Uluslararası İlişkilerde Kritik Düşünebilmek

Report
ULUSLARARASI
İLİŞKİLERDE
KRİTİK
DÜŞÜNEBİLMEK
Bakış Açınızı Genişletin
M. Ali Uğur
Kritik Düşünebilmek
‘Enformasyon’ ile ‘bilgi’yi ayırt edebilmek
gerek. Kişi enformasyona maruz kalır, onu
bilgiye dönüştürmek ise aktif bir zihinsel
eylemdir.
Algılamak, anlamak, anlamlandırmak farkını
görebilmeli.
Kritik (eleştirel) düşünmek ve hareket etmek
ile amaçsız muhalefet etmek farklı şeylerdir.
Kritik düşünmek yapıcı bir eylemdir.
Kritik düşünmek kazanılabilecek bir melekedir.
Düşünme egzersizleri yapmak gerekir.
Analitik Düşünebilmek
Analitik olabilmek olguları bileşenlerine ayırabilme
ve bu şekilde açıklayabilme becerisidir. (Arabayı
açıklamak onu parçalamak ve fizik-kimya’ya
indirgemekle mümkündür).
Açıklamada temel esas sebep-sonuç ilişkilerini
ortaya koyabilmektir.
Analitik (analytical) düşünmenin tersi tasviri
(descriptive) olmaktır ki bizi ezberciliğe götürür.
Bilimsel bilgiye ulaşmak, kritik düşünme melekesini
analitik yöntemle uygulamak ile mümkündür.
Sosyal Bilimler
Temel bilimlerde sebep-sonuç ilişkilerini ortaya koymak
kontrollü laboratuvar ortamlarında nispeten kolaydır.
Bir illüzyonistin algı yanıltması nihai analizde fiziksel
kanunlar çerçevesinde açıklanabilir.
Sosyal bilimlerde ise süreçler daha karmaşık ve kontrol
dışıdır. Bu nedenle manipüle edilme riski daha yüksektir.
Olayların teleolojik akil yürütmelerle (sebep-sonuç
ilişkilerini tersine döndürmek) açıklanması yanılgılara yol
açabilir.
Bu nedenle sosyal bilimler bakış acısına göre hem riskler
ile doludur (çünkü bilimsel objektiflik çok zordur), hem de
meraklısı için heyecanlı bir sübjektiflik içerir.
Bu heyecanlı sübjektifliğin getireceği risk ise ancak
kuvvetli referans noktalarına pergelin sivri ucunu
batırmakla mümkün olacaktır.
Uluslararası İlişkiler
Siyaset biliminden türemiş olduğundan sosyal bilimlerin tüm sübjektif
risklerini içinde barındırır. Çünkü fizik gibi tartışılmaz (!) kanunları yoktur.
Uluslararası ilişkiler nedir, ne değildir?
Dış politika güncesi kesinlikle değildir; olaylar almanağı değildir; savaşbarış tercihinden ibaret değildir.
Bir kere algılanmış bir gerçekliktir (perceived reality): Duyularımızla
algıladığımız ve aklımızla yorumladığımız olgular bütünüdür. Ama mutlak
gerçeklik değildir.
Perception: algı, idrak, kavrayış, sezgi, feraset, dirayet.
Dolayısıyla uluslararası ilişkilerde günlük karşımıza çıkan olgular aslında
gerçeğin kendisi değil, olguları bize ulaştıran muhtelif kanalların filtreleri
ve kendi akil filtremizin süzdüğü bir tercihli algılar bütünüdür.
Örnek: kiminin teröristi (-) kiminin özgürlük savaşçısıdır (+). Tabi
bilimlerde böyle bir şey mümkün olmaz. Bir olgu zıt iki şekilde ifade
edilemez.
Teori ve Uluslararası
İlişkiler
Bilimin amaç olguları açıklayabilmektir. Her bilim dalı için en
geniş ve iddialı açıklayıcılar teorilerdir.
Uluslararası ilişkilerin de elbette teorileri var. Birkaç temel
eleştiri:
Teorileri bizler oluşturduğumuza göre bizim insani eksikliklerimizi
de içermiyor mu?
Teoriler ‘bilimsel’ olma iddiasında olduğuna ve bilimde hissiyat
olmaması gerektiğine göre ‘normatif’ hassasiyetlerimizi yok farz
etmiyor mu? (e.g. devletin çıkarı esastır, ya insanın çıkarı?)
Uluslararası ilişkiler bağımsız bir bilim dalı olarak AngloAmerikan akademik camiasının bir urunu olduğundan
varsayımları dünyanın çok büyük bir kesimini yok saymıyor mu?
(e.g. devlet egemenliği temel amaç ve devlet ana aktör; her
medeniyette böyle mi ?)
Üç Temel Ekol
Ya da iki-buçuk ekol mu?: İki ana ekol ve kritik ekol.
Uluslararası ilişkiler esas olarak iki ana ekolun arasındaki
kadim tartışma çevresinde şekillenmiştir: realizm – idealizm.
Biri diğerini utopyacilikla, diğeri de ötekini aşırı kötümserlik
ve devlet merkezcilikle suçlamıştır.
Uluslararası konjonktürün gidişatına göre realizm öne çıkmış,
daha sonra ise eski alternatif ekol liberalizm olarak tekrar
yeşermiştir.
Son donemde ise modernist anlayışın her alanda
eleştirisinden bu bilim dalı da nasibini almış, normlara ve
farklılıklara daha sempati ile bakan üçüncü yol (critical
analysis) yükselişe geçmiştir.
Temel Varsayımlar
Realizm (Power-based): Ortam anarşik, otorite yok,
güç mülahazası, devlet çıkarı olgusu, sıfır toplamlı
oyun (zero-sum game), güç için rekabet,
kaçınılmaz çatışma ortamı, yüzeysel işbirliği, güçler
dengesi, devlet güvenliği.
Liberalizm (Interest-based): serbest ticaret,
ekonomik bağımlılık, demokratik barış, liberal
kurumsallaşma. İnsan doğası itibarıyla iyidir,
devletler sistemi anarşiktir, ancak karmaşık ve
karşılıklı bağımlılık ile örgütlenme savaşı zorlaştırır.
Kritik ekol (Knowledge-based, yapılandırmacılık constructivism): uluslararası ilişkilerde stratejik
değil sosyolojik interaksiyondur aslında
gündemimizi belirleyen. Güç (realizm) ya da
zenginlik (liberalizm) değil normlar, tarih, kültür ve
kimlik aslında bizim duruşumuzu belirler.
Kritik Ekol
Uluslararası ortamdaki anarşik yapı eşyanın tabiatı gereği
değil bizler tarafından (ya da Bati tarafından) ‘yapılmış’ suni
bir şeydir, organik ya da kalıcı değildir.
Normların kendileri organiktirler. Zamanla ‘devlet çıkarı’
denen şeyi ‘oluştururlar’.
Uluslararası kurumsallaşma (örgütlenme) sadece ilişkileri
düzenlemez, istenirse sistemi tamamen başından oluşturur,
aktörlerin davranışlarını dönüştürür.
Dolayısıyla bizim ‘devlet güvenliği’ ya da ‘devlet çıkarı’
dediğimiz kavramlar bizim ufkumuzun darlığını gösterir.
Çıkar denen şeyi nasıl tarif ederseniz ona göre hareket
edersiniz. Yani ‘çıkar’ bir ‘bağımsız değişken’ değil, normlara
göre sekil alacak bir ‘bağımlı değişkendir’.
Teori ve Realite
Aslında karşımıza çıkan çoğu sorunun altında bu farklı bakış açıları
yatar.
Teori bize olguları açıklayacak bir araç olarak hizmet etmesi
gerekirken kimi akademisyenler ve uygulamadakiler teoriyi
önceleyerek sanki onun sağlamasını yapmaya çalışırlar (Darwin ve
takipçileri gibi).
Olayları algılamada küllendiğimiz bu farklı ‘prizmalar’ dünya
olaylarına gösterdiğimiz tepkinin de sebebidir.
Teoriyi bizlerin bir kurgusu değil gerçeğin ta kendisi olarak görenler
kabullendikleri teorinin penceresini tek alternatif ve gerçeğe götüren
tek yol olarak addederler.
Bu anlamda uluslararası ilişkiler alanında çalışanlar da farklı teorik
perspektifleri algılamaya çalışmalıdır ki kendi bakış açısını
başkalarına hakkıyla anlatabilsin.
Ekoller arasında bu empatiyi en iyi yapabilenler kritik analiz ekoludur
ve dünyadaki farklı uluslararası yapı tercihlerini (hem tarihi hem de
günümüzdeki) anlamada daha mahirdirler. Teoriyi eksik, Batinin
teorideki hegemonyasını ise yanlış bulurlar.
Realizmin Dayanılmaz
Ağırlığı!
Dünyada en eski (en azından Batı'nın yükselişinden itibaren)
ve hala en popüler bakış açısı realizmdir.
Bir devletin kazancı mutlak manada bir başkasının kaybı
anlamına gelir. Bu yüzden her şeye stratejik olarak bakılır.
Dünyanın muhtelif yerlerinde devam eden ve nice insanın
ölümüne sebep olan çatışmalar aslında bu bakisin bir
sonucudur: normlar değil çıkarlar önemlidir.
Uluslararası ilişkilerin bir çalışma alanı olan uluslararası
hukuk da bu bakış açısından nasibini almıştır:
Algılanmış gerçeklik; asıl olan olgular ve bizim onu nasıl
algıladığımızdır, yoksa olması gerekenin ne olduğu değildir;
Hukuk devletlerin ne yaptığı ya da yapmak istediği ile
ilgilenir, neyi yapmasının daha doğru olduğu ile değil.
Hukuk kesinlikle adalet demek değildir çünkü.
Teori ve Müzakere
Uluslararası çatışmaları analiz ederken hem kritik-analitik bir
metodolojiyi, hem de teorik çerçeveyi iyi anlamak gerekir.
Teorinin kritiğini yapmak ayrı bir konu, ama bu teoriyi kullanarak
olguları analiz edebilmek başka bir konudur çünkü.
Bize son derece adaletsiz ya da hukuk dişi gibi görünen çoğu
olgunun aslında başkaları tarafından farklı algılandığını (unutma:
perceived reality) akılda tutmak gerekir).
Algı farklılığını gidermek ve benzer algıları paylasan bir kitle
oluşturmak zamanla sizin algınızı (perceived reality) başkalarının da
algısı haline getirecek, sizin ‘gerçeğiniz’ herkesin gerçeği olacaktır.
Masaya hazırlıklı gelmek, görüşmeye bir taslak koyabilmek sizi
kesinlikle bir adim öne atacak, sizin algınız etrafında bir müzakere
cereyan edecektir (Tıpkı Bati-dominant bir uluslararası ilişkiler
teorisinin sanki olması gereken şeymişçesine algılanması gibi).
İşbirliği İçin Müzakere
Neler yapmak gerek?
Prensip: Tarafları rakip değil problem çözümünde ortak
olarak algıla
Amaç: Zafer için değil akılcı çözüme odaklan
Davranış: Taviz isteme, birlikte çalış, problemle ilgilen
Oyun: Sıfır kazancı oyuna değil birlikte kazanmaya bak
Pozisyon: Belirli pozisyonlara değil karşılıklı çıkara odaklan
Çizgiler: Kırmızı çizgiler üzerinde durma, kandırmaya çalışma
Normlar: Pozisyonunda ısrar etme, objektif kriterlere dayan
Güven: ‘Bana güven’ deme ama kesinlikle güven ver
Güç, Çıkar, Normlar..
Olayları bir kenara bırakıp küçük bir simülasyon yapalım.
Acaba bizler güç mu, çıkar mi, yoksa değerler pesinde mi
koşuyoruz?
Üç devlet temsilcisi bir müzakere yapacak ve bir ‘pastadan’
pay alacaklar. Ancak tek başlarına pay almaları imkânsız.
Uçlu işbirliğinden ortaya çıkacak artı değer 121, ancak
aralarında paylaşmaları gerekiyor. Paylaşmak için ise
anlaşmaları gerekiyor. Sadece tek bir anlaşma mümkün.
A ve B anlaşırsa paylaşılacak değer 118
A ve C anlaşırsa paylaşılacak değer 84
B ve C anlaşırsa paylaşılacak değer 50
A, B ve C anlaşırsa paylaşılacak değer 121

similar documents