4
HAUSSMAN PLANI: MÜLKSÜZLERIN «KENT
MERKEZINDEN» DIŞLANMASI
5
HAUSSMAN PLANI: MÜLKSÜZLERIN «KENT
MERKEZINDEN» DIŞLANMASI
 1853
yılından itibaren bir değişimin
gerekli olduğu kanısına varılan Paris
yeniden inşa edildi.
 Süreç boyunca, dönemin Seine bölgesi
valisi Baron Eugène Haussmann ve
Fransa lideri III. Napoléon, sosyal ve
ekonomik yaşamı doğrudan devletin
yönettiği otoriter bir yaklaşım
çerçevesinde birlikte çalıştı.
6
HAUSSMAN PLANI: MÜLKSÜZLERIN «KENT
MERKEZINDEN» DIŞLANMASI
Kent dokusunu düzenli hale getirmek,
dolaşım ve ulaşım sistemleri
oluşturmak, planlı bir şekilde
bitkilendirilen bulvarlar inşa etmek
Haussmann'ın planının önemli
parçalarıydı.
 Çıkarılan "seçkin bölge" kanunu ile yeni
bağlantı bulvarı yaratıldı: “Kanunla
birlikte alandaki tüm evler yıkıldı,
oturanlar dışarı atıldı. Bulvar
'temizlenmiş' oldu."

7
CAMILLE PISSARRO'NUN "AVENUE DE L'OPERA" BAŞLIKLI TABLOSU. TIPIK BIR "HAUSSMANN USULÜ" PARIS
BULVARI.
8

Engels’e göre Haussmannlaşma,
üstüste inşa edilmiş işçi mahallelerinin tam
ortasında, uzun, düz ve geniş yollar açma ve
onların her iki yanına büyük lüks binalar
sıralama, barikat savaşını stratejik olarak
güçleştirme, hükümete bağımlı, özellikle
bonapartçı bir inşaat kesimi proletaryası
yaratma ve kenti tam anlamıyla bir lüks kenti
haline dönüştürme işlevleri görüyordu.
9
 Böylelikle,
şehrin bir bölgesini tutup bir
diğerine geçmek için meydanı kullanmak
gerekmekteydi. Egemenler meydanı
tutarak tüm şehre hükmedebilecekti.
Ayrıca geniş caddeler olası bir toplumsal
kalkışmada barikatların kullanımını
zorlaştırmak için tasarlanmıştı.
10
TARİHSEL ARKAPLAN
 Emeğin
özgül bir kategori olarak ortaya
çıkması. Ücretli emeğin 19. yy. ilk
yarısından itibaren kurumsallaşması.

Emeğin toplumsal şekillenişi,
 artık ne feodal ilişkiler içerisindeki bazı
haklar çerçevesinde,
 ne de kırsal ekonominin doğal üretim birimi
olan aile ve köy ilişkilerinin doğal
dayanışması içinde.
11
TARİHSEL ARKAPLAN

Böylece, toplumun üretici kesimleri
mülklerinden olmakla kalmıyor, daha
önceki toplumsal şekillenmede hayatta
kalmalarının sağlayan tüm toplumsal
ilişkilerden de soyutlanıyor.

Üreticiler hayatta kalmak için sadece ve
sadece emek güçlerine bağlı kalıyorlar.
12
TARİHSEL ARKAPLAN

İngiltere’de 19. yy.ın ilk yarısında en
önemli sorun, ücret karşılığı çalışacak
olan emekçi kitlesinin toplumun diğer
kesimlerinden ayrıştırılması.
 «Çalışma disiplini içine girmiş ve
ücretinin kaderini emek piyasasının
görünmeyen eline bırakmış bir
emekçiler kitlesi yaratmak».
13
TARİHSEL ARKAPLAN
 Makinalaşma
süreci yedek bir işçi
kitlesi yaratıyor. «Yedek işsizler ordusu».
 Buna tepki olarak işçiler 18. yy sonu ve
19. yy başında makina kırıcılığına
(ludizm) yöneliyor.

Marx bu durumu, işçilerin makinaların kendi
aleyhlerine çalışmalarına neden olan
toplumsal ilişkileri henüz anlayamamış
olması ile açıklıyor.
14
TARİHSEL ARKAPLAN
Bu tür eylemlere 17. yy.da da
rastlanmış fakat o dönemde dokuma
tezgahlarını parçalayan
mülksüzleşenlerin istekleri cevap
bulmuş ve makina kullanımı
yasaklanmış.
18. yy. Ortalarından itibaren bu
eylemler idam ile cezalandırılmaya
başlıyor.

15
16
TARİHSEL ARKAPLAN

Üreticilerin kendi çıkarları doğrultusunda
örgütlenmelerine izin verilmiyor.
İngiltere’de 1800’de sendikalar yasaklanıyor. 1825’te
tekrar serbest kalıyor.
 Fransa’da 1791 tarihli kararname ile işçi ve
zanaatkar birlikleri İnsan Hakları Bildirgesi’ne
tehdit oluşturdukları gerekçesiyle yasaklanıyor.


Bu sınırlamalara karşın 18. yy. son çeyreğinden
itibaren işçi örgütleri, dernekleri, birlikleri gizli
ya da açık faaliyet gösteriyor. Dağınık işçi
kitleleri bir sınıf olarak örgütleniyor.
17
TARİHSEL ARKAPLAN
Ütopyacı sosyalistler:
 İngiliz Robert Owen, kapitalist toplumun
kıyısında, ona alternatif olarak büyüyecek emek
eksenli üretim toplulukları projeleri geliştiriyor.
 Ortaya koydukları ütopyaların paylaştıkları en
önemli ilke kapitalizmin ortadan
kaldırılmasıdır.


Kapitalist sistemde, yalnız kötülük bulmakta ve onu
israfçı, adaletsiz ve plansız olarak
nitelendirmektedirler.
18
TARİHSEL ARKAPLAN
Fransız Saint-Simon, asalak toprak sahipleri
karşısında sanayici ve işçilerin beraber
örgütleyecekleri büyük üretim merkezleri
tasarlıyor.
 Charles Fourier toplumu özerk kooperatifler
federasyonu olarak örgütlemeyi planlıyor.
 Owen: Yaşadığı dönemdeki erken kapitalist
düzende işçilerin yaşadığı yoksulluktan
etkilenmiş ve ömrünü işçilerin yaşam
koşullarının düzeltilmesi amacına adamış.

19
TARİHSEL ARKAPLAN
Owen, bu yolda New Lanark’a örnek bir
topluluk kurarak ücretlerin ve çalışma
koşullarının iyileştirilmesinin, işçiler
kadar işverenlerin de çıkarına olacağını
kanıtlamaya çalışmış,
 Öte yandan çalışanların çocuklarına
eğitim imkânı verilmesine dair
düzenlemelere bağlı olarak fabrikanın
yanında çağdaş bir köy yaşamı
oluşturmuştur.


Kaynak. Acikders.ogr.tr
20
TARİHSEL ARKAPLAN
 Fourier,
insanların tutkularını olumlu
yönlere yöneltecek yeni bir düzen
tasarlamaya koyulur.
 Yeni
düzen "falanster" denilen birimlerden
oluşacaktır. Bunlar, ekonomik olduğu kadar
toplumsal birliklerdir.
 Büyüklüğü beş bin hektar kadar olan toprak
parçaları üzerinde 1600 kadar insan, tek bir
büyük yapıda yatıp kalkarak yaşayacaklardır.
 Salonlar, mutfaklar ve yemek evleri ortaktır.

Kaynak: acikders.org.tr
21
 Falansterde
işler, Fourier’nin "tutku
yasası" dediği şeye göre
bölüştürülecektir.
 Buna
göre herkese tutkusuna, yeteneğine
uygun işler verilecektir.
 Çünkü doğa insanları, çeşitli işleri görecek
biçimde farklı yeteneklerle donatarak
yaratmıştır.
 Herkes tutkusuna uygun bir işte
çalışacağından, falansterde zorunlu, tatsız
değil; gönüllü, zevkli bir çalışma ortamı
doğacaktır.
22
Burada üretim araçlarının falansterin ortak
malı olması öngörülmekte; küçük özel sahipliğe
de izin verilmektedir. İşlerin yürütülmesinde
"yarışma" yerine, "işbirliği" ilişkisinin egemen
olacağına dair öngörüsü ile söz konusu yapı
toplumsal uyum ve mutluluk üzerinden
şekillenebilecektir.
 Üstelik Fourier, falansterlerin, devrimle ve zor
kullanılarak değil, zengin ama iyi insanların
sağduyularına seslenilerek, gönüllü olarak
kurulabileceklerini düşünmektedir (Kaynak:
Şenel, 2001: 109-10).

23
24
TARİHSEL ARKAPLAN
 19.
yy.da en etkileyici işçi hareketi
İngiltere’de gelişiyor.
 Kitlesel eylemler sonucu 1819’da dokuz
yaşından küçük çocukların
çalıştırılmasını engelleyen yasa
çıkarılıyor.
 1825’te grev ve sendika hakkını
kazanıyorlar.
25
19. YÜZYILDA BIR ÇOCUK IŞÇI: KAYNAK: TIMETURK.COM
26

1838’de iyi örgütlenmiş imza kampanyaları ile
Chartist hareket başlıyor.
 Herkes için oy hakkı, eşit parlamenter
temsil, meclis üyelerine ücret ödenmesi gibi
politik taleplerin yanında
 10 saatlik iş günü talepleri ile işçi sınıfı,
yasaları salt politik haklar noktasında değil,
üretim ilişkilerinin düzenlenmesi
konusunda zorladığını gösteriyor.
27
HORACE VERNET: 1848 BERLIN DEVRIMI
28
MARKSIZM: ANA TEMALAR
 Engels’e
göre, Marx’ın düşüncesini
oluşturan üç unsur var:
 İngiliz Ekonomi Politiği,
 Fransız sosyalizmi,
 Alman felsefesi
29
HEGEL ETKISI
Marx’ın düşünsel ve siyasal serüveni Hegelciliğin
sınırları içerisinde başlamıştır.
 Hegel felsefesi, evrensel aklı temsil eden Tin’in
açılımını/ilerleyişini konu edinir.
 Bu nedenle de genç Marx’ı içinde bulunduğu
radikal demokrat Genç Hegelciler etkilemiştir.



Ancak aynı zamanda bu aklın devlette
mutlaklaştırılıp dondurulmasını içerdiği için Alman
muhafazakar-tutucu çevrelerinin başlıca referans
noktası olmuş, Mutlakiyetçi Prusya devletine
düşünsel kaynak olmuştur.
30
HEGEL ETKISI

Genç Hegelciler ise bu mutlakiyetçi devleti
eleştirirken başta din olmak üzere bu rejimle iç
içe geçmiş tüm yapıları sorgulamaktadırlar. Bu
yönüyle liberal demokrat bir akımdır.
31
HEGEL ETKISI
Marx başta liberal demokrat eğilimli Rheinische
Zeitung’un editörlüğünü üstlenmiş, ancak daha
sonra Genç Hegelciliğin devlet ve din
eleştirisinden sivil toplum eleştirisine
kaymıştır.
 Yabancılaşma kavramını Hegel’den alır, ancak
değişime uğratır.


«Aslen insana ait olan yaratıcı güçlerin, insanın
kendi kontrolünün dışında ve insani potansiyelin
önünü tıkayacak şekilde kullanılması» olarak
tanımlar.
32
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
Hegelci felsefe, tarihi, insan bireylerin
faaliyetlerinin dışında, Tin’in açılımı olarak
görür.
 Marx için insanın toplumsal olması, ayrı tikel
ve tümel var oluşların reddi demektir.
 İnsanın bireysel var oluşu sadece toplumsal
olarak mümkün olduğu için tikel insanın
karşısına konan her tarihsel tümel safsatadan
ibarettir.
 İnsan anlayışı tarihsel. Tüm tarih, insan
doğasının değişiminden ibaret.

33
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
 İnsan
doğasına yüklenecek her türlü
tarih dışı meziyet spekülasyondan başka
bir şey değil.
 İnsani eylemin her türlüsünü bireysel
fayda motivasyonuna bağlayan
liberal yaklaşımlara karşı çıkar.
 Bu, zamanın burjuva davranış
kalıplarını tüm insanlık tarihine
yansıtmaktan başka bir şey değildir.
34
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
Liberal birey anlayışı, tarihsel
olarak toplumsallık kazanmış belirli
özellikleri tarih dışı bir şekilde insan
doğasına atfetmiştir.
Her türlü toplumsal bağlamdan
azade, kendi öz çıkar ve ilgilerinin
peşinde koşan insan imgelemi,
burjuva bireydir; tarihin belli bir
dönemine özgüdür.

35
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
Tarihsel sürecin değişmez gerçekliğini ÜRETİM
oluşturur.
 İnsanların tarihi yapabilmek için yaşamlarını
sürdürebilecek durumda olmaları gerekir.



Bu da, doğal bir varlık olarak insanın tarihin her
döneminde öncelikle ihtiyaçlarını karşılamak
durumunda olması anlamına gelir.
Bu, gerçek bireylerin tüm tarih boyunca
paylaştığı ortak özelliktir.
36
Tarih, Tin’in açılımı ile belirlenen bir
süreç değil, insanların hayatlarını
üretmelerinin esas alındığı bir
alandır.
 Ancak üretim, tarihin kendisi değil,
koşuludur.
 İlk tarihsel eylem ihtiyacın giderilmesi
değildir. Tarih, ilk gereksinimin
giderilmesi sırasında ortaya çıkan
sonuçlar itibariyle başlar.

37
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA

Liberal ekonomi politikçilere göre, ihtiyaçların
giderilmesi amacıyla oluşturulan toplumsal
organizasyonun tarihi, insanlığın da tarihidir:



Avcılık, hayvancılık, tarım, ticaret...
Liberaller ticaretin insan toplumlarının genel
refahını sağlayan son aşama olduğuna inanıyorlardı.
Tarihi, insan ihtiyaçları çerçevesinde ve
değişen teknolojiye bağlı olarak gelişen
toplumsal işbölümü düzenekleri içinde
açıklıyorlardı.

Arkaplanda ise bireysel faydanın peşinde koşan
insan birey vardı.
38
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA

Marx ise insan, doğa ve toplum arasındaki
ilişkilere odaklandı.


Tarihi insan, doğa ve toplumun karşılıklı etkileşim
süreci olarak gördü.
İnsan, ürettiği sürece doğayı tüketen bir varlık
değil, üretim insanın doğa ile bütünleşmesi
demektir.
Üretim, insanın doğa ile girdiği etkileşimdir.
 Bu nedenle insan, doğa ve ürün bir bütün oluşturur.
 Doğanın insana katılımı nedeniyle, üretim sürecinde
insan da değişir.


İnsan ürettiği sürece değiştiği için her seferinde
ihtiyaçları da değişir ve yeni ihtiyaçlar oluşur.
39
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
Böylece Marx tarihi salt insan ihtiyaçlarının
giderilmesi olarak algılayan liberal yaklaşımın
karşısında Tarihi insan doğasının değişimi
olarak alır.
 İnsan doğası tarafından belirlenen, ihtiyaçlarını
gidermek için üreten ve işbölümüne giden, bu
süreçte doğası hiç değişmeyen bir varlık değil;
kendi doğasını üreten bir varlıktır.

40

Diğer canlılar sadece fiziksel ihtiyaçlarını
karşılamaya yönelirken insan fiziksel
ihtiyaçlarının ötesinde üretim yapar.

Diğer canlılar doğa ile yaratıcı bir ilişkiye
girmek durumunda değil. İnsan ise türsel
özelliğini doğa ile girdiği ve sonucu her iki
tarafın da değişimi olan bir ilişki
sonucunda edinir.
41
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
İnsan üretirken doğayı kendisine, kendisini
de doğaya katar. İnsan ile doğa arasındaki ilişki
bir bütünleşme ilişkisidir.
 İnsanlar bu ilişkiye «emek» aracılığıyla girerler.
İnsanlar ancak emek aracılığıyla türsel bir varlık
olduğunun bilincine varırlar.

42
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
İnsanın özgürlüğünün temel şartı ise
onun bu türsel özelliği ile ilgilidir:
ihtiyacın ötesinde ve evrensel
üretim yapabilme.
 İnsan emeği ihtiyaçlar çerçevesinden
sıyrılıp artan bir şekilde
toplumsallaşarak evrenselleştiği
müddetçe insan özgürleşme
potansiyeli taşır.

43
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
Yani insani özgürleşme, emeğin özgürleşmesi
ile ilişkilidir. Sınıflı toplumlar ise bunun tersidir.
 Çünkü sınıflı toplumlar, üretim araçlarına
sahip olanlar ve olmayanlar temelinde
kurulmuştur.

Ürünler, üretim araçlarına sahip olmayan doğrudan
üreticilerin emeklerinin sonucudur.
 Üretim aracı sahipleri bu ürünleri mülk
edinmekte, böylece insan ve ürünü arasındaki
dolaysız ilişki bozulmaktadır.


Emek sahibi, kendi ürünü üzerindeki
kontrolünü yitirmektedir.
44
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA

Bu yabancılaşmanın da temelidir.
Üretimin ve onun sonucu olan ürünün, insani
zenginleşmeye değil, yoksunlaşmaya vesile
olmasıdır.
 Temelinde emeğin meta haline gelmesi vardır.


İnsanın kendi türü, doğa ve toplumla girdiği
ilişkinin merkezi kategorisi olan emek ücretli
hale geldiğinde, üretim de insani potansiyelin
açığa çıkartılması için değil, temel ihtiyaçların
giderilmesi için gerçekleşmeye başlar.
45
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
Üretim, özgürleşmeye değil, mecburiyete göre
tanımlanmaya başlanır.
 Emek sahibinin yaşam koşulları giderek
sefilleşir. «yarattıkça sefilleşir».
 Kendi varlığını kattığı doğa, mülk sahibinin
eline geçer.
 Emeğin ürünü, kendisinin karşısına, onu
zenginleştiren değil, yoksullaştıran ve
yoksunlaştıran ayrı bir varlık olarak dikilir.

46
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
Kişinin kendi emeğine yabancılaşması, kendi
türüyle, doğayla ve toplumla olan ilişkisini de
etkiler.
 Yabancılaşma zora dayalı ve özel mülkiyetin
kurallarına göre düzenlenen çalışmanın
sonucunda ortaya çıkar.


Kendi emeğine yabancılaşan insan, insanı insan
yapan evrensel üretim yapabilme yetisinden
yoksun bırakıldığı için kendi türüne de
yabancılaşmış olur.
Süreç zincirleme işler.
 İnsan-doğa ilişkisi de sekteye uğrar.

47
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA

Ürünün bir meta haline gelmesiyle insan ile
doğa arasındaki bütünleşme ilişkisi de tersine
döner.


Doğa artık insanın kendi benliğine katacağı bir
unsur değil meta üretmek için tüketilmesi gereken
bir hammaddedir.
Yabancılaşma insanların kendi aralarındaki
ilişkilerde de ortaya çıkar. Kendi emeğini meta
olarak algılayan insan diğer bireylerinkini de
öyle algılar. Birey, topluma yabancılaşır.
48
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
 Hegel,
burjuva sivil toplumunun
bireylerin ayrı mecralardaki çıkar
arayışlarının ortaya çıkardığı
parçalanmışlık karşısında devletin
bütünlüğü tekrar sağlayacağını
düşünmekteydi.
 Tarihsel sürecin parçalı hali, devlet
katında yeniden ve daha aşkın bir
bütünlük kazanacaktı.
49
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
 Hegel’e
göre:
İnsan toplumları ilk baştaki
bütünlüklerinden (tez) ayrılmış, parçalı bir
yapıya bürünmüş (anti-tez); devlet bu
bütünlüğü daha ileri bir derecede sağlayacak
(sentez). Yabancılaşma, devlette aşılacak.
 Marx
Hegel’i tersyüz eder. Marx’a göre
devletin kendisi bir yabancılaşma
ürünüdür.
50
İNSAN DOĞASI VE YABANCILAŞMA
Marx’ı Hegel’den ayıran en kalın çizgi, tarihi
Tin’in (mutlak aklın) açılımı çerçevesinden
çıkarıp, insani üretimin maddi ve pratik
boyutları ile bağlantılandırması.
 Yabancılaşma da bu çerçevede değerlendiriliyor.
Bu nedenle yabancılaşma kendisinin yuvalandığı
yerde, yani toplumda aşılacak.
 Toplumu saran mülkiyet ilişkilerinin aşılması
ile. Çünkü yabancılaşmanın nedeni bu toplumsal
ilişkiler.

51
TARIH ANLAYIŞI

Tarih anlayışını praksis (insanın nesnel, pratik
faaliyeti) üzerine inşa etmiş.


Praksis, insan hayatının tüm veçheleriyle üretimi;
ihtiyacı değişime uğratan yaratıcı faaliyet alanının
tümü.
Tarihin malzemesi bu praksis. Böylece
insan faaliyetini nesnel ve pratik olarak ele alır
 bu faaliyeti tarihsel ve toplumsal olarak ele alır.

52
TARIH ANLAYIŞI

Alman İdeolojisi’nde Marx ve Engels
hayatın gerçek üretiminin tarihten
dışlanmasını eleştirir.
Tarih yazımında insanla doğanın
etkileşimi zemininde gerçekleşen
üretimi es geçerek devletlerin,
kralların, dinsel ve fikirsel
mücadelelerin tarihine
odaklanılmasını eleştirirler.
53
TARIH ANLAYIŞI

Tarih açısından önceliği praksise verirler.
Üretim, toplumsal ilişkiler içinde
düşünülmektedir.


Üretici güçler, üretim ilişkileri, üretim tarzı
kavramları bu bağlamda kullanılır.
Üretici güçler: üretim araçları ve emek gücü

Tarihsel olarak erişilmiş teknolojik düzey ile bu
düzey sınırları içerisinde iş sürecine sokulmuş
bulunan emeğin durumu.
54
TARIH ANLAYIŞI

Temel-üstyapı (base-superstructure):


belli bir toplumsal tarihsel durumun analizi söz
konusu olduğunda, hayatın üretilmesi ve üretim
koşullarının belirli şekillerde kodlanması
düzeyleridir.
Bu ayrım, düşünsel boyut içeren maddi insani
faaliyet ile bu faaliyetin toplumsal biçim ve
ifadeleri arasında.
55
 «Yaşamı
belirleyen bilinç değil, tersine,
bilinci belirleyen yaşamdır».

İnsan faaliyetinin maddi belirlenimi ile
fikri ve ruhsal belirlenimini böylece
ayrıştırır.
Maddi belirlenim alanı insan-doğa ilişkisi ve
toplumsal ilişkilerdir.
 Fikri ve ruhsal belirlenim alanı ideoloji,
estetik, felsefe, hukuk, politika gibi
alanlardır.

56
TARIH ANLAYIŞI
Üretim ilişkileri: Üretim araçlarının iktisadi
sahipliği ekseninde tarif edilir.
 Toplum üretim ilişkilerine bağlı olarak
bölünmüştür.
 Sınıf kavramı bu bölünmeyi açıklar.


«Toplum, üretim araçlarının mülkiyeti temelinde
bölünen ve bu nedenle birbirleriyle sömürü
ilişkileri içerisinde bulunan sınıflardan
müteşekkildir.»
57
TARIH ANLAYIŞI

Kapitalist üretim ilişkileri içinde üretim
araçlarının sahibi olan burjuvazi ile salt emek
gücünün sahibi olan proleterya:


Hayatını idame ettirmek için emeğini kiralamaya
mecbur olan kitleler ile üretim yapmak için emek
kiralamak durumunda olan üretim araçları sahipleri
arasındaki ilişkidir bu.
Bu ilişkiler bir yandan salt iktisadi ilişkilerdir;
diğer yandan da hukuki ve siyasal ilişkiler
aracılığıyla formel bir yön kazanırlar.
58
TARIH ANLAYIŞI
Tarih içinde, maddi ve pratik emek, özel
mülkiyetin tarihsel olarak değişen biçimlerinde
değişik sömürü biçimlerine maruz kalır.
 Üretim Tarzı: sömürünün bu doğrudan şartları
ile ilişkilidir.

Köleci üretim tarzı tamamen mülksüzleştirilmiş
üreticilerin zor gücüne sahip özel mülkiyet sahipleri
tarafından sömürülmesi.
 Feodal üretim tarzı: belli biçimlerde
topraklandırılmış üreticilerin hukuki erkle de
donatılmış özel mülkiyet sahipleri tarafından
sömürülmesi.

59
TARIH ANLAYIŞI

Kapitalist üretim tarzı: üretim araçları
sahipliğinden soyutlanmış üreticiler ile
hukuki ve siyasal erkten soyutlanmış
sermaye sahipleri arasındaki çıplak iktisadi
ilişki. Bu iki kesim arasındaki ilişki hukuk,
siyaset gibi alanlar dışında doğrudan iktisadi
olarak belirlenir.
60
KAPITALIZM

Kapitalizmi ayırt eden unsurlar, meta
üretiminin içinde gerçekleştiği toplumsal
ilişkilerle açıklanır.



Kapitalist üretim tarzı doğrudan üreticilerin üretim
araçlarından tamamen soyutlanmasına dayanır.
Bu tarihsel bir sürece karşılık gelir.
Doğrudan üreticilerin mülksüzleştirilmesi ve
emeklerini satmaya mecbur bırakılmaları kapitalist
anlamda sermayenin tarihsel şartıdır.
Mülksüzleştirmenin sonucu, üretim sürecinin
kontrolünün doğrudan doğruya sermayedarın eline
geçmesidir.
61
KAPITALIZM
 Kapitalist
üretim, üretim araçlarından
soyutlanmış üreticilerin, sermaye
sahipleri tarafından örgütlenen iş
sürecine dahil edilmeleriyle gerçekleşir.
62
KAPITALIZM

Sermayenin denetlediği iş süreci temelde tek bir
nedene, sermaye birikiminin devam etmesine
dayanır.



Kapitalist üretimin temel saiki, üretim sürecine
giren sermayenin daha da değer kazanması ve buna
devam etmesidir. Bu, sermaye sahipleri arasındaki
rekabetten kaynaklanır.
Kapitalist, var kalabilmek için kar etmek
zorundadır.
Üretim, rekabet şartlarının belirlediği bu
zorunluluklar dünyasına tabidir.
63
KAPITALIZM

Sanayi Devrimi’nin yarattığı ve insanların maddi
ve manevi anlamda daha zenginleşmiş bir
toplumsallık içinde yaşamalarına imkan
tanıyabilecek fırsatlar,

toplumun kapitalist ilişkiler etrafında
örgütlenmesi nedeniyle tersine çevrilmiş ve
insanların büyük kısmı, salt emek olarak en temel
ihtiyaçlarını giderme zorunluluğuna terk
edilmiştir.
64
KAPITALIZM

Marx’ın özgür bireyi ise, zorunlu ihtiyaçların
üretimi çerçevesine sıkışmamış, gündüz atölyede
üreten, öğleyin resim yapıp balık tutan, akşam
felsefe eleştirisi ile uğraşan bireydir.

Özgür toplum, bunların her birinin eşit derecede
insan ihtiyacı olarak belirlendiği toplum olacaktır.
65
KAPITALIZM VE SINIF MÜCADELESI
Toplumun sınıfsal olarak bölünmesinin
temelinde, biçimi tarih içinde değişen sömürü
uygulamaları var. Sömürünün temel amacı ise
toplumsal artığın çekilmesi.
 Toplumsal artık, sınıflı toplumlarda
üreticilerin ihtiyaçlarının karşılanmasından
sonra, üretim araçları sahiplerince veya zor
aygıtını elinde tutanlarca el konulan ürüne
karşılık gelir.

66
EMEK-DEĞER
 Sermaye
birikimini esas amaç olarak alan
kapitalizmde, birikimin hammaddesi
emek.
Değişime konu olan değeri sadece emek
yaratır.
 Ortaya çıkan ürün, üretim sürecindeki girdilerin
toplamından daha fazla bir değer ihtiva eder. Bu
üretimin sonucunda emeğin aldığı ise ücret
olarak belirir. Bu meblağ, emeğin kendini
yeniden üretmesinin, yani hayatta kalmasının
alt sınırı ile belirlenir.

67
EMEK-DEĞER


Bir metanın değişim değerini ortaya çıkaran
emek-zaman ile emeğin kendini yeniden üretmesi
için gerekli olan emek-zaman arasındaki farka,
sermaye sahibi el koyar.
Emeğin ürettiği değer ile kendisine verilen ücret
arasındaki fark –artıdeğer sermaye birikiminin
kaynağıdır.
68
EMEK-DEĞER
Emek, üretim süreci içerisinde doğa ile ilişkiye
geçerek, maddeye kullanım değerini veren
unsur.
 Kapitalizm şartları altında ürünlerin kullanım
değeri değil, değişim değeri öne çıkar.

Meta üretimi, sermayedar tarafından kullanım
değeri nedeniyle değil, değişim değeri nedeniyle
girişilen bir iştir.
 Bir malın üretilmesindeki neden, onu satabilmek,
aslında kendisi de bir meta olan para ile
değişebilmektir.

69
EMEK-DEĞER


Bu şartlar altında emek sahipleri de kendi emek
güçlerini, ücret karşılığında satarlar.

Emek gücü, emeğin metalaşmış halidir.

İşçi, ürüne emeğini katarak bir kullanım değeri
yaratırken, aynı zamanda değişim değeri olan bir
meta da yaratmaktadır.
Burada temel çelişki emek ile emek gücü
arasındadır.

Yani kullanım değeri üretmeye yönelik olan emek ile
değişim değeri üretmeye yönelik meta emek.
70
EMEK-DEĞER

Ricardo’dan itibaren, tüm ekonomi politikçilerin
değer üretiminin merkezine koyduğu unsur,
emek değil, emek gücüdür (meta emek).


Ekonomi politik, değer üretiminin merkezine emek
gücünü koyarak, aslında emeğin metalaşmış halini,
yani emeğin sömürüye maruz kaldığı halini verili
almıştır.
Oysaki emek gücünün fiyatı, yalnızca işçinin
emeğini kullanmaya devam etmesini sağlayacak
minimumla sınırlıdır; yani emek sahibinin yeniden
üretimi ile.
71
EMEK-DEĞER
 Geriye
kalan, artı değerdir ve buna
sermaye sahibince el konulmuştur.
Kapitalist üretim tarzını da bu ilişki
belirlemektedir.
72
KAPITALIZM VE SINIF MÜCADELESI
Sınıf mücadelesi:
 Sermaye sahibi ile işçi arasındaki ilişki zora
dayalı bir ilişki.


Görünürde iki özgür birey arasındaki sözleşme ile
ortaya çıkmış olsa da üretim araçlarından tamamen
soyutlanan emek sahipleri, yaşamlarını devam
ettirmek için emeklerini satmak zorundadırlar.
73
KAPITALIZM VE SINIF MÜCADELESI

Sınıf mücadelesi de sömürebilme erki
üzerinedir.
 Sınıf mücadelesi, sınıflar arasındaki sömürüye
dayalı güç ilişkilerini değiştirdiği için tarihin
itici gücüdür.
 Kökenleri paylaşım alanında değil, üretim
alanındadır ve bizzat özel mülkiyetin, sınıflı
toplumların aşılmasını hedef alır.
74
MARKSIZM VE SIYASET

Kapitalizmi belirleyen temel bir unsur,
üretim alanının özgür işçi ile mülk sahibi arasındaki
özgür iş akdine dayanması
 ve zor aygıtı olarak devletin kendisini bu alanın
dışına taşımasıdır.


Üretim alanı, özgürlükler alanı olarak
görünürken zor, siyasal kerteye taşınır.
75
MARKSIZM VE SIYASET

Marx, üretim sürecinin tamamen sermaye
sahibinin kontrolüne geçişi olarak
kapitalizmin, üretim aracı sahiplerine tarihin
hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük bir
toplumsal otorite kullanma şansı verdiğini
belirtir.
76
MARKSIZM VE SIYASET

Üretim alanı özgür iş akdine dayanmasına
rağmen, tahakküm ilişkilerinin üretildiği
temel yer haline de gelmiştir:
SİYASALLAŞMIŞTIR.
 Devlet de hukuk yoluyla üretim ilişkilerine
müdahale etmektedir.
 Hukuk, kapitalist üretim tarz içinde
feodalizmden farklı olarak iktisadi alana
doğrudan müdahale etmese de iktisadi
alanın aktörleri arasındaki ilişkilere formel
bir yapı kazandırmaktadır.
77
MARKSIZM VE SIYASET
 İşçi
sınıfının ekonomik kurtuluşu, zorunlu
olarak siyasal bir nitelik kazanmalıdır.

Çünkü modern kapitalist devlet, üretim
ilişkilerine hukuki müdahalesi yoluyla
çoktan sınıf mücadelesinin alanı haline
gelmiştir.
78
MARKSIZM VE SIYASET
Marksizme yöneltilen eleştirilerin başında
«ekonomik indirgemecilik» gelmektedir.
Marksizm siyaset için özerk bir alan tarif
edememekle suçlanır.
 Marksizmin çoğu yorumu için bu eleştirinin
geçerliliği vardır.
 Marx çoğu metninde böyle bir yönelim taşır ve
üstyapıyı temelin (base) bir yansıması olarak
sunar.
 Bu determinist Markist yaklaşımda, tarihin
başat devindirici gücü temel’de olup bitenlerdir:
üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki
çelişkidir.

79
MARKSIZM VE SIYASET

Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı
(1859) kitabı Markist determinist yaklaşımı
savunanların başvuru kaynağıdır:

«Gelişmelerinin belli bir aşamasında, toplumun
maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket
ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da bunların
hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet
ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin
gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların
engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal
devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme
kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla alt üst
eder.»
80
MARKSIZM VE SIYASET

Yani, üstyapı temeldeki ilişkilerin bir
yansımasıdır.
Tarihteki esas devindirici moment üretici
güçlerden türer.
 Üretici güçlerin gelişmesine ayak uyduramayan
üretim ilişkileri ayak bağı olurlar ve böylece yeni bir
tarihsel altüst oluş evresine gelinir.
 İdeoloji, politika ve hukuk gibi üstyapı öğeleri bu
alt üst oluş evresinin insan bilincindeki
yansımalarıdır.

81
MARKSIZM VE SIYASET
Ancak Marx’ı bir bütün olarak bu determinist
çerçeve içinde değerlendirmek doğru değildir.
 Marx bizzat iktisadi alanı siyasal olarak da
tarif etmiştir.

Kapitalizm, bir yandan siyasal ve hukuksal alanın üretim
ilişkilerinden ayrışıp özgürleştiği bir momente denk
düşerken,
 diğer yandan da özgürleşmenin konusu olan tahakküm
ilişkilerini üretim alanına yığmıştır.


Yani zaten siyasal olan ile iktisadi olan arasındaki
ayrım, bizzat kapitalizm tarafından
bulanıklaştırılmaktadır.
82
DEVLET VE SINIF
Komünist Manifesto’da devleti, işçi sınıfının da
kendi çıkarına kullanabileceği bir araç olarak
resmeder.
 1848 devrimlerinin ardından yazdığı Louis
Bonaparte’ın 18. Brumaire’inde ise Marx,
merkezi devlet aygıtının büyümesinden dehşetle
söz eder.
 Paris Komünü Marx’ın devlete ilişkin
görüşlerinin yön değiştirmesinde önemli bir diğer
dönüm noktasıdır.


«Komün, özellikle, işçi sınıfının devlet makinasını
olduğu gibi almak ve onu kendi amaçları için
işletmekle yetinemeyeceğini kanıtlamıştır».
83
PARIS KOMÜNÜ
84
1871 PARIS BARIKATLARI
85
PARIS KOMÜNÜ

Napolyon’un Prusya karşısındaki yenilgisinin
ardından, Paris’i korumak adına silahlanan,
çoğunluğunu işçilerin oluşturduğu Paris halkı
Fransız hükümetinin işçileri silahsızlandırma
girişimi karşısında Paris’te kontrolü ele geçiriyor.
Yaklaşık iki ay sürüyor ve kanlı bir yenilgiyle
sonlanıyor.
 Tarihteki ilk proleter yönetim denemesi:


Mevcut devlet yapısını parçalıyor. Sürekli ordu ve polisi
kaldırıyor. Yerine silahlı halk milislerini koyuyor. Kiliseyi
mülksüzleştiriyor. Devlet memurlarının maaşını işçi
ücretleri ile eşitliyor.
Emredici vekalet ve geri çağırma prensiplerini
getiriyor.
 Eğitim parasız.

86
PARIS KOMÜNÜ

Mevcut devlet mekanizmasını bürokratik
içeriğinden soyunduruyor ve doğrudan demokrasi
prensipleri çerçevesinde yeni bir yönetim
mekanizması gerçekleştiriyor.
87
DEVLET VE SINIF



Marx, komünü demokrasinin eksiksiz
gerçekleştirilmesi girişiminin tarihsel bir anı olarak
değerlendiriyor.
Böylece demokrasi, devletin toplumsal güçlerden
koparak soyut bir yapı haline gelmesi olarak
anlaşılan siyasal yabancılaşmanın sonu anlamına
geliyor.
Komün, şimdiye kadar varolan devlet
mekanizmalarının ötesinde ve değişime açık olan
bir yapıyı ortaya koyuyor. Devlet aygıtının yok
olmasına yönelik bir yapı bu.
88
DEVLET VE SINIF
 Toplumsal
olan güçleri tekrar topluma
iade ederek başka türlü bir devlete işaret
etmiş oluyor: kendisini konsolide etmeyen
ve sönümlenmeye hazır olan bir devlet.
89
DEVLET VE SINIF
Proleterya devrimi: Marx, kapitalizmin ölmeye
mahkum olduğuna ve proleteryanın da onun
mezar kazıcısı olduğuna inanır.
 Kapitalizm, gittikçe şiddeti artan bir dizi aşırı
üretim krizinden geçecek, bu krizler
proleteryaya devrimci bir sınıf bilinci
getirecektir.
 Proleter devrim, Marx’a göre kaçınılmazdır ve
üretim araçlarına el koymayı amaçlayan
kendiliğinden bir ayaklanma şeklinde
gerçekleşecektir.

90
DEVLET VE SINIF
Proleterya diktatörlüğü: Marx, kavramı
komünizme yani sınıfsız topluma geçiş
aşamasında proleteryanın rakiplerini alt etmek
için kullanacağı mekanizmalara işaret etmek
üzere kullanır.
 İşçi sınıfının kurtuluşunu sınıflı toplum
yapısının sönümlenmesinde gören Marx için işçi
sınıfının yönetim organı da kendisini
sönümlenmeye yönelten bir yapılanma olmalı.


Yani toplumsal işlerin organize edilmesini
bürokratik formlardan soyundurmalı.
91
DEVLET VE SINIF
Komünist bir toplum, zenginliğin herkes
tarafından ortak mülkiyet konusu haline
getirilmesi ve meta üretiminin yerine gerçek
beşeri ihtiyaçların tatminine uyarlanmış
kullanım için üretimin koyulması anlamında
sınıfsız bir toplum.
 Böylece, insanlar ilk kez kendi kaderlerini
şekillendirmiş ve tüm potansiyellerini
gerçekleştirmiş olacaklardı.

92

similar documents